Bu ülke ve bu aziz millet tarihin hiçbir döneminde “bana ne” dememiştir, gönül coğrafyasına sırtını dönmemiştir, dünyanın neresinden gelirse gelsin yardım çağrılarına kulaklarını tıkamamıştır.
Uzak-yakın demeden, Müslim-gayrimüslim demeden, kimsenin inancına, mezhebine bakmadan imdat diyenin yardımına koşmuştur.
Bu dün böyleydi, bugün de böyle.
Herkes kayıtsız kalsa dahi biz coğrafyamızdaki acılara, zulümlere, sonu gelmeyen çatışmalara duyarsız kalamayız.
Çözüm üretmek, çözüme liderlik etmek bizim görevimiz, tarihî ve vicdani sorumluluğumuz.
Gazze’nin, Yemen’in, Suriye’nin, Sudan’ın, Somali’nin sokaklarında yere düşen her can, bizim canımızdan can koparıyor.
Açlıkla mücadele eden yavruların dramını kalbimizin derinliklerinde biz de hissediyoruz.
Yüreğimizi yakan bu manzara karşısında sadece elimizi değil, çoğu zaman tüm gövdemizi ortaya koyuyoruz.
Binlerce yıldır süzülüp gelen devlet aklıyla, beş yüz seneyi geride bırakan hariciye geleneğimizle; büyüyen ekonomimiz, köklü kurumlarımız ve ilkeli dış politikamızla coğrafyamızdaki yangınları söndürmeye gayret ediyoruz.
Dış politikayı asla sıfır toplamlı bir oyun olarak görmüyor; barış, refah ve istikrarın paylaştıkça çoğaldığına yürekten inanıyoruz.
Dün soykırım şebekesinin başı, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yalanları ve tehditlerini dinleyecek kimse bulamadı, boş salona konuştu.
Bugüne kadar kulağının üzerine yatanlar, görüyoruz ki artık gaflet uykusundan uyanmaya başladı.
Gazze’deki meseleyi Hamas parantezine indirgeyenler, kazın ayağının hiç de öyle olmadığının yavaş yavaş farkına varıyor.
İsrail’in derdinin sadece Gazze olmadığı gün geçtikçe daha net anlaşılıyor.
Özellikle Katar’a düzenlenen saldırı, İsrail’in asıl niyetinin görülmesini de sağladı.
Canavarın durdurulmasının şart olduğu bir kez daha görüldü.
Filistin’i tanıyan devletlerin sayısındaki artışın arkasında Gazze’nin sebep olduğu küresel uyanış vardır.
Şurası bir gerçek ki Filistin’in tanınması, geç de olsa önemli bir adımdır.
Filistinli kardeşlerimize on yıllardır yapılan yanlıştan nereden dönülürse biz bunu sadece takdirle karşılarız.
Nice güzel şiiri, hatırayı, seyahatnameyi, biyografiyi, mektup tarzında kaleme aldığı eşsiz eseri edebiyatımıza armağan eden Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü sahibi Yavuz Bülent Bakiler’in vefatından derin üzüntü duydum.
Merhum Bakiler’e Allah’tan rahmet diliyor; ailesine, dostlarına ve edebiyat camiamıza başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Rabb’im mekânını cennet eylesin.
YARIN AKŞAM GÖRDÜĞÜNÜZ ANKARA VE MANSUR YAVAŞ GÖRÜNTÜLERİYLE ŞOKA UĞRAYACAKSINIZ…
BİZ BU ADAMA MI OY VERMİŞİZ DİYECEKSİNİZ… ANKARA’YI
6 YILDA BU HALE GETİREN MANSUR CUMHURBAŞKANI OLSA TÜRKİYE 5 YILDA NE HALE GELİR ONU DÜŞÜNECEKSİNİZ…
YARIN AKŞAM 23.30’DA
BEYAZ TV’DE BULUŞALIM İNŞAALLAH…