Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı en içten dileklerimizle kutluyor, başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bizlere özgür ve bağımsız bir vatan bırakmak için canlarını feda eden tüm şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.
20 bin kişilik bir stadyumda kapasitenin göz göre göre çiğnenmesi artık tartışma değil; düpedüz bir işgal ve zorla ele geçirmedir.
Açık ve net: Hiçbir kulüp, kendisine tanınan bilet ve akreditasyon sayısının dışında tek bir kişiyi bile içeri alamaz. Buna rağmen binlerce insanın stada doldurulması, kulüp iradesinin yok sayıldığını ve sistemin dışarıdan zorla delindiğini açıkça gösterir.
Kendi taraftarımı stada sokamaz hale getirilmişsem, ortada organizasyon yoktur; bu, açık bir gasp ve dayatmadır. Bu düzeni tanımıyorum.
Bu yaşanan “yoğunluk” değil. Bu, kapıların bilerek açılmasıdır. Bu, göz göre göre işlenen bir ihlaldir. Bu, insanların can güvenliğini hiçe sayan pervasızlıktır.
Dünyada bunun bedelinin nasıl ödendiğini hepimiz biliyoruz. Hillsborough Faciası hâlâ hafızalarda. Heysel Faciası ortada. Bu tür ihmallerin nelere yol açtığı defalarca görülmüşken, bugün aynı sorumsuzlukların tekrar edilmesi affedilemez.
Bu düzeni kurmakla yükümlü olanlar, denetlemekle sorumlu olanlar, müdahale etmesi gerekenler… hepsi sınıfta kalmamış, bu rezaletin doğrudan parçası haline gelmiştir. Görmeyen de sorumlu, susan da sorumlu, seyreden de sorumludur.
Herkes şunu açıklamak zorunda:
Binlerce kişi o kapılardan nasıl girdi? Kim talimat verdi? Kim uyguladı? Kim buna izin verdi?
Kulübümün pazartesi gününden itibaren bu işin gereğini yapacağına inanıyorum. Aksi halde bu işin bizzat takipçisi olacağımı açıkça ifade ediyorum.
Galatasaray karşılaşması öncesinde tribün planlamamızı yaptık. galatasaray Passolig’i Gençlerbirliği tribünlerine kapalıdır; buna rağmen Gençlerbirliği Spor Kulübü dışında, yasal çerçevede yapılan bazı biletlemeler olduğunu herkes bilsin.
Bu yüzden Gençlerbirliği tribünlerine girmeyi düşünen galatasaraylılara açık ve net uyarıdır:
Burası misafir tribünü değil. Burası Gençlerbirliği tribünüdür.
Kimse bu tribünlerin düzenini bozmayı, saygı sınırlarını zorlamayı aklından bile geçirmesin.
En küçük bir provokasyonda emniyet ve güvenlik gerekeni anında yapar.
Büyük Gençlerbirliği taraftarı da kimsenin oyununa gelmez, kendi tribününe sahip çıkar.
Kırmızı kara burası Ankara.
Soykırımın gölgesinde konuşanların nutuk atmaya hakkı yoktur.
Gazze’de çocukları, kadınları, sivilleri öldüren bir yönetimin mensubu olarak siz, en son konuşacak kişisiniz.
Türkiye’ye, Türk milletine parmak sallamak sizin haddinize değildir. Önce işlediğiniz savaş suçlarının hesabını verin.
Tarih de vicdan da sizi soykırımcı olarak anacaktır.
GENEL BAŞKAN ERGÜN ATALAY'DAN SAVAŞA VE SESSİZLİĞE KARŞI ULUSLARARASI SENDİKALARA ÇAĞRI
Genel Başkan Atalay, uluslararası sendikalara gönderdiği mektupta, bölgedeki çatışmaların durdurulması için acil eylem çağrısı yaptı. İran ve bölge ülkelerindeki saldırıların sivil yaşamı ve ekonomik altyapıyı tehdit ettiğini belirten Atalay, dünya genelindeki emek örgütlerinin sessizliğini bozarak barış için somut adımlar atması gerektiğini vurguladı.
TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay, Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) Genel Sekreteri Luc Triangle ile Avrupa Sendikaları Konfederasyonu (ETUC) Genel Sekreteri Esther Lynch'e gönderdiği mektupta, Orta Doğu'da genişleyen savaşın durdurulması için uluslararası topluma seslendi.
"Savaşa ve Sessizliğe Karşı Çağrı" başlığıyla iletilen mektupta, ITUC ve ETUC gibi yapıların dünya genelindeki çatışmaları sonlandırma noktasında inisiyatif alması gerektiği dile getirildi.
İran'a yönelik saldırıların jeopolitik çıkarlar ve yayılmacı hedefler doğrultusunda şekillendiğini belirten Atalay, süreçle ilgili şu ifadeleri kullandı:
"Bedelini tüm dünyanın ödediği akıl dışı bu savaş ve hedefler, şimdiden tüm Orta Doğu'yu kan gölüne çevirmiştir. Bölge halklarını büyük bir yıkıma sürüklemiş, küresel istikrarı bozmuştur. Yaşanan katliamlara, ekonomik ve sosyal krizlere rağmen Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği de dahil olmak üzere uluslararası kuruluşlar etkisiz tepkiler dışında eylemsizliğe ve sessizliğe gömülmüştür. Ekim 2023'te Gazze Şeridi'nde başlayan çatışmalar ardından İran ve Lübnan ekseninde genişlemiş, karşılıklı misillemelerle tüm Körfez ülkelerini içerisine alarak, insanlık tarihinin en ağır insani ve küresel ekonomik krizlerinden birine dönüşmüştür. Bugüne kadar bebek, çocuk, kadın ve sivillerden oluşan on binlerce insan evlerinde, okullarında, iş yerlerinde bombaların hedefi olmuş ve katledilmiştir."
Atalay, 28 Şubat'ta İran'ın Minab kentindeki bir ilkokulun hedef alınması sonucu 185 kişinin yaşamını yitirmesini tarihe kara bir leke olarak niteledi.
Uluslararası raporların hayatını kaybedenlerin yarısına yakınının kadın ve çocuklardan oluştuğunu gösterdiğine işaret eden Atalay, insani drama ilişkin şu değerlendirmeleri paylaştı:
"Yüz binlerce insan yaralanmış ve vicdanlarımızda telafisi mümkün olmayan derin yaralar açılmıştır. Uluslararası raporlar, ölenlerin yarısına yakınının çocuklar ve kadınlar olduğunu ortaya koymaktadır. Sağlık sisteminin çökmesi nedeniyle yeni doğan ölümleri de dramatik bir biçimde artmıştır. Enkaz altında hala binlerce insanın bulunduğu ve gerçek kayıpların açıklanan rakamların çok üzerinde olabileceği ifade edilmektedir. Saldırılar doğrudan sivil yaşam alanlarını, enerji ve diğer altyapı tesislerini hedef almaktadır. Fabrikalar, iş yerleri, hastaneler, okullar, enerji tesisleri, su altyapısı ve sanayi üretim alanları işlevsiz hale getirilmekte, istihdam olanakları yok edilmektedir. Eğitim sisteminin çökmesiyle bölgede yüz binlerce çocuk okulsuz kalmış, sağlık hizmetlerinin durmasıyla salgın ve hastalık riski ciddi boyutlara ulaşmıştır. Gazetecilere yönelik saldırılarda yüzlerce basın mensubu hayatını kaybetmiştir."
Savaşın insani sonuçlarının yanı sıra ekonomik yıkımının da milyonlarca kişiyi yoksulluğa mahkum ettiğini hatırlatan Atalay, üretimin durmasının ve altyapının çökmesinin uzun yıllar sürecek krizlere yol açtığını bildirdi.
Atalay, barışın ve demokrasinin olmadığı bir ortamda işçi haklarının savunulamayacağını belirterek şunları kaydetti:
"Savaş sorumlularına karşı gösterilecek tepkinin dikkate alınmayan kınama mesajlarının ötesinde dünyanın her yerinde ortak bir sese ve somut adımlara dönüşmesi gerekmektedir. Barışı savunmak, insan onurunu korumak ve adaletsizliğe karşı sesimizi yükseltmek, aynı zamanda manevi sorumluluğunu taşıdığımız tarihsel görevlerimizden biridir. Sendikalar olarak gelecekte var olmak istiyorsak, bugün barış için tüm dünyada sesimizi güçlü ve kararlı bir şekilde yükseltmek zorundayız. Savaşların bedelini emekçiler, dar gelirliler, kadınlar, çocuklar ve siviller ödemektedir. Yıkılan fabrikalar, kapanan iş yerleri ve yok edilen üretim alanları yalnızca ekonomik kayıp değil, aynı zamanda milyonlarca insanın onurlu yaşam güvencesinin ortadan kalkması demektir. Biz barışın ve demokrasinin olmadığı yerde işçi haklarından ve sendikal haklardan bahsetmenin mümkün olmadığını çok iyi biliyoruz. Yeni nesillerin savaş koşullarında değil, haklarını, demokrasiyi ve dayanışmayı öğrenerek büyümesini istiyoruz."
Mektubun son bölümünde ateşkes ve müzakere çağrısını yineleyen Atalay, küresel kurumların bir an önce harekete geçirilmesi yönündeki beklentisini şu sözlerle aktardı:
"Bir emek örgütü olarak savaşın daha fazla yayılmadan sona ermesi, dünyada barışın, enerji güvenliğinin ve istikrarın tesis edilebilmesi için itidal, ateşkes ve müzakere çağrımızı bir kez daha yüksek sesle dile getiriyoruz. İnanıyoruz ki ITUC ve ETUC, haksız ve hukuksuz çıkar savaşlarına, vicdanlarımızı yaralayan katliamlara, akıl dışı işgallere ve ekonomik yıkıma karşı inisiyatif almaları çağrısında bulunduğumuz başta Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği olmak üzere tüm ilgili uluslararası kurum ve kuruluşları harekete geçirecektir."
18 Mart 1915 Çanakkale Zaferi, milletimizin bağımsızlık ve vatan sevgisinin en güçlü simgelerinden biri olup, siyasal ve askeri sonuçlarıyla Türk milletinin yazgısını ve tarihin akışını değiştirmiştir. Çanakkale Zaferi, inanç ve kararlılığın yarattığı eşine az rastlanır bir kahramanlık destanıdır.
Bu şanlı destanın 111. yıl dönümünde, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Çanakkale Savaşları’nın tüm şehit ve gazilerini rahmet ve minnetle anıyor; yaşadığımız toprakları vatan yapan ve canı pahasına koruyan kahraman Mehmetçiğimizin önünde saygıyla eğiliyoruz.
İnsanlık tarihine kara bir leke olarak kazınan Hocalı Katliamı’nın 34. yılında; kadın, çocuk, yaşlı demeden hunharca katledilen Azerbaycanlı kardeşlerimizi rahmet, saygı ve minnetle anıyoruz.
HOŞ GELDİN, YA ŞEHR-İ RAMAZAN
Rahmeti, bereketi ve mağfiretiyle gelen Mübarek Ramazan ayına kavuşmanın huzur ve mutluluğunu yaşıyoruz.
Bu kutlu ayın; kardeşliğimizi pekiştirmesini, birlik ve beraberliğimizi güçlendirmesini, dayanışma ve yardımlaşma ruhumuzu daha da kuvvetlendirmesini temenni ediyoruz.
Ramazan ayı; yalnızca açlığa ve susuzluğa sabretmek değil, aynı zamanda nefsi terbiye etmek, gönülleri arındırmak ve manevi olgunluğa erişmek için eşsiz bir fırsattır. Bu mübarek ayda dualarımızın kabul olmasını, iftar sofralarımızın bereketli olmasını Yüce Allah’tan (cc) niyaz ediyoruz.
Ramazan ayının getirdiği manevi iklimin; Teşkilatımıza, Milletimize ve tüm İslam âlemine sağlık, huzur ve bereket getirmesini diliyor; bu kutlu ayın mazlumların kurtuluşuna, adaletin tesisine ve dünyada barışın hâkim olmasına vesile olmasını temenni ediyoruz.
Ramazan-ı Şerifiniz mübarek olsun.
Milletimizin ve tüm İslam Alemi'nin Berat Kandili’ni tebrik ediyor; Ramazan ayının müjdecisi olan bu mübarek gecenin ülkemize, milletimizin birliğine ve beraberliğine, tüm İslam Alemi'ne hayırlar getirmesini temenni ediyoruz.
4 ARALIK DÜNYA MADENCİLER GÜNÜ KUTLU OLSUN
Her yıl 4 Aralık’ta kutlanan Dünya Madenciler Günü, zorlu ve çok tehlikeli koşullar altında çalışan maden emekçilerimizin fedakârlıklarını, cesaretini ve alın terini saygıyla andığımız anlamlı bir gündür. Madencilik; zorlu koşullarda, büyük bir fedakârlık ve emekle yürütülen, ülkemizin ekonomik kalkınmasına ve toplumsal refahına önemli katkılar sağlayan hayati bir meslektir. Bu nedenle madencilerimiz ülkemizin görünmez kahramanlardır.
Ne var ki, sektörde yaşanan iş kazaları, can kayıpları ve yaralanmalar; 4 Aralık gününü bir kutlamadan ziyade, farkındalık ve anma günü hâline getirmiştir. Gerçekleşen maden facialarının büyük bölümünde temel neden; iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin mevzuata uygun şekilde ve eksiksiz olarak uygulanmaması, denetim mekanizmalarının yeterli etkinlikle işletilmemesidir. Bu acı tecrübeler, güvenlik kültürünün hayati önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Özellikle kaçak ve denetimsiz maden ocaklarında çalışan emekçilerimizin karşı karşıya olduğu riskler, sektörün en büyük sorunlarından biri olmayı sürdürmektedir.
Bu sebeple; iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin eksiksiz uygulanması, yasal düzenlemelerin caydırıcı yaptırımlarla güçlendirilmesi, çalışanların haklarının korunması ve ülke genelinde ortak bir iş sağlığı ve güvenliği kültürünün yerleşmesi, tüm ilgili tarafların önceliği olmalıdır. Bu sadece bir zorunluluk değil; aynı zamanda maden işçilerimizin can güvenliği, sektörün sürdürülebilirliği ve ülkemizin geleceği için bir gerekliliktir.
Bu anlamlı gün vesilesiyle, maden kazalarında hayatını kaybeden tüm emekçi kardeşlerimizi rahmetle anıyor, madencilik sektöründe çalışan tüm işçilerimizin daha güvenli, sağlıklı ve huzurlu çalışma koşullarına kavuşmasını temenni ediyoruz.
Alın teriyle ekmeğini kazanan tüm madencilerimizin 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’nü bir kez daha yürekten kutluyoruz.
Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, öğretmenleri toplumun en fedakâr ve saygıdeğer unsurları olarak gören anlayışından ilham alarak; geleceğin çağdaş, aydınlık ve güçlü Türkiye’sini inşa etmek için azimle çalışan, bilimin ve aklın ışığında nesiller yetiştiren tüm öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü en içten dileklerimizle kutluyoruz.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 42. kuruluş yıl dönümü kutlu olsun.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varoluş ve özgürlük mücadelesinde canlarını feda eden tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimize şükranlarımızı sunuyoruz.
AZİZ MİLLETİMİZİN BAŞI SAĞ OLSUN
Kardeş Azerbaycan’dan ülkemize gelmekte olan Milli Savunma Bakanlığımıza ait 20 personel taşıyan C-130 askeri kargo uçağımızın Gürcistan–Azerbaycan sınırında düştüğü haberini derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.
Devam eden arama-kurtarma çalışmalarının en kısa sürede, en az badire ile sonuçlanmasını temenni ediyor; Şehitlerimize Yüce Allah’tan rahmet, kederli ailelerine, aziz milletimize başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Biz bugün hâlâ Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı yolda yürüyor,
onun kurduğu Cumhuriyet’te nefes alıyor,
onun hayal ettiği adil, özgür ve onurlu yarınlar için çalışıyoruz.
10 Kasım, bir veda değil;
Her gün biraz daha büyüyen bir emanet bilincidir.
Saygı, minnet ve özlemle…
ULU ÖNDERİMİZ GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’Ü ÖZLEMLE, MİNNETLE VE RAHMETLE ANIYORUZ...
Türk Milletinin kurtuluş ve varoluş mücadelesinin en büyük kahramanı, bağımsızlık ateşini yakan ve bağımsız yaşamanın en temel şartlarını inşa eden ebedi komutan, sendikal haklarımızın güvencesi olan Cumhuriyetimizin kurucusu, eşsiz devlet adamı büyük önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü; ebediyete intikalinin 87. yıl dönümünde milletçe gururla, özlemle ve rahmetle anıyoruz.