Ağrı’da görev yapan öğretmenimiz Irmak Ayşe Koparan’ın vefatına ilişkin ortaya atılan mobbing iddialarını büyük bir üzüntüyle takip ediyoruz.
@leventkuruoglu
https://t.co/d3PGrd0ntN
Bütün bunların yanında YSK ‘nın kararların kesin ve yargı yoluna kapalı olması, gerekli itiraz süresi sonrasında seçimin onaylanması, seçimlerin YSK ve görevli hakimlerinin gözetim ve denetiminde yapılmış olmasına rağmen alınan bu karar; ilgili hukukçuları da zan altında bırakır
CHP hakkında mahkemenin aldığı bu karar yarın Türkiye’de başta 18 Nisan Referandumu olmak üzere, seçim öncesi iktidar ve muhalefet fark etmeksizin belediyeler vasıtası ile dağıtılan özellikle nakdi yardımlarında benzer durum doğurduğu gerekçesi ile seçimlerin iptalini gerektirir
Türk Milliyetçiliğinin ayrılmaz parçalarından birisi hiç şüphe yok ki DEMOKRASİ dir. Demokrasiye, seçimlere ve seçilmişlere mahkemeler aracılığı ile müdahale etmek, demokrasiyi askıya almaktır ve bu durum asla kabul edilemez. Bu sebeple CHP hakkında alınan bu karar kabul edilemez
MEB, seminer çalışmalarının hangi tarihte yapılacağını açıklamalı ve mevzuat değişikliği ile seminer sonrası için idari izin uygulamasına son vermelidir.
Bilindiği üzere ikinci dönem 26 Haziran Cuma günü sona erecektir. Öğretmenler ise derslerin kesimi tarihinden temmuz ayının ilk iş gününe, eylül ayının ilk iş gününden derslerin başlangıç tarihine kadar geçen sürelerde mesleki çalışma yapacaklardır. Bu çalışmaya karşılık, Ek Dersle İlgili Esaslara göre iki haftayı geçmemek üzere ve fiilen görev yapmaları kaydıyla haftada 15 saat ek ders ücreti ödenmektedir.
Bu bağlamda dersler 26 Haziran Cuma günü kesileceğinden öğretmenler 1 Temmuz’a kadar mesleki çalışma yapacaklardır.
Fakat takvime baktığımızda 27-28 Haziran hafta tatiline denk gelmektedir (önceki yıllarda Bakanlık, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na ve 439 sayılı Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Yüksek ve Orta Dereceli Okullar Öğretmenleri ile İlkokul Öğretmenlerinin Haftalık Ders Saatleri ile Ek Ders Ücretleri Hakkında Kanun’a aykırı olarak hafta tatilinde seminer çalışması planlaması yapmış; ancak sendikalarca eylem kararı alınmıştır). 29-30 Haziran ise pazartesi ve salı günlerine denk gelmektedir. Maalesef Milli Eğitim Bakanlığınca mesleki çalışma için gerekli olan en az bir hafta, 2025-2026 eğitim öğretim yılı çalışma takviminde planlanmamıştır.
Bu nedenle derslerin kesim tarihinin bir hafta önceye, yani 19 Haziran Cuma gününe alınması, 22-26 Haziran tarihlerinde mesleki çalışma yapılması, akabinde 29-30 Haziran tarihlerinde de öğretmenlerin idari izinli sayılması gerekmektedir.
Aslında sürekli olarak yaşanan bu durum, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılacak bir yönetmelik değişikliği ile çözülebilir; yönetmelikle getirilen seminer zamanları ile ek ders esasları arasındaki çelişki giderilmelidir.
Şöyle ki:
Seminer, yani mesleki çalışmalar, 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu’nun 43. maddesinde aşağıdaki şekilde yer almaktadır:
“Madde 43 - İlköğretim okullarının yaz tatili, sınavların bitimi tarihinden yeni öğretim yılının başına kadar sürer.
a) Öğretmenler, yaz tatili içinde aralıksız iki ay izinlidirler.
Ancak bu iki aylık izin sürelerine dokunulmadan, kalan tatil zamanlarında yönetmelikte saptanacak meslekle ilgili çalışmalara katılmakla yükümlüdürler.
b) Tek öğretmenli okullarda görevli öğretmenlerin yaz tatili izinleri, bölge ilköğretim müfettişleri ile ilçe eğitim müdürü tarafından, okul ve kurumların korunması da göz önünde tutularak ayarlanır.
c) Okul müdürleri ile müdür yardımcıları, tatil aylarında okul işlerini ayarlamak ve düzenlemek şartıyla sıra ile izinlerini kullanırlar.”
YÖNETMELİKLER; DERSLERİN KESİM TARİHİNDEN TEMMUZ AYININ İLK İŞ GÜNÜNE, EYLÜL AYININ İLK İŞ GÜNÜNDEN DERSLERİN BAŞLANGIÇ TARİHİNE KADAR GEÇEN SÜRELERDE MESLEKİ ÇALIŞMA ÖNGÖRMEKTEDİR
26.07.2014 tarihli ve 29072 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’nin “Öğretmenlerin mesleki çalışmaları” başlıklı 38. maddesi:
“Madde 38 - (1) Okul öncesi eğitim ve ilköğretim kurumlarında görevli yönetici ve öğretmenlerin genel kültür, özel alan eğitimi ve pedagojik formasyon alanlarında bilgi ve görgülerini artırmak, yeni beceriler kazandırmak, eğitim ve öğretimde karşılaşılan problemlere çözüm yolları bulmak, öğrencinin ve çevrenin ihtiyaçlarına göre plan ve programları hazırlamak ve uygulamak amacıyla derslerin kesiminden temmuz ayının ilk iş gününe, eylül ayının ilk iş gününden derslerin başlangıcına kadar geçen sürelerde mesleki çalışma yapılır.”
07.09.2013 tarihli ve 28758 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nin “Öğretmenlerin mesleki çalışmaları” başlıklı 87. maddesi:
“Madde 87 - (1) Ortaöğretim kurumlarında görevli yönetici ve öğretmenler, derslerin kesimi tarihinden temmuz ayının ilk iş gününe, eylül ayının ilk iş gününden derslerin başlangıç tarihine kadar geçen sürelerde mesleki çalışma yaparlar. Mesleki çalışma programı, okul müdürlüğünce yönetici ve öğretmenlere bir hafta önceden duyurulur.”
Yukarıda yer verilen mevzuata göre öğretmenler; temmuz ayının ilk iş gününe kadar ve eylül ayının ilk iş gününden derslerin başlangıcına kadar mesleki çalışma yapmak zorundadırlar.
EK DERSLE İLGİLİ ESASLAR; İKİ HAFTA MESLEKİ ÇALIŞMA VE 15 SAAT EK DERS ÜCRETİ ÖNGÖRMEKTEDİR
Bu görevlerine karşılık; 1/12/2006 tarihli ve 2006/11350 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan ve 16/12/2006 tarihli, 26378 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan kararın 6. maddesinin 3. fıkrasına göre öğretmenlere, iki haftayı geçmemek üzere ve fiilen görev yapmaları kaydıyla haftada 15 saat ek ders ücreti ödenmektedir.
YÖNETMELİKLER İLE EK DERS ESASLARI ÇELİŞMEKTEDİR
Fakat yukarıdaki yönetmelik hükümleri ile Ek Dersle İlgili Esaslar birbiri ile çelişmektedir. Yönetmelikler “derslerin kesiminden temmuz ayının ilk iş gününe kadar” hükmünü içerirken, Ek Ders Esasları “iki haftayı geçmemek üzere” sınırı getirmektedir.
Geçtiğimiz yıllarda takvim farklılıkları nedeniyle seminer dönemleri bazı yıllarda iki haftadan az, bazı yıllarda ise iki haftadan fazla süreye denk gelmiştir. Bu nedenle Bakanlık, ya öğretmenleri idari izinli sayarak ya da hafta sonlarına seminer koyarak sorunu çözme yoluna gitmiştir.
MEB, MEVZUAT DEĞİŞİKLİĞİ İLE SEMİNER SONRASI İÇİN İDARİ İZİN İŞLEMİNE SON VERMELİDİR
Mesleki çalışmalardaki tarih sorunlarını ve mevzuat çelişkisini ortadan kaldırmak için aşağıdaki şekilde düzenleme yapılması gerekmektedir:
“Yönetici ve öğretmenler; genel kültür, özel alan ve pedagojik formasyon alanlarında bilgi ve görgülerini artırmak, yeni beceriler kazandırmak, eğitim-öğretimde karşılaşılan problemlere çözüm yolları bulmak, öğrencinin ve çevrenin ihtiyaçlarına göre plan ve programları hazırlamak ve uygulamak amacıyla derslerin başlangıcından önceki iki hafta süresince ve derslerin kesiminden sonraki iki hafta süresince meslekle ilgili çalışma yaparlar. Bu süreye denk gelen resmî tatiller ve idari izinler çalışma süresine dahildir. Bu çalışmalarına, fiilen görev yapmaları kaydıyla haftada 15 saat ek ders ücreti ödenir.”
MEB, seminerlerde re’sen görevlendirme işlemlerinden vazgeçmeli, kalıcı çözümler üretmelidir
Millî Eğitim Bakanlığınca düzenlenen hizmet içi eğitim faaliyetlerine katılacak öğretmenlerin belirlenmesinde zaman zaman görevlendirmelerin re’sen yapıldığı ve faaliyete katılacak öğretmenlere görevli olduklarına dair duyuruların, faaliyetin başlamasına çok kısa bir süre kala yapıldığı; bu durumun da mağduriyetlere yol açtığı ortadadır.
Millî Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü’nün 15.01.2018 tarih ve 1021764 sayılı yazısında hizmet içi eğitim faaliyetlerinde gönüllülük ilkesinin esas alındığı bildirilmesine rağmen, uygulamada öğretmenler zaman zaman bu faaliyetlere re’sen görevlendirilmektedir.
Bakanlık, söz konusu yazısında “hizmet içi eğitim ve seminerleri öncelikle gönüllülük ve başvuru esasına göre düzenliyoruz” açıklamasında bulunsa da her geçen gün öğretmenlerin hizmet içi eğitim ve seminerlere re’sen görevlendirildiği görülmektedir.
Re’sen yapılan hizmet içi eğitim faaliyetlerinde, faaliyete katılacak öğretmenlerin hangi ölçütlere göre belirlendiği; bu tasarrufun Bakanlık tarafından mı yoksa il millî eğitim müdürlükleri tarafından mı kullanıldığı da net değildir.
Millî Eğitim Bakanlığınca düzenlenen hizmet içi eğitim faaliyetleri bir takvime bağlanmakta ve yıl başında okul ve kurumlara duyurulmaktadır. Bu takvime göre katılmak isteyen öğretmenler MEBBİS modülü üzerinden başvuru yapmakta, başvurusu kabul edilenler ise belirtilen tarihlerde faaliyetlere katılmaktadır.
Ancak re’sen görevlendirmelerde gönüllülük esası gözetilmediği gibi, görevlendirmeler seminere çok kısa bir süre kala öğretmenlere tebliğ edilmektedir. Bu durum; öğretmenlerin sağlık, aile ve kişisel planlamaları açısından ciddi sorunlara yol açmaktadır.
Şöyle ki;
Re’sen yapılan bu görevlendirmelerden öğretmenlerin önceden haberdar olmaması, doğrudan mağduriyetlere neden olmaktadır. Bazı illerde ise faaliyetlere katılacak öğretmenlere duyurular, faaliyetin başlamasına çok kısa süre kala yapılmakta (örneğin pazartesi başlayacak bir faaliyetin cuma günü bildirilmesi gibi) ve bu durum öğretmenleri zor durumda bırakmaktadır.
Bu mağduriyetlerin önüne geçilebilmesi için hizmet içi eğitim faaliyetlerinde re’sen görevlendirme yapılmamalı; katılım gönüllülük esasına dayandırılmalı ve gerekli duyurular en az 15 gün öncesinden yapılmalıdır.
Ayrıca yarıyıl ve yaz tatillerinde, cumartesi ve pazar günleri ile mesai günlerinde saat 17.00’den sonra öğretmenlere eğitim-öğretimi aksatmamak adına re’sen seminer verilmesi, yürürlükteki mevzuata aykırılık teşkil etmektedir.
Şöyle ki;
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 99. maddesinde memurların haftalık çalışma süresinin genel olarak 40 saat olduğu, bu sürenin cumartesi ve pazar günleri tatil olacak şekilde düzenlendiği hüküm altına alınmıştır.
100. maddede ise günlük çalışma saatlerinin illerde valiler tarafından belirleneceği düzenlenmiştir.
101. maddede öğretmenlerin yaz tatili ile dinlenme tatillerinde izinli sayıldıkları açıkça ifade edilmiştir.
Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, öğretmenlerin anayasal dinlenme hakkını kullandıkları dönemlerde re’sen görevlendirme yapılması hukuka aykırıdır. Öğretmenlere mesai saatleri dışında zorunlu seminer verilmesi de aynı şekilde yasal değildir.
Kaldı ki bu tür uygulamalar, Anayasa’nın 18. maddesinde yer alan “Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır.” hükmüne de açıkça aykırılık teşkil etmektedir.
Dolayısıyla; yarıyıl ve yaz tatillerinde, hafta sonlarında ve mesai saatleri dışında gerçekleştirilen öğretmen eğitimi, hizmet içi eğitim, kurs ve seminerlerde öğretmenlerin zorunlu/re’sen görevlendirilmesi yasal ve hukuki değildir.
Bu faaliyetlere katılımda gönüllülük esas alınmalı; görevlendirmeler isteğe bağlı yapılmalıdır. Zira bu tür görevleri gönüllü olarak üstlenmek isteyen çok sayıda öğretmen bulunmaktadır.
Ayrıca gönüllülük esasına göre yapılacak görevlendirmelerde keyfî uygulamalardan kaçınılmalı, objektif kriterler esas alınmalıdır.
Arkasında “Hakimiyet Milletindir” yazıyor.
Sahip çıktığımız ve kutladığımız şey budur işte.
Çocuklarımıza bırakmak istediğimiz; onlarla birlikte kutlamak istediğimiz şey budur.
Bunu Atatürk’e borçluyuz.
Ne onu anmaktan ne de 23 Nisan’ı kutlamaktan vazgeçeriz!
Kutlu olsun!
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun.
Egemenliği kayıtsız şartsız millete teslim ettiği bu günü, çocuklara armağan eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün aziz ruhuna rahmet ve dua ile...
#23Nisan#23NisanKutluOlsun
Bugün, Siverek’te saldırının gerçekleştiği Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin önündeydik.
Okullarımızda alınmayan güvenlik önlemleri nedeniyle öğretmenlerimiz ve öğrencilerimiz artık açık hedef hâline gelmiştir. Eğitim kurumları, güvenli alanlar olmaktan çıkmış; her an risk barındıran mekânlara dönüşmüştür.
Sayın @Yusuf__Tekin ;
Mülakat süreçlerine harcadığınız mesaiyi, Milli Eğitim Akademisine gösterdiğiniz hassasiyeti okullarımızın güvenliğine ayırmış olsaydınız, bugün belki de bu acı olayları konuşuyor olmayacaktık.
Biz bu konuda defalarca uyarıda bulunduk.
“Okullara çelik yelekle mi gelelim?” diye sorduk.
Ama bugün geldiğimiz noktada görüyoruz ki; çelik yelek artık bir mecaz değil, neredeyse bir zorunluluk hâline gelmiştir.
Eğer gerekli tedbirleri alamayacaksanız, o hâlde öğretmenlere önlük yerine çelik yelek dağıtın!
@HurEgitimSen@tcmeb
#EgitimdeŞiddeteHayır
Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde, daha önce açık liseye gönderilmiş eski bir öğrencinin okula silahlı saldırı düzenlemesi sonucu çok sayıda öğrenci ve öğretmen yaralandı.
Yaralılara acil şifalar diliyoruz. Olayın tüm yönleriyle açıklığa kavuşturulmasını temenni ediyor, süreci yakından takip ediyoruz.
Hürriyetçi Eğitim Sen olarak 15-16 Nisan tarihlerinde 2 gün iş bırakıyoruz!
Siverek’te öğretmenleri ve öğrencilerimizi hedef alan, çok sayıda yaralının olduğu okul saldırısı; okul güvenliğini sağlamayanların açık sorumluluğudur!
Okullarımızın güvenliğini sağlayacak tüm önlemlerin alınması, somut adımların atılması için,
Tüm eğitim çalışanlarını; bu ülkenin gördüğü en büyük öğretmen eylemi için birleşmeye, tüm sendikaları ise iş bırakma kararı almaya davet ediyoruz.
HÜRSEN BÜYÜYOR, MÜCADELE GÜÇLENİYOR!
Hürriyetçi Sendikalar Konfederasyonu büyümeye devam ediyor.
Haber iş kolunda yer alan Hürriyetçi Haber Sendikası’nın 1. Olağan Genel Kurulu ve Konfederasyonumuza katılış kongresini başarıyla tamamladık.
Genel Başkan Ahmet Kurt’u, yönetim kurulu üyelerini ve genel kurul delegelerini tebrik ediyorum.
Ankara Pursaklar Turgut Özal Ortaokulu’nda görev yapan Türkçe öğretmenimiz Ömer Ocak’ın, yalnızca görevini yerine getirdiği için bir veli ve beraberindeki kişiler tarafından okul içerisinde darbedilmesini şiddetle kınıyoruz. Eğitim kurumlarının güvenliğini hiçe sayarak gerçekleştirilen bu menfur saldırı, sadece bir öğretmenimize değil, tüm eğitim camiasına yönelmiş açık bir tehdittir. Yaşanan olayın ardından öğretmenlerimizin haklı tepkilerini dahi baskı altına almaya yönelik tehdit ve hakaret girişimleri kabul edilemez. Öğretmenimiz Ömer Ocak’a, aynı okulda görev yapan tüm meslektaşlarımıza ve öğrencilerimize geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor; bu saldırının sorumlularının en ağır şekilde cezalandırılması için sürecin sonuna kadar takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla bildiriyoruz.
KARAMAN İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜNDE HUKUK YOK SAYILIYOR!
Karaman’da yıllarca müdür ve müdür başyardımcısı olarak görev yapan, yöneticilik sınavlarında yüksek puanlar alan, Eğitim Yönetimi alanında yüksek lisans sahibi okul müdürümüz Ali Koçak’a yönelik sistematik baskı yapılmıştır.
Açık soruyoruz:
İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Çalışkan, bu hukuksuz süreci kimlerle birlikte yürütmektedir? Kimlerin tetikçiliğini yapmaktadır?
2023 seçimlerinde milletvekili aday adayı olduktan sonra görevine dönmek isteyen Ali Koçak, Cumhurbaşkanlığı genelgesine rağmen 1 ay boyunca göreve başlatılmamıştır. Bu bile başlı başına bir hukuk ihlalidir.
Göreve döndükten sonra ise, aday adayı olduğu dönemde yaptığı bir sosyal medya paylaşımı bahane edilerek iki Eğitim-Bir-Sen üyesi okul müdürü üzerinden şikayet süreci başlatılmış, disiplin süreci adeta kurgulanmıştır.
Dosya incelemesi engellenmiş, kurul yanıltılmış, gerçekler gizlenmiştir. Yapılan itirazla cezanın kaldırılması bile bu sürecin ne kadar mesnetsiz olduğunu ortaya koymuştur.
Buna rağmen baskı bitmemiştir.
Şubat 2026’da İl Milli Eğitim Müdürü “ne olursa olsun görevden alınacağını” söylemiştir.
Bir şube müdürü ise gerçeği açıkça itiraf etmiştir:
“Sendikadan baskı var.”
Ve nihayet;
25.03.2026 tarihinde savunma alınmadan görev yeri değiştirilmiş, savunma yazısı ise işlemden sonra tebliğ edilmiştir.
Bu, sadece usulsüzlük değil, açık bir hukuk skandalıdır.
Ortada somut suç yok.
Ama organize şikâyet var.
Taraflı yönetim var.
Baskı var.
Kısaca;
Başarılı bir okul müdürü, sendikal baskılar ve idari keyfiyetle görevinden uzaklaştırılmış, başka bir okula sürgün niteliğinde görevlendirilmiştir.
Buradan açıkça ilan ediyoruz:
Bu sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız.
Hukuki tüm yollar sonuna kadar kullanılacaktır.
Ve herkes bilsin;
Bu hukuksuzluğun arkasında kim varsa, er ya da geç hesap verecektir.
@Yusuf__Tekin@tcmeb@memkaraman@KaramanValiligi@CaliskanMhm
Ankara Türk Telekom Sosyal Bilimler Lisesi ziyareti üzerine bir anekdot:
Proje okulları; liyakatin değil torpilin, adaletin değil kayırmacılığın, eğitimin değil hırsın zirve yaptığı makamlara dönüştü. Liyakatsiz atamalar, hızlı yükselişler, sendikasını tehdit aracı olarak kullananlar ve devletin makamını kişisel hırslarının basamağına çevirenler bu okulları ele geçirdi.
Artık herkes biliyor ki “proje okulu” denilen yerler; ehliyetsizliğin kadrolaştığı, adam kayırmanın meşrulaştığı bir yapıya dönüşmüş durumda. Eğitim ordusu bu zihniyete teslim edilmemelidir. Bir başka garabet ise, bu okullarda görev yapan bazı yöneticilerin kendilerini okul yöneticisinden çok sendika temsilcisi gibi konumlandırmalarıdır. O makama gelmelerine aracılık eden sendikaların işyeri temsilcisi, ilçe temsilcisi ya da şube başkanı sıfatıyla hareket etmeleri kabul edilemez.
İdarecilerin en temel hukuki sorumluluğu tüm öğretmenlere karşı din, dil, sendika üyeliği gibi konularda ayrım yapmaksızın eşit mesafede olmak ve adil davranmaktır.
Not:Okul müdürleri sendikalarına şube başkanı yapılıyorsa! acil olarak profesyonele ayrılmaları ve devletin kadrolarını meşgul etmemeleri gerekmektedir.
@tcmeb@Yusuf__Tekin@cftcblnt@MemAnkara@Murat4Kucukali@cankayailcemem@Aydn5950273494