Köpekler büyük fareleri uzak tutan en büyük bariyerdi. Kedi gibi avlamaz ama varlıkları yetiyordu.
Ülkenin her yerinden daha çok göreceğiz bu haberleri. Fare, böcek, çıyan, yılan, yabani hayvanlar ne varsa dadanacak. Ve asıl kuduz tehlikesi de şimdi başlıyor.
Bu kavganın özeti değil, toplumsal bir alarmdır!
Bu görüntüler karşısında sessiz kalamayız!
Hayvanlara yönelik şiddetin artmasından sonra, şimdi insanlara yönelen şiddeti de konuşuyoruz. Uzuvları kesilen kediler, asılarak öldürülen köpekler, dirgenle katledilen yavrular… Şiddet normalleşmemeli!
#7527iptaledilsin
@tcbestepe@TBMMresmi
@ISIK_P_GEN_BAS Sokaktaki canları korumak ve yaşatmakla görevli belediyeler, görevlerini ihmal ederek sokak hayvanları için adeta sistematik felaket yarattı. Can teslim edilen kliniklerde bu kadar vicdansız kişilerin görev yapabilmesi, liyakat ve denetim mekanizmasının çöktüğünün kanıtıdır.
DİYARBAKIR VALİLİĞİNE VE EMNİYET TEŞKİLATINA
SORUYORUZ!
Ulusal Güvenlik Stratejisti ve İletişim Uzmanı Umut Metehan Avcı’nın Diyarkabır’daki olay hakkındaki yazısı önemli. Alıntıladığımdan daha uzun ama tümü okunmalı.
👇🏽
Diyarbakır’ın Sur ilçesine bağlı Büyükakadı Mahallesi’nde 4 yaşındaki bir çocuğun bir kedi tarafından ısırıldığı ve sonrasında sağlık durumunun ağırlaştığı yönündeki haber, elbette hepimizi üzmüş ve endişelendirmiştir. Ancak böyle hassas bir olayın yalnızca ilk haber başlıkları üzerinden değerlendirilmesi doğru değildir.
Çocuğun kesin teşhisinin ne olduğu, kuduz tanısının laboratuvar tarafından doğrulanıp doğrulanmadığı, eğer kuduz söz konusuysa bulaş kaynağının gerçekten bu kedi olup olmadığı ve bölgede başka risk unsurlarının bulunup bulunmadığı bilimsel ve resmî verilerle ortaya konulmalıdır.
Çünkü insan sağlığını doğrudan ilgilendiren bir olayda kamuoyunun ihtiyacı korku değil, doğru bilgidir.
Burada özellikle dikkat çekmek istediğimiz nokta ise olayın sosyal medyada ele alınış biçimidir. Gerçek bir sağlık vakasının çok kısa süre içerisinde farklı hesaplar tarafından benzer ifadelerle ve eş zamanlı biçimde paylaşılması, olayın tekil bir vakadan çıkarılarak “kediler toplum için tehdit oluşturuyor” şeklinde genişletilmesi ve bu çerçevede korku, panik ve hayvanlara yönelik tepkinin büyütülmesi tarafımızca masum bir iletişim biçimi olarak görülmemektedir.
Tam da bu noktada, olayın yaşandığı mahallede haber yapmak amacıyla bulunan bir muhabirin aracının, iddiaya göre görüntü alınmasını istemeyen bazı kişiler tarafından sıkıştırıldığı ve aracın tarlaya uçması sonucunda gazetecinin bu kişilerden şikâyetçi olduğu yönündeki haber ayrıca önem kazanmaktadır.
Emniyet Teşkilatına soruyoruz:
Muhabirin aracını sıkıştırdığı iddia edilen kişiler tespit edilmiş midir? Olayın gerçekleşme biçimini gösteren kamera veya başka dijital deliller incelenmiş midir? Gazetecinin şikâyeti üzerine adli süreç başlatılmış mıdır? Aracın tarlaya uçmasına neden olan hareketin kaza mı, yoksa kasıtlı bir müdahale mi olduğu araştırılmış mıdır? Daha da önemlisi, söz konusu kişilerin görüntü alınmasına neden karşı çıktıkları konusunda herhangi bir tespit yapılmış mıdır?
Türkiye’de sahipsiz köpekler üzerinden uzun süredir devam eden toplumsal tartışmaların yarattığı gerilimden sonra, şimdi benzer bir toplumsal fay hattı kediler üzerinden mi oluşturulmaya çalışılıyor? İnsanları hayvanlara karşı kışkırtan, öfke ve nefret duygularını büyüten bir dijital kampanya varsa bunun arkasında kimler bulunuyor?
Çocuğun kesin sağlık durumu nedir? Kuduz tanısı kesinleşmiş midir? Tanı laboratuvar tarafından doğrulanmış mıdır? Bulaşın söz konusu kediden gerçekleştiği bilimsel olarak ortaya konulmuş mudur? Bölgede başka kuduz vakaları bulunmakta mıdır? Olay sonrasında hangi halk sağlığı ve veterinerlik tedbirleri alınmıştır?
Toplum sağlığını korumanın yolu tekil bir olaydan bütün bir hayvan türünü suçlu ilan etmek değildir. Bilimsel teşhis, epidemiyolojik inceleme, aşılama, veterinerlik denetimi, kayıt sistemi, etkin popülasyon yönetimi ve vatandaşın doğru biçimde bilgilendirilmesi gerekir. Aynı şekilde bir sağlık vakasının toplumda korku ve nefret üretmek amacıyla kullanılıp kullanılmadığı da araştırılmalıdır.
Diyarbakır Valiliğinden olayın sağlık boyutunu, Emniyet Teşkilatından ise olayın güvenlik ve sosyal medya boyutunu bütün yönleriyle araştırmasını bekliyoruz.
Gerçek neyse ortaya konulsun.
Varsa ihmal ortaya çıkarılsın.
Varsa suç ortaya çıkarılsın.
Varsa dezenformasyon ortaya çıkarılsın.
Varsa koordinasyon deşifre edilsin.
Türkiye’nin toplumsal huzuru, hiçbir dijital operasyonun ve hiçbir organize algı faaliyetinin malzemesi yapılamaz.
https://t.co/N16sDouBrv
Dr. Tarkan Özçetin’den Beklenen Açıklama: Diyarbakır’daki Kuduz Vakası ve Kediler
Diyarbakır’da bir çocukta kuduz tespit edildiğine ilişkin haberlerin ardından kamuoyunda özellikle kedilerin hastalığın kaynağı olarak gösterilmesi tartışma yarattı.
Konuyla ilgili çok sayıda soru ve mesaj alan veteriner hekim Dr. Tarkan Özçetin, Kedici Dergisi’ne yaptığı açıklamada Diyarbakır’daki vakayı değerlendirdi.
Özçetin, kuduzun son derece ciddi ve ölümcül bir hastalık olduğunun altını çizerken, bir çocukta kuduzun laboratuvar olarak doğrulanması ile hastalığın dört ay önce temas ettiği belirtilen bir kediden bulaştığının bilimsel olarak ortaya konulmasının aynı şey olmadığına dikkat çekti.
Dr. Tarkan Özçetin’in açıklamasının tam metnine https://t.co/6GktZ8M2zU üzerinden ulaşabilirsiniz.
https://t.co/a0p99mV1rf
Uzun yıllardır kedilerle yaşıyorum.
Onları tedavi ediyorum, gözlerine bakıyorum, bazen kurtarıyorum bazen kaybediyorum.
Ama her geçen yıl şunu daha net görüyorum:
Kedilerle ilgili mesele sadece sağlık meselesi değil.
Bilgi meselesi.
Vicdan meselesi.
Ve giderek daha fazla… Bir gerçeklik meselesi.
Bugün artık sadece hastalıklarla değil, yanlış bilgilerle de mücadele ediyoruz.
Bir haber çıkıyor, bir başlık atılıyor, bir anda binlerce insanın zihninde korku oluşuyor.
Bu sayıda özellikle altını çizmek istediğim bir konu var:
“Kediler neden kuduz olmaz.”
Bu yazı bir iddia değil.
Bir savunma da değil.
Bu yazı, bilimsel bir gerçeğin hatırlatılmasıdır.
Kediler kuduz açısından istatistik dışı canlılardır.
Bu bir görüş değil, veridir.
Ama mesele burada bitmiyor.
Çünkü bu tür haberler sadece yanlış bilgi üretmez.
Aynı zamanda korku üretir.
Korku ise en hızlı yayılan şeydir.
Biz bu dergide korkuyu değil, bilgiyi yaymak zorundayız.
Çünkü bir toplumun hayvanlara bakışı, aslında kendine bakışıdır.
Bu sayıda bilim var.
Davranış var.
Kültür var.
Ama en önemlisi bir şey var:
Bir duruş.
Kediler bu ülkenin bir parçası.
Sokakta, evde, hayatın içinde.
Onları anlamak, korumak ve doğru anlatmak bizim sorumluluğumuz.
Bu dergi bunun için var.
Ve bu mücadele devam edecek...
Dr.Tarkan Özçetin
Veteriner Hekim
İstanbul Sarıyer sahibi taşınırken terk etmiş.cins bir kedi doğumu yaklaşmış. Kendini korumaya bilmiyor sokak ortasında öylece yatıyor. Bebeklerini güvenle doğuracağı korumaya alacak birileri çıkar belki Rt eder misiniz lütfen 🙏
Kene ölümleri arttı son 1 ayda rekor sayıda !
Evlere böcek sürüngen yılan akrep istilası yavaştan başladı
Öyle bir zaman gelecek ki bu toplayıp katledilen kedi köpekleri çok arayacaksınız !
Kampanyalar başlatacak kedi köpek besleyene teşvik vereceğiz diye ilanlar vereceksiniz !
ALLAH milyonlarca hayvanın içinde sadece kedi ve köpekleri niçin biz insanlarla iç içe yaşatıyor bunu öğreneceksiniz !
#SokakHayvanlarıSahipsizDeğil
Bu ülkede kaç sokak hayvanı sokak ortasında, barınaklarda, mahallelerde canice öldürüldü…
Farkında mısınız?
Sokakta şiddetin her geçen gün biraz daha normalleşmesi tesadüf değil.
Hayata karşı merhametini kaybeden bir toplum, insana karşı da merhametini kaybeder.
Bir gün dönüp diyeceksiniz ki: “Sokaktaki köpekleri korumalıydık.”
81 ilde Hayvanları seviyormusunuz diye telefonla ve yüz yüze açık alanlarda büyük bir anket yaptırdık !
83.750 kişiye sorulmuş
Soru ! Sokak hayvanlarını seviyormusunuz ?
Cevap !
Evet seviyorum % 96.7
Hayır sevmiyorum % 3.3
Buda size kapak olsun kötüler !
#SokakHayvanlarıSahipsizDeğil
Bir işletmenin kapısındaki “Hayvan Giremez” levhası; yalnızca hayvanları değil, vicdanı, yaşam hakkını ve merhameti de dışarıda bırakmaktadır.
Yaşam hakkını yok sayan bu uygulamayı kesinlikle kabul etmiyoruz.
Bu nedenle, yanımızda hayvan olsa da olmasa da dahi, kapısında “Hayvan Giremez” levhası bulunan hiçbir işletmeyi ASLA TERCİH ETMİYORUZ!
@EsenyurtBLDYS Gücü elinde bulunduranlar unutmamalı ki hayat bazen insanı, başkalarına yaşattığı acıyla yüzleştirir. Dilerim bir gün, bugün görmezden geldikleri bu acının ne demek olduğunu derinden anlar ve hiçbir canlıya böyle bir acının yaşatılmaması gerektiğini öğrenirler.