Dilimizi mutlaka daha kapsamlı ve çeşitli ifadelere imkan veren bir hale getirmeliyiz. Bunu elbette öncelikle yazarlarımız yapacak.
Alenî: açık
Bâriz: açık
Âşikâr: açık
Âyân: açık
Bedîhî: açık
Vâzıh: açık
Sarîh: açık
Müstehcen: açık
Münhal: açık
Üryân: açık
Defisiter: açık (defisiter yerine eksiklik, noksan, boşluklu demek daha uygun-EG)
Mubîn: açık
(Aktaran @ogretmensitemiz)
Hayatım boyunca hiçbir erkekle tokalaşmadım bana elini uzatanın elini havada kaldı ve bunu yapmaktan hiç rahatsız olmadım nikahımda bile seküler akrabalara önden haber yolladım eluzatanın elini havada kalacak haberiniz olsun diye
Evet bugörgü kuralıdır erkek kadına eluzatmamalı
EVLENİYOR MUSUN?
Bizim Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde ağzı biraz bozuk hocamız vardı. Bir gün derste, hiç beklemediğimiz bir yerde sözü evliliğe getirdi ve dedi ki:
“Evleneceğiniz kadında üç şeye bakın: bileği, çekmecesi ve annesi.”
Gençtik. Önce güldük, sonra şaşırdık. Bilek ne alaka, çekmece ne alaka, anne ne alaka?
Meğer adam, bir cümlenin içine bir medeniyetin evlilik terazisini koymuş.
Bilek dediği yalnız kemik inceliği değildi. Zarafetti. İnsanın hareketine sinmiş ölçüydü. Bir bardağı tutuşunda, bir çocuğun başını okşayışında, sofraya ekmek koyuşunda belli olan o ince kadınlık hâliydi.
Çekmece dediği yalnız eşya düzeni değildi. İç dünyanın aynasıydı. Dağınık bir çekmece bazen dağınık bir ruhun, titiz bir çekmece bazen emanet bilen bir kalbin işaretidir. Çünkü insan evvela küçük şeylerde belli olur. Büyük laflar herkeste vardır; asıl insan, mendilini nereye koyduğunda anlaşılır.
Anne dediği de yalnız genetik değildi. Zamanın insanda neyi büyüttüğüne bakmaktı. Güzellik yaşlanınca hırsa mı dönmüş, huya mı? Yüz çizgileri merhametle mi derinleşmiş, öfkeyle mi? Bir kadın annesine benzeyebilir; bazen yüzüyle, bazen sesiyle, bazen de kırıldığı yerde verdiği tepkiyle.
Ben de bugün o hocanın sözüne birkaç şey eklemek isterim.
Evvela kadına değil, kendine bak.
Sen yurt tutacak adam mısın?
Yuva kurmakla ev açmayı aynı şey sanmıyor musun?
Belâ gelince kapının eşiğinde duracak mısın, yoksa ilk rüzgârda savrulacak mısın?
Fakirlik, hastalık, borç, dert, gurbet, kırgınlık geldiğinde o evin direği olabilir misin?
Çünkü evlilik yalnız sevda treni değildir. Evlilik biraz da nöbettir.
Birbirinin uykusuna, hastalığına, suskunluğuna, yaşlanmasına nöbet tutmaktır.
Sonra karşındakine bak.
Kavga ve gürültü içinde büyümüş bir kalp mi getiriyor sana? Eğer öyleyse, o evin yankısı sizin evinizde de duyulur mu? İnsan çocukluğunun sesini kolay susturamaz. Bazıları sevgiyi bağırmadan anlatamaz; bazıları huzuru görünce bile huzursuz olur.
Kadın olmanın keyfini yaşayan biriyle mi evleniyorsun, yoksa dünyaya erkek gelmediği için kendine küsmüş biriyle mi? Bu ince bir meseledir. Çünkü kendi varlığıyla barışık olmayan insan, başkasının varlığına da huzur veremez. Kadınlığını yük bilen de, erkekliğini tahakküm sanan da yuvaya denge değil, hesap getirir.
Dedikoduya teşne biriyle mi evleniyorsun?
Başkasının kusuruyla beslenen bir dil, bir gün kendi evinin etini de yer. Bugün komşuyu çiğneyen yarın seni de çiğner. Çünkü gıybet, önce dilin değil, kalbin bozulmasıdır.
Bir de şuna bak:
Merhameti var mı?
Hayvana, çocuğa, yaşlıya, garsona, kapıcıya, hastaya, düşküne nasıl davranıyor? İnsan kendinden güçsüz olana nasıl davranıyorsa, gerçekte odur. Büyük sofralarda takınılan nezaket aldatabilir; ama küçük bir öfke anı insanın bütün terbiyesini ele verir.
Ve nihayet şunu unutma:
Evlilik, iki kişinin birbirini beğenmesi değildir sadece. İki soyun, iki evin, iki çocukluğun, iki yaranın, iki duanın, iki korkunun aynı çatı altında imtihana girmesidir.
Onun için eski insanlar “hayırlı kısmet” derdi. “Güzel kısmet” demezdi, “zengin kısmet” demezdi, “hayırlı” derdi.
Çünkü güzellik solar. Para azalır. Heves geçer. Ama huy kalır. Edep kalır. Merhamet kalır.
Bir de insanın zor günde kim olduğu kalır.
O yüzden evleneceğin kişiye bakarken yalnız gözünle bakma.
Soyuna sopuna değil, haline bak.
Sözüne değil, susuşuna bak.
Gülüşüne değil, öfkesine bak.
Süsüne değil, çekmecesine bak.
Gençliğine değil, annesinin yaşlanışına bak.
Ve hepsinden önce aynaya bak:
Ben bu yuvaya yük mü olurum, yoksa omuz mu?
میں امریکی ہوں ایک عیسائی کے طور پر پیدا ہوئی لیکن میں نے غزہ کے لوگوں کے اٹوٹ اور غیر متزلزل ایمان کا مشاہدہ کیا مرتے ہوئے بھی اللہ کہہ رہے تھے اور مجھے تجسس ہوا میں نے تحقیق کی تو پتا چلا یہ ایمان کی طاقت ہے اللہ نے مجھے ہدایت دی اور میں مسلمان ہو گئی۔الحمد للہ 🤲الحمداللہ
🚨 ILS VOUS FONT PAYER POUR EXISTER
Regardez ce professeur qui dit tout haut ce que tout le monde ressent au fond de lui.
Ils ont pris les arbres fruitiers… et ils nous revendent les fruits.
Ils ont pris l’eau des rivières, de la pluie et des sources… et ils nous la vendent en bouteille.
Ils ont pris la terre qui existait avant l’humanité… et ils vous disent que pour y poser le pied, il faut un plan de paiement.
Tout ce dont un être humain a besoin pour vivre était déjà là. Gratuit. Depuis toujours.
Pourtant on vous a convaincu que vous étiez né en dette.
Et maintenant, une vie sans factures, sans loyer, sans dette, sans permission… ça passe pour une idée folle.
Qui a réussi à nous faire accepter ça comme normal ?
Dites-moi en commentaire si ça vous rend fou vous aussi.
Israel started massive bombing campaign against Lebanon as soon as a potential peace deal was announced. They’re never going to let us live in peace. They are never going to be satisfied.
They’re insatiable fanatics, who want endless war because they think God promised that land to them 3,000 years ago. They’re the religious and nationalist fundamentalists we should have been warned about.
That’s so fucking obvious. Just look at a map!! Are the Palestinians occupying the Israelis, or the other way around? Are the Lebanese invading Israel, or the other way around? You would have to be both blind and deeply stupid to not see the reality at this point.
I’m furious at our national media. They all lied in unison for decades to trick us into supporting and funding the terrorists.
I don’t know that I can ever forgive all the reporters in the national press, who lied to help the fascists, and called their victims “terrorists.” These sick people helped the actual terrorists brutalize the Palestinians for six decades, while actively hiding the truth from us.