buraya gelirken kuştan ve kuş sesinden eğilmiş bir ağaç gördüm. ne güzeldiler! tanrım, yeryüzündeki her güzel şeyin haberciliğini ve tüm güzel haberlerin aciliyetini bilebilen birini diliyorum senden.
Holde yaprakları beyaz benekli kırmızı iri begonyalar, küflü tenekeye dikilmiş.
Kocaman kocaman.
Bu küflü teneke saksılar arefe günü ayranlanmaya yeminli.
Çay bardakları tepsiye ters kapatılmış, çayın hazırlığını homurtusuz beklemek zorundalar.
Yarım paket petibör bisküvi.
Yani ben tam “ Bazı şeyler düşünerek değil, üzülerek öğreniliyor” yaşımdayım.
Buradaki üzülmek, genişletilmek anlamında sirayet etseydi keşke zihnime.
Üzülmek bana iyice büzüşmeyi, daha az yer kaplamayı düşündürüyor.
Son iki yıldır tuttuğum günlükleri okudum az önce. Kendime sık sık dinlen demişim. Oysa iki yıldır tarlada unutulmuş, belki de hatırlanmak için günden güne büyüyen koca bir karpuz gibi kımıltısız yatıyorum. Ve yeniden yaz kapıda artık.
Çocukluğumda iki elimde de aynı yerde bulunan küçük benlerin çam ağaçlarının izi olduğunu, çamların izini taşıdığım için adımın Şeyma olduğunu sanıyordum. Çocukluk Mitleri adlı hiç yayımlanmayacak son kitabımdan.
“Güneş ısıtıp yağmur yağdıkça dağda da menekşeler açar. pencere önü menekşeleri dağdakilerden niye daha güzel, biliyor musun? Onların sahipleri var, sevenleri var da ondan…Yani sen dağ menekşesisin.”
Canım ücra bir köyde burhana çekilmek, mum ışığında kalıbımın sığmadığı evleri düşünmek, hiçbir şey olmazken sabah olur mu diye beklemek, nihayet iri taşlar arasından akan derede yüzümü yıkamak çekti. Canım, bu şalı omzuna al üşüteceksin güzelim.