Bu kez de bir komedyen, #DenizGöktaş içinde bulunduğumuz iklimi yüzümüze çarptı.
Tahammülümüz giderek azalıyor. Farklı düşünen, farklı hisseden, bize benzemeyen herkese sopa sallansın istiyoruz. Üstelik çoğu zaman kraldan çok kralcı bir refleksle; hukuku hiçe sayan derhal tutuklansın çığırtkanlığıyla.
Oysa mizah, sanat ve neşe, toplumun nefes alma alanları. Bu alanlar daraldıkça hep birlikte boğuluyoruz. Deniz Göktaş'ın "neşemizi çalamazlar" söylemini alaya alması boşuna değil; neşemizi gerçekten de bal gibi çalıyorlar.
Keşifler için whatsapp grubu kuran, keşif gününden bir gün önce, grupta son derece detaylı bilgilendirme yapan, dosya sıralaması ve anlık olarak hangi dosyanın adresine gidileceği bilgisini paylaşan İstanbul Anadolu 8. Sulh Hukuk Mahkemesine teşekkür ve tebrikler. Örnek olması umuduyla.
(Zorunlu şartlar yoksa) çocuğu hayata hazırlamak için erken yaşta yatılı okula göndermekle, çocuğa yüzme öğretmek için onu derin suya atmak arasında çok fark göremiyorum. Aynı yalnızlık, terk edilmişlik, güvensizlik, bağ kuramama, tek başına mücadele...
Çocuklar erkenden olgunlaşmak zorunda kalmamalı.
Candan Erçetin, ailelerin çocuklarını yatılı okula göndermeleri gerektiğini söyledi.
• 11 yaşında beni yatılı okula verdiler, arkamdan kapıyı kapattılar.
• Aileme minnettarım.
• Bugün 'Ben çocuğumu yatılı okula vermem, veremem' diyen ebeveynlere çok karşı çıkıyorum.
• Sevginizi içinizde tutun ama çocuğunuzu gerçekten seviyorsanız bunu mutlaka yapın, onları yatılı okula verin.
Dürüstlük, tutarlılık, netlik, sorumluluk üstlenme, sözlerinin ve eylemlerinin arkasında durma, samimiyet, güvenilirlik, açıklık... dik ve doğru bir duruşa dair ne varsa silip atışını izledik Kılıçdaroğlu'nun.
Adaletin tamamen kişisel kanaatlere bırakılması elbette sakıncalıdır; bu nedenle hukukta genel kurallar ve yazılı kanunlar vardır. Ancak adaletin matematik gibi kesin formüllerle sağlanabilmesi de mümkün değildir. Matematikte aynı veriler her zaman aynı sonuca götürür; oysa hukukta birbirine benzeyen iki olayın arka planındaki insani, ekonomik ve sosyal koşullar tamamen farklı olabilir. Bu nedenle hukuk, yalnızca kurallardan değil, aynı zamanda yorum ve takdirden de oluşur. Kanun koyucu bütün ihtimalleri önceden öngöremeyeceği, her ihtimali kapsayacak kanun maddesi olamayacağı için, hakime belirli ölçüde takdir yetkisi tanınır.
Kanımca yoksulluk nafakasına ilişkin mevcut yasal düzenleme temel olarak çok sorunlu değildi. Kanun taraflara süresiz nafaka talep etme hakkını vermekle birlikte, aynı zamanda hakime nafakanın toptan veya irat biçiminde ödenmesine karar verme imkanı tanımaktaydı. Özellikle kısa süreli evliliklerde, tarafların yaşı, çalışma imkanları ve ekonomik durumları dikkate alınarak adil tutarlarda ve mümkün olduğunca toptan ödemeye hükmedilmesi mümkündü ancak bu uygulamaya yerleşmedi.
Sorunun önemli bir kısmı kanun hükmünden ziyade uygulamadan kaynaklanıyor. Mahkemeler tarafından nafakanın süresi, miktarı ve ödeme şekli belirlenirken somut olayın özelliklerine göre daha dengeli çözümler üretilmesi mümkünken; uygulamada çoğu zaman nafakanın irat biçiminde ödenmesine hükmedilmektedir. Bu şekilde aylık düzenli ödemeyle, nafaka sadece maddi bir yükümlülükten ibaret olmaktan çıkarak, kendi yollarını çizmiş eski eşleri de ömür boyu sorunlu şekilde muhatap kılmaktadır. Bu durum da zamanla yoksulluk nafakasının kendisinden çok, uygulanma biçiminin tartışılmasına yol açmıştır. Yapılacak yeni düzenlemede en çok bu husus göz önüne alınmalıdır.
🔴ANAYASA MAHKEMESİ İPTAL KARARI
SÜRESİZ NAFAKAYA İPTAL❗️
AYM, Antalya 12. Aile Mahkemesinin 2025/156 sayılı itiraz başvurusunda;
22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “...süresiz olarak...” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebini,
Yoksulluk nafakasının herhangi bir süre sınırı olmaksızın devam etmesinin mülkiyet hakkı, ölçülülük ilkesi ve taraflar arasındaki menfaat dengesi açısından yeniden değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle kabul ederek Anayasaya aykırılığı nedeniyle ibarenin İPTALİNE karar verdi.
AYM'nin iptal kararının ardından nafaka konusunda yeni bir yasal düzenleme yapılması bekleniyor. Kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasının ardından yürürlüğe giriş tarihi ve uygulanma şekline ilişkin ayrıntılar netleşecek.
Bu tür düzenleme, kadının belirtilen süre boyunca evliliği sürdürmeye zorlar, erkeği süre dolmadan dava açmaya yönlendirir. Kaldı ki boşanma davalarının kesinleşmesi çok uzun yıllar sürmekte, karar kesinleşene dek taraflar resmen evli sayılmaya devam etmektedir. Bu durumda yerel mahkemenin "evlilik süresi" üzerinden karar vermesi de hakkaniyetli ve sağlıklı olmayacaktır.
Emredici nitelikte yasal düzenleme yapılması mümkün de sağlıklı da değil. Çünkü nafakanın belirlenmesinde; tarafların kusurlarının ağırlığı, mali durumları, yaşları, evliliğin süresi gibi pek çok ölçüt vardır. Hakim tüm bu detayları titizlikle inceleyerek nafaka tutarı ve nafakanın ödenme şeklini belirler.
Rica ederim, elbette hepimiz fikir yürüteceğiz; üstelik de çok önemli bir noktaya parmak basmışsınız. Bizde hakimlerimiz kararlarını dediğiniz gibi daha ziyade yasal düzenlemelere sıkı sıkıya bağlı kalarak şekillendiriyor. Oysaki, özellikle aile hukukunda hakime -emredici hukuk kurallarına bağlı kalmak kaydıyla- geniş bir takdir yetkisi tanınmıştır. Zira her evlilik ve dolayısıyla boşanma kendine özgüdür dolayısıyla yasa maddesine sıkı sıkıya bağlı şekilde verilen kararlar çoğu zaman sağlıklı ve adil değildir. Kaldı ki mevcut yasayla, hakime sadece nafakaya hükmedip hükmetmemek değil, tutarı adil şekilde belirlemek, ödemeyi toptan ve tek seferlik veya süreli veya süresiz olarak düzenlemek imkanı verilmiştir. Dolayısıyla, uygulamada ortaya çıkan hakkaniyete aykırı sonuçların, doğrudan yasa maddesinden değil, hakimlerin kanunun sunduğu takdir yetkisini doğru şekilde kullanmamasından kaynaklandığı kanısındayım.
Cumhuriyet Halk Partisi; kişisel ikbal arayışlarının mücadele alanı değildir.
Cumhuriyet Halk Partisi milletimizin egemenlik senedidir.
38. Olağan Kurultayımız ile ilgili mahkemenin vermiş olduğu karar; bir ayrışma vesilesi değil, asırlık çınarımızın altında kenetlenme fırsatı olmalıdır.
Gün; sevinç çığlıklarıyla birbirimizi kırma günü değildir.
Gün; kırgınlıkları bir kenara bırakıp ciddiyetiyle, sükûnetle ve kucaklaşarak ayağa kalkma günüdür.
Bu süreci “keşkelerle” değil, ciddiyetle, parti kültürümüzden aldığımız samimiyetle ve ortak akıl ile yönetmek zorundayız.
Şahsi ikballer değil, Türkiye’nin geleceği esastır. Bu kapsamda süreci; önceki dönem Genel Başkanlarımızla, Parti Meclisi üyelerimizle, milletvekillerimizle, il ve ilçe başkanlarımızla tam bir uyum ve iş birliği içinde yürüteceğiz.
Hiç kimse endişe etmesin, partimizi bu tartışmaların içinden çıkaracak ve iktidar yürüyüşünü devam ettireceğiz.
Herkesi sükûnete ve ortak akıla davet ediyorum.
Biz bir aradayız! 🇹🇷
Acil!!! Beykoz Polenezköy Yolu Sokak civarında sanıyorum @iskignmudurlugu çalışması var. Kilometrelerce uzunluktaki yolda kapaklar işçiler tarafından tek tek asfaltlanıyor. Trafik yoğun ve hiçbir uyarı yok. Can güvenliği tehdit altında. Her an bir kaza olabilir. 112'den sonuç alamadım.
@Beykoz_Bld@IBBcozummerkezi@IstEmnMudurlugu
Sosyal medyada eleştirilerimizi rahatça dillendirirken, övgülerimizi dillendirmekten neden sakınıyoruz ki diyerek; her daim tutarlılık, nezaket ve samimiyetle dile getirdiği aydınlatıcı yorumlarından yararlandığımı ve kendisini ekranlarda izlemekten keyif aldığımı paylaşmak istedim: @dtansi
@Meral_Akcay Çocukların ağlatılması, alaya alınması, öfkelendirilmesi... bu anların kayda alınması, bir de sosyal medyada paylaşılması ve bunun gitgide yaygınlaşması gerçekten kahrediyor insanı.
🔴ÇAĞLAYAN MEYDANI’NI ÖZGÜRLEŞTİRMEK İÇİN DAVA AÇTIK
19 Mart'tan bu yana avukatlara ve vatandaşlara kapalı tutulan
Çağlayan Meydanı için yaptığımız idari başvurunun olumsuz cevaplanması nedeniyle,
İstanbul 7. İdare Mahkemesinde iptal davamızı açtık.
Çağlayan'da 10 aydır kesintisiz uygulanan ve binlerce avukatı ve vatandaşı mağdur eden keyfi polis ablukasının kaldırılması için açtığımız ve yürütmenin durdurulmasını da talep ettiğimiz davada,
idarenin cevabında belirtiği olası "genel güvenlik" veya "terör riski" gibi gerekçelerinin,
"Kategorik Yasak Geçersizliği" oluşturduğu ve soyut gerekçelerle meydanın belirsiz süreliğine tüm eylemlere ve yaya geçişine kapatılması yoluyla anayasal hakların demokratik toplum düzenindeki işlevini yitirmesine neden olduğunu savunduk.
Çağlayan Meydanı'nı özgürleştirme mücadelemizi sürdürüyoruz!
#AvukatlarınAvukatıyız
#AvukatHaklarıGrubu #İstanbulBarosu