Bugün sinemamızın bir çınarını daha toprağa veriyoruz.
Sırrı Süreyya’nın yanında, barışın nöbetine devam edecek.
Onların gölgesi bu topraklardan hiç eksilmeyecek.
UĞURLAR OLSUN
ONURUN, VİCDANIN, BARIŞIN VE KARDEŞLİĞİN
KADİR AĞABEYİ…
#kadirinanır
Kürt kadınlarına yönelik sarf edilen aşağılayıcı, hadsiz ve ayrımcı ifadeleri en güçlü şekilde lanetliyorum. Bir halkın kadınlarını hedef almak, sadece o kadınlara değil; onların emeklerine, onurlarına, mücadelelerine ve temsil ettikleri değerlere saldırıdır.
Kürt kadınları; cesaretleriyle ailelerine ve topluma kattıkları değerlerle bu ülkenin en kıymetlileridir. Ben de hayatım boyunca Kürt kadınlarının emeğine ve asaletine yakından şahit olmuş biriyim. Kürt eşimle, Kürt kızlarımla her zaman gurur duydum; onların ahlakı, çalışkanlığı ve duruşu benim için daima iftihar vesilesi olmuştur.
Hiç kimse, bulunduğu makamdan veya sahip olduğu unvandan güç alarak Kürt kadınlarının haysiyetini hedef alamaz. Bu çirkin ve ayrıştırıcı dil toplumsal barışa zarar vermekte, kardeşlik hukukunu zedelemektedir.
Bu yıl 60 yaşına giriyorum.
Yaş almanın herkes için aynı şey olmadığını daha iyi anlıyorum artık.
Ben de iki kız çocuğu babasıyım.
Hayatın en büyük armağanlarından birinin, çocuklarının büyümesine tanıklık etmek olduğunu biliyorum. Onların değişen yüzlerini, büyüyen hayallerini, sevinçlerini ve kırgınlıklarını yaşayarak görmek…
Bu satırları yazarken, iki kız çocuğu babası Selahattin Demirtaş’ı düşünüyorum.
53 yaşında.
Hayatının yaklaşık son on yılını cezaevinde geçirdi.
Bir baba olarak bunun ne anlama geldiğini hissedebiliyorum. Çünkü zaman, en çok çocuklarımızın hayatında görünür. Kaçırılan her yıl, geri getirilemeyen bir hatıradır.
Ama mesele yalnızca bir babanın çocuklarından uzak kalması değildir.
Mesele aynı zamanda hukuk, adalet ve özgürlüktür.
Demokratik toplumların gerçek gücü, farklı düşünen insanların da kendilerini özgürce ifade edebilmesinden gelir. Hukuk, yalnızca sevdiğimiz ya da katıldığımız insanlar için değil; herkes için gerektiğinde anlamlıdır. Adalet de ancak herkes için işlediğinde adalettir.
Bugün dünyaya baktığımızda görüyoruz ki, hukukun zayıfladığı yerde kutuplaşma büyüyor, adalet duygusunun aşındığı yerde toplumsal barış yara alıyor.
Bir insanın özgürlüğünden mahrum bırakılması, yalnızca onun hayatını değil; ailesinin, çocuklarının ve yakınlarının hayatını da etkiler.
Bu nedenle Selahattin Demirtaş’ın durumuna yalnızca siyasi bir mesele olarak değil, aynı zamanda vicdani ve insani bir mesele olarak bakıyorum.
On koca yıl... Çok uzun bir zaman...
Bir insanın hayatından, bir babanın çocuklarından, bir ailenin birlikte yaşayabileceği yıllardan alınmış çok uzun bir zaman…
60 yaşıma girerken şuna inanıyorum:
Hukuk intikamın değil, adaletin aracıdır.
Özgürlük bir lütuf değil, temel bir haktır.
Ve adalet geciktiğinde, yalnızca bireyler değil, toplumlar da zarar görür.
Bu nedenle, hukukun evrensel ilkeleri ve adalet duygusu çerçevesinde, Selahattin Demirtaş’ın bir an önce özgürlüğüne kavuşması ve serbest bırakılması gerektiğine inanıyorum.
Çünkü bazen bir insanı özgür bırakmak, yalnızca o insan için değil; hukuk devleti, toplumsal vicdan ve ortak geleceğimiz için de doğru olanı yapmaktır.
#SelahattinDemirtaşaÖzgürlük