kavganın, aşkın, devrimin ve sınıfının şairiydi Ahmet Telli.
ve hep öyle kalacak. devri daim olsun.
"kavgadan uzak kalmışsan
sevdadan da uzaksın demektir
.......
hüznün isyana dönsün artık
.......
hüznün isyan olmalıdır."
Praksis, burjuvazinin [ve iktidarın(ın)] şakaklarında bir gedik açmaktır. Bu gerçekleşmediği sürece eylem; eylem değildir, sadece bir gösteridir. İşçi sınıfının "praksis"i 1 Mayıs kutlu olsun.
KAZANDIK!
3 ayrı Bakanlıkla yaptığımız görüşmeler sonrası eylemimizi sonlandırıyoruz. Ayrıntılı açıklamayı bugün saat 19.00'da Kurtuluş Parkı'nda yapacağız.
Her daim yanımızda olan halkımızı 19.00'da kutlamaya ve madencileri uğurlamaya çağırıyoruz.
https://t.co/4MjkonYN4C
Çözüm için önce bu problem ile yüzleşmemiz ve sonrasında doğru sorular sorarak doğru cevaplar üretmemiz gerekir.
Ezcümle, Rosa Luxemburg'un söylediği gibi "Ya Sosyalizm, Ya Barbarlık". Tarih, bu iki uç noktadan ibarettir.
Şiddetin yasallaşması; 1950'den sonra filizlenen, 80 dönemi ile hızlanan, 2002'den sonra da doruk noktasına ulaşan neoliberalizmin bir sonucudur. Yani sorun [toplumun çözülmesi], bir "neoliberal iktidar" problemidir. Bu problemi by-pass ederek çözüme ulaşamayız. +++
İŞGALCİ ABD VENEZUELA’DAN DEFOL!
Dünya halklarının düşmanı ABD emperyalizmi, kanlı gözlerini bu kez Venezuela’ya dikti. Yıllardır ambargolarla nefessiz bırakmaya çalıştıkları, darbelerle dize getiremedikleri Venezuela halkına karşı şimdi topyekün bir saldırı dalgası başlattılar.
ABD, tüm Amerika kıtasını kendi "arka bahçesi" olarak gören sömürgeci zihniyetiyle, bölgeyi tam egemenliği altına almaya çalışmaktadır. Bugün Orta Amerika'ya yığdığı devasa silah gücü ve en son Panama işgalinde görülen o askeri kuşatmayı hatırlatan, dünyanın en gelişmiş uçak gemisinin bölgeye gönderilmesi, niyetin "demokrasi" değil açık bir işgal provası olduğunu kanıtlamaktadır. Bu uçak gemisi, Venezuela hava sahasının kontrolünü ele geçirmek ve halkın tepesine ölüm yağdırmak için oradadır.
Biz bu barbarlığı Irak’tan, Afganistan’dan biliyoruz. Bugün Venezuela’nın hedef alınmasının sebebi, "özgürlük" götürmek değildir. Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olan bu ülkenin kaynaklarına el koymaktır. Trump'ın strateji belgelerinde açıkça ilan ettiği dünyanın neresinde olursa olsun kaynakları zorla gasbetmeye dayalı bu haydutluk, ABD hegemonyasına teslim olmayan Venezuela halkının iradesini kırmayı hedeflemektedir.
ABD İLE İŞBİRLİĞİ, HALKLARA İHANETTİR!
Bu saldırı, ABD emperyalizminin küresel hegemonyasını ve sömürü düzenini zorbalıkla sürdürme çabasının bir sonucudur. Venezuela’nın zenginliklerini yağmalamak isteyen emperyalist merkezler, aynı zamanda Türkiye gençliğini ucuz iş gücü deposu, ülkemizi ise askeri bir garnizon olarak görenlerdir.
Bu anlamda Venezuela’ya yapılan bu açık saldırıya sessiz kalmak Trump ve Erdoğan arasındaki "dostluk" masasında, ülkemizin taşının, toprağının ve çıkarlarının emperyalist pazarlıklara kurban edilmesine göz yummak demektir. Çünkü emperyalizmle kurulan ilişki dostluk değil, ancak bağımlılık ve sömürü ilişkisidir.
Ülkemizdeki iktidarın ABD politikalarına yedeklenmesini, topraklarımızın emperyalistlerin operasyon sahası haline getirilmesini reddediyoruz! İncirlik ve Kürecik gibi üsler, ABD emperyalizminin saldırı aparatlarıdır ve bu topraklarda yeri yoktur.
Venezuela gençliği ile kavgamız ortaktır. Onların geleceğine çöken karanlık, bizim de hem bugünümüzü hem de yarınımızı tehdit ediyor. Denizlerin, ABD’nin 6. Filo’sunu denize döktüğü bu topraklarda, anti-emperyalist mücadele mirası bugün de omuzlamamız gereken en güncel görevdir.
Bütün Türkiye gençliğini bu haydutluğa karşı ses çıkarmaya, ABD-NATO saldırganlığına ve yerli işbirlikçilerine karşı mücadele etmeye çağırıyoruz.
Venezuela halkı yalnız değildir!
Emperyalistler yenilecek, direnen halklar kazanacak!
Yaşasın Enternasyonal Dayanışma!
Ekim Devriminin Işığı ve Birikimi Türkiye İşçi Sınıfının Yolunu Aydınlatıyor!
1917’de köhnemiş ve asalak Çar imparatorluğunu devirerek ilk sosyalist iktidarı Rusya’da gerçekleştiren işçi sınıfının tarihsel zaferinin üzerinden 108 yıl geçti. İçerden ve dışarıdan kuşatmalara rağmen sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyayı kurmak için var gücüyle çaba harcayan proletaryanın iktidarı, Lenin’in deyimiyle kapitalist ülkelerdeki en ileri demokrasilerden bin kat daha ileri bir demokratik sistemi gerçekleştirmişti. Adil bir paylaşım sisteminin yanı sıra, üretim denetiminin işçilere bırakıldığı, gençlerin, kadınların, meslek örgütlerinin, sanatçı birliklerinin, sendikaların içinde örgütlü halkın siyasi karar alma süreçlerinin etkin öznesi haline geldiği, Anayasa’nın en ücra köylerde tartışılarak olgunlaştırıldığı; emekçilerin gündelik yaşam ve iş koşullarının giderek iyileştirildiği sosyalizm dünya işçi sınıfının da yüzünü döndüğü bir coğrafya gerçekliğiydi.
Sosyalizmin varlığı kendi ülkelerinde demokrasi ve özgürlük mücadelesi veren işçilerin ve ezilen kesimlerin güvencesi, sermaye imparatorluğunun da korkusuydu. Faşizmi silip süpüren Stalingrad zaferinin şanı da sosyalizm güçlerine aittir. Savaş sonrasında kurulan halk demokrasilerinin, Çin ve Küba devriminin de ilham kaynağıdır.
İç ve dış kuşatmalara yenik düşen sosyalizm artık coğrafi bir realite olmamasına rağmen sınıf mücadelesinin nesnel hedefi olmaktan çıkmamıştır. Kapitalizm her gün kendi mezar kazıyıcılarını ürettikçe de çıkmayacaktır. Ve sosyalizm geçmişe ait bir güzel anı değil insanca bir hayat, savaşsız ve sömürüsüz bir dünya için yol gösteren deniz feneri olmaya devam etmektedir. Dünyada aynı hayalet işçi mücadelelerinde, baskı ve zulme karşı başkaldırılarda ve gençlik ve kadın mücadelelerinde dolaşmaya devam ediyor.
Korkulacak bir şeyleri kalmadığını, işçi sınıfını ve emekçileri dize getirdiğini sanan kapitalist emperyalist sistemin dünyayı yeniden paylaşmak için birbirleriyle girdikleri rekabet savaşları, dünya emekçilerine uyguladıkları soykırım ve zorbalıklara son verecek olan da her şeye rağmen yaşayan ve yaşatılan sosyalizm davasıdır.
Bir daha asla yenilmemek için daha sağlam, daha deneyimli, daha güçlü olarak gelmekte olandır sosyalizm. Partimizin yolu Türkiye işçi sınıfının mücadelesiyle kurulacak sosyalizme doğrudur, öyle olacaktır.
Çünkü sosyalizm geleceğimizdir.
Emek Partisi Genel Merkezi
"luddite bir güneş kadar" isimli şiirimle yeni e dergisi'nin 88. sayısında bulunuyorum. dosya konusu da müthiş, iyi okumalar.
"ceplerimi grevle doldurdum çarpışmaya hazırım.
uykudan uyan. uykudan uyan. uykudan uyan
dışarıda hayat var. dışarıda son"
Yeni e’nin 88. sayısı “Propagandadan Gerçeğe Aile Yılı ve Kültür” başlıklı dosyasıyla çıktı!
AKP’nin iktidara geldiği ilk günden bu yana en fazla üzerinde durduğu, son zamanlardaysa çok daha saldırgan biçimde ifade edip harekete geçtiği meselelerin başında “aileyi güçlendirmek” var. Ama dövülen örs misali her gün tepesine bir başka musibet, bir başka zorluk, bir başka sömürüyle çökülen aileler güçleniyor mu, iktidarın asıl derdi bu mu?
Çocukların eğitimden koparılıp daha çocuk yaşta MESEM’ler yoluyla işçiliğe sürüldüğü, kalanlarının ise dinci-gerici müfredatın tornasından geçip formülasyonu zaman zaman değişen “yerli ve milli” ya da “dindar ve kindar” nesil olarak bugünlerde sık kullanılan deyimle “iç cephe”ye uygun bir formasyonla adeta imal edilmeye çalışıldığı bir zamandayız. Yoksulluk sınırının bile hayal olduğu ücretlerle ev geçindirmeye çalışan ebeveynlerin çaresizlikten intihar ettiği, borçsuz ev geçindirmenin mümkün olmadığı, insan onuruna aykırı çalışma koşullarının rutin hâle geldiği bir zamandayız.
Güçlendirildiği söylenen ailenin her bir üyesinin hem kendi başına özel olarak ezilip suyunun sıkıldığı hem de bu ailenin toplumun diğer kesimleri üzerinde bir baskı aracı olarak kullanıldığı, bu aileye özel “düşman”ların yaratıldığı günümüzde, önümüzdeki on yıllık zamanı “Aile Yılı” olarak planlamanın anlamını kadınlar, LGBTİ’ler, “Aile yılı değil, mücadele yılı” diyerek sokaklara çıkan ve hayatlarını savunanlar pek çok yönüyle konuşup tartıştı, tartışmaya da devam edecektir. Ancak aile siperinin ardından yapılan bütün bu saldırıların ve planların kültürel alana nasıl yansıdığına dair kapsamlı bir değerlendirmeye de ihtiyaç var. İktidarın kültürel iktidar tartışmalarındaki perspektifinin önemli belirleyenlerinden biri de aile yılına ilişkin belgelerde ifade edilen fikirlerden geçiyor. Bu yüzden, kültürel alanı kuşatmanın, baskılamanın ve siyasal, ideolojik hedefleriyle uyumlu bir dönüşüm yaratmanın araçlarından biri olarak kurgulanabilecek aile yılı vizyonunun sadece kadınlar ve LGBTİ’ler değil kültür sanat kurumları ve aydınlar, sanatçılar arasında da daha fazla tartışılması gerekiyor. Dosyamızın bu yöndeki bir adım olarak buna vesile olmasını umuyoruz
Foucault'a göre söylemin maruz kaldığı dışlama usullerinden biri yasaktır. Yasak, aynı zamanda iktidar tarafından karşımıza konulan bir keti imler: dokunursan cezalandırılırsın.
ikincisinin ise tam tersine ters düşmesidir. Necmiye Alpay, bu durumu "[Devlet] kendisi için rahatsız edici ve zararlı olabilecek her şeyi olabildiğince yoksamaya bakar (bakınız, ders kitapları), bu arada kendisiyle bütünleştirmenin yollarını arar" cümlesiyle ifade etmiştir.
SOL Parti ile TİP, üyesi olduğum sendika üzerinden birbirleriyle kavga ediyor. Amacı sosyalizmi kurmak olan partiler birbirleriyle kavga etmek yerine birlik olup burjuva sınıfıyla ve partileriyle kavga etseler her şey daha farklı olurdu kesinlikle. komik bir durum bu gerçekten.