Bir avuçtuk biz göklere sığmayan
Bir avuçtuk biz cennete susayan
Düşmez dilimizden sökülmez kalbimizden
En kutlu sözdür bu Lâ ilâhe illallah☝🏻
#KelimeiTevhid *15Temmuz
Ne kadar başarılı olduğumuza, işimizi ne kadar iyi yaptığımıza, ne kadar para kazandığımıza, özgüven ve kendine yeterlilik imajını ne kadar kusursuzca yansıttığımıza, hayal kırıklıklarını ne kadar kolay atlattığımıza, acı verici deneyimlerden ne kadar çabuk toparlandığımıza ve sosyal medyada kaç beğeni aldığımıza dair kaygılar, olması gereken asıl kaygıları boğuyor.
Oysa bakmamız ve kaygılanmamız gereken şunlardı : Hayatımız ne kadar anlamlı ? Hayatı ne kadar derinden deneyimliyoruz? İnsan deneyiminin kaçınılmaz karmaşıklıklarına, çelişkilerine ve paradokslarına ne kadar tahammülümüz var? Bize gerçekten ne ilham veriyor? O ilhamın peşinden gitmeye cesaretimiz var mı? Kendimizi yasladığımız değişmez değerlerimiz var mı?
Sahip olmak değil olmak…
Kabataş derece yapınca “gurur”, Galatasaray Lisesi derece yapınca “başarı”…
Kartal Anadolu İmam Hatip derece yapınca ise “Acaba?”
Sorun okulda değil, bazı zihinlerdeki önyargıda.
Emeğe saygı, ideolojiye göre değişmemeli.
Tebrikler arkadaşlar.
Nietzsche'nin dediği gibi:
"Canavarlarla savaşan kişi dikkat etmelidir ki, kendi de bir canavara dönüşmesin."
Ortalıkta yalnızca canavarlar yok;
daha çok canavarlarla savaştığını iddia eden
canavarlaşanlar var.
Kalbi taş olanları biliyoruz da;
ya kalbi taş ocağı olanlar.
Mühim..!
Milletimiz enkazda 'Sesimizi duyan yok mu?' diye feryat ederken deprem bölgesinde gece gündüz çalışan İslamî vakıflara ve devlet kuruluşlarına itibar suikastı yapıp insanların paralarını Ahbap'a göndermelerine sebep olan kim varsa bu soyguna ortaktır ve hepsi hesap vermelidir.
En ufak meselede iktidar seçmenine “koyun” diyenler, önlerine konulan her adaya “tıpış tıpış” gidip oy verdiler.
Dünyanın en beceriksiz en ahlaksız adamları, kendilerini Atatürkçülük maskesi ile pazarladı, neredeyse sırtlarında taşıdılar.
Yetmedi… Mücadelenin en yoğun zamanında FETÖ’nün kayığına hiç düşünmeden bindiler, her algı operasyonunun peşine takıldılar.
O da yetmedi… Sırf iktidara zarar verme uğruna devlet kurumlarını itibarsızlaştırdılar; ne idüğü belirsiz dernekleri ise devletin alternatifi gibi pazarladılar.
Bugün oy verdikleri adama “hain” diyorlar.
Para yağdırdıkları adam ise dolandırıcılıkla suçlanıyor…
Millete “koyun” diyenler biraz olsun utanır mı?
Sanmam
Nerelerde gezinirsen, oranın gündemiyle hemhâl olursun.
Ferah bahçeler, kirli sokaklar, gizli ayartıcı kuytular ya da uzlet köşesi.
Gündemini değiştirmek isteyen, gezindiği yerleri değiştirmeli bu yüzden. Yalnızca ayakların değil; zihnin, ruhun ve kalbin dolaştığı sokakları da.
İnsan ömrü, iyimser bir tahminle dört bin hafta. Böyle yazınca kısalığı daha iyi anlaşılıyor. O haftaları nasıl geçireceğin belki de hayatında vereceğin en önemli karar. Hep koşacak mısın, yoksa arada durup kendine ve âleme bakacak mısın?
Evlada küsülmez, evlatla dertleşilmez. Evlat çevreye kötülenmez. Evlat, sizin dert ortağınız değildir. Anne babaya, baba anneye kötülenmez. Evlada travmalar ve ağır geçmiş yükler anlatılmaz. Çünkü çocuk kendi hayatını kurmak için vardır, ebeveynlerinin yükünü taşımak için değil.
"Kimse dünyaya borçlu gelmez." Çocukken ailenizden en çok hangi cümleleri duydunuz? "Senin için saçımı süpürge ettim", "Biz senin için nelere katlandık..."
Bu cümleler farkında olmadan bir çocuğun omuzlarına ömür boyu taşıyacağı ağır bir borç defteri bırakıyor. Büyüdüğünüzde bile kendi hayatınızla ilgili kararlar alırken suçluluk duyuyor, onları hayal kırıklığına uğratmamak için kendinizden vazgeçiyorsunuz.
Oysa gerçek şu:
Çocuk büyütmek bir fedakarlık olabilir ama bu bir alacak senedi değildir.
Sevgi, geri ödemesi beklenen bir yatırım olmamalıdır.
Ailenizi sevmek ile onlara borçlu hissetmek aynı şey değildir.
Yetişkinlik, tam olarak bu ikisini birbirinden ayırmayı öğrenmekle başlar. Sizin omuzlarınızda da böyle görünmez bir borç defteri var mı?
Herkesin davranışlarını “Aman sinirlenmesin” diyerek, öfkeli ve asabi babanın duygu durumuna göre ayarladığı bir ev. Sonrasında büyüyen ve herkese uyumlanmaya çalışan, çatışmadan kaçan, sınır koyamayan, kendini hep geri plana atan ve değersiz hisseden yetişkinler.
Hayattan anladığımız, neye odaklandığımıza göre değişir.
Hayat, güle odaklanan için güldür. Güzellik ve iyilik asıldır, kötülük sınırlı, geçici ve ârızîdir.
Hayat, dikene odaklanan için dikendir. Kötülük asıldır, iyilik sınırlı, ârızîdir.
Din bize güle odaklanmayı öğretir.
Sosyal medya, çoğu kimse için ya sahip olmadığı mutluluğa sahipmiş gibi kendini lanse ettiği veya başkalarının sahte mutluluk görüntüleri sebebiyle kendisini değersiz ve yetersiz gördüğü bir yerdir. Başkalarının sahte cenneti için kendi hayatımızı cehenneme çevirmemeli.