‘Kaçtığım bütün savaşların yaralarını taşıyorum’ der Pessoa. Yeri geldiğinde söylenmemiş bir söz, çıkılmamış bir yol, ifade edilmemiş bir sevgi içimizde sızlayıp durur.
Bir erkeğin kadınlarla kurduğu ilişkiyi anlamak için önce annesiyle kurduğu ilişkiye bakmak gerekir. Annenin oğlundan beklentisi, ona tanıdığı ayrıcalıklar, yüklediği sorumluluklar, onun duygularına verdiği karşılıklar ve kadınlar hakkında anlattıkları, oğlunun erkeklik hikâyesinin temel taşlarını oluşturur. Anne, oğluna nasıl bir erkek olması gerektiğini öğretmekle kalmaz; kadınların nasıl insanlar olduğu ve erkeklerin kadınlarla nasıl ilişki kurduğu konusunda da ilk bilgileri verir. @fikirturu
İnsan yaşamında en etkili olan bilişsel yanlıklardan birisi Batık bedel yanlılığı (sunk cost fallacy), geçmişte harcadığımız zaman, emek-yatırımın boşa gittiğini kabul etmemek adına, artık bize yararı olmayan veya zarar veren bir işe, ilişkiye ya da inanca bağlı kalmaya devam etme eğilimidir. Oysa geçmişteki kaybı değil, bugünden sonrasını kontrol edebiliriz. Yanlış yapmadığımızı kanıtlamak için bugün zarar görmeye devam etmek aslında sadece maliyet ve zararı büyütmek anlamına gelir.
Yaşadığımız sancılar, daha güzel daha anlamlı bir yerlere ulaşabilmenin mümkün olması içindir.
İçinde olduğumuz derin üzüntüler, sıkıntılar, kaygılar bize aslında nerede ve nasıl olmak istediğimizi gösterir.
Duygular rahatsız edici olabilir veya hoşumuza gidebilir, ancak duyguların bizzat kendisinin bize bir yararı ya da zararı yoktur.
O duygu sonrası verdiğimiz veya vermediğimiz tepkinin, davranış ya da konuşmanın bize yararı ya da zararı vardır.
‘Yürüyedur, üzülme’ diye biten bir şiir vardı. Uzun zamandır aklımda ve üzerine düşünülesi bir çağrı..
Hayat yürümeyi, her şeyle birlikte yürümeyi öğrendiğimiz bir yer nihayet. Üzülerek yürümeli insan, üzülmemeyi değil yürüyebilmeyi hedef haline getirerek, yaşamayı öğrenmeli.
İnsanın yaş alması kendisi olabilmesi anlamına gelmiyor. Kurulan hayatlar daima anlamlı olamıyor. İnsan hayatta kendisiyle bile pek nadir yakınlaşabiliyor. Anlam aramak durağan bir şey değil, devinen durmayan bir şeydir.
Ben akrep burcuyum, ondan böyle asabiyim, ifadesinin bilimsel bir geçerliliği yok:
15.000'den fazla katılımcıyla yapılan büyük ölçekli araştırma; doğum tarihinin, mevsimlerin ve burçların (su, ateş grupları dahil) kişilik veya zekâ üzerinde hiçbir etkisi olmadığını kanıtladı.
Her kırgınlık masum değildir.
Bazı kırgınlıklar, diğerini olduğu gibi görmenin değil;
Onu kendi ihtiyacına göre kurmanın bozulmuş halidir.
Hayal kırıklığının bir kısmı,
Gerçekle değil beklentinin kibriyle ilgilidir.
@gusholderhaber Teknoloji ve ekran bağımlılığı*
Literatürde teknoloji bağımlılığı da mevcut ve aslında yukarıda bundan bahsediyorum teknolojinin kendisinden değil. Makul süreleri aşmadıkça ve iyi denetlendiği sürece elbette teknoloji tek başına bir risk olarak değerlendirilemez hocam.
@gusholderhaber Maalesef teknoloji ve ekran bağımlılığı çocuklar için en ciddi tehditlerden. Diğer etkenler de araştırılmalı elbette ama sosyal bağlar kuramayan, kaçınan, aile tarafından ihmal edilen çocuklar için ciddi riskler taşıyor.
Günümüz dünyasında gelişen olanaklar nedeniyle artık okulun asıl özgün işlevi bilgi aktarmaktan çok, kişinin psikolojik olarak sağlıklı yetişmesini sosyalleşmesini olgunlaşmasını sağlayıcı bir ortam oluşturmaktır.
Bu da duygu regülasyonu ve iletişim becerilerinin, etik ve ahlaki kavramların kazandırılmasını ve sağlıklı benlik gelişimininin desteklenmesini içerir.
Bu unsurlar okul müfredatının asli hedefleri olmalıdır.
Bunun için her öğrenciyle yeterince ilgilenecek düzeyde ve sayıda psikolojik danışmanların okul kadrolarında yer alması önceliklidir. @turkpdrdernegi@TPDBilgi@PsikiyatriDer@tcmeb@ASBUedu@BilisDavranis
Sorunun başka bir bağlamı elbette aile. Ve söylenecek çok şey var ama özünde kurulmamış bağlar, ihmal, sınırları belirsiz bir aile dinamiği var.
Okullarımız için duyulan güvenlik ihtiyacı ise bu menfur olaylarla sadece görünür hale geldi.
Başımız sağ olsun.
Konunun başka başka bağlamları elbette var ama çok büyük bir kısmı maalesef teknoloji ve oyun bağımlılığı. Gerçek bağlar kuramayan, kendini ifade etmeyen ve bu konuda desteklenmeyen, aile tarafından denetlenmeyen her çocuk ruhsal ve sosyal olarak ciddi tehditlere açıktır.
Tehdit: Gerçeklik algısının bozulması, gerçek ve sanal olan arasındaki sınırın belirsizleşmesi,kendini ve çevreyi gerçekçi değerlendirememe, sanalın tercih edilmesi ile gerçek sosyal bağlardan kaçınma.Kaçınmanın getirdiği sosyal izolasyon ve olumsuz bazı başka duygu ve düşünceler
Değişim sadece motivasyon ve “anlamak” ile oluşmaz.
İlerleme; entelektüel içgörüyle değil, kaçınmayı azaltan ve inançları değiştiren davranış değişikliği ile olur. İyi hissetmek her zaman iyileşmek değildir.
Bu çağ, uyumu fazla övdü. O kadar fazla övdü ki, insan kendi rahatsızlığından bile utanır oldu. Sanki huzursuzluk her zaman aşılması gereken kişisel bir kusurmuş, her iç sıkışma biraz daha çalışılırsa çözülecek bireysel bir arızaymış gibi.
Oysa insanın her rahatsızlığı patolojik değildir. Bazen ruh, bozuk olana verdiği sağlam tepkiyle huzursuz olur. Bazen taşkınlık dediğimiz şey, içeride hâlâ ölmeyeni gösterir. Çünkü bazı huzursuzluklar semptom değil, sağlamlıktır; insanın kendine, arzusuna, sınırına, hakikatine tamamen yabancılaşmadığını haber verir.
Her uyum iyilik hali değildir. Bazı uyumlar, insanın yavaş yavaş kendinden vazgeçmesidir.