@incecitayfa Hemen yeni parti https://t.co/vEvdSRSB6eçime girerse meclise giremesin çakılsın.Baykal gibi...siz yeni bir başlangıç yapın Yargıtay iade ederse CHP yi bunları da temizler birleştirirsiniz...MV çıkaramaz zaten
Nevşehirli bir doktorun kızı…Dedesi Nevşehir’deki üniversitenin arazinin bağışçısı. Aldığını geri verme kültürü ile büyüdüm derken bu örneği verdi.
İsviçre’de eğitim gördü. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi mezunu.
Yapı Kredi’de, Koç Grubu’nda üst düzey yöneticilik yaptı. Petrol Ofisi’nde İcra Kurulu Üyesi oldu. HSBC’de Grup Başkanlığı görevini yürüttü.
İstanbul Kültür Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptı. Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nde ders veriyor. Türkiye’nin en başarılı öğrencilerine mentorluk yaptı.
Sonra kamuya geçti.
Bugün 15 aydır tutuklu olan İBB Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker, hakim karşısında savunmasını yapıyor.
Mahkemede kendisini şöyle anlattı…
“Kadın-erkek eşitliğine değil, fırsat eşitliğine inanıyorum.”
“Kurumsal ve çok uluslu şirketlerde üst düzey yöneticilik yaptım. Uluslararası denetimlerden, iç denetimlerden, bakanlık ve Sayıştay denetimlerinden alnımın akıyla çıktım.”
Ve ardından şu cümleyi kurdu…
Dolayısıyla böyle bir özgeçmiş ve kariyerle Medya A.Ş.'de, bile isteye, şahsi işlerin altına imza atmam ya da bir örgüt hiyerarşisinde yer almam mümkün değildir. Bu nedenle burada durduğum için utanç duyuyorum ama kendi adıma değil de, ülkem adına utanç duyuyorum. Yoksa benim alnım ak, ben buradan da yüzde 100 beraat edeceğime inanıyorum, biliyorum. Bütün mal varlığımı da iş hayatına başladığım 1998 yılından, Medya A.Ş.'de başladığım 2021 yılına kadar çalıştığım işlerden elde ettim. Hem ailemin desteği hem oradaki gelirlerimle. Medya A.Ş.'de çalışmaya başladıktan sonra hayatımda, yaşamımda, mal varlığımda en ufak bir artış ya da değişiklik olmadı.
Kendisine hiç kimsenin yasadışı bir iş yaptıramayacağını da ekledi.
Peki bu kadar kusursuz bir kariyerin ardından neden kamuya geçti? Onu da yanıtladı.
“Bir nedeni başarma arzusuydu. Diğeri ise artık kendimi tekrar ettiğimi düşünmemdi. Bu ülkenin devlet okullarında okudum, iyi eğitim aldım. Aldığını geri vermek gerektiği öğretilerek büyütüldüm….”
Oyuncu Şebnem Sönmez, Kemal Kılıçdaroğlu'nun BirGün gazetesini sık takip ettiğinin ortaya çıkmasının ardından Kılıçdaroğlu'na hitaben açık bir mektup yayımladı:
"BirGün Gazetesi'ni okuduğunuz için size buradan seslenmek istedim.
Siyaset sahnesine ilk çıktığınız günden beri sizi neden sevmediğimin kanıtlarını bu ülkeye mütemadiyen nasıl sunduğunuzu duyun diye.
Siz ne istiyorsunuz?
Siz bu ülke için ne istiyorsunuz?
Bu halktan ne istiyorsunuz?
CHP'den ne, devletten ne istiyorsunuz?
78 yaşındasınız, kalan yaşamınız nasıl olsun istiyorsunuz?
Siz 'Anayasa'ya aykırı ama evet!' dediğinizde ne istiyordunuz?
'Adalet Yürüyüşü'nüzde Ankara'dan İstanbul'a yürürken ne istemiştiniz?
Geçmişinize dair sorularım sayısız, cevaplarını merak etmiyorum.
Bugün ülkemin canını neye feda ettiğinizi merak ediyorum.
Bugün bir milletvekili bile değilken Genel Başkanlığını yıllarca üstlendiğiniz CHP'nin devlet tarafından 'atanmış' başkanı olmayı kendinize yakıştırıyor musunuz?
Devletin kolluk gücüyle zorla, zorbalıkla sözümona ele geçirdiğiniz CHP Genel Merkezi'ne adım atamamanızı nasıl açıklıyorsunuz?
Seçilmiş Genel Başkan Milli Egemenlik Parkı'na yağmurdan sırılsıklam yürürken, genel merkez binanızda servis edilen çikolatalar afiyet olmasın. Olamaz zaten.
Siz siyasete selam verdiğiniz ilk günden bugüne arınmak istediğim, istediğimiz her şeyin sembolüsünüz.
Ben sizden arınmış bir ülke istiyorum.
Cumhuriyeti, halkı ve partiyi sizin zihniyet ve edimlerinizden arıtmak boynumuzun borcudur.
Hiçbir zaman hiçbir partinin ne üyesi ne de sempatizanı oldum.
Sade bir vatandaş, kendi mesleğinin örgütünü kurmuş bir oyuncuyum.
Vatandaş olarak haklarımı biliyor ve sizden bile korumak için var gücümle yaşıyorum.
Devlet baba'ya güvenmiyor, muhalefet anaya inanıyorum.
İnandıklarımın, güvendiklerimden kat be kat üstün olduğunu bilin.
Sizin güvendiklerinizin de size asla yoldaş olmadığına, olamayacağına inancım hayat tecrübemle binlerce kez ortadadır.
Sizin inancınız ne?
Son soruma da cevap vermeyin, bunu da hiç merak etmiyorum.
Not: Söyleyeceğim daha çok şey var ama ben işgalci değilim.
Görüşmemek üzere."
(Birgün)
@TCNufus İzmir'de ehliyet yenileme hizmeti alamıyoruz. Diğer bütün illerde randevu bulunabiliyorken İzmir'de günlerdir randevu yok. Sürücü belgemizi nasıl yenileyeceğiz?
@AliYerlikaya@TC_icisleri Sayın Bakanım ehliyet yenileme randevusu alamıyoruz siz enson tarih 31,07 dediniz suan sistemler randevu vermede ağustos ayına gecti.Bu sistemsel sorunu cözecekmisiniz tarihi uzatacakmisiniz lütfen bir açıklama.
@AliYerlikaya Ehliyet yenileme son 31 temmuz fakat yıl sonuna kadar uzatılmalıdır,insanlar tatilde veya çalışıyor Sayın @AliYerlikaya Yıl sonuna kadar yenileme işlemini uzatmanız gerekir müjdeli haber bekler gibi bekliyor insanlar Yıl sonuna kadar yenileme işlemi .
#ehliyet#ehliyetyenileme
Ehliyet yenileme son 31 temmuz fakat yıl sonuna kadar uzatılmalıdır,insanlar tatilde veya çalışıyor Sayın @AliYerlikaya Yıl sonuna kadar yenileme işlemini uzatmanız gerekir müjdeli haber bekler gibi bekliyor insanlar. @RTErdogan@TCNufus#ehliyetyenileme
Ehliyet yenileme süresinin uzatılması mümkün müdür? Hastanelerden randevu alamıyoruz. Polisomnografi için en erken 6 ay sonraya randevu veriyorlar. Özel hastaneler ise işi iyice ticarete dökmüş durumda😡 Vatandaş mağdur! @AliYerlikaya@TC_icisleri#ehliyetyenileme
Ehliyet yenileme son 31 temmuz fakat süresi yıl sonuna kadar uzatılmalıdır,insanlar tatilde veya çalışıyor Sayın @AliYerlikaya Yıl sonuna kadar yenileme işlemini uzatmanız gerekir müjdeli haber bekler gibi bekliyor insanlar.
#ehliyet#ehliyetyenileme
Yaklaşık 30 senedir avukatlık yapıyorum ve hukuk profesörüyüm. Seneler içinde, idari işlemlerde hukuki analizini yapabileceğimiz ve tamamen hukuki saikle yürütüldüğünü varsayabileceğimiz içerikte ciddi erozyon zaten yaşanmıştı. Bugün Sn. Ekrem İmamoğlu'nun üniversite diplomasının iptali ile, yeni zirvelerden birini yaşıyoruz.
Idari işlemin kendisi özelinde hukuki analiz yürütmenin o idari işleme övgü olacağını ve sanki analiz edilebilir bir hukuka uygunluk kaygısının ürünüymüş gibi rol kesemeyeceğimi zaten az evvel beyan ettim. Öte yandan bu konunun idari işlem özelinde değil ama toplumsal anlamındaki hukuki boyutuna dair yakın tarihli değerlendirmemin altını çizmek isterim:
Türkiye şu anda ifade özgürlüğünün günlük yaşanışı yönünden ağır temel hak ihlallerinin sıklıkla yaşanabildiği bir ülke. Bu da demokrasinin günlük olarak toplumun her katmanında ve fonksiyonunda coşkun biçimde yaşanabilmesini engelliyor.
Öte yandan demokrasinin anlık ve uzun vadeli enstrümanı olan oy sandığı Türkiye'de daima işledi. Bu bir ülkenin tüm potansiyeli ve toplumunun tüm unsurları ile demokrasinin nimetlerinden yararlanması için yeterli değil. Ancak bu, günlük anlamda sahaya inmiş coşkun demokrasi noktasına gidilebilmesi ümidini daima ayakta tutar. Toplumun sandığa yansıyan böyle bir beklentisi mevcutsa veya mevcut olacağı düşünülüyorsa, sandık bunu siyasi erk sahibine uyarı olarak verebilir. Yahut sandıktan değişim çıkabilir.
Eğer şeffaflığın ve hesap verebilirliğin günlük yaşamda mevcut olması gereken mekanizmalarının birer birer ortadan kalktığı ve demokrasinin yalnızca sandıktan ibaret kılınması eğiliminin gittikçe daha fazla arttığı bir ülkede muhalefetin başlıca adayı sandık dışı yöntemlerle siyaset dışına itilirse, artık o ülkedeki yönetim biçimi ve günlük coşkun demokrasi umudunun bitişi hakkında herhangi bir tartışmalı değerlendirme kalmaz. Zaten yetersiz olan "sorun yok, sandık var" analizi hepten tiyatroya dönüşür. Muhalefetten veya değişim ihtimalinden bahsetmek, basit körlük halini alır.
Muhalefetin en güçlü adayının sandıkta değil sandık dışında siyasetten elenmesi ihtimalini konuşurken, o bu şekilde elendiği takdirde muhalefetin neler yapabileceği yahut sandıkta neler olabileceği konusunu tartışanların, bu ihtimali basit bir yeni gelişmeymiş gibi masaya yatıranların, gözden kaçırdıklarını düşündüğüm nokta budur.
Ifade özgürlüğü eksiklikleri ve genel baskı ortamı da sandığa etki eder, ama son tahlilde sandık işlediği sürece günlük direksiyon olmasa bile el freni toplumdadır. Muhalefetin lider adayı sandık dışına itilirse, sırf sonrasında bir seçim yapılıyor diye o sandığa aynı sandık muamelesi yapmaya imkan kalmaz.
Bir bahane üretilerek Sayın Ekrem İmamoğlu'nun sandıktaki alternatiflerden biri olma konumu dışına itilmesi ihtimalini "Türkiye'de sıklıkla yaşanabilen demokrasi sorunlarından bir diğeri" basitliğinde ele alıp değerlendiren kişilere bu yönden katılamıyorum.
Her tarafı yanlış bakış açısı. Yaşım 41. Lisans ve yüksek lisansım devlet üniversitesi (sallayacaklar olacaktır zira boşuna o tartışmalarla uğraşmayalım)
10 sene önce ayda 30 duruşmaya girerken şimdi yılda 30 duruşmaya girmiyorum. 10 sene evvel dosya sayım şimdikininden 10 kat daha azdı üstelik. Başka deyişle duruşma girmek ile dosya sayısı ve gelir doğru orantılı değildir. Asla da olmayacaktır.
Bakış açısı değişmez ve/veya çok şanslı değilse bu şekilde bakan meslektaşlarımız için ‘winter is coming’
An itibariyle 12 Milyon devam eden dava/soruşturma dosyası, +24 milyon derdest icra dosyası bulunmakta. Her dosyanın ortalama iki tarafı olsa (5-10 olan var, çekişmesiz az sayıda tek taraflı işlem var) yani 24 milyon dava/soruşturma vekilliği, 48 milyon icra dosyası vekilliği)
+65 aktif avukat sayısı maksimum 5000 değil. Hadi olsun 10.000. Mevcut avukat sayısı 200 bin. (31.12.2023 itibariyle 185 bin kaynak https://t.co/UBLR7SVBI9)
Avukat başı düşen dosya sayısı yıllıkta 60 hukuk 60 soruşturma 240 icra dosyası.
Bu +65 avukatlar ortalamanın bir değil tam 10 katı iş alsın. O zaman ortalamaya 60 yerine kabaca 50 dosya düşer. İcra dosya sayısı da kabaca 180. Bu orta ölçekte hukuk bürosu işi demek.
Yani sorun +65 değil.
Ayrıca duruşmaya gelip 4-5 saat bekleyecek kadar zamanı öldürebilecekler (+2 saat gidiş dönüş ulaşım) ve o duruşma çok cevval bir dosya değilse işler çok kesat demektir.
Yılda 52 hafta yani 260 hafta içi günü var. Bayram, resmi tatiller, adli tatil vs çık kabaca 200 gün. Duruşma günü olan Salı perşembe sayısı toplam 80 gün. Güzel hatırınız için ona da zam yapayım 100 gün olsun.
Ortalama bir dosyanın senede 4 duruşması olur. Yani 100/4=25 dosya yapar.
25 dosya için bu tantanaya değmez.
Sorun ne yaşı fazla olanların fazlalığı ne de fazla sayıdaki hukuk fakültesi (bu yönde de çok eleştiri var onlar da büyük ölçüde hatalı)
Sorun hak arama mesleği olan avukatların kendi haklarını arayamayışı, bedavaya, veresiye veya çok ucuza çalıştırılabilecek olması ve buna kitlesel tepki verememesi. Bu avukat gibi birçok beyaz yaka (mimar, mühendis, muhasebe vs) kesimin sorunu.
İnşaat işçisi, garson sayısı da avukattan çok daha fazla. Bir hafta veresiye çalıştırsana kolaysa veya rayicin altında ver bakalım çalışıyor mu? Ama mimar/mühendis/muhasebeciyi aylarca avukatı ise yıllarca bedava çalıştırırsın (dava veya takip sonuçlansın tahsilattan alırsın). Bizim memleket insanı ucuz olan, kandırılabilen, veresiye olan hiçbir şeye saygı duymaz değer de vermez.
Önce memleketi ve insanını çözmek lazım. Sonra yaşa gelir sıra.