Bir hukukçu olarak dosyanın esasını bilmeden yorum yapmam. Ancak BAM'ın Yargıtay kararına uymadığı gerekçesiyle eleştiriliyor. Ülkemizde uzun zamandır hukuk skandalları yaşanıyor, AYM bile dikkate alınmıyor. Herkes için adalet istemedikçe bu tepkiler yersiz!
Bir dizi ve bir kadın üzerinden yine baş örtüsüne saldırıyorlar. "Yöresel giyim tarzında olan bir kıyafet ve yalnızca bizim istediğimiz şekilde makbul" ayarı bu. Biz baş örtülerimizle köyde, kentte, evde, adliyede, mecliste her yerde var olacağız, siz de buna katlanacaksınız!
Müslüman öğrencilerin mescidde tasavvuf müziği yapmak için atanmış akpli rektörden güç almalarına gerek mi var,mescidin mülkiyeti güç sahiplerinde mi ki? Ayrıca tevhid bayrağı-mescid-müslüman-ilahi birbirine tezat kavramlar değildir, bunu da öğrenin artık ya
@_aminezdemir_ Ayrıca "Denizlerin" Filistin meselesi olmasa, yanı başımızdaki zulüm bu kadar bile ilgilerini çekmeyecek sekülerlerin.Sorsan kabul etmezler ama bu tipler ile hükûmet mesafeli dursa Filistin'e sırtını dönecek "muhafazakarlar" aynı gemide. İdeolojik merhamet...
Toplumun, her konunun suyunu çıkarmak, bayağılaştırmak gibi bir yapısı var; bu Gazze/Sumud meselesinde de aynı. Vicdanlı ve aklıselim insanlar olarak politize olmadan ve ciddiyetle zulme karşı durmaya, konuşmaya, direnmeye, elimizden geleni yapmaya mecburuz.
Şecaat arz ederken merd-i kıptî sirkatin söylermiş. Her şey bir yana 24 Eylül’deki vekaletnameyi de evde el işi kağıdından yapmadım, ibraz ettiklerimin hepsi noter onaylı yani “usulüne uygun”. Hafta sonu yönetim kurulumuzu bu işlerle yorduğumuz için kusura bakmayın. 🤷🏻♀️
Boğaziçi Üniversitesi (SBE), Abdullah Esin’in (@AbdullahEsin) yüksek lisans tezini genel/özel yetkili vekaletname ibrazıma rağmen tarihinde görülmemiş bahanelerle teslim almayarak eğitim hakkını ihlâl etti. Bu düşmanlığa ve hukuksuzluğa karşı gerekli tüm başvuruları yapacağız!
İslâm devletinin ve Müslüman perspektifinin iki aslî zümresi vardır: Biri, hâkim unsur olan Müslümanlar; diğeri ise azınlık durumundaki gayr-i müslimler. Müslümanlar, kendi içlerindeki ırkî/etnik farklılıklardan azade olarak, hâkim unsur olmanın kazandırdığı tüm haklarda -Müslüman olmaları hasebiyle- müşterektir. Kabiliyet ve istidatların, liyakat ve gayretin bir kavim lehine oluşturduğu dünyevî semereler, diğer Müslümanların temel haklarını bertaraf edemez. Eğer ki bertarafa çabalıyorsa, o zaman İslâmî ölçüler şu veya bu mazeretlerle askıya alınmış demektir.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçerken yaşanan tam da budur. Millî mücadele dediğimiz hâdise, fotoğrafın tamamına bakıldığında açıkça görüleceği üzere, İslâmî harcın toplumu en yüksek hisseyle birleştirdiği bir mücadeledir. Hâliyle bu mücadelenin Müslüman kadrosu, -nüfus ölçeğinden bağımsız olarak- bu vatanın hâkim unsurudur. Fakat Millî Mücadele sonrasındaki süreçte, bu hakikat ideolojik sapmalarla ne yazık ki tersine çevrilmiştir. Dolayısıyla u aşanan/yaşatılan da bizim hukukumuz, anlayışımız, ahlâkımız olmamıştır. Anasır-ı hâkimeden bir halka zorla azınlık hukuku tatbik etmek, onu asimileye ve kendini inkâra zorlamak bu memleketin derin yarasının yegâne sebebidir.
“Kim pazarlıksız Allah ve resûlü diyorsa; o bizdendir, biz ondanız” kaidesini zedelediğinizde, geriye yalnızca; “bizden başka Müslüman yok”, “bizim bizden başka dostumuz yok”, “ya bizdendir ya kâfir” aşırılıkları kalır. Aşırılıklardan sakının.
Her toplumda bir kısım dinî/ahlâkî değerlere yönelik hürmet, o toplumda yaşamanın asgarî müştereğidir. Bir toplumun parçası olmak demek; aslında bu gibi müşterek paydalara yönelik farkındalık ve hürmet idrakine sahip olmak demektir. Söz konusu değerlere inanıp inanmamak veya bunlara cân u gönülden bağlı olup olmamak neticeyi değiştirmez; değiştirmemelidir.
Türkiye’de -maalesef ki- toplumsal ruhun mayası bir hayli zedelenmiş olduğu için, memleketin ‘aydın’ addedilen bazı fertleri dahi; halkın değerleri üzerinde tepinmenin, istihfaf ve istihzanın garabetini ve akıbetini anlayamıyorlar. Çünkü evvela aydın denilen o zevat bilmiyor içinde yaşadığı toplumun inanç ve değerlerinin aslî mânâsını. Hâliyle bunların ne ifade ettiğini hakkıyla kavrayamıyor ve bir entelektüel mevzu, kültür-sanat meselesi mesabesinde görmekten bir adım öteye geçemiyor. Dolayısıyla o mertebedeki diğer konulara gösterdiği lakaytlığı burada da aynıyla sürdürmek istiyor.
Rahminden doğduğu cemiyetin inanç ve değerlerine bu denli yabancı düşen; onu tanımamak ve hatta en saygısız hasmına dönüşmek hususunda sanıyorum Türkiye’deki ‘aydın’ zümresi gibisi yoktur. Hem cahilidir din-i mübînin hem de karşısındadır her fırsatta.
Parti talimatıyla başlayan tepkisellik..Sorsan sivil direniş, çok seslilik, özgür düşünce cart curt. Mahalle baskısının dibini yaşıyorlar, haberleri yok.
Öteden beri söylüyoruz, Siyasal İslam diye bir şey yok. İslam, siyasi ve ahlaki normlarıyla bir bütün. "Siyasal İslam'a düşmanız" diyenler, aslında doğrudan İslam'ın normlarına düşmanlar. Haliyle, İslam'ın normlarını bu çağa tatbik etme ideali olan İslamcılara düşmanlar.
RTÜK'ün keyfîliği, şafak baskınları, hukuksuz tutuklamalar, topl. ve gösteri hakkı ihlalleri, polisin orantısız güç gösterileri, AYM karar ihlalleri vs. hukuka olan güveni öyle zedeledi ki; bu kadar önemli bir soruşturmayı bile meşruiyet zeminine oturtamıyorsunuz.
BAROYA MÜDAHALE KABUL EDİLEMEZ!
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan davaname üzerine Mahkeme kararıyla İstanbul Barosu Yönetiminin görevden el çektirilmesi kabul edilemez.
İddia makamının hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayan, masumiyet karinesine aykırı ve meslektaşlarımızın iradesine açık müdahale barındıran girişimi üzerine iki celse süren duruşmada, herhangi bir muhakeme gerçekleşmeksizin apar topar işletilen süreç, Baro Genel Kurulunun iradesine hukuk dışı açık müdahale olduğunu teyit etmiştir.
Bağımsız Avukatlar, geçmişinden bu yana diğer Baro Seçim Gruplarından ayrı, özgün duruşuyla, ilkeler temelli meslek savunusuyla farkını ortaya koymuştur. Ancak İstanbul Barosu Genel Kurulunun iradesine yapılan “kural dışı” müdahale, sadece herhangi bir “Seçim Grubuna” yapılan müdahale olarak kabul edilemez.
İddia makamı eliyle savunma kurumuna el atılmış, sadece İstanbul Barosuna değil, hukuka ve kurumsal hukuk kültürüne de derin bir darbe vurulmuştur.
Meslektaşlarımızla birlikte adaleti ve savunmayı savunmaya devam edeceğiz.
BAĞIMSIZ AVUKATLAR
soruşturmalardaki çok ciddi iddialar ve deliller varken, sırf iktidar nefreti, tarafgirlik ve seçim kazanma ihtimali uğruna olanlara kulak tıkayıp, gerçeğin peşine düşmemek, masumiyeti kanıtlanmamış birine siper olmak adalet ve demokrasi arayışı ile açıklanamaz.
Türkiye'de yargıya müdahaleler, siyasi kararlar, Bakanlıklar ve Ak Partili belediyeler de dahil çoğunda yolsuzluklar var. Bu soruşturmalar, mahalle/ parti ayrımı yapılmaksızın ülke geneline yayıldığında adalet tesis edilebilecek.
Fakat; diploma meselesindeki usulsüzlük,
İnsanlık dışı politikalarla konumlandırdıkları Suriye meselesini sırf siyasi rant için mezhepçiliklerine meze yapıyorlar. Yalan haberlerle, Hatay'daki sosyal yapıyı da kaşıyarak toplumu kin ve düşmanlığa sevk ediyorlar. Zalim/ zulüm umurlarında değil.
Hatay'da konuşan CHP'li Cemal Enginyurt:
Ne kadar şerefsiz kanlı katil varsa alevilere katliam yapıyor.
Recep Tayyip Erdoğan'a sesleniyorum, itini durdur bu katliama son ver.
Biz tek başkomutan tanırız o da sarı saçlı mavi gözlü dev adam Atatürk.
Erdoğan istifa.
Savaştan kaçan mültecilerin Türkiye'ye gelmesine şiddetle karşı çıkan, Suriyeli mültecileri Türkiye'den göndermeyi seçim vaadi olarak halka sunan CHPli siyasetçiler Türkiye'nin sınırlarının acilen Nusayri mültecilere açılmasını istiyor. Bu çifte standardınız, bu mezhepçiliğiniz bir utanmazlık olarak tarihe geçecektir.