Her şeyin herkese anlatılmaması gerektiğini öğrenene kadar; çok tanışacak, çok konuşacak ve çok yanılacaksın. Demişti bir gün birisi. O günden beri, susmanın güzelliğine inanıyorum. Çünkü sahiden, herkese her şey anlatılmaz. Çünkü, susmayı bilmek bir çok şeyi hallediyor.
Hayat ne getirirse getirsin yeni günün güneşi umut demek. Bunu her sabah kendine hatırlat. Çünkü en karanlık gecenin bile bir sabahı var. Dün ne yaşadıysan, neyin altında ezildiysen, bugün yeniden başlama şansın var. Kimse sana bunu altın tepside sunmayacak ama sen kendine bunu verebilirsin. Güzel bir hayatı hak ediyorsun çünkü.
Dik duracaksın sevgili arkadaşım, çünkü etrafındaki insanlar sandığın kadar temiz ve iyi değil. Sen düştüğünde elinden tutmak için değil, senin zayıflığından beslenmek için fırsat kolluyorlar. Hepsi değil ama bir çoğu. Yaralarını, acılarını asla onlara göstermeyeceksin. Çünkü bu dünyada en derin darbeleri hep dost görünenlerden, en güvendiğin köşelerden alırsın. Herkes kendi çıkarının, kendi bencilliğinin peşindeyken kimseye hak ettiğinden fazla değer vermeyecek, sırtını kendinden başkasına yaslamayacaksın. İnsanların bu içten pazarlıklı hallerine, ikiyüzlülüklerine ve kötülüklerine inat, onlara tek bir açık bile vermeden, kendi gücünle dimdik ayakta kalacaksın.
Olan, olmayan, iyi kötü başıma gelen her şeye şükür; çünkü beni büyüten, kalbimi olgunlaştıran her tecrübe bu yaşananların içinde gizli. Yaşadığım her zorlukta bir hayır, gerçekleşmeyen ya da geciken her dileğimde ise beni koruyan gizli bir lütuf olduğunu biliyorum. Hayat bazen yorup üzse, yükümü ağırlaştırsa da şükrettikçe kalbim hafifliyor, ruhum dinginleşiyor. Her gecenin arkasında bir sabahın, her gözyaşının ardında gizli bir tebessümün saklı olduğuna inanıyorum. Karşıma çıkan engelleri beni durduran duvarlar olarak değil, bana sabrı ve gücü öğreten birer öğretmen olarak görüyorum. Aldığım her nefes için, görebildiğim her güzellik ve bana bahşedilen her yeni gün için minnettarım; geçmişin izleriyle barışıp, geleceğe umutla bakarak yolumda sessizce ve huzurla yürümeye devam ediyorum.
Hayat varmak değildir, yolda olmaktır; bizim en çok kaçırdığımız şey de bu. Dünyada her şey yarım kalır. Bazen içilen bir kahve yarım kalır, bazen koca bir ömür. Tam da bu yüzden anlarda yaşayıp o anların kıymetini bilmek gerekir. Hep bir yerlere yetişmeye, bir şeyleri bitirmeye çalışıyoruz ama hayat, o varmak istediğimiz yer değil, oraya giderken yaşadıklarımızdır. Sürekli sonrasını düşünmekten, elimizdeki anın tadını çıkarmayı unutuyoruz. Oysa dönüp arkana baktığında, zihninde yer eden en güzel sahneler ulaştığın hedefler değil, yolda verdiğin o samimi ve plansız molalar oluyor. Bırak bazı şeyler yarım kalsın, her hikayenin sonu gelmesin; çünkü hayat tam da o eksikliklerin içindeki küçük anlarla güzel.
Hayatınızda yolunda giden hiçbir şeyden hiçbir insana hiçbir şekilde bahsetmeyin. Bakın insanlar sahiden kötü. Kötü derken dünyayı yakacaklar demiyorum ama içlerinde hep bir kıskançlık var. Sen hayatında yolunda giden güzel bir şeyi hevesle anlatırsın, onlar içten içe bozulur. Senin sevincin, onlara kendi başarısızlıklarını hatırlatır. Bu yüzden ne kadar az konuşursan, o kadar güvendesin.
Çoğu insan senin iyi olmanı ister ama kendisinden daha iyi olmanı asla istemez. Bu çok net bir kuraldır. Senin adına çok sevindim derken bile arkasından neden ben değil de o, diye geçirirler. İlişkin iyi gider, anlatırsın; hemen Aman dikkat et, kimseye güvenme diyerek moralini bozarlar. İnsanların bu gizli çekememezliği, yolunda giden işlerini bir anda tepetaklak edebilir.
Bazı şeylere çok fazla üzüldükten sonra bir nokta var, orada üzüntü bitiyor. Üzüntünün de bir son kullanma tarihi var gibi. O konuya daha fazla üzülemiyorsun. Sanki üzülmeye daha fazla yerin kalmamış gibi.
Hiçbir şeye takılı kalmadan devam etmek zorundasın. Çünkü hayat, durup aynı acının içinde günlerce kaybolanları beklemiyor. Ne yaşarsan yaşa, başına ne gelirse gelsin, bir yerde ayağa kalkmayı öğrenmek zorundasın. İnsan bazen kırılıyor, bazen hayal kırıklığına uğruyor, bazen de hiç hak etmediği şeyler yaşıyor. Ama yine de sabah oluyor. Hayat yine devam ediyor.
Bazı insanlar gider, bazı hevesler yarım kalır, bazı hayaller istediğin gibi olmaz. Hepsini değiştiremezsin. Her şeyi düzeltemezsin. Ama kendini olduğun yerde bırakmamak senin elinde.
Çünkü insan, sürekli aynı düşüncenin içinde sıkışıp kaldığında yoruluyor. O yüzden bazen unutamasan bile yoluna devam etmen gerekir. İçinde hala kırgınlık olsa bile yürümeye devam etmen gerekir. Hayatın gerçeği şu; hiçbir şey sonsuza kadar sürmüyor. Ne en büyük mutluluk kalıcı ne de en ağır acı. Bugün içini yakan şey, bir gün sıradan bir anıya dönüşüyor. Şu an geçmeyecek gibi gelen şeyler bile zamanla hafifliyor. Yeter ki kendini hayatın dışına itme. Yeter ki bir yaşanan yüzünden bütün hayatını durdurma.
Kimse için kendinden vazgeçme. Bir hatanın içinde ömür boyu yaşama. Sürekli “neden böyle oldu” diye düşünerek kendini tüketme. Bazı soruların cevabı olmaz. Bazı şeyler sadece yaşanır ve biter. İnsan bunu kabul etmeyi öğrendiğinde biraz daha güçleniyor. Çünkü devam etmek bazen iyileşmenin tek yolu oluyor.
Bir insana şüphesiz güvenmek ne güzel… İçinde tek bir tedirginlik bile olmadan, kalbini saklamaya ihtiyaç duymadan yaklaşabilmek ona. Ne söyleyeceğini tartmadan konuşmak, susarken bile anlaşılacağını bilmek… Bu, insanın hayatında nadir bulduğu bir huzur. Güven dediğin şey bir anda kurulmuyor küçük küçük birikiyor. Bazen bir sözde, bazen en zor anında yanında oluşunda kendini gösterir. Zamanla öyle bir yere geliyor ki, o insanın dümdüz orda öylece durması bile yetmeye başlıyor. Her şeyi anlatmana gerek kalmadan içinin hafiflediğini hissediyorsun.
Şüphesiz güvenmek, biraz da kendini bırakabilmekte. Sürekli tetikte olmaktan, her ihtimali düşünmekten yorulmuş kalbinin dinlenmesidir bu. Ya giderse korkusunun yavaş yavaş yerini, daha sakin bir kabulleniş alır. Ve sen fark etmeden, içten içe o insanın her zorluğa rağmen kalmayı seçeceğine inanırsın. Böyle bir güvenin olduğu yerde sevgi de değişir. Daha derin, daha gerçek, daha sessiz bir hâl alır. Gösterişe ihtiyaç duymaz, kendini kanıtlamak zorunda kalmaz. Yormaz, aksine iyileştirir. Yanında olduğunda eksik değil, tamam hissedersin.
Sonra bir gün durup düşünürsün; herkes sevebilir ama herkes güven veremez. Herkes yanında olabilir ama herkes içini bu kadar rahatlatamaz. İşte o an anlarsın aslında ne kadar kıymetli bir şey yaşadığını. Eğer hayatında şüphesiz güvenebildiğin biri varsa, onu sıradan görme. Çünkü bu dünyada bir insanın en çok aradığı şey, yanında kendin olmaktan korkmadığın bir kalptir.
Her şeyi kabullenebilirim; hatayı, eksikliği, yanlış anlaşılmayı… İnsan dediğin kusurludur, bunu bilirim. Ama vefasızlık bambaşka bir şey. Çünkü vefa, bir insanın karakterinin en çıplak halidir. İyi gününde yanında olup kötü gününde sırtını dönen biri, aslında hiç yanında olmamıştır; sadece o anın konforunu paylaşmıştır.
Benim için vefa, hatırlamak demektir. Birlikte yürüdüğün yolları, paylaşılan ekmeği, edilen bir çift güzel sözü unutmamaktır. Zor zamanlarda sessizce yanında duranları, kimse görmezken sana omuz olanları aklında tutmaktır. İnsan en çok da böyle zamanlarda belli olur zaten. Çünkü herkes güneşliyken gölge yapar, ama asıl mesele yağmur yağdığında ıslanmamayı değil, birlikte ıslanmayı göze alabilmektir.
Bu yüzden vefasızlık bana sadece bir davranış gibi gelmez; sanki geçmişi inkâr etmek, yaşanmışlıkları yok saymak gibi gelir. Oysa ben, yaşadığım hiçbir şeyi yok saymam. Kırılmış olsam bile hatıraları çöpe atmam, çünkü onlar benim kim olduğumu şekillendiren parçalar. Ama bir insan, tüm o ortak geçmişe rağmen sırtını dönebiliyorsa, işte orada içimde bir şey sessizce kapanır. Kapıyı çarpmam, bağırmam, hesap sormam… Sadece o insana dair beklentimi kalbimden usulca çıkarırım. Çünkü şunu öğrendim: Vefasız insana kızarak değil, mesafe koyarak huzur bulunur. Ve bazı insanlar hayatından çıktığında, aslında bir şey kaybetmezsin; sadece değer vermeyi bilmeyen birini geride bırakmış olursun.
Her şeye yeniden başlayabilmek müthiş değil mi? Ne yaşamış olursan ol, yarın hayata yeniden ve sıfırdan başlayabilme ihtimali hep var. Çoğu zaman bunun farkına bile varmıyoruz. Oysa her sabah, sessizce önümüze bırakılmış yeni bir başlangıç gibi. Bazen insan yaşadıklarının içinde öyle kayboluyor ki, sanki her şey bitmiş gibi geliyor. Oysa hayat öyle bir şey değil. Dün canını sıkan şeyler, yaptığın hatalar, içini acıtan anlar… Hepsi zamanla geride kalabiliyor. İnsan yeter ki içinde yeniden toparlanacak gücü bulsun.
Aslında hayat her gün insana küçük bir fırsat veriyor. “İstersen yeniden dene” diyor adeta. Daha sakin, daha olgun, belki de daha anlayışlı biri olarak yeniden yürüyebilirsin yoluna. Çünkü kimsenin hayatı kusursuz değil. Herkesin içinde biraz kırgınlık, biraz pişmanlık, biraz da yeniden başlama isteği var.Belki de hayatın en güzel tarafı bu. Her şey bitti sandığın yerde bile, aslında bir yerden yeniden başlayabiliyorsun. İnsan nefes aldığı sürece önünde hep yeni bir gün, yeni bir sayfa var. Bazen tek gereken şey de o sayfayı açacak küçük bir cesaret oluyor.
Kavgadan çok yoruldum. Sürekli bir şeyleri açıklamak, kendimi savunmak, niyetimi ispatlamak zorunda kalmaktan yoruldum. İnsan her tartışmada biraz daha eksiliyor sanki. Meseleler büyüdükçe değil, tekrar ettikçe ağırlaşıyor. Aynı cümleleri farklı tonlarla söylemekten, anlaşılmadığını fark edip yeniden anlatmaya çalışmaktan, bir noktadan sonra insanın içi daralıyor.
Haklı çıkmak artık eskisi kadar cazip gelmiyor bana. Eskiden bir şeyi kanıtlayabilmek önemliydi belki ama şimdi anlıyorum ki haklı olmak huzur getirmiyor. Bazen sadece dinlenmek istiyorsun. Cümlenin ortasında sözün kesilmeden, savunmaya geçmeden, sesini yükseltmeden konuşabilmek istiyorsun. Bu kadar basit bir şeyin lüks gibi gelmesi insanı daha da yoruyor.
Tartışmaların çoğunda konu kayboluyor. Başladığın yerle vardığın yer arasında hiçbir bağ kalmıyor. Geriye yalnızca kırgınlık, yanlış anlaşılmalar ve yorgun bakışlar kalıyor. Kimse gerçekten duymuyor karşısındakini; herkes cevap vermek için bekliyor. Oysa insan anlaşılmadığında değil, anlaşılamayacağını fark ettiğinde yoruluyor.
Sürekli tetikte olmak ağır bir yük. Yanlış bir kelime seçersem mesele çıkar mı, sustuğumda suçlu olur muyum, konuştuğumda fazla mı gelirim diye düşünmek insanın iç huzurunu kemiriyor. Sevdiğin insanlarla bile temkinli olmak zorunda kalmak en acısı. Yanında gevşeyemediğin birinin yanında ne kadar kalabilirsin ki?
Artık mücadele etmek istemiyorum. Her yanlışı düzeltmek, her tartışmayı kazanmak, her meselede son sözü söylemek zorunda değilim. Bazen geri çekilmek, bazen susmak, bazen de sadece konuyu kapatmak en sağlıklısı. Çünkü insan enerjisini korumayı öğrenmediğinde, haklı olduğu savaşlarda bile kaybediyor.
Ben artık sakinlik istiyorum. Yanında sesimin tonunu ayarlamak zorunda kalmadığım, cümlelerimi tartmadan konuşabildiğim bir hayat istiyorum. Kavgadan çok yoruldum; biraz da yorulmadan sevilmenin, açıklama yapmadan kabul edilmenin mümkün olduğu bir yerde durmak istiyorum.