SEVGİLİ MİLLETİMİ BİLGİLENDİRME: 6 Şubat depremlerinin yıl dönümü geliyor. Medya harıl harıl hazırlanıyor. Siyasetçiler neler yaptıklarını, neler yapacaklarını anlatıyor, depremzedeler nelerin eksik olduğunu söylüyor. İyimserlik, karamsarlık almış yürümüş. Aziz milletim bugünkü anlayışla herşey yapılmış, tamamlanmış olsa bile DEPREM SORUNU bitmeyecek. Bu sorun ancak anlayışımızı değiştirerek çözülebilir. Soruyorum size. Yarin yine buralarda deprem olmayacak mı? Başka yerlerde olmayacak mı? Depremler ebediyen tekrarlanacak. Belki o sırada biz olmayacağız ama çocuklarımız, nesillerimiz olmayacak mı? Aynı acıları onlar çekmeyecek mi? Bütün acı ve ölümleri birbirimize devir edip duracak mıyız?
Bu sorundan ancak deprem dirençli kentler yaratmak suretiyle kurtulabiliriz. Çağdaş deprem ülkeleri böyle. Depremde biz binlerce insanımızı feda ederken oralarda ancak bir kaç kişi tesadüfen ölüyor. Deprem dirençli kent büyük depremleri minimum hasarla atlatan kent demektir. Kent yönetimi, halk, altyapı, yapı stoku, ekosistem/çevreyi ve ekonomiyi eğitim, bilim ve günümüz tek nolojileri ile deprem dirençli hale getirirsek bu dertten büyük ölçüde kurtuluruz. Yeterki sizi yöneten insanlardan deprem dirençli kentleri talep edin. Sevgiyle.
HALKIMA DUYURU: Şu anda televizyonlarda yaşanan sahneleri çok iyi biliyorsunuz değil mi? Tıpkı komedi gibi. Deprem oluyor. Televizyonlar konuşmaya başlıyor. Deprem uzmanları sıra sıra boy gösteriyor. Kayıp yoksa şükr edilecek . Gece dışarıda kalınacak. Sonra da unutulacak. Eğer deprem büyükse acı ve keder.
Sevgili halkım bu daha ne kadar sürecek? Neden deprem dirençli yerleşim alanları için talepte bulun muyorsunuz? Harekete geçmiyor musunuz? 6 Şubatı ne çabuk unuttunuz? Deprem bizim için domates fiyatından, kırmızı et fiyatından daha mı önemsiz? Mülkün sahibi sizsiniz
Arkadaşlar, bugün biraz dertleşelim. Biliyorsunuz son zamanlarda ısrarlı bir şekilde DEPREM DİRENÇLİ KENTLER’in mücadelesini veryorum. Birçok şehrimize gidip bunu anlatıyorum. Depremden korkmayalım İNSANLARIMIZ DEPREMDE ÖLMESİN diyorsak bunu başarmalıyız diyorum. Şimdi bir ülkeyi ibret olsun diye örnek vemek istiyorum: Dün Tayvan’da bir deprem oldu. Depremin büyüklüğü 7,4, ölen insan sayısı safece 9. Bizde olsaydı onbinleri toprağa verirdik. Tayvan 1999 depreminde acı bir darbe yeyince gerekli hazırlığı yapmış, ülkeyi deprem dirençli hale getirmiştir. Görüyorsunuz, 7,4 deprem ve sadece 9 can kaybı. Evet küçük bir yer ama Tayvan kadar olamayacak mıyız? Harekete geçmek için daha ne kadar insanımızın ölmesi gerekiyor? DEPREM DİRENÇLİ KENTLER İSTİYORUZ.
Arkadaşlar, bugün daha önce yazdığım bazı tweetleri tekrar gönderdim. Bu tweetlerde Hakkari ve Bitlis/Zagros Bindirme kuşağına dikkati çekiyoruz. Bugün de aynı şeyi söylüyorum. Adıyaman-Hakkari arasında ve Tunceli ve Bingölde Deprem Dirençli Kentler faaliyetleri sürdürülmelidir. Depremden korkmamak depreme hazır olmakla mümkün. Bakın bugün Japonys’de 7’nin üzerinde deprem oldu 1 kişi bile ölmedi. ÜLKEMİZDE DEPREM DİRENÇLİ KENTLER İSTİYORUZ. Kampanyaya yazılarak, talep ederek katkı veriniz. Sevgiyle
Hakeme 1 yumruk atıldı,tüm ülkenin 4 gün gündemi oldu maçlar ertelendi. Her gün öğretmene, doktora fiziksel ve psikolojik o kadar çok şiddet uygulanıyor diye mi normalleştirdi bu durum ? Bu mu yani ? Yazık. Çok yazık.
Çağımızın vebası: Akran Zorbalığı!
Bu günün başlığını bir anne attı. Mesajı kısaydı:
"Artık bu mevzu okullarda eğitimin dahi önüne geçmiş durumda. İlk fiziksel durumları ile alay etme ve aşağılama olarak başlıyor. Peşinden dışlama, duygusal ve fiziksel şiddet geliyor. Çocuğunuzun sesi gürse şanslısınız. Bu çağın vebası da akran zorbalığı. Düzgün çocuk yetiştirirken yeni tanımıyla EZİK çocuk yetiştirmiş oluyorsunuz!"
Dün sizlerden başınızdan geçen zorbalık örneklerini istedim. İnanın binlerce yanıt geldi. Bunlardan yüzlercesini okudum, onlarca not aldım. Fiziksel özellikleri, konuşması, kıyafeti, yemeği, suluğu, saçı, notları, kiminle arkadaş olduğu, sosyal medyasının olup olmaması, oynadığı oyunlar, dinlediği müzikler, gittiği kurs, evinin muhiti bile zorbalık konusu...
Alay etme, dışlama, arkasından konuşma, geçerken laf atma, üstüne su dökme, suluğuna çok tehlikeli maddeler koyma, 3-5 kişiyle sıkıştırıp dövme, tuvalette fotoğrafını çekme, pantolonunu indirme, bıçaklama, boğazlama, palto taşıtma, ayakkabı bağlatma, harçlığını alma, çantasına eşya atıp hırsız gibi gösterme, korkutma, ölümle tehdit etme, yemeğine el koyma, kantine gönderip yemek aldırtma, babasının mesleğinden güç alarak tehdit etme, oyunlara dahil etmeme, öğretmene hakkında yalan suçlamalarda bulunma, yüksek not alanları tehdit ederek düşük not almaya zorlama, hediye vererek başkasına kötülük yapmasını isteme, zorla öpüşme, çantasına ölüm notları koyma...
Bu kadar yetti diyorsanız, bir de çocuğunuzun halini düşünün... Eğer saygılı, kurallara uymasını bilen, ekran ve içerik konusunda dikkatli, beslenmesine, giyimine özen gösterdiğiniz, notları iyi ve merhametli bir çocuk yetiştirdiyseniz yandınız!
Kendine sosyal bir çevre edinmesini, gülüp eğlenebileceği, birlikte oyunlar oynayabileceği, ders çalışıp, laflayabileceği arkadaşları olmasını unutun.. Eve sadece mutsuz geldiyse şanslısınız. Yok şiddet veya daha kötüsüne uğrarsa bir de derdinizi onun anne babasına, okula ve resmi mercilere anlatmak gibi imkansız bir görev bekler sizi.
En anlayışlısı bile çocuğunun sizin çocuğunuza yaptıkları için içten içe hoşlanır, gizli bir küçümseme ifadesiyle, yüzünüze "konuşacağım, bir daha olmaz" der. Böyle olursa ne mutlu, bir de çemkirenler var. (Çocuğundan anlaşılacağı üzere) sizin de zorbalık görmeniz, sinirlerinizin ayağa kalkması ve çaresizlik içinde kalmanız daha olası...
Sonuçta yediği yemek, giydiği ayakkabı, kullandığı telefon, aldığı notlar ve teşekkür etmesiyle bile dalga geçilen, dışlanan mutsuz çocuğunuz ve onun için tasalanan sizden başka kimse olmadığı gerçeğiyle yüz yüze kalıverirsiniz. Dünyanın hassas kalpler için bir cehennem olduğu gerçeğiyle...
Ne olur yılmayın! Çocuğunuzun öbür tarafa geçerse daha mutlu olacağı yanılgısına kapılmayın. Asıl mutsuz olan çocuklar onlar.. Çocuklarımız için güzel bir dünya bırakacağız ya, işte o dünya merhametli yetişmiş çocukların elleriyle kurulacak.
Artan akran zorbalığının sebebini uzmanlar daha iyi bilir desek de çorbada bir tuzum olsun, belki bir farkındalık yaratırım diye yazmak istedim.
Çocukların yaşlarına uygun olmayan zorbalık dolu diziler izlemesi, oynadıkları oyunlarda, izledikleri videolarda zorbalığın binbir çeşidini görüyor olmaları, anne babanın mutsuzluğu, aile içi şiddet, anne veya babanın iş yaşamlarında gördüğü zorbalıklar, çevre etkileri, adaletsizlik, eşitsizlik... Bir sürü etken var!
Şu bir gerçek, çocuklarımız öfke dolu. Daha önce Dr. Gabor Maté'den alıntı yaptığım, "hayal kırıklığı öfkenin yakıtıdır" sözünü hatırlayalım. Çocuklarımızı hayal kırıklığına uğratan şey bizlerle bağ kurma çabalarına karşılık vermiyor/veremiyor oluşumuz.
Onlarla güçlü bağlar kurma becerilerimiz hala var olsa da zaman ayırma becerimiz buharlaşıp gidiyor...
Zamanımızı neyin çaldığını iyi analiz edelim ve en değerlilerimizi bizden almasına izin vermeyelim. 👨👩👦
Arkadaşlar, depremde halkın bilgi ve blinçlendirilmesi ilkokuldan itibaren başlar. Bu amaçla bu kitabı yazdım. Çocuklarımıza yararlı olacağını düşünüyorum, sevgiyle
Maalesef üzülerek bu eleştiriyi yazıyorum
Öğretmen camiası kadar birbirinin iyiliğini istemeyen bir camia daha yok, eğer kendi çıkarına dokunmuyorsa asla ses çıkarmıyor, hep birilerinin bir şeyler yapmasını ve çözmesini bekliyorlar. Buna en basitinden öğretmenler odasından tutun, tüm camia olarak da aynıyız. En düşük maaş alan memurlar durumuna geldik, ama birçoğumuz uzman ve başöğretmen olduğumuz için bunu görmezden geliyoruz, yeni atanacak öğretmenlere mülakat zorunluluğu getirildi, ama biz atandık diye sessiz kalıyoruz, seminerler online yapılıyordu, herkes bu durumdan memnundu, bir anda dönem ortasında yüz yüzeye çevirdiler, nasıl olsa ben bilet almadım, işim yok giderim okula diyerek, seminerin online olması çabasına destek olmadılar. Burada hak ararken farklı mesleklerden bizlere saldıranlar ve aşağılamaya çalışanlara iki çift söz bile yazamıyoruz. Her geçen gün öğretmenlere şiddet haberleri artarken, nasıl olsa bana dokunmuyor diye sessiz kalıyoruz. Ondan sonra da öğretmenlere şiddet ve itibar kaybına üzülüyoruz
Ben maalesef böyle bir camianın içinde olmaktan dolayı üzgünüm. Sayımızın çokluğu güçlü olmamızı sağlaması gerektirirken, en çok ezilen camia oluyoruz.