2006 initiierte Wolfang Schäuble die Deutsche Islam Konferenz. Heute herrscht unter Dobrindt praktisch Stillstand. Zum 20. Jubiläum: Nur eine Pressemitteilung. Sie liest sich wie ein Abgesang.
Wir brauchen keine Lobgesänge auf die längst vergangene Islampolitik, ...
„Wenn das Wahlprogramm der #AfD umgesetzt wird, dann ist es ein anderes Land“, so der langjährige Ministerpräsident von Sachsen-Anhalt @ReinerHaseloff (@CDU). Es sei „ein völliges Verändern der Grundstruktur dieser Bundesrepublik Deutschland“.
#maischberger
In der aktuellen Pisa-Studie schneiden Schüler und Schülerinnen in Deutschland schlechter ab als je zuvor. Der Bildungswissenschaftler Samuel Greiff erläutert, was das mit hohen Migrantenzahlen und dem Smartphone zu tun hat. https://t.co/yCTzy0bikm
Sachsen-Anhalt seçimlerinin Almanya açısından uzun zamandır yapılan en önemli seçimlerden biri olacağı belliydi.
Ama AfD’nin tahminlerin de üzerine çıkarak yüzde 43,8 oranla (576 bin oy) açık ara birinci parti olması yine de şok etkisi yarattı. Birkaç yıl önce Almanya’da tahayyül edilmesi bile zor bir sonuç bu. Daha da önemlisi, artık bu oyların tamamını ekonomik sıkıntılarla, göç politikalarına tepkiyle veya mevcut partilerden duyulan hoşnutsuzlukla açıklamak kolay değil. AfD’nin nasıl bir parti olduğu, kadroları ve özellikle Sachsen-Anhalt teşkilatının aşırı sağcı yapısı yıllardır biliniyor ve tartışılıyor. Bütün bunlara rağmen neredeyse her iki seçmenden biri AfD’ye oy verdi.
Seçimin rakamlarında ayrıca iki nokta dikkat çekiyor.
Birincisi, sandık başında kullanılan oylarda AfD’nin yüzde 51’in üzerine çıkması. Mektupla oy kullananlarda ise AfD ile CDU neredeyse başa baş. Aradaki fark çok enteresan ve mektupla oy kullanan kitle çok fazla (%25,7 veya 331.755 oy). Bu da AfD'nın mektupla oy kullanan seçmenin yönlendirildiğine dair iddiaları açısından bundan sonra birçok tartışmayı alevlendireceği muhakkak çünkü o kadar büyük seçmen eğilimi farkı izaha muhtaç.
İkincisi, AfD’nin oylarını nereden aldığı. Seçmen geçişleri analizlerine göre en büyük kazanç, yaklaşık 170 bin kişiyle, önceki seçimde sandığa gitmeyenlerden geliyor. AfD ayrıca CDU’dan yaklaşık 82 bin, FDP’den de 19 bin seçmen kazanmış. Yani bir taraftan daha önce sandığa gitmeyen geniş bir kesimi harekete geçirirken diğer taraftan özellikle merkez sağdan ciddi oy aldı.
Bu tablo AfD’nin artık yalnızca öfke ve protesto oylarının toplandığı bir parti olmadığını gösteriyor. Doğu Almanya’nın bütün eyaletlerinde iktidara gelebilecek, hatta başbakan çıkarabilecek bir güce ulaşmış durumda.
Sandıktan çıkanı yalnızca Doğu Almanya’nın kendine özgü şartlarıyla açıklamak da yeterli değil. Elbette AfD doğuda çok daha güçlü ve bunun tarihî, ekonomik ve toplumsal sebepleri var. Birleşmeden sonra yaşanan büyük ekonomik ve demografik dönüşümün izleri hâlâ silinmiş değil. Ama AfD batıda da büyüyor ve birçok eyalette yüzde 20’lerin üzerinde. O nedenle meseleyi bir Doğu-Batı tartışmasına sıkıştırmak, Almanya’nın asıl sorununu görmemize engel olabilir.
Seçimin bir başka önemli sonucu BSW’nin konumu. Birkaç yıl önce Sol Parti’den kopan Sahra Wagenknecht ve arkadaşlarının kurduğu BSW, yüzde 5,3 oy ve beş milletvekiliyle eyalet meclisine girdi. NATO, AB pesimizmi, Ukrayna savaşı, Rusya’ya yaptırımlar ve Rus enerjisi ve hatta göç politikaları gibi birçok temel konuda AfD’ye yakın görüşleriyle bilinen parti, ortaya çıkan sandalye dağılımında kilit bir konuma yerleşti.
BSW, AfD ile koalisyonu reddediyor. Ancak AfD’den gelen önerileri sırf AfD’den geldiği için reddetmeyeceğini de söylüyor. Demeçlerine bakarsak, BSW AfD’ye doğrudan oy vermese bile AfD başbakan adayının seçilmesinin önünü açabilir.
Dolayısıyla BSW’nin dışarıdan desteğine dayanan bir AfD azınlık hükümeti artık sadece teorik bir ihtimal değil. Fakat böyle bir ihtimalin ciddi biçimde konuşuluyor olması bile Almanya’da diğer partilerin AfD ile siyasi işbirliğine gitmemesi üzerine kurulu “Brandmauer”ın, yani güvenlik duvarının ne kadar zayıflamış olduğunu gösteriyor.
Sonuç Şansölye Friedrich Merz ve CDU açısından da çok ağır. Merz bir zamanlar AfD’nin oylarını yarıya indirmekten söz ediyordu. Bu hedef doğrultusunda CDU’nun liberal kanadı ve söylemi önemli ölçüde geriletildi; parti özellikle göç ve güvenlik politikalarında belirgin biçimde sağa çekildi. Ama gelinen yerde oyları yarıdan fazla düşen AfD değil, CDU oldu. AfD ise oylarını iki katından fazla artırdı. Seçmen geçişleri de CDU’nun kaybettiği kitlenin önemli bir bölümünün doğrudan AfD’ye gittiğini gösteriyor.
Bu sonuç, merkez sağın aşırı sağın yükselişine onun bazı tezlerini ve dilini benimseyerek cevap verme stratejisini de tartışmalı kılıyor.
Fakat mesele Merz’in veya CDU’nun seçim yenilgisinden çok daha büyük.
Neden bu kadar çok insan mevcut partilerin ülkenin sorunlarını çözebileceğine artık inanmıyor? Ve neden Almanya’nın bütün o trajik geçmişine rağmen çözümü AfD’de arıyor?
Buna sadece “seçmen radikalleşti” diye cevap vermek kolay ama yetersiz. Ekonomik güvensizlik, göç, statü kaybı, temsil sorunu ve Doğu Almanya’nın kendine özgü tecrübesi elbette önemli. AfD’nin en büyük seçmen kazancının daha önce sandığa gitmeyenlerden gelmesi de mevcut partilerin ulaşamadığı veya siyasetten uzaklaşmış geniş bir kesimin varlığına işaret ediyor.
Ama artık başka bir gerçekten de kaçmamak gerekiyor. AfD’nin özellikle doğudaki teşkilatlarının nasıl bir siyasi çizgiyi temsil ettiği bilinmeyen bir şey değil. Partinin anayasal demokrasinin temel dayanaklarıyla çatışan, çoğulculuk ve eşit vatandaşlık anlayışını zorlayan görüşleri yıllardır kamuoyu önünde tartışılıyor. Sachsen-Anhalt teşkilatı Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından “kesin aşırı sağcı” olarak sınıflandırılmış durumda. Buna rağmen seçmenin yüzde 43,8’i AfD’ye oy verdi. Üstelik AfD’nin temsil ettiği fikirlerin siyasi karşılığı artık doğuyla da sınırlı değil; parti batı eyaletlerinde ve federal düzeyde de giderek güçleniyor.
Bu nedenle AfD seçmenini yalnızca öfkeli, ihmal edilmiş veya sesini duyuramayan insanlardan oluşan bir kitle olarak görmek de kolaycı olur. Seçmeni ciddiye almak, sadece kaygılarını değil, yaptığı siyasi tercihi ve bu tercihin içeriğini de ciddiye almak demek. Milyonlarca insanın oyunu sürekli protesto oyu olarak açıklamak, bir noktadan sonra seçmenin kendi tercihinin anlamını görmezden gelmek olur.
Demokratik siyasetin önündeki zor denklem de tam burada başlıyor. AfD’ye oy veren milyonlarca insanı peşinen demokrasi düşmanı ilan edip siyasi alanın dışına itmek mümkün değil. Ama onları yeniden kazanmak adına AfD’nin göç, kimlik, çoğulculuk veya hukuk devleti konusundaki radikal tezlerini merkeze taşımak da çözüm değil. İnsanların gerçek sorunlarını ve meşru kaygılarını ciddiye almak ile bu sorunlara verilen antidemokratik cevapları meşrulaştırmak aynı şey değil.
Brandmauer tartışmasının asıl açmazı da burada. AfD’yi iktidarın dışında tutmak tek başına onu küçültmeye yetmedi. Fakat bundan çıkarılacak sonuç, güvenlik duvarını kaldırıp AfD’nin siyasetini merkeze taşımak da olamaz. Demokratik siyasetin asıl güçlüğü, bu iki kolay yolun arasında kendi inandırıcı cevabını üretebilmek.
Üstelik AfD’nin Sachsen-Anhalt’ta iktidara gelmesi hâlinde mesele başka bir aşamaya geçecek. Almanya’nın federal yapısı, Anayasa Mahkemesi ve diğer kurumsal güvenceler bir eyalet hükümetinin hareket alanını önemli ölçüde sınırlıyor.
Ama bu, bir AfD hükümetinin önemsiz olacağı anlamına da gelmiyor. Eyalet hükümetinin eğitimden polis teşkilatına, kamu yönetiminden kültür ve medya politikalarına kadar geniş bir alanda yetkileri var. Daha uzun vadede ise belki daha önemli bir başka ihtimal bulunuyor: AfD’nin iktidarda sıradanlaşması.
Bir AfD başbakanı göreve gelir, kurumlar çalışmaya devam eder ve gündelik hayat ilk bakışta büyük bir kırılma yaşamadan sürerse, bunun kendisi AfD’nin normalleşmesini hızlandırabilir. Parti böylece yalnızca protesto edilen veya korkulan bir güç olmaktan çıkıp seçmenin gözünde olağan bir iktidar alternatifi hâline gelebilir. Sachsen-Anhalt bu anlamda AfD’nin federal iktidara uzanan yolunda çok önemli bir eşik de olabilir.
Ayrıca yakın zamanda iki önemli seçim daha var. İki hafta sonra Mecklenburg-Vorpommern ve Berlin eyaletlerinde seçimler yapılacak. Mecklenburg-Vorpommern’de AfD son anketlerde yüzde 35’in üzerinde ve birinci parti. Berlin’de ise yüzde 18 civarında ama oylarını ikiye katlamış durumda. Federal düzeyde de artık CDU'ya 5-7 puan farkla 27-29 bandında ve ülkenin en güçlü partisi konumunda.
İki hafta önce Avrupa’da aşırı sağın yükselişini ve bunun arkasındaki demokrasi krizini yazarken şu soruyu sormuştum:
Aşırı sağ mı güçleniyor, yoksa onu sınırlayan demokratik zemin mi zayıflıyor?
Sachsen-Anhalt sonucu bu soruyu daha da zorlaştırıyor. Çünkü artık yalnızca AfD’nin neden güçlendiğini değil, liberal demokrasinin bazı temel kabullerinden uzaklaşan fikirler toplumun önemli bir bölümünde karşılık bulmaya başladığında demokratik siyasetin buna nasıl cevap vereceğini de tartışmak zorundayız.
Ne seçmeni dışlamak ne de onu geri kazanmak adına radikal fikirleri merkeze taşımak bu sorunun cevabı.
Almanya’nın önündeki asıl mesele, bu ikisinin arasındaki demokratik yolu bulabilmek.
Irkçılığın eğitimsizlikten doğduğunu sanmak, kendimizi avutmak için uydurduğumuz bir masaldır.
İzmir'de bir hastane açılışında, Türkiye'nin en zengin ve en eğitimli insanlarının başında gelen Rahmi Koç, protokolün tam ortasında Kürt kadınını bedeni üzerinden ırkçı bir dille alaya alan bir "fıkra" anlatabiliyor ve salon gülebiliyorsa, sorun eğitim eksikliği değildir; daha derinlerdedir ama vicdan eksikliği bariz şekilde ortadadır.
En iyi okullarda okumuş, en yüksek mevkilere çıkmış kesimlerde dahi etnik kimliği ve kadın bedenini aşağılamanın bir nükte sayılabilmesi, ülkemizin yüzleşmekten kaçtığı en temel yarasını gösteriyor: özünde toplumsal gerçeklik olan çoğulculuğa değil, ayrımcılığa dayanan tek tipçi bir toplumsal düzen dayatması ve bunu devamlı yeniden üreten eğitim sistemi.
Netice olarak bizde ayrımcılık marjinal bir durum değil, özellikle seçkinlerin arasında rahatça paylaşılan bir dildir.
Utanç verici olan sadece Rahmi Bey’in cümlesi değil, o cümleye gülebilen bir salonun da olmasıdır.
Bu sebeple de yüzleşmemiz gereken o salonun da çok ötesinde duran derin sorunlarımızdır.
Die 16 Länder sind im #Bundesrat mit ihren Landesregierungen vertreten. Mit der neuen CDU-SPD-Regierungskoalition in #RheinlandPfalz ändert sich daher auch die Zusammensetzung des Bundesrates.
https://t.co/KcAeZ7rBj1
Die Produktion der energieintensiven Industriezweige in Deutschland ist von Februar 2022 bis März 2026 saison- und kalenderbereinigt um 15,2 % gesunken. In der gesamten Industrie ging sie im selben Zeitraum um 9,5 % zurück. Mehr dazu: https://t.co/7qwv7iBLQX
YALNIZLIK SALGINININ SOSYOLOJİSİ
Modern dünya bir yalnızlık salgını yaşıyor.
Sorun bağlantı eksikliği değil.
Bağlantı fazlalığı, ancak toplumsal bağ yokluğu.
Sosyologlar buna uzun zamandır dikkat çekiyor.
Fiziksel mesafe yalnızlığı tanımlamıyor.
Anlam mesafesi tanımlıyor.
Aynı masada oturup birbirinize dokunmuyorsanız, aynı odada yoksunuz demektir.
Durkheim bunu anomi olarak tarif etmişti.
Toplumsal bağların çözülmesi, bireyi boşlukta bırakır.
Bugün buna bir şey eklememiz gerekiyor.
Dijital dünya o çözülmeyi hem hızlandırıyor hem gizliyor.
Seni "bağlı" hissettiriyor.
Oysa seni beslemek yerine sürekli başkaları ile kıyaslamak durumunda bırakıyor.
Başkalarının hayatıyla, başarısıyla. Sürekli.
Tüketim kültürü ilişkilere de sızdı.
Bağ kurmak yatırım ister, sabır ister, zorluklara tahammül ister.
Hızlı tüketim kültürü bunların hiçbirini öğretmiyor.
Sonuç ortada.
Kalabalık odada kendini yapayalnız hissetmek.
Yalnızlık bir karakter sorunu değil. Bir toplumsal yapı sorunu.
Ve toplumsal yapılar değişebilir.
Ama önce görmek lazım.
ANALİZ | Almanca Konuşulan Ülkelerde İslamofobinin Durumu
🖊️ Prof. Dr. Enes Bayraklı (@EnesBayrakli) ve Doç. Dr. Farid Hafez (@ferithafez) değerlendirdi.
🔗 Analize ulaşmak için 👇
Ramadanbeleuchtung, Iftarempfänge, Frauen mit Kopftuch im öffentlichen Dienst - eine dauernde Empörung und Hass auf Muslime sind inzwischen Alltag. Das belegen auch die Zahlen aus NRW: Islamfeindliche Straftaten haben sich seit 2021 verdreifacht!
#Almanya’da yapılan yeni bir #kamuoyu araştırmasına göre, #Alman toplumunda göçmenlerden baskın toplumsal değerlere #uyum göstermeleri ve #kültürel farklılıklarını sınırlı biçimde sürdürmeleri bekleniyor.
Mediha Kızılkaya yazdı. @esslmm
https://t.co/is2HWCvRc2
Sosyal konut stokunun 4 milyondan 1,2 milyona düştüğü Almanya’da, barınma artık derin bir krize dönüşmüş durumda. Peki Almanya’da konut krizinden çıkış nasıl mümkün olabilir?
✍️ Mediha Kızılkaya yazdı.
https://t.co/hDBqiuVNWX
Islamischer Religionsunterricht (IRU) in NRW stärkt Toleranz & schützt Jugendliche vor Extremismus, Antisemitismus & Homophobie. Wer IRU abschaffen will, schwächt auch die Demokratie. Wir brauchen mehr IRU, nicht weniger!