TÜGVA BÜYÜK FONCU ÇIKTI!
🗣️ Turhan Bozkurt: "Vatandaş Alınca 'Foncu', Yandaş Alınca 'Teşvik Alan' Oluyor!"
Medyada Bugün programında Turhan Bozkurt, Avrupa Birliği (AB) fonlarından milyonlarca euro alan iktidara yakın vakıf, kurum ve derneklerin listesini açıkladı.
En korkunç ve etkili misyonerlik, misyonerliği kendine yaptırmaktır.
Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu.
///
AKP milletin çocuklarını deistleştirdiği yetmiyor gibi şimdi de Hıristiyanlaştırıyor
AKP, Türk Milleti'nin başına gelmiş belkide en büyük felakettir.
Bu kadar tahribat niye?
Kral çıplak!
AKP Genel Başkanı da olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’daki resmi temsilcisi İstanbul Valisidir.
Demek ki neymiş?
İstanbul Valiliğinin, Üsküdar Belediyesi AKP’ye geçsin diye kurguladığı, belediye başkan vekilliği seçim tarihi kararının arkasında, AKP Genel Başkanı varmış.
Her şey açık, net ve ortada!
Sinan Burhan:
"18 daire alındığı öne sürülen yurt veya pansiyon konusu. Sayın Gökçek diyor ki: 'Oğlum Ahmet ve çocukları Almanya'dan vatandaşlık almak için bir şirket kurup iki daire aldılar.
Tıpkı Mansur Yavaş'ın kızının İngiltere'deki daire alımında olduğu gibi kredi ve ipotek sistemi kullandılar.
Ahmet Gökçek evini ve arabasını satarak parayı banka üzerinden yasal yollarla transfer etti.' Konunun özü bu."
''Osmanlı torunuyum'' diyenlere gelsin.....;
Sen önce iki tane kitap oku da, dünyadan haberin olsun!!!!!
Nüfus 13 milyon civarıydı, 11 milyon kişi köyde yaşıyordu. 40 bin köy vardı, 38 bininde okul yoktu. Traktör sıfırdı, karasaban’dı. Beş bin köyde sığır vebası vardı. Hayvanlar kırılıyor, insanlar kırılıyordu.
İki milyon kişi sıtma, bir milyon kişi frengiydi, verem, tifüs, tifo salgını vardı, üç milyon kişi trahomluydu, bebek ölüm oranı binde 480’di, her doğan iki bebekten biri ölüyordu. Memlekette sadece 337 doktor vardı. Sadece
Reklamlar
60 eczacı vardı, sadece 8’i Türk’tü. Diş hekimi, sıfırdı. Dört hemşire vardı. 40 bin köy, sadece 136 ebe vardı. Ortalama ömür 40’tı.
Yanmış bina sayısı 115 bin, hasarlı bina sayısı 12 bindi. Ülkeyi yeniden inşa etmek gerekiyordu, kiremit bile ithaldi. Limanlar, madenler, demiryolları yabancıya aitti. Toplam sermayenin sadece yüzde 15’i Türk’tü.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e miras kalan sadece dört fabrika vardı, Hereke ipek, Feshane yün, Bakırköy bez, Beykoz deri… Elektrik sadece İstanbul, İzmir ve Tarsus’ta vardı. Otomobil sayısı bin 490’dı. Sadece dört şehirde özel otomobil vardı.
Kadın, insan değildi.
(Veremle boğuşan halk, ahırda yatarken… Bademlerin yere göğe sığdıramadığı Abdülhamid’in 16 tane eşi vardı. Nazikeda, Safinaz, Dilpesent, Peyveste, Nazlıyar, Bidar, Mezide, Emsalinur hanım filan, 16 tane… Yaş itibariyle, tamamı çocuktu. Abdülmecid’in 22 eşi vardı. Ahali ineğine verecek saman bulamazken, herif sarayında iki futbol takımı kadar kadınla yatıyordu.)
Tiyatro yok, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor yoktu. Arkeolojik eserler, öyle gizli saklı değil, padişahların hediyesi olarak, trenlerle çalınmıştı.
Kimisi alaturka saat’i kullanıyor, güneşin battığı anı 12.00 kabul ediyordu, kimisi zevali saat’i kullanıyor, güneşin en tepede olduğu anı 12.00 kabul ediyordu. Kimisi güneş batarken grubi saat’i esas alıyordu, kimisi güneşin tamamen battığı ezani saat’i esas alıyordu. “Saat kaç birader?” diye sorduğunda, her kafadan bi ses çıkıyordu.
Kimisi hicri takvim kullanıyordu, kimisi rumi takvim kullanıyordu. Kimisinin şubat’ı kimisinin aralık’ına denk geliyordu. Herkes aynı zaman dilimindeydi ama, farklı aylarda yaşıyordu!
Dirhem, okka, çeki vardı. Arşın, kulaç, fersah vardı. Ne ağırlığımız dünyaya ayak uydurabiliyordu, ne uzunluğumuz… ��lçülerimiz ortaçağ’dı.
Erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu. Okur-yazar erkeklerin çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi. Okul yaşı gelen her dört çocuktan üçü okula gitmiyordu. Toplam, 4894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, sadece 23 lise vardı.
Türkiye’nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlıydı. Öğretmenlerin üçte birinin, öğretmenlik eğitimi yoktu. Tek üniversite vardı, darülfünun, medreseden halliceydi. Ülke bilim’den çoook uzaktı.
600 sene boyunca Türkçe’nin ırzına geçilmiş, Osmanlıca denilmişti. Arapça, Farsça, Fransızca, İtalyanca kelimeler, Levanten terimler dilimizi istila etmişti. Karşılıklı sesli-sessiz harfleri olmayan Arapça’yla Türkçe yazmaya çalışıyorlardı.
“Harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik, köpekleştirildik” falan deniyor ya… İbrahim Müteferrika’dan itibaren 150 sene boyunca basılan kitap sayısı kaçtı biliyor musunuz? Sadece 417’ydi. Bunların da çoğu gayrimüslimlerin matbaasından çıkmıştı. Ki zaten, Müteteferrika da devşirmeydi, Macar’dı.
Bu topraklara kitap gelene kadar, Avrupa’da 2.5 milyon farklı kitap basılmış, beş milyar adet satılmıştı. Voltaire, bir kitabında şu ağır tespiti yapmıştı: “İstanbul’da bir yılda yazılanlar, Paris’te bir günde yazılanlardan azdır!”
Neymiş efendim, mezar taşı okuyacakmış…
Sen önce iki tane kitap OKU da, dünyadan haberin olsun!
@hilmiturkmen34 Sen neden kaybettin seçimi onu bi söyle bakalım. Kalıbına köpek sıçsın adam olsan tek kelime yazamazdın ama nerde o adamlık.. kaybetme sebebini bekliyorum. !!! O kalıp yok sende gerçi ama ben yinede bekliyorum .!!!!!