...(mağdur insanları görünce benim mağdurluğumun bende bir mağrur olduğunu gördüm.? dünyadaki mağdur insanları görünce insan olmaktan haya ettim utandım.
Kıbrıs fatihi kimine Göre Ecevit, kimine Göre Erbakandır, ama bir gerçek varki, dönemin başbakanı Bülent Ecevit'i İngiltere'ye uğurladıktan sonra Esenboğa havalimanında dönemin başbakan yardımcısı Necmettin Erbakan'la bir toplantı yaparak sayın başbakan diye sözlerine başlayan ve daha sonrasında yarın Kıbrıs diye bir yer olmayacak kaybedecek bir saniyemiz bile yok, ya bu gece orduya çıkartma emrini verirsiniz, yada ben tek başıma bir kayığa biner kıbrısa giderim diyen dönemin genel kurmay başkanı Semih Sancar'ı kimse yad etmez...
Binlerce kahraman anılır ancak Semih Sancar kimse tarafından hatırlanmaz...
Allah rahmeti ile muamele etsin.
Kurbanlıklara su verirken yanımıza gelip mahcubiyetle “Bana verebileceğiniz bir iş var mı? diye sordu.
Arkadaşım, “10 kilometre ötede 9 torbamız var, kaça getirirsin” diye sorunca, 6 TL istedi.
Bisikletle de olsa 10 kilometre toprak yolu gitmek ve 200 kilo yükü taşımak kolay değildi. Bu, güçlü bir hikâyenin işaretiydi.
Abbat 55 yaşında. Eskiden bisiklet parçaları satarmış. Fakat ülkeyi vuran o açlık döneminde her şeyini kaybetmiş.
Burada kuraklık gelince insanlar hayatta kalmak için ellerindeki her şeyi yok pahasına beyaz adama satarlar.
Abbat da öyle yapmış. Çocukları aç kalmasın diye dükkanını, sermayesini satmış.
Geriye bir tek eski bisikleti kalmış. Şimdilerde onunla köy köy dolaşıp iş arıyor.
“Bisikletin geçinmene yetmiyor mu?” diye sordum.
“Yalnız olsam yeter ama oğlumun okulu 2 saat uzaklıkta. Sabah o kullanıyor, öğleden sonra bana kalıyor. Bir iş bulduğum zaman yürüyerek giderim ama iş ararken saatlerce yürümek insanı bitiriyor.”
Gözüm, gövdesi birkaç yerinden kaynaklanmış, kırık dökük bisikletine takıldı.
Sorunca “Ağır eşya taşıdığım için.” dedi.
Seni en çok zorlayan şey ne?
“İnsanlar benim yaşımdaki birinin kapı kapı gezip günlük iş aramasını yadırgıyor.
Çünkü böyle işleri gençler yapar. Sadece bir kap yemek uğruna bu yaşta çalışmak onları da üzüyor. En çok onların bu bakışları zorluyor beni. Oysa bir zamanlar durumum iyiydi.”
Arkadaşım araya girdi, “Onu hatırlıyorum. Ben çocukken bisiklet parçaları satardı. Neşeli, komik bir adamdı.” dedi.
Karşımda duran adama baktım. O eski günlerin neşesinden en ufak bir iz kalmamıştı. Bir iş bulabilirse günlük kazancı en fazla 25 TL oluyordu ama o işi de haftada bir buluyordu.
“Yeniden başlasan ne iş yapabilirsin?” diye sordum.
“Bildiğim işi yaparım. Bisiklet parçaları satarım.” dedi.
Bunun mümkün olabileceğini söyleyince sevinçten titremeye başladı. Ama bir şartım var, gelip seni kontrol edeceğim.
Heyecanla “Yol üstüne açın, istediğiniz zaman kontrol edin.” dedi. Kendisiyle sözleştik, bayramdan sonra dükkanını kiralayacağız.
Biz oradan ayr��lırken Abbat 10 kilometre ötedeki malzemeleri getirmek üzere bisikletinin pedalını çevriyordu.
Cebinde 6 TL’den çok fazlası vardı ama onu asıl mutlu eden şey eski mutlu günlerin yeniden gelme ihtimaliydi.
🚨 Nasser Hastanesi’nde ortaya çıkan toplu mezar, Gazze’de işlenen vahşetin sessiz tanığı oldu.
İsrail saldırılarıyla harabeye çevrilen hastane çevresinde, İsrailin öldürdüğü sivillere ait cansız bedenler bulundu.
Bu bir savaş değil…
Bu İnsanlığın gözleri önünde işlenen bir katliam, cinayet, felaket.
#Gaza
Gökhan Açıkkollu'nun Ailesi diyor ki: “Ya verin bir Karacaahmet’e gömelim.” “Yok efendim adresiniz, bak belediye orada bir mezarlık yapmış, tabelası da var. Hainler Mezarlığı. Oraya git göm.” Ailesi diyor ki: “Gömer miyiz öyle bir yere ya? Allah aşkına verin bir ambulans, cenaze aracı verin de memleketimiz Konya'ya götürelim.” “Yok size, cenaze aracı da verilmez.” Diyorlar. “Ne yapacağız?” “Ne yaparsan yap kardeşim.” diyor. Aileyle konuştum, dediler ki: “Bir pick up tuttuk.” Pick up'ın arkasını iple bağlamışlar, fotoğrafını da gördüm. O halde el mecbur İstanbul'dan Konya'ya yola çıkmışlar, köye varmışlar.
Piers Morgan: “Peki bu programı izleyip dehşete kapılabilecek Yahudi insanlara ne söylemek istersin?”
Dan Bilzerian @DanBilzerian:
“Onlar dehşete kapılabilir. Hristiyanları toplu katlettiklerini öğrendiğimde dehşete kapılmıştım.
Talmud’da öğrettikleri şeyleri öğrendiğimde dehşete kapılmıştım.
İsa’nın bok içinde yandığını düşündüklerini öğrendiğimde dehşete kapılmıştım.
Bakire Meryem’i fahişe olarak gördüklerini öğrendiğimde dehşete kapılmıştım.
Gentillerden çalmanın sorun olmadığını düşündüklerini öğrendiğimde dehşete kapılmıştım.
Filistinli mahkumlara toplu tecavüz etmenin sorun olmadığını düşündüklerini öğrendiğimde dehşete kapılmıştım.
Şu anda bir soykırımı finanse ettiğimiz için dehşete kapılmış durumdayım…yani onlar da dehşete kapılabilir.”
🔴 İsrailli orkestra şefi Ilan Volkov, Londra’da İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırısını kınadı. Canlı yayın, BBC tarafından kesildi:
▪️Yüreğimde büyük bir acı yaşıyorum ve artık sessiz kalamam
▪️ Binlerce masum Filistinli öldürülüyor, hastanesiz, okulsuz, bir sonraki öğünün ne zaman olacağını bilmeden defalarca yerinden ediliyor
▪️Filistinlilerin hastaneleri ve okulları yok, bir sonraki öğünlerinin ne zaman olacağını bile bilmiyorlar
▪️Bunun daha fazla sürmesine izin veremeyiz, geçen her an milyonların güvenliğini tehlikeye atıyor
▪️Artık İsrail’de sahne almayacağım.
Bu ÇOK MUHTEŞEM 🔥
🇪🇸 Pedro Sánchez liderliğindeki İspanya, AB'nin İsrail'e yaptırım uygulama kararını onayladığını açıkladı. 🔥
🇧🇪 Belçika yaptırımları kabul etti
🇮🇪 İrlanda yaptırımları kabul etti
🇫🇷 Fransa yaptırımları kabul etti
🇸🇮 Slovenya yaptırımları kabul etti
Bu ülkeler, İspanya lideri Pedro Sánchez sayesinde cesaretlerini topladılar.
İspanya'nın ne kadar cesur bir lideri var 🔥🫡
Gazeteci:
Dün Barcelona'nın lig şampiyonluğu kutlamalarında Lamine Yamal'ın davranışları hakkında ne düşünüyorsun ve bir oyuncunun futbolla ilgili olmayan meselelere karışmaması gerektiğini düşünüyor musun?
Guardiola:
Peki sen de kendi yetkinlik alanın dışında şeylere karışmamalı mısın? Sen buradasın ki bana yarınki Crystal Palace maçını sorasın.
Yine de sorunu cevaplayacağım... Futbolcu bir rol modeldir, milyonlarca insan ona özenir ve görüşü etkilidir, bu yüzden gerekirse görüşünü paylaşmalıdır.
Karını ve çocuklarını evlerin altında ezilmiş halde bulsan ne yaparsın? Onlar gibi orada mı? Burada basın toplantısında çıkıp forma giyen ve topun peşinden koşan bir oyuncudan mı bahsedersin? Tabii ki hayır!!
Sen bizim ne hakkında konuşmak istediğimiz konuları seçmiyorsun, bu yüzden bunlar senin yetkinlik alanın değil. Lamine'in pozisyonu gurur duyulması gereken bir şey, şu anda dünyanın konuşulduğu konu haline geldi.
Yahudiler onu ders aldıgı
çadırda katletti.
Bunu ona yapan teröristler,
Aynınısı bir gun sana da yapmak isteyecek.
Empati kur
sessiz kalma
Zulme dur de..
İşgalci siyonist israil , Amerika Birleşik Devletleri tarafından sağlanan termobarik ve basınç bombalarını Gazze'ye karşı kullandı
Ve bunlar bütün dünyanın gözleri önüde oldu
🚨#SONDAKİKA
İsrail, Ateşkes olmasına rağmen en vahşi saldırılarından birini yaptı…
Gazze’de ki Mashteha Kulesi'ni komple etrafında ki binlerce çadırlarla beraber yoketti.
Satılık ve Aşağılık Batılı ülkeler bu soykırıma sizde ortaksınız.
ABD, Kızılderililerle savaşırken
Kızılderilileri açlıktan öldürmek için,
hayvanlarının hepsini öldürdüler
ve onlar açlıktan öldüler..
Çocuklar dahil her Kızılderili başı
getirene 5 dolar verdiler.
Resmî kurumlar, binalar Kızılderili başı ile doldu, İnsan başından tepeler oldu..
Yine de Kızılderililerle başa çıkamadılar.
Anlaşma yoluna gideceklerini,
çekileceklerini söyleyerek, iyi niyet
göstergesi hediye olarak battaniye verdiler.
Verilen battaniyelere bulaşıcı hastalık
bulaştırılarak verildiğinden.. 70 milyona yakın Kızılderili, genci,
çocuğu, yaşlısı, hamile kadınları bulaşıcı hastalıktan acı çekerek hepsi öldü..
Kalan Kızılderilileri de Kanada'ya sürdüler ve sadece devlet olarak (sanırım 2010 da ) özür dilediler o kadar. Kafa derisi yüzmek de Kızılderililere ait değil. İnsanları kovboy filmleri ile kandırdılar yıllarca.
ABD, bize ermeni soykırımı dediğinde onlara lütfen bu vahşet hatırlatılsın.
Alıntı
ABD'li bir aktivist:
-Bu küçük kız, İsrail tarafından vuruldu. Babası hastaneye ulaştırmaya çalışıyor.
-"Neden korkunç görüntüler gösteriyorsun?" diyorlar. Sizi kayıtsızlıktan çıkarmaya çalışıyorum.
-15 dolarlık Starbucks kahvenizin tadını çıkarırken bunu görmeniz gerekiyor.
AİHM BÜYÜK DAİRE ŞABAN YASAK KARARI
ÖZETİ ŞUDUR:
1. Zihinsel bağ şart
2. Kişisel bilgi (bilme) şart
3. Kast ispatlanmalı
4. Örgüt hakkında genel anlatı yetmez
5. Örgütte rol üyelik anlamını taşımaz
6. Örgüte dair kişinin zaman/bilgi ilişkisi kritik
7. Kusur olmadan ceza olmaz
İlk maddedeki "zihinsel bağ" ise üç parçadır: Bilme+anlama+irade.
Şu saydıklarım tek başına zihinsel bağ değildir:
Bir uygulama kullanmak
bir bankada hesap
bir kurumda çalışmak
bir çevrede bulunmak...
Bunlar sadece dışsal temastır. (ilişki)
Bylock açısından;
“Arkadaşım önerdi diye kullandım” ifadesi.
Veya “toplantının ne olduğunu bilmiyordum” ifadesi.
Çünkü artık mesele şu değil:
“Bir yerde bulundun mu?”
Asıl mesele şudur:
“O yerin ne olduğunu biliyor muydun?”
Bu durumlarda bilgi kriteri yok ve zihinsel bağ da yoktur.
⚠️ Parasıyla insan vurmaya gelmişler!
• Yetişkinler 80.000 mark
• Güzel kadınlar 95.000 mark
• Hamileler 110.000 mark!
👉🏻 Bosna’yı ‘savaş turizmine’ açan Sırp milislerle ilgili kan donduran detaylar gün yüzüne çıktı:
Saraybosna kuşatması sırasında dünyanın dört bir yanından gelen zenginlerin, savunmasız sivilleri öldürmek için para ödedikleri iddiası yeni bir kitapla yeniden dünya gündemine oturdu.
Hırvat gazeteci Domagoj Margetic'in kaleme aldığı Öde ve Ateş Et adlı kitap, Saraybosna'da 1992-1995 yılları arasında yaşanan bu insan avındaki vahşeti gözler önüne serdi.
Kitapta yer alan iddiaya göre hafta sonları Rusya, Kanada, ABD, Almanya, İspanya ve İtalya başta olmak üzere farklı ülkelerden Saraybosna'ya giden zenginler, sivilleri vurabilmek için Sırp milislere yüksek miktarlarda ödeme yaptı.
Öldürülen bir istihbarat subayından alınan belgelere dayanan iddialara göre Sırp milisler, zenginler için ‘fiyat listesi’ oluşturmuştu.
Times gazetesinin aktardığına göre;
• Yetişkinler için 80.000 mark,
• Güzel kadınlar için 95.000 mark
• Hamile kadınlar için 110 bin mark ödeme alınıyordu.
Aynı şekilde çocuklar için de yüksek fiyatların belirlendiği aktarıldı.
İstihbarat subayının notlarında yabancıların “en güzel kadınları vurmak için birbiriyle yarıştığının” yazdığı da aktarıldı.
Bazı milislerin ifadelerine göre insan safarisine katılanlar arasında Avrupa'daki bir kraliyet ailesinin mensubu da bulunuyor.
Kitapta söz konusu kişinin helikopterle geldiği, Saraybosna yakınlarındaki Vogosca'da kaldığı ve “çocukları vurmak istediği” öne sürüldü. (Nefes - Mehmet Efe Altay)
-Sen Gültekin Avcı'nın nesi oluyorsun?
-Babasıyım
İzmir'de yargılandığı davada Ağır Ceza Reisinin yaşlı babacığıma tuhaf sorusu.
Karalanmış ismim,
kara bir pelerin gibi örtmüştü babamın masum yüzünü.
Oysa benim davalarım İstanbul'daydı.
Babamın davasıyla ve mahkemesiyle zerrece ilgisi bulunmayan davalar.
Böyle bir soru neden sorulur babama?
O zamanlar az çok tanınan bir insandım.
Bu soru aslında bir kimlik sorusu değildi.
Elbette ki kaderin kapıyı çalmasıydı.
O mahkeme salonu…
Ben orada yoktum, ama babacığımı solduran o salonda en çok ben vardım.
Anladım ki;
Ben artık yalnız kendim değildim.
Ben, babamın yargılanma sebebiydim.
İşte o an…
Bir kelime, bir hükme dönüştü.
Bir bağ, dosyada görünmeyen "psikolojik bir delil"e dönüştü.
Yaşlı bir baba üstünde oğlunun ismi yazan zincirlere vuruldu.
Oysa babacığımın dosyasında "cemaat mensubudur" diyen iki tanıktan başka hiçbir şey yoktu.
O tanıklardan birisi de başka davalarda yalan tanıklık yapmaktan tutuklandı.
Ama bir şey değişmedi.
Benim ismim yaşlı babacığımın 7,5 yıl hapse mahkum olmasına yetti.
Bir evlat için en ağır yük nedir bilir misiniz?
Varlığının ve isminin başkasına yük olması ihtimali.
Benim değersiz ismim…
Babamın kaderine eklenmiş bir dipnot gibi değil,
kara bir mühür gibi çöktü.
Ve insan, işte tam orada parçalanır:
Ne kendini silebilir,
ne sevdiğini kurtarabilir.
Yorgun kalbimde hala şu cümle yankılanıyor:
“Ben olmasaydım, belki o özgür olacaktı…”
Hapiste solan 9 yılımdan daha ağır bir düşüncedir bu.
Babacığım asla bir nedamet veya şikayet emaresi göstermedi.
O huzurlu ve kararlıydı.
Ve benden hep razıydı.
Ama ben hala mahkemenin o lüzumsuz
ama bir o kadar da manidar sorusunda kilitli kaldım.
Kader elbette.
Ama tecellinin zahiri sebebinin benim ismim olmasıyla kanıyorum hala.
Şimdi düşünüyorum da…
Benim ismim
onun puslu hücresine kapanan kapı mıydı?
Benim yazdıklarım,
onun ömründen çalınan yıllar mıydı?
Bir insanın ömrü yaşadığı yıllarla değil,
kaybettiği yıllarla ölçülür bazen.
Babamın kaybettiği yılların içinde,
benim kanayan adım var.
Ama yine de…
Her şeyin altında, sarsılmaz bir şey duruyor:
Babam beni inkar etmedi.
Beni bir yük gibi taşımadı, bir suç gibi saklamadı.
Beni söyledi.
Açıkça. Saklamadan. Titremeden.
“Babasıyım. O benim oğlum."
Şimdi 78 yaşında hapiste Alzheimer emareleriyle zamandan ve hatıralarından düşüyorsun sevgili babacığım.
Oğlunun ismi senin hayatını soldurdu.
Bir gün seni solduran o ismi de unutacaksın.
İçimde iki yangın var.
Biri geçmişin “keşke ben olmasaydım” diyen yangını.
Diğeriyse istikbalin “ya beni unutursa?” diyen alevleri.
Babam bir gün her şeyi unutsa bile o cümleyi ben unutmayacağım.
“Babasıyım. O benim oğlum."
Belki o hatırlamayacak,
ama ben onun hatırlayanı olacağım.
Yaşarsam onun yerine ben taşıyacağım hafızayı.
Onun yerine ben söyleyeceğim:
“Ben onun oğluyum.”
Bir gün bu hikaye anlatıldığında, ben bana yüklenen suçları değil, bu cümleyi hatırlayacağım:
Bir baba vardı
oğlunun ismini yük değil, kimlik olarak taşıdı.
Ve ben…
O gün anladım ki
insan�� yakan şey felaketler değil
sevdiklerinin kaderinde kendini görmektir.
Bu dünya bize göre değil baba.
Gidelim buralardan...
İsrail, her gün daha fazla Filistin'li çocuğu kaçırıyor
İsrailde organ bağışı yasak olmasına rağmen
Dünyanın en büyük deri bankası israilde
Dünyada en çok organ ticaretini israil yapıyor
Bu organlar Filistin'li çocuklardan çalınıyor
Deniz Zeyrek: “Suudi Arabistan ile Türkiye arasında imzalanan bir anlaşma metni onay için TBMM’ye sunuldu.
Suudilerle imzalanan bu anlaşma “yatırım teşviki” değil, düpedüz kapitülasyon gibi “ayrıcalıklı yatırım” içeriyor.
Anlaşma gereğince Suudiler Sivas’ta ve Karaman’dan güneş enerjisi santrali kuracak. Türkiye de bu yatırım karşılığında Suudilere şu avantajları sunacak:
• Vergi muafiyeti: Yatırımın tüm maliyet kalemleri vergiden arındırılmış. Yani herhangi bir teşvik belgesi dahi almadan çok geniş bir vergi muafiyeti sağlanacak.
Kurumlar, Gümrük Vergisi, KDV, ÖTV tamamen muaf olacak. Yurt içi alımlarda dahi KDV muafiyetinden yararlanacak. KDV indirimi için 10 yıl süre sınırı yok. Yatırımcı damga vergisi de ödemeyecek.
• İhracat/İthalat serbestisi: Her türlü ekipman ve malzeme için ithalat, ihracat, yeniden ihracat hakkı tanınmış. Gümrük rejimi açısından neredeyse serbest bölgeye yakın bir esneklik verilmiş.
• Bütün işlemleri devlet yerine getirecek: Yatırımcı kamulaştırma, imar, izin süreçleriyle uğraşmayacak. Bizim devlet araziyi hazırlayacak, mevzuatın gerektirdiği bütün işlemleri tamamlayacak, araziyi yatırımcıya inşaata hazır halde teslim edecek.
• Alım garantisi: Türkiye, 30 yıl boyunca o santrallarda üretilecek enerjiyi alma garantisi verecek. İki santraldan da ilk beş yıl boyunca 47,5 euro/MWh, beş yıldan sonra ise 23,415 euro/MWh -KDV hariç- fiyatla alım yapılacak. Suudi şirketlere ödemeler euro olarak yapılacak. Yatırımcının kur riski olmayacak, piyasa riski olmayacak, talep riski olmayacak. Yatırım adeta “risksiz getiri modeli” olacak.
• Yabancı istihdamı: Suudiler bu santrallarda yabancı personel çalıştıracak.
• Uluslararası tahkim avantajı: Yatırım, Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözüm Merkezi (ICSID) Sözleşmesi kapsamında hayata geçirilecek. Yani Türkiye’yle Suudi şirketler arasında bir anlaşmazlık yaşanırsa sorun uyuşmazlıkların tarafsız bir tahkim yerinde uluslararası tahkim yoluyla çözümü sağlanacak.
Şimdi gelin kritik bir soru soralım; Türk yatırımcı aynı avantajlara sahip mi?
Maalesef değil.
Suudilere sunulan avantajlar, Türkiye’deki üreticilerin rekabet gücünü de bitiriyor. Yerli yatırımcı dezavantajlı hale geliyor.
Türk yatırımcılar ticari riskleri yüklenirken Suudi yatırımcı devlet garantili getiri sahibi oluyor.”