Öğretmen💫2011-16 Eğitimİş Eskişehir Şube Başkanı -Eğitimİş 5.Dönem Genel Sekreteri -UDF Meslek Sendikaları Kurul Bşk.-TBMM 28.Dönem CHP Milletvekili Aday Adayı
Akıl ve sevginin gücü yerine, güçlünün değerleriyle yaşamaya mecbur bırakıldıkça her geçen gün daha kimliksizleştiriliyoruz…
Herkes gibi olduğunda değil, herkesin sustuğu yerde ruhunu serbest bıraktığında özgürsün.🪽
🌖azalan zamanlardan
Okullarımızda güvenliği artırmak amacıyla 81 ilde 30 bin güvenlik görevlisinin istihdam edileceği basına yansımıştır.
Okullarda güvenlik sorunu gerçek ve ertelenemez. Son dönemde yaşanan ağır şiddet olayları, öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin güvenliğinin temel bir kamusal sorumluluk olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Ancak güvenliği 30 bin geçici personele, kapı kontrolüne ve dedektöre indirgemek; şiddeti besleyen gerçek sorunlarla yüzleşmek yerine, yıllardır biriken sorunların üzerini geçici ve yetersiz tedbirlerle örtmek istemektir.
Türkiye’de 60 binin üzerinde devlet okulu bulunmaktadır. Bunların yalnızca 4-5 bini “nitelikli okul” olarak görülürken, yaklaşık 30 bin okul bugün “riskli” olarak değerlendirilmektedir. 4-5 bin “nitelikli” okul, 30 bin “riskli” okul, 60 binden fazla devlet okulu… Eğitim sisteminin getirildiği nokta budur.
Yıllardır eğitim sistemi okullar arasındaki farklılıkları azaltmak yerine, birkaç bin okulu “nitelikli” olarak ayrıştıran bir yapı üzerine kurulmuştur. Bugün ise karşımıza “riskli-risksiz okul” ayrımı çıkmaktadır. Asıl tartışılması gereken yalnızca 30 bin güvenlik personelinin yeterli olup olmadığı değildir. Neden bütün devlet okulları nitelikli hale getirilememiştir? Neden bugün on binlerce okul riskli olarak değerlendirilmektedir?
Bir eğitim sisteminde on binlerce okul riskli görülüyorsa, yalnızca o okulların kapısına değil, onları riskli hale getiren koşullara ve yıllardır uygulanan eğitim politikalarına da bakmak gerekir.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/lNQJNjlAKD
“Her söz bir maskedir”
Olgunlaşmak, belki de hangi maskeyi neden taktığını bilmektir.
Kime karşı sustuğunu, kime içini açtığını, hangi kelimenin arkasına saklandığını, hangi cümlenin aslında senden çok korkularına ait olduğunu fark etmektir.
2026 FIVB Milletler Ligi Finali'nde Brezilya'yı 3-1 mağlup ederek ikinci kez VNL şampiyonu olan Filenin Sultanlarını yürekten kutluyoruz.
Cumhuriyet'in aydınlık yüzünü, azimleriyle, disiplinleriyle, çağdaş duruşlarıyla ve elde ettikleri tarihi başarılarla tüm dünyaya gösteren Filenin Sultanları, bir kez daha hepimize büyük bir gurur yaşattı.
Bu büyük zaferde emeği bulunan tüm sporcularımızı, teknik ekibi ve katkı sunan herkesi gönülden tebrik ediyor; Filenin Sultanlarının başarılarının artarak devam etmesini diliyoruz.
15 Temmuz 2016’da gerçekleştirilmeye çalışılan hain darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçti. Laik Cumhuriyet’i ve demokratik hukuk devletini hedef alan bu kalkışmanın yalnızca bir sonuç olduğunu, asıl sorgulanması gerekenin ise bu yapının devlet içinde güçlenmesine olanak sağlayan siyasal tercihler olduğunu unutmuyoruz.
Eğitim-İş olarak, halkın iradesine yönelen her türlü darbe girişiminin karşısındayız. Ancak darbelerle gerçek anlamda mücadele edebilmenin yolu, onları mümkün kılan siyasal ve toplumsal zemini ortadan kaldırmaktan geçmektedir. Devlet kadrolarını liyakat yerine sadakate göre şekillendiren, eğitimi cemaat ve tarikatların etkisine açan, "Ne istediler de vermedik?" anlayışıyla kamu kurumlarını dini bir yapılanmanın kontrolüne bırakan siyasi iradenin 15 Temmuz’daki sorumluluğu inkar edilemez. Bu darbe girişimi, laiklikten uzaklaşmanın ve devlet yönetiminde Cumhuriyet ilkelerinin terk edilmesinin ağır sonucudur.
Darbe girişiminin ardından ise demokratikleşme ve hukuk devleti yönünde bir güçlenme yaşanmamıştır. Tam tersine, OHAL ilan edilmiş; Kanun Hükmünde Kararnamelerle ülke yönetilmiş, binlerce eğitim emekçisi hukuksuz biçimde görevlerinden uzaklaştırılmış, temel hak ve özgürlükler ciddi biçimde sınırlandırılmıştır.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/BjYMJRkJRg
HAKKIMIZI ALMAK İÇİN MECLİS KAPISINDA BULUŞALIM!
Gerçek enflasyonun altında ezilen, TÜİK’in açıkladığı hayali rakamlarla alım gücü daha da kırpılan, mutfağında tenceresi kaynamayan kamu emekçisinin sabrı bitti, bıçak kemiğe dayandı! İnsanca yaşam hakkımız, günden güne zorlaşan geçim mücadelemiz, emeğimiz yok sayılıyor.
Bu böyle gitmez!
TİS sürecinde de söylediğimiz gibi; kamu emekçisinin emek mücadelesinin oldu bittiye getirilerek görmezden gelinmesine izin vermeyeceğiz!
Her zaman emeğin hakkından yana olan Kamu-İş olarak, sesimizi en gür tondan haykırmak için Meclis kapısına dayanıyoruz.
Talebimiz net, duruşumuz ödünsüz:
Yüzde 50 Ek Zam İstiyoruz!
Gelin; hakkımız olanı koparıp almak, adil bir gelir düzeni inşa etmek ve sömürüye dur demek için omuz omuza verelim.
• Yer: TBMM Dikmen Kapısı Önü
• Tarih: 14 Temmuz Salı
• Saat: 12.30
Biz bir araya gelirsek sesimiz barikatları da duvarları da aşar. Tüm kamu emekçilerini, geleceğine ve ekmeğine sahip çıkmaya, mücadelemize omuz vermeye davet ediyoruz!
#kamuiş #memurlar #yüzde50 #14Temmuz
Gezi Direnişi esnasında 19 yaşındayken dövülerek katledilen Ali İsmail Korkmaz’ı hayattan koparılışının 13. yılında sevgi ve özlemle anıyoruz.
Polis ve esnaf tarafından sokak ortasında darbedilen ve 38 günlük mücadelesinin ardından 10 Temmuz 2013’te yaşamını yitiren Ali İsmail’in katili yalnızca o sokaktaki caniler değildir. “Benim esnafım gerektiğinde polistir” diyerek sivil faşizmi kurumsallaştıran, şiddeti meşru hale getiren dönemin Başbakanı ve siyasi iktidarı da bu cinayetin doğrudan ortağıdır.
Eğitim-İş olarak, Ali İsmail’in düşlerindeki özgür dünyayı kurabilmek için laik, bilimsel ve kamusal eğitim mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.
#aliismailkorkmaz
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Kurtuluş Savaşı’nı hedef alan ve küçümsemeye çalışan açıklamaları, yalnızca basit bir müfredat değişikliğinin ilanı değildir. Bu sözler, Atatürk ilke ve devrimlerine duyulan kronik alerjinin dışavurumu, Cumhuriyetin kurucu iradesini tasfiye etmeyi amaçlayan bilinçli ve ideolojik bir hamledir.
Çok iyi biliyoruz ki bu sözler yalnızca Bakan Tekin’in kişisel görüşleri değildir; AKP iktidarının Cumhuriyete ve Atatürk’e bakışının filtresiz halidir. Bakan’ın söyledikleri 24 yıldır eğitim politikalarıyla adım adım inşa edilen, emperyalizmin dümen suyuna giren zihniyetin açık bir itirafıdır.
Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün kendi el yazılarında ve nutuklarında titizlikle kullandığı “Kurtuluş” kelimesi, Cumhuriyetimizin kuruluşunda köklü ve çift taraflı bir anlam taşımaktadır.
Bakan Tekin’e “neyden kurtulduğumuzun” cevabını tarihin ışığında verelim:
• Sevr ile ülkeyi parselleyen, kapitülasyonlarla halkı sömüren batı emperyalizminden ve mandacılıktan kurtulduk.
• Ülkeyi emperyalistlere teslim eden, halkı tebaa ve kul olarak gören, kendi hanedanlığını halkın varlığının üstünde tutan saltanat düzeninden kurtulduk.
• İşgale karşı direnen Anadolu halkını “asi” ilan eden Saray rejiminden kurtulduk.
Bu yönleriyle Kurtuluş; emperyalizme karşı direnen bir halkın ümmetten millete, kulluktan yurttaşa geçmesidir. Cumhuriyet ise çökmüş bir rejimin devamı değil; aklın ve bilimin rehberliğinde yapılan bir ayd��nlanma devrimidir.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/p59HPPSuCO
“Cumhuriyet” ifadesi olamayan
Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinde, Kurtuluş Savaşı yerine Milli Mücadele kavramı somut bir niyet.
Biz Atatürk düşmanı deyince art niyet taşıyoruz…???
MEB kimsenin siyasi hesaplaşma ayracı olamaz.
153 bin 915 üyesiyle Eğitim-İş, cumhuriyetten, laik, kamusal ve parasız eğitimden, emekten ve halktan yana mücadelenin en güçlü örgütlerinden biridir. Gücünü siyasi iktidarlardan ya da ayrıcalıklardan değil; eğitim ve bilim emekçilerinin örgütlü iradesinden almaktadır.
Bugün açıklanan 2026 Temmuz ayı gelir artışının %13,52’de kalmasının sorumluluğu, toplu sözleşme masasında kamu emekçilerinin hakkını savunmak yerine siyasi iktidarın dayattığı oranlara onay veren yetkili konfederasyona aittir. Siyasi iktidarın emekçileri yoksullaştırma hedefine ortak olan, emeğin değerini savunmayan sarı sendikalara karşı mücadelemiz de tarafımız da nettir.
Eğitim-İş, laik, kamusal, parasız, bilimsel eğitime savaş açanların, hak kayıplarını meşrulaştıranların, emekçiyi yoksullaştıran politikalara sessiz kalanların ve ortaklık edenlerin değil; emeğin, her bir yurttaşın eğitim hakkını savunmak için mücadele edenlerin sendikasıdır. Çünkü sendikacılık saf tutmak için değil, emekçinin hakkını sonuna kadar savunmak için vardır.
Bugün 153 bin 915 üyemizin kararlı iradesiyle Eğitim-İş; cumhuriyeti, kamusal eğitimi ve emek mücadelesini büyütmeye, baskıya boyun eğmeden, mücadeleden vazgeçmeden yoluna devam etmektedir.
Kamu-İş Konfederasyonu Artvin İl Başkanımız Mehmet Mahir Yakıcı ile Eğitim-İş Sendikamızın önceki dönem MYK Üyesi Ebru Sungar, Genel Başkanımız Orhan Yıldırım, Genel Sekreterimiz Şükrü Balun ve Genel Özlük, Hukuk ve TİS Sekreterimiz Şenol Eyüboğlu'nu Genel Merkezimizde ziyaret etti.
Gerçekleşen ziyarette çalışma yaşamına ilişkin güncel gelişmeler, kamu emekçilerinin ekonomik ve özlük haklarına yönelik sorunlar ile sendikal mücadelenin güçlendirilmesine ilişkin değerlendirmelerde bulunuldu. Emek örgütleri arasındaki dayanışmanın önemine vurgu yapılan görüşmede, ortak mücadeleyi büyütmenin gerekliliği konusunda görüş birliğine varıldı.
SİVAS KATLİAMI’NI UNUTMAYACAK, UNUTTURMAYACAĞIZ!
2 Temmuz 1993, ülke tarihimizin en karanlık günlerinden biridir. Bu acıyı dindirmenin yolu ise kuşkusuz hafızayı korumaktan ve adalet talebinden asla vazgeçmemekten geçer.
Sivas’ta, gerici ve faşist bir güruh tarafından Madımak Oteli’nin kuşatılarak ateşe verilmesinin üzerinden tam 33 yıl geçti. O kara günde; bu toprakların yetiştirdiği 33 aydın, sanatçı, yazar ve ozanımız ile birlikte 2 otel görevlisi, canice katledildi.
Aydınlara karşı günler öncesinden başlatılan kara propaganda, örgütlü gericiliği cesaretlendirdi ve tarihe kara bir leke olarak düşen o katliam yaşandı.
Madımak’ta yükselen alevler, yalnızca masum canlarımızı değil; adaleti, demokrasiyi, laikliği ve insanlık onurunu hedef almıştır. Kamu-İş olarak, Cumhuriyetimizin ve insanlığın ortak değerlerine kasteden bu gerici vahşeti, aradan geçen onlarca yıla rağmen aynı öfke ve dinmeyen bir acıyla lanetliyoruz.
Açıklamanın devamı için: https://t.co/WMz0tkcOVQ
#Sivas #UnutMADIMAKlımda
Sivas Madımak Otelinde 33 aydın, yazar, ozan, sanatçımız ve 2 otel personelinin yakılarak katledilmesinin 33. yıl dönümünde acımız ilk günkü kadar taze, öfkemiz ise gerici zihniyete karşı her zamankinden daha diridir.
Sivas’ta yaşananlar anlık bir öfkenin, taşkınlığın sonucu değildir. Madımak; 12 Mart ve 12 Eylül faşist darbeleriyle temelleri atılan, Kahramanmaraş ve Çorum’da ilmek ilmek örülen düşmanlığın sonucudur. Halkın inanç, mezhep ve etnik kimlikler üzerinden kutuplaştırılarak birbirine düşman edilmesini amaçlayan faşist zihniyet, ilk provalarını Maraş ve Çorum’da yapmış; bu katliamların hesabının sorulmaması, faillerin korunması Madımak katliamına zemin hazırlamıştır.
Madımak’ta canlarımızı ateşe veren zihniyet, gücünü NATO destekli darbelerden almıştır. Göz önündeki failler göstermelik mahkemelerde yargılanırken, katliamın arkasındaki dönemin yöneticileri ve siyasi iradenin sorumluluğu hiçbir zaman sorgulanmamıştır.
Madımak davası; yıllarca süren adaletsizliklerle hukuk tarihine kara bir leke olarak geçmiştir. 1993’ten bu yana katiller yargı eliyle ödüllendirilmiş, firari sanıklar korunmuş, kollanmış ve sorumluluğu sorgulanmayan bazıları milletvekili/bakan yapılarak “onurlandırılmıştır.” 13 Mart 2012’de, davanın firari sanıklar yönünden zamanaşımı gerekçesiyle düşürülmesi kararını, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun” sözleriyle karşılaması, iktidarın tarihsel ve ideolojik olarak hangi safta durduğunu açıkça ilan etmesidir. Unutulmamalıdır ki insanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı olamaz.
Açıklamanın tamamını okumanın için tıklayınız:
https://t.co/dq4u6hYqsk
Eğitim-İş olarak, sendikamızın örgütsel yapısını daha da sağlamlaştırmak ve yarınların mücadele hattını örmek amacıyla düzenlediğimiz 7. Dönem 1. Olağanüstü Genel Kurulumuz başarıyla tamamlandı.
Genel Sekreterimiz Seher Ergin’in açılış konuşmasıyla başlayan kurultayımızda; Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk ile Fatma Nur ��elik, Ayla Kara, Irmak Koparan öğretmenlerimiz ve yaşamını yitiren öğrencilerimiz için saygı duruşunun ardından İstiklal Marşımız okundu.
Genel Kurulumuzu yönetecek Divan Kurulunun seçimiyle devam eden programda, Divan Başkanlığına Erdal Çalı seçilirken; Alay Hamzaçebi, Barış Düdü, İlkay Ayboran ve Murat Güzelad kurul üyeliklerini üstlendi.
Divanın yerini almasının ardından kürsüye gelen Genel Başkanımız Kadem Özbay, Türkiye’nin ve sendikamızın gündemine dair değerlendirmelerde bulundu. Konfederasyonumuz Kamu-İş Genel Başkanı Orhan Yıldırım’ın konuşmasının ardından Tüzük Kurultayı çalışmalarına geçildi.
Genel Örgütlenme Sekreterimiz Bülent Metin’in başkanlığında, süreç boyunca yoğun mesai harcayan Tüzük Komisyonumuz şu isimlerden oluştu: Elbey Kale, Şaban Özdemir, Yusuf Kaya, Mehmet Altıntop, Mustafa Gök, Hamza Kutay, Cumali Akatay ve Hamza Şanlıtürk.
Komisyon tarafından titizlikle hazırlanan önergeler, kurultay delegelerimizin değerlendirmesine ve oyuna sunularak demokratik bir zeminde karara bağlandı.
Tüzüğümüzde hayata geçirilen değişikliklerin, sendikamızın yarınlarına, emekten ve Cumhuriyetten yana sürdürdüğümüz mücadelemize güç katacağına olan inancımız tamdır.
Genel Kurulumuzun başarıyla tamamlanmasında emeği geçen Divan Kuruluna, süreç boyunca özverili çalışmaları için Tüzük Komisyonuna ve iradeleriyle kurultayımıza omuz veren tüm delegelerimize yürekten teşekkür ediyoruz.
Tamamını okumak ve fotoğrafları görmek için tıklayınız:
https://t.co/bO3JaqTNKR
Nato’ya da işbirlikçilerine de hayır.
Yaşasın tam bağımsız Türkiye.
NATO, barışın değil emperyalist katliamların ve sömürünün merkezi olmuştur.
Çatı örgütümüz Birleşik Kamu-İş olarak Başkent’de hayatı daraltan emperyalist savaş örgütü NATO’ya hayır diyoruz.