📢 Bugün yükselttiğimiz ses yalnızca bir grubun değil; mülakat mağdurlarının, atama bekleyen öğretmenlerin, güvencesiz çalıştırılan özel sektör öğretmenlerinin ve emeğinin karşılığını alamayan tüm eğitim emekçilerinin ortak sesidir.
Yıllarca emek verip sınavlarda başarı gösteren binlerce öğretmen, mülakat uygulaması nedeniyle hak ettiği kadrolardan mahrum bırakıldı. Yüz binlerce öğretmen atama beklerken mesleğini yapamıyor. Özel sektörde çalışan öğretmenler ise düşük ücretlere, uzun çalışma saatlerine ve güvencesiz koşullara mahkûm ediliyor.
Bizler, öğretmenliğin onuruna yakışır çalışma koşulları istiyoruz. Talebimiz lütuf değil, haktır.
Taban maaş talebimiz; aynı işi yapan öğretmenlerin insanca yaşayabilecek bir gelir güvencesine kavuşması içindir. Eğitim emekçilerinin yoksulluk sınırının altında yaşamaya zorlanmadığı, emeğin sömürülmediği bir düzen istiyoruz.
Bugün Sendikamız, hakları için açlık grevini sürdürüyor. Bir öğretmenin, en temel haklarını talep edebilmek adına bedenini ortaya koymak zorunda kalması, üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir durumdur. Bu süreçte beklenti; taleplerin diyalog yoluyla ele alınması ve öğretmenlerin hak arayışlarının karşılık bulmasıdır.
Eğitimin geleceği için aç kalıyoruz!
Öğretmeni değersizleştiren hiçbir sistem geleceğini güvence altına alamaz. Mülakat mağduriyetlerinin giderildiği, liyakatin esas alındığı, yeterli atamaların yapıldığı, taban maaş hakkının güvence altına alındığı ve öğretmenlerin insanca koşullarda çalışabildiği bir eğitim sistemi mümkündür.
Büyük bir direnişi sürdürüyoruz.
Mücadeleyi büyütüyor; mülakat mağdurlarının, taban maaş mücadelesi veren özel sektör öğretmenlerinin, güvencesizlerin Sendikası olarak haklarımızdan ve mücadelemizden vazgeçmiyoruz!
#ÖğretmenlerAcilÇözümİstiyor
@ProfDrAGurcan@NazimMavis@ozmehmetemin@ZehraNurAydemr@ozturkercn@kemalkarahanmv@mhulkicevizoglu@YucelArzen@makif_yilmaz@latifselvi42@IbrahimUKaynak@rukiye_toy@yilmazbuyukaydn@ismetguneshan17@elvangezmischp@yalimhalici@FethiAcikel@Suat_Ozcagdas@fazilkasap@drmadiguzel@ilyastopsakal@saffetsancakli@YLMZHUN@KezbanKonukcu@PerihanKoca@senolsunat@mehmetkaramansp
Ankara'da hakları için mücadele eden öğretmenlerin Madenci Anıtı'na yürümesine izin verilmemesi sonrası Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Başkanı Eren Edebali iktidara seslendi:
📢 Utanmıyor musunuz
https://t.co/8txHT9U3Q4
Bakan Tekin’in kameralara yansıyan o tebessümü, yaşanan acıyı anlamamaktan değil, acının artık siyasal bir maliyet doğurmadığını bilmekten kaynaklanıyor. Bu tavır, iktidarın yıllardır sergilediği bilindik bir refleksin ürünüdür. Önce sorun yok sayılır, sonra mağdur suçluya dönüştürülür, en sonunda ise bürokratik bir gülümsemeyle “gereği yapılacak” denilerek dosya kapatılır.
Sorumluluğun yukarıya çıkmadığı bir hiyerarşide yetişmiş olmanın yarattığı siyasal körlük. Hesap vermeyen, empati kurmayan, insani olanı değil, talimatı esas alan bir anlayış.
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay'dan Yusuf Tekin'e öğretmen Irmak Ayşe Koparan tepkisi:
"O Milli Eğitim Bakanı'na diyorum ki; gel, burada babanın, annenin, kardeşlerin yüzüne bakarak 'Soruşturma açacağız tabii' diyerek aynı gülümsemeyi yapabilecek misin?"
Bu nasıl bir utanmazdır? 103 yıllık partinin içinde bir gazeteciye, "sarı zarf alıyorsun" deme cüretini kimden ve nasıl alır? Kimdir bu asansör bekleyen müfteri? Dahası Atatürk'ün kurduğu partinin içinde kalacak ve iftiralarına devam ettirelecek midir?
İsmail Arı'dan 5 Haziran'da görülecek duruşmasına çağrı
“Çok büyük bir hukuksuzlukla ve eziyetle karşı karşıyayım. 5 Haziran’da haber alma hakkınıza, gazeteciliğe ve demokrasiye sahip çıkmak için beni yalnız bırakmayın”
https://t.co/7DiOX1WS7z
CHP'de butlancılar işten çıkardıkları çalışanların çoğunu Eski Kod-29 ile yani ahlak ve iyi niyet kurallarına uymama gerekçesi ile çıkarıyor. Bu durumda işten çıkarılanlar ne tazminat ne de işsizlik maaşı alamıyor.
Federico Campagna’nın Akdeniz imgesi, bir coğrafyadan çok bir hayal gücü biçimidir; yıkıntıların arasından konuşan, kaybın içinden anlam devşiren bir düşünme tarzı. @Metiskitap
Çocukken yaşananlara önem verilmeli.
Çünkü insan o yaşlarda sevinmeye öyle hazırdır ki, o sevinçlerin benzerlerini bile yaşayamayabilir bir daha...
Ne yazık, ne yazık...
Füruzan, Sevda Dolu Bir Yaz
ben bir kadının tecavüze uğradığı için özür dilemesini “keşke beni öldürseydi” demesini kaldıramıyorum. tecavüzcü kızını da istismar ettiği halde tutuklanmıyor. yayını yaptığımdan beri kendime gelemiyorum. bu kadına ses olun
İran Dışişleri Bakanı Türkiye’dedir. Bu ülkede kadınların ne giyeceğine başka devletler karar veremez.
İran’da kadınlar başörtüsü dayatmasına karşı bedel öderken, bu dayatmanın Türkiye’de “protokol”, “hassasiyet” ya da “diplomasi” kılıfıyla meşrulaştırılması utanç verici.
Bugün başörtüsü yukarı çekilir, yarın soru geri çekilir, öbür gün cümle yumuşatılır.
Ve sonra kimse dönüp “Bu sınırı kim, ne zaman geçti?” diye sormaz.
Dışişleri Bakanı Arakçi CNN Türk’e röportaj veriyor; yayını yapan hanımefendinin taktığı başörtüsü aşağı kaymış, bir anda kendi sağına doğru bakıyor ve hızla başörtüsünü yukarı çekiyor. İranlı danışmanlardan uyarı gelmiştir, dertleri hala bu saçmalıklar…
So,
so you think you can tell
Heaven from Hell,
blue skies from pain
Can you tell a green field
from a cold steel rail?
A smile from a veil?
Do you think you can tell?
Did they get you to trade
your heroes for ghosts?
Hot ashes for trees?
Hot air for a cool breeze?
Cold comfort for change?
Did you exchange
A walk-on part in the war
for a lead role in a cage?
How I wish,
how I wish you were here
We're just two lost souls
swimming in a fishbowl,
year after year
Running over the same old ground
What have we found?
The same old fears
Wish you were here
Bazı yıllar geçmez, içimizde kalır.
Canım Eylem’in kaleminden 2025’in adı: sızı.
Memleketin, bedenin ve zamanın ortak ağrısı… @egvrnk
Sızı takvimi https://t.co/e8XbXCfLoj @vesairexpress aracılığıyla
Gazetecilikle propaganda arasındaki sınır en başta iktidara yakın medya eliyle silindi. Siyasetçinin yerine konuşmak, onu savunmak, eleştireni hedef göstermek normalleştirildi. Bugüne kadar bu durum sorun değilken, şimdi ne oldu da fark edildi?
Yıllarca iktidarla kurulan mesafesiz ilişki kariyer basamağıyken, uçağa binmek prestijken, marifet sayılırken ses çıkarmayanların bugün ahkam kesmesi samimi durmuyor.
Bu hikayenin faili belli. Asıl soru şu: Bugüne kadar işine gelen bu düzen, şimdi kimin ayağına dolandı?
Hürriyet gazetesi Ankara Temsilcisi Hande Fırat:
◾️İster muhalefet ister iktidar kanadına yakın medya kuruluşu olsun, hepimiz çizgiyi aştık!
◾️Tartışma programlarına artık işin gerçek sahipleri yani siyasiler çıksın.
◾️AK Parti’nin özellikle ilk yıllarında lideri yurtiçinde ve yurtdışında ilgili muhabirler takip ediyordu. Sonrasında ise dönüşümlü olarak Ankara temsilcileri, genel yayın yönetmenleri ve ilgili köşe yazarları alındı.
◾️Ancak son dönemde uçağa binen gazeteciler çeşitlendirildi. Bu yapılırken de belli ki gazetecilik geçmişleri, muhabirlik yapıp yapmadıkları, meslek hayatları boyunca uluslararası zirve izleyip izlemedikleri, dış politika bilgileri gözden kaçırıldı.
◾️ABD’de, Avrupa’da bir gazeteci ekrana çıkıp bir partinin sözcüsü gibi konuşamaz. Yorum yapar ama mesafesini korur.
◾️Türkiye’de ise bu sınır neredeyse tamamen silinmiş durumda. Gazeteciler siyasi aktör gibi konuşuyor. Bu, hem gazeteciliğe hem siyasete zarar veriyor.
◾️Televizyon kanallarında partisinin görüşünü anlatması gereken siyasetçiler tartışma programlarına genel olarak ya çıkmıyor ya da çağrılmıyor. Onların yerine vekalet yayınlarını ne yazık ki gazeteciler yapıyor.
◾️Hal böyle olunca da gazeteci siyasi parti sözcüsüne dönüyor.
◾️Buradan çağrım tartışma programlarına artık işin gerçek sahipleri yani siyasiler çıksın. Gazeteciler de o partinin, bu partinin gazetecisi diye etiketlenmesin.
Türkiye’de uyuşturucu kullanma yaşının 12’ye kadar düşmüş olması, toplumun en yakıcı sorunlarından biri olmasına rağmen neredeyse hiç konuşulmuyor. Ama biz Saadettin Saran ile Ela Rümeysa Cebeci arasındaki mesajlaşmaları okuyoruz. Sansasyon kovalanıyor, gerçek toplumsal sorunlar ise bilinçli biçimde geri plana itiliyor. Bu gazetecilik değil açıkça mahremiyet ihlalidir, etik çöküştür. İki kişi arasındaki özel yazışmaların “haber” diye sunulması ucuz bir teşhircilikten ibarettir.
mesem'i protesto ettikleri için tutuklanan 16 genç için iddianame düzenlendi. etkinliğe yanlarında getirdikleri boyalar iddianamede "silah sayılması gerekir" diye geçti.
Aşağıdaki röportaj bir MESEM gerçeğidir!
MESEM’li Ahmet’i (takma isim) alan’da konuk ettik. Henüz 17 yaşında olmasına rağmen birden fazla kez iş kazası geçiriyor. Elektrik çarpması… Aslında yazılımcı ancak patron onu 150 odalı otellerin internetini bağlamaya gönderiyor. Yani İnşaata.
“Ya beni MESEM’den alın ya da tabutumu alacaksınız”
“Patron çocuğun odasını bize taşıttı.”
“Bakan Yusuf Tekin’e sorunlarımızı anlattım: ‘alın bunu buradan’ dedi”
İşte MESEM budur.
Ricam İzlemeniz ve izlettirmeniz.
https://t.co/48YpQk8eFt
Kendi yaşamındaki boşlukları, başkasının hayatını sorgulayarak doldurmaya çalışanlar vardır. Kıskançlıklarını “endişe”, meraklarını “hak” adıyla süslerler.
Oysa had, insanın kendi benliğini tanıdığı yerde başlar. Haddini bilmek, sadece terbiyenin değil, zekanın da göstergesidir.
Başkasının işine, emeğine ya da bulunduğu yere karışmak; sadece saygısızlık değil, aynı zamanda içsel bir eksikliğin dışavurumudur.
Çünkü bazı şeyler açıklama değil, idrak ister. Ve bazı sınırlar, kelimelerle değil, seviyeyle çizilir.