Mantık: Önce F35 almak için paramızı veriyoruz.
Sonra parasını verip S400 alıyoruz.
Finalde ikisinden de oluyoruz ve paramız uçup gidiyor, kimse sesini çıkaramıyor.
Sonrada kendi beceriksizliğimizden dolayı getirilen CAATSA’yı kaldıracağız diye yine kendi kendimize seviniyoruz.
Olay basit: S400 nerede F35 nerede? Paralarımız, vergilerimiz nerede?
“ABD’den Çin’e tersine beyin göçü başladı: Nobel Ödüllü kimyager ABD’den Çin’e gitti. 2025 Nobel Kimya Ödülü sahibi Omar Yaghi, Kaliforniya Üniversitesi Berkeley’deki görevinden ayrılarak Çin’in Tsinghua Üniversitesi’nde tam zamanlı kürsü profesörü oldu. Yaghi, Pekin’de kurulan yeni bir yapay zeka destekli malzeme keşfi enstitüsüne başkanlık edecek.” (Kaynak: Serbestiyet, 11.7.2026)
İŞTE VAHDETTİN'İN KAÇIŞININ BELGESİ
İstanbul İşgal Kuvvetleri Başkomutanı İngiliz General Sir Charles Harington, Vahdettin’in kaçışını şöyle anlatıyor:
“15 Kasım Çarşamba günü yemekte iken sultanın yaveri geldi. Sultanın, cuma selamlığına çıktığında öldürüleceğini düşündüğünden hayatını kurtarmam için bana haber yolladığını bildirdi. Ben, sultanı kaçırmakla suçlanmamak için bu talebin yazılı olarak yapılmasını istedim.”
Bunun üzerine Vahdettin, 16 Kasım 1922’de İstanbul İşgal Kuvvetleri Başkomutanı Harington ’a şöyle bir kişisel mektupla başvurdu:
“Dersaadet (İstanbul) İşgal Orduları Başkomutanı General Harington Cenaplarına. İstanbul’da hayatımı tehlikede gördüğümden, İngiltere devleti fahimesine iltica ve bir an evvel İstanbul’dan mahall-i ahara naklimi (başka bir yere götürülmemi) talep ederim efendim. 16 Teşrin-i sani 1922. Müslümanların Halifesi Mehmet Vahideddin.” (Sir Charles Harington, Tim Harington Looks Back, John Murray, London, 1940, s. 125; Oral, s.474)
Harington, daha sonra yazdığı kitapta, Vahdettin'in bu sığınma belgesinin orjinalini çerçeveletip bir hatıra olarak evinin duvarına astığını da yazacaktı.
Vahdettin, 17 Kasım 1922’de oğlu Ertuğrul ve yanındakilerle birlikte İngiliz HMS Malaya zırhlısı ile Malta adasına kaçtı.
Vahdettin, 20 Kasım 1922’de İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanı Harington’a, 25 Kasım 1922’de de Büyük Britanya Kralı ve Hindistan İmparatoru V. George’a, kendisine yardım etmelerinden dolayı bir teşekkür telgrafı gönderdi. Vahdettin, Britanya Karlı’na gönderdiği telgrafı şöyle bitiriyordu:
“Majestelerinize en derin minnetlerimi sunarım. Majestelerinizin ailesinin tüm mensuplarının sağlık ve refahı için Allah’a dua ederim.” (Oral, s. 474; Sonyel, s. 200)
Dikkat edilirse, Vahdettin, iltica mektubunu “Müslümanların Halifesi” sıfatıyla imzalamıştı. Çünkü İngilizler, Vahdettin’in halifelik sıfatı sayesinde sömürgelerindeki Müslümanları kontrol etmeyi planlıyordu. Ancak bu İngiliz oyununu da Mustafa Kemal (Atatürk) bozdu. TBMM, 18 Eylül 1922’de Vahdettin’in halifelik yetkilerini elinden aldı, Abdülmecit Efendi’yi “halife” seçti.
Ayrıntı için bkz.👇
https://t.co/ubJIl3rlDE...
(Sinan MEYDAN)
🇹🇷 Cihat Yaycı (7-8 Temmuz NATO Zirvesi sonrasında yaptığı değerlendirmede):
“NATO bildirgesinde İsrail yok, Filistin yok, Gazze yok.”
“NATO Zirvesi Sonuç Bildirisi’ne baktığımızda İran’dan bahsedildiğini görüyoruz. Ukrayna’dan bahsediliyor. Ancak İsrail’den tek bir ifade yok. Filistin’den bahseden yok. Gazze’de yaşananlardan söz eden yok. İsrail’in Suriye’nin güneyindeki işgalinden bahseden yok. Lübnan’daki gelişmeleri gündeme getiren de yok. Sayın Cumhurbaşkanı’nın açıklamaları dışında, 32 NATO üyesinden hiçbir lider bu konulara değinmedi.
Bu tablo bize şunu göstermektedir: İran güvenlik gündeminin merkezine yerleştirilirken, İsrail ise eleştirilerin tamamen dışında tutulmaktadır. İsrail’in attığı adımlar görmezden gelinmekte, üzeri örtülmektedir.
Suriye meselesine dikkat etmek gerekiyor. Özellikle enerji koridorları önümüzdeki dönemin en kritik başlıklarından biri olacaktır. Irak petrolünün hangi güzergâhtan dünya piyasalarına ulaştırılacağı büyük önem taşımaktadır. Bu hat Suriye üzerinden mi işleyecek, İsrail üzerinden mi taşınacak, yoksa Türkiye üzerinden mi geçecek? Bölgedeki jeopolitik rekabetin temel unsurlarından biri de budur.
Türkiye açısından en önemli risklerden biri ise İran’la karşı karşıya getirilmeye çalışılmasıdır. Bu ihtimal göz ardı edilmemelidir. Suriye’de gelişmeler giderek daha karmaşık bir hâl almaktadır.
Önümüzdeki dönemde uluslararası konjonktür değişebilir. Türkiye üzerinde yeni baskılar kurulabilir. ‘Artık İsrail’i gündeme getirmeyin, İsrail’i eleştirirseniz bunun sonuçları olur.’ şeklinde çeşitli siyasi ve diplomatik baskılarla karşılaşılabilir. Nitekim ABD Başkanı’nın, ‘Ben olmasaydım Türkiye İsrail’e saldıracaktı.’ yönündeki açıklaması da bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Uluslararası ilişkilerde devlet başkanlarının sözleri sıradan açıklamalar değildir. Bu tür ifadeler diplomatik literatürde karşılığı olan, kayıt altına geçen ve uluslararası algıyı etkileyen açıklamalardır. Böyle bir söylem, uluslararası kamuoyunda İsrail’i haklı ve meşru konumda göstermeye hizmet edebilecek bir algı oluşturma potansiyeli taşımaktadır.
Kıbrıs konusunda da son derece dikkatli olunmalıdır. Doğu Akdeniz’de çok önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Kıbrıs merkezli yeni jeopolitik denklemler kurulmaktadır. Türkiye’nin; İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan, Suriye ve İran eksenindeki gelişmeler üzerinden çok yönlü baskılarla karşı karşıya bırakılma ihtimali dikkatle takip edilmelidir.
Diğer taraftan NATO bildirgesinde Rusya’nın açık şekilde hedef gösterilmesi de Türkiye açısından ayrı bir risk oluşturmaktadır. Bu durumun Türkiye-Rusya ekonomik ilişkilerini olumsuz etkileyecek yeni girişimlere zemin hazırlaması mümkündür. Oysa Rusya, Türkiye’nin ikinci büyük ekonomik ortağıdır; Türkiye de Rusya’nın üçüncü büyük ekonomik ortağı konumundadır. Ukrayna savaşı üzerinden Türkiye ile Rusya’nın karşı karşıya getirilmesine yönelik girişimlere karşı da son derece dikkatli olunmalıdır.”
YAYININ TÜMÜ👇
https://t.co/gbwntEYPMF
Çevremizde zeki, kurnaz ve becerikli çok insan var. Hatta ailemizde ve arkadaşlarımızın arasında da bu türden çok insan var.
Ama tevazu içinde öğrenen ve bilgeliğini konuşturan, başarı ve becerilerini göze sokmayan insan çok az bulunur.
Buyrun size büyük üstat Konfüçyüs'den bir anekdot:
Yanına öğrenci olarak verilen Que Dang'ın gelişme gösterip göstermediğini soranlara Konfüçyüs şöyle yanıt vermiş.
"Onun daima yaşlı insanlara ayrılan yere oturduğunu görüyorum. Ayrıca onun yaşlı insanlara öncelik tanımadığına da şahit oluyorum. Onun amacı ahlak ve terbiye konusunda gelişme göstermek değil, hızla ve kısa yoldan başarılar elde etmektir..."
Kuşkusuz burada kastedilen sadece terbiye ve büyüklere saygı değildir. İnsan her yerde toplumsal konumuna, sorumluluğuna ve ağırlığına göre hiza almalıdır.
Boşuna "taş olduğu yerde ağırdır" demiyoruz...
CHP binalarının hepsi ablukaya alınsa da
CHP binalarının tamamı işgal edilse de,
CHP binaları zapt edilse de
CHP sadece binalar değildir.
CHP bir karakterdir,ruhtur,emanettir.
Ama bilinmelidir ki; asker üniformayı çıkartıp sivil elbise ile ülkemizi kuran Atamızın yolu da bizimdir
Sırılsıklam olmuş.İçinde bulunduğumuz dönemi belki çoğu
algılayamadı ama emin olun ,çok
büyük bir mücadele veriliyor çokk.
Ya bu mücadelenin bir parçası olarak güçleneceğiz,yada yok olup
gideceğiz.Ayağınıza taş değmesin.
"Özgür Özel"
ÇIPLAK NATO TARİFİ
Amerikan silah sanayisinin, müttefik ülkeler sarf malzemesi olarak silah satma örgütüdür.
Amerika faizle borç verir. Ülkeler aldıkları bu paralarla ABD savaş sanayisinden silah alır.
Hem borç verirken faiz alır. Ürün satarken kar alır.
Bizler de fakir fukaradan topladığımız vergilerle onların hem faizlerini hem de karlarını temin ederiz.
Keriz silkeleme uygulaması.
Çin yılda 120 -130 milyon tok çelik ihraç ediyor. Ve ihraç ürettiği çeliği, YUAN ile satıyor. Satın aldığı demir cevherini Yuan ile alıyor. Yılda bir milyar 150 milyon ton çelik üretiyor. Yaklaşık 4 milyar ton demir cevheri alıyor.
Çin satın aldığı petrol ve gazı YUAN ila alıyor.
Bu kadar Amerikan doları, piyasada değişim değeri olmaktan çıkıyor. Ama ne hikmetse, Dolar endeksi hep yükseliyor.
Biz sabah, ama hangi sabah olduğunu bilmiyorum. Dolara dayalı finans sisteminin salası okunacak. Bunu gelecek yılının bile kalmadığını düşünüyorum.
Pınar Yürik isimli Türk genci:
• İnsanlar okuduklarını anlasın diye Kur’an’ın Türkçeye çevrilmesini sağlayan Atatürk dinsiz, Kur’an’ı Türkçe okumak haramdır diyen adamlar hoca, öyle mi?
• Diyanet İşleri’ni kurduran Atatürk hain. Dini kullanarak insanların duygularını ve paralarını sömüren adamlar Müslüman. Öyle mi?
• Millî Mücadele döneminde Türk milletinin bağımsızlığı için mücadele eden Atatürk ajan; vatanı satmaya, mandayı kabul etmeye hazır olanlar kahraman. Öyle mi?
• Meclisi dualarla açan Atatürk sahtekâr; uydurma duaları diline dolayıp milleti kandıranlar doğru insanlar. Öyle mi?
• Dini kullananlar Atatürk’e iftira atarlar. Peki neden?
• Çünkü bu insanların yapmak istedikleriyle Atatürk ilkeleri ters. Bir insan Atatürkçü olursa ne olur? Düşünür, sorgular, araştırır. Her söylenene değil, gerçeklere inanır.
• Ve dini de kişisel çıkarları doğrultusunda kullananlardan değil, ana kaynağı olan Kur’an’dan öğrenir. E, gerçek dinliğini öğrenen insan dincilerin uydurma hikayelerine inanır mı? İnanmaz.
• İşte tam da bu yüzden Atatürk sahtekar dincilere yaranamaz.
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu:
Vahdettin gerçek bir haindir. Zaten İstanbul halkı da bunun farkına varıp sarayı kuşatmış, Vahdettin’e linç girişiminde bulunmuştur. Sarayın duvarlarına, tramvaylara “KAHROLSUN VAHDETTİN” yazılmıştır.
Vahdettin korkuya kapılır ve İngiliz işgal kuvvetleri komutanı Harrington’dan kendisini saraydan sağ salim çıkarması için plan yapmasını ister; “Hayatım tehlikededir, beni İstanbul’dan çıkarın efendim” diye mektup yazar. HMS Malaya ile kaçırıldığının resmi evrakı ve fotoğrafı da mevcuttur. Ve İngilizlerin planıyla İstanbul’dan kaçırılır.
1.6 milyon kilometrekare toprak kaybeden 2. Abdülhamid ise bunlara göre hiç toprak kaybetmemiş, İngiliz büyükelçisini tokatlamış ; ama gerçekte Kıbrıs’ı vermiştir.
Padişah Vahdettin’in İngiliz gemisiyle kaçtığı ders kitaplarından çıkarılmış.
Kaçmadı da tatile mi gitti? Diyecekler...
Türk milletinin hafızası silinmez.
Hainlerden kahraman çıkmaz.
Nutuk'ta herşey yazıyor zaten.
Sen adamları etkilemek için bin odalı saraylar yapıyor, altın varaklı koltuklarla donatıyorsun, özel hava limanı inşa ediyor, gıcır asvaltlar dösüyorsun. İzlanda başbakanı kalkıp, metruk bıraktığın Ankara Kalesi'ni geziyor. Kafalar o kadar farklı ki...
Okuduğum yorumlardan birinde, "iyi ki sarayı yapmışız, bu toplantı çankaya köşkünde olsa rezil olurduk" yazmış malın teki.
Geçtim İzlanda'yı falan, Amerika başkanlık konutu bile iki yüz yıllık. Beyaz Saray 60 bin metrekare arazi üzerine kurulu, bizim külliye 750 bin metrekare. Beyaz Sarayın kapalı kullanım alanı 5100 metrekare, bizim külliyenin kapalı kullanım alanı 210 000 metrekare.
Burun kıvırdığın İzlanda başbakanlık konutu, hepi topu üç bin metrekare. Ama halkı senden beş kat zengin. Senin emeklin Ulus'un köhne otellerinde ölümü beklerken adamların emeklisi dünya turuna çıkıyor. Beyaz sarayın on katı kadar bina yapmışsın ama önünde atmadığın takla kalmamış iki uçak almak için.
Külliyeye gelen adamlar, kadınlar, Antalya'ya güneşlenmeye gelen turistler değil ki yapının ihtişamından etkilensin. Adam senin ekonomini, ithalatını ihracatını, tarımının halini, askeri kapasiteni, enerji bağımlılığını, rejimini, hukuk sistemini, ülkendeki insan hakları ihlallerini, ve daha da kim bilir nelerini ezbere biliyor. Altın varaklı koltuğa oturdu diye hafızaya reset atacak hâli yok. "Bu kadar müsrif, gösteriş budalası millete müstehaktır" diyordur içinden…
Önce “Eski yoldaşları cemaat”
Üniversite sorularını çalıp, cemaat üyelerini üniversiteye yerleştirdi. Onbinlerce üniversite öğrencisinin hakkını çaldılar! Onlar her şey oldu!
Sonuç 15 Temmuz!
Sonra; Sahte diploma çetesi 20 yılda yaklaşık 18.000 kişiyi devlette işe yerleştirmiş. Bunlar akademisyen olmuş, müdür olmuş, siyasetçi olmuş!
Sonuç “liyakatsız muhterisler”
Ukrayna güçleri, Türkiye ve Güneydoğu Avrupa’ya gaz sağlayan iki Karadeniz gaz boru hattıyla bağlantılı altyapıya saldırıda bulundu ve bulunuyor. Amacı gaz akışını durdurmak. Gaz akışı durursa Türkiye çok zarar görecek.
NATO Rusya-Ukrayna Savaşını durdurmaya değil üzerine benzin dökmeye çalışıyor. Ankara’da 7-8 Temmuz 2026’da düzenlenen NATO Zirvesi’nde Ukrayna’ya yönelik yeni askeri destek taahhüdü en az 70 milyar avro olarak açıklandı. Ayrıca Zirve sonrasında komşumuz İran’a da saldırı yapıldı.
Sonuç olarak NATO güvenlik, barış ve istikrar üretmiyor aksine savaş ve istikrarsızlık üretiyor ve ülkemiz bundan dolayı çok zarar görüyor, daha da görecek.
Tarihte bugün...
"Camide içki içtiler Kabataş'ta başörtülü bacımı yerlerde sürüklediler üstü çıplak 70 adam falan filan görüntüleri bu cumaya" denmesi ve iftiracılar için hiçbir şey yapılmamasının üzerinden geçen 702. cuma.
Tutkuyla okumak, bilgi sahibi olmak ve bunu aktarmak, birçok insanın yapabileceği bir şeydir.
Ancak mütevazı ve ahlaklı olmak, çıkar peşinde koşmamak, bilgiyi şöhret için kullanmamak herkesin yapabileceği bir şey değildir...
"HAYDUT ABİM GİTTİ ÇIKABİLİRSİNİZ"
Ankara'da NATO eylemleri nedeniyle gözaltına alınanların tamamı serbest bırakılmış.
Bu nasıl bir teslimiyettir, ABD'ye ve NATO'ya böyle?
"Sizi, bir suçunuz olduğu için değil. Sadece hatırlı konuğumuzun huzurunu bozma ihtimalinize karşı gözaltına aldık. Kusura bakmayın. Ondan vazgeçemeyiz. Şimdi çıkabilirsiniz... " diyorsunuz yani?
Utanılacak bir durum.
Ama "kime" diyorum?
“Türkeş'in ablaları Güney Kıbrıs Rum kesiminde oturuyorlarken, Güney'e geçen Mümtaz Soysal; Rum yetkililerin, “Alparslan Türkeş’in ablaları burada yaşıyorlar...” bilgisini vermeleri üzerine şaşkınlık yaşayıp onları ziyaret etmek istemiş ve uygun görülünce de evlerine konuk olmuştur. Ankara'ya döndüğünde; “Türkeş Bey, ablalarınızın evine gittim. O evde Türk eviyle ilgili hiç birşey yok...” demiş. Sunay Karaman'a da; “Türkeş’in ablaları hiç Türk’e benzemiyor. Sakallı sakallı kadınlar...” demiş.
Bilirsiniz, Ermeni kadınlar inançları gereği belli yaştan sonra yüzlerinden kıl koparmazlar. Türkeş'in sonradan Alparslan Türkeş adı alması da zaten bir kamuflaj olduğunu gösteriyor. Ermeni olan Oğuzhan Asiltürk adı gibi. Türkeş de, yetim geleneğinden Kazım Karabekir’in okutup askeriyeye yerleştirdiği 1.000 Ermeni çocuktan biridir. Ermeni adını da kayıtlardan bir tanıdığım söylemişti. Kaydetmediğim için ismi kaybettim.
Türkeş, ABD'de gladyo eğitimi aldı. CIA'nın yönettiği özel kuvvetler ile işbirliği içinde gençlerimizi birbirine kırdırdılar. Türkeş, Türk söylemlerini terk edip, siyasal İslamcıların, ‘kanımız aksa da zafer islam’ın’ sloganını benimse(t)di. ABD projesi olan Türk İslam sentezi gibi garabet bir söylemdi bu. Elma ile armudu toplamak gibi... Türklük bir kader ama din bir seçimdir. Gerçi ülkemizde %90'ının dini aileden mirasdır; sorgulamadan kabullenilir.
Türkeş Kastamonu'ya geldiğinde Saidi Kürdi'nin talebesi Mehmet Fevzi Efendi’yi ziyaret eder, mürit gibi önünde 2 diz üzerinde otururmuş.
Fevzi Efendi’nin damadı ile aynı kurumda çalıştık. Türkeş’ten övgüyle bahsederdi. Kısacası, devşirmeler Türk Milleti’ne diyor ki; ‘Türkçülük yapılacaksa da biz yaparız. Dincilik yapılacaksa da biz yaparız. Hattâ Atatürkçülük yapılacaksa da biz yaparız; siz Türkler’e yönetecek birşey bırakmayız .!’
Ne kadar çabuk bu gerçeği anlarsak, belki Atatürk'ü de gerçekten anlamış oluruz ve vatanımıza sahip çıkarız; çıkış yollarını da arar buluruz.”
TC Zahide Engin Uçar
Türk milliyetçiliği geçinen
Borsa sandığımızdan daha ahlak dışıdır. S-400 Savunma sistemlerini satıyoruz diye borsaya alımlar geldi Borsa yükseldi .
Bir savaş ile karşılaşırsan, neyden niye kurtulduğumuzu o zaman anlarsın. Bir daha bu savunma silahlarını almaya kaksanız size kimse güvenmez. Çin' de Rusya'da güvenmez. Amerika'ya göbekten bağlı olursan ne olur diye artık sorma. Ne de olsa, yerli ve milli siyasal İslam var.
SANCILAR DOĞUM SANCILARIDIR
İster ekonomiye bakın, ister siyasete bakın, ister sivil toplum kuruluşlarına bakın, ister eğitime bakın, ister savunmaya bakın, ister tek tek insana bakın, herkesin nereye gittiğimiz konusunda bir tedirginliği ve endişesi var. Ülke onun bunun oyuncağı olmuş, büyük bir kararın eşiğindedir. Çektiğimiz doğum sancılar, bu büyük kararın sancılarıdır.