Bu dosyanın içinde kaybolmayacağım; bu dosyanın üzerinden geçeceğim.
Her hukuksuzluğun üstünde bir an duracağım, gösterip yoluma devam edeceğim. Çünkü bu dosyada hukuksuzluk o kadar çok ki, her birinin dibine dalmaya ömür yetmez.
Ama merak etmeyin, üstünden geçerken bile hepsi görünüyor.
Bizim bakmaya kıyamadığımız Gelibolu Yarımadası ve Saros Körfezi mevkilerimizi doğal gaz ve kaya gazı sahasına çevirmek için harekete geçtiler.
Kuzey Ormanları Gelibolu ve Saros kırsalının Süleymaniye Köyü Koru mevkiinde, Bolayır Köyü Koyun Dere mevkiinde ve Adilhan Köyü Bağlardere mevkiinde acele kamulaştırma kararlarının ardından dört sondaj alanı için ÇED süreci başlatıldı.
Verimli ovalarımızı cennet ormanlarımızı doğal gaz ve kaya gazı sondaj sahalarına çevirmeyin! Sermayeye daha fazla enerji sağlamak için Trakya'da yaşayan milyonlarca insanın suyuna nefesine sağlığına kıymayın!
İBB davasını hiç izleyen var mı bilmiyorum ama, çok eski arkadaşım İBB İmar Müdürü Ramazan Gülten, "savunma"sını verirken, ki suçlama yok hakkında aslında ama yatıyor işte, bugün su basan binaların, AVM'lerin fotoğraflarını göstermiş ve "işim bunların olmasını engellemek, ama işimi yaptığım için buradayım, bunlar kent mimarisinde hayati sorun" demişti.
Bugün Ramazan içeride, o binaları yapan, izin veren, rantını yutan AKP'liler sefada ve halk çilesinde, cefasında..
Ankara 2 Nolu Baro Başkanı Avukat Gökhan Ağdemir canlı yayında Bakanlık torpilini resmen itiraf etti:
“Hakim savcı olmak isteyen arkadaşlarımıza referans oluyoruz. Yaklaşık bizim 2 senelik çalışma dönemimizde 70 tane baro üyesi avukat arkadaşımızı hakim savcı yaptık. Bizler referans olduk, bakanlıklarla görüştük. Sağ olsunlar bize o anlamda da bakanlık bir ayrıcalık tanıdı”
15 yaşındaki MESEM öğrencisi Muhammed Salih Gövdetaşan, çalıştığı tamirhanede geçirdiği iş cinayetinde yaşamını yitirdi.
Mahkeme, olayda asli kusurlu bulunan sanığa verilen cezayı 76 bin TL adli para cezasına çevirerek 20 taksite böldü.
Muhammed'in ailesi, olayın tam anlamıyla aydınlatılması ve etkin soruşturma yürütülmesi için Mart ayından bu yana adalet arıyor.
Sarı zarf⚠️⚠️ Fatmanur ve Hifa İkra'nın tecavüz duruşmasından ve adıma dava açılmasından bir hafta önce adresime gönderilen sarı zarfta 25 yıllık avukatlık mesleğimden dolayı hak kazandığım yeşil pasaport hakkımın, hiçbir gerekçe gösterilmeden iptal edildiği tarafıma bildirilmiştir. ☺️☺️@oncecocukkadin
I am writing to you from northern Gaza; there is Israeli shelling everywhere, and the explosions are ceaseless. These may be my last words—please pray for us.
AK Partili arkadaşlar: Mağduriyet seansınız ve fon vurgunu için verdiğimiz araştırma önergesini reddetmenizin rehaveti bittiyse okuyabilirsiniz:
-Otoriter rejimlerin sonunda hep yağma baş gösterir. Haramiler kontrol edilemezler. Bu fon vurgunu da bir tür yağma… Biz de bir yılı aşkın bir süredir bu vurgunun sorumlularını araştırıp bu milleti soyanları açığa çıkarmaya çalışıyoruz.
-Herkes biliyor ki AK Parti, siyasetçisiyle, bürokratıyla, iş insanlarıyla bu yağmanın tam ortasında. Neredeyse her zanlının AK Partiyle bir bağı var. Ayrıca bu vurgunun karanlıkta bırakılmak istenen isimleri var. Biz bu isimlere ulaşmayı bir ölçüde başarıyoruz. Bu süreçteki kaynaklarımızdan biri de AK Parti’nin içinden uçurulan belgeler.
-Bize belgeler geldiğinde kamuoyunun önünde sorular soruyoruz. Dün TBMM’de, bugün de Parti Genel Merkezi’nde kabinedeki iki mevcut Bakana ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı’na sorular sordum. Dün Sayın Cevdet Yılmaz sorumuza yanıt verip bizdeki bilginin doğru olduğunu teyit etti ve bir açıklama getirdi.
-Bugün de iki bakan ile ilgili sorularımızı MKK işlem kayıtları üzerinden sorduk. Üstüne basa basa söylüyorum: Bu MKK belgeleri sahte değil. İsimler de meblağ da doğru. Sayın Mahinur Özdemir Göktaş “geçmiş olsun” dileklerini kabul ettikten sonra AK Parti’nin içinden kendisiyle ilişkilendirilen bir dosyanın neden hazırlanıp bize ulaştırıldığını düşünebilir.
-Bir başka dikkat çekici nokta ise sorumuzu yönelttikten on dakika sonra iki kişinin TCKN bilgilerini de içeren bir açıklama yapılabilmesidir. Demek ki Sayın Bakan, dolayısıyla ilgili bakanlıklar ve tabii ki Cumhurbaşkanı, fon vurgunu yapan kişileri yaptıkları işlemler ve TCKN detayında biliyor. Bu kişilerin içinde AK Parti ile bağlantısı olanlar hakkında Sayın Cumhurbaşkanı’nda bir klasör olduğunu da biliyoruz. Bizim de derdimiz bu klasördeki isimlerin kamuoyuyla paylaşılması ve suçluların cezasını çekmesi. Aslında basit ama AK Parti için yapması bir o kadar da zor.
-Sayın Özdemir Göktaş ile ilgili bir mağduriyet kampanyası başladığını görmek şaşırtmadı. Kimse kusura bakmasın ama aileleriyle beraber 2 milyon vatandaşın mağdur edildiği bir fon vurgununda Sayın Bakana sorduğumuz soruların yaşattığı mağduriyet kocaman bir hiç kalır. İki senedir çirkin iftiralarla tutukladığınız arkadaşlarımıza ve onların ailelerine yaşattığınız zulmün, mağduriyetin yanında Sayın Bakana PR yapma fırsatı da veren bu bir günlük incinmenin esamesi okunmaz. Sayın Bakanın da çok iyi bildiği Yunus Emre’den alıntılayacak olursak “Sen sana ne sanırsan, ayrığa da onu san”. Yani, kendin için ne istiyorsan başkası için de onu iste. Bizden özür mü bekliyorsunuz, o zaman ilk önce gerçekten mağdur ettiğiniz hak sahiplerinden, sonra da yıllardır hak mahrumiyeti yaşattığınız, zulmettiğiniz arkadaşlarımızdan özür dileyin. Gerisi kolay.
-Ben bir yıldan beri bu fon vurgununu çalışıyorum ve halkımı dolandıranları ve nasıl dolandırdıklarını ifşa ediyorum. Vicdanım rahat, veremeyeceğim bir hesap da yok. Partimle, çalışma arkadaşlarımla ve bu konudaki hassasiyetimizle de gurur duyuyorum.
-Son söz: Biz bu soygun çetesini ifşa etmeye ve bu vurgunun siyasi ayağını temize çıkarmaya ilk günkü heyecanımız ve enerjimizle devam edeceğiz. Bu halkı soyanlardan, onları koruyanlardan ve denetim görevini yerine getirmeyenlerden de hesap soracağız.
Fon soygununun üzerine gideceğiz diyenler için basit bir samimiyet testi: iki basit soru:
1-Eski MASAK Başkan yardımcısı Ramazan Başak, soygunu ihbar ettiğinde onu gözetim altına alma talimatını veren savcı kimdir?
2- Tera Yatırım’la ilgili olumsuz haberlere yayın yasağı getiren kararı veren yargı mensupları kimlerdir?
Hadi bakalım, buyrun.
İktidar, yargı operasyonlarıyla 2024 yerel seçimlerinde sandıkta aldığı ağır yenilgiyi büyük ölçüde telafi etti. Bunu seçmen desteğinin iyice azaldığı bir dönemde yapabilmesinde, uluslararası konjonktürün otoriterleşmeye son derece uygun bir zemin hazırlamasının da payı var. Dolayısıyla, güçlü bir ideolojik pozisyonu ve siyasi iddiası olmayan başkan ve meclis üyelerinin bu ortamda hapis tehdidi karşısında havlu atmasına, içlerinde en ilkesiz olanların da doğrudan iktidar saflarına geçmesine şaşırmıyorum.
Cumhur İttifakı'nın normal rekabet koşullarında seçim kazanma kapasitesi giderek azalıyor. Öte yandan, muhalefet partilerinin de iktidarı normal rekabet koşullarında bir seçim yapmaya zorlayabilecek siyasi ve kurumsal gücü büyük ölçüde aşındı. Muhalif kesimler açısından en sıkıntılı ve dolayısıyla sürekli gündemde tutulması gereken nokta budur. Türkiye'de rekabetçi seçim dönemi kapanıyor.
Bunda süreçle birlikte Kürt siyasi hareketinin muhalefet bloğundan büyük ölçüde uzaklaşmasının ve @kilicdarogluk gibi iktidarla iş birliği yapan siyasetçiler üzerinden ana muhalefetin bölünmesinin önemli rolü oldu. Özellikle butlan kararı sonrasında muhalif siyasetçilerin çoğunun da önümüzdeki seçimde iktidar değişmeyecekmiş gibi hareket etmeye başladığını düşünüyorum. Bu beklenti yerleştikçe bireysel kaçışlar, taraf değiştirmeler ve iktidarla uzlaşma arayışları da artıyor.
Cemil Tugay vakasında bu noktalara değinmeyen bir analiz eksik kalacaktır. Ama öte yandan Özgür Özel ve yönetimi de 2024 yerel seçimlerinde birçok yerde siyaseten kendilerine yakın ama beceriksiz ve ilkesiz adayları tercih ederek, KK ekibinin iktidarla işbirliğini uzun süre göz ardı ederek, 19 Mart sonrasında Cumhur İttifakı içindeki çatlak tezine dayalı yanlış okumalar yaparak ve birçok noktada tabanın tepkisini sönümleyerek büyük hatalar yaptı.
Dolayısıyla mesele sadece Cemil Tugay tercihi değil. Özgür Özel ve ekibinin, tüm zorluklara rağmen partilerine destek veren seçmenlere bir özür ve ciddi bir öz eleştiri borcu olduğunu düşünüyorum. Daha önemlisi, aynı hataların tekrarlanmayacağına ve iktidar baskısı karşısında nasıl farklı bir siyaset izleneceğine dair kamuoyuna net sözler vermeleri gerekiyor.
Bu artık "saadet zinciri" veya "manipülasyon" safhasını çoktan geçmiş; küresel off-shore ağlarıyla örülmüş alaturka bir Money Laundering (Para Aklama) ve Fiktif Hacim (Wash Trading) şaheserine dönüşmüş!
Londra-İsviçre paslaşması, finansal suç literatüründeki en klasik ve cüretkâr numaranın ta kendisidir: "Wash Trading" (Kendi Kendine Al-Sat Yaparak Hacim ve Fiyat Yaratma / Para Kaçırma).
Wash Trading (Yıkama/Paslaşma) Nedir ve Burada Ne Yapıldı?
Aynı grubun sağ cebi (Londra) hisseyi satıyor, sol cebi (İsviçre off-shore) aynı an, aynı saniyede alıyor.
Amaç 1 (Fiyat ve Hacim İllüzyonu): Dışarıdan bakan küçük yatırımcı veya denetçi "Ulan Londra ve İsviçre devleri bu hisseye girip çıkıyor, acayip likidite var" sansın.
Amaç 2 (Nakit Transferi / Bilanço Boşaltma): Fon patladığı gün panikle Türkiye'deki fondan/şirketten çıkan paraları, yurtdışındaki bu off-shore şirketler üzerinden "hisse alım-satım zararı/kârı" kılıfıyla Londra ve İsviçre hesaplarına aktarıp izini kaybettirmek.
Üç Ülke, Tek Hisse, Sıfır Utanma: Londra-İsviçre Paslaşması
Fon tezgâhının patladığı 11 Eylül günü borsada ne olmuş biliyor musunuz?
Londra’daki off-shore şirket BinBin hissesini satıyor, İsviçre’deki off-shore şirket aynı saniyede alıyor. Londra’dakinin arkasında Tezmen var, İsviçre’dekinin arkasında Akkaya. Hissenin sahibi Üsame Erdoğan, şirketlerin iştirakleri birbiriyle akraba!
Tezgâhın uluslararası çapına bakın:
Türkiye'de asgari ücretli şoförün üstüne fon kur,
Romanya vatandaşı şarkıcı üzerinden dijital bankaya bağla,
Fon patladığı gün Londra ve İsviçre off-shore hesaplarıyla hisse paslaşıp parayı yurt dışına süpür,
Sonra Meclis’ten kaç, sosyal medyaya sansür getir, Merkez Bankası’ndan 300 milyar TL repo iste!
Madoff bunu görse Wall Street’i bırakır, İsviçre-Londra hattında scooter kiralama işine girerdi. Kedi kendi kuyruğunu kovalıyor ama faturayı yine bizim cibimizdeki Türk Lirası ödüyor!
MEKKE ANLAŞMASI - SORULAR ‼️
Suudi Arabistan’da birkaç yüz TSK personelinin haftalardır kritik tesislerin hava savunmasında görev yaptığı iddiası doğru mudur?
2010 tarihli, 6226 sayılı Kanunla uygun bulunan askerî iş birliği anlaşması; eğitim ve teknik iş birliğini kapsıyor. Suudi Arabistan’ın kritik tesislerinin TSK tarafından fiilen savunulmasını değil.
Eğer askerimiz Mekke Ortak Savunma Anlaşması kapsamında harekât görevi yürütüyorsa, çok açık iki soru var:
🔺 TBMM’nin onayı nerede?
🔺 Anayasa’nın 90 ve 92’nci maddeleri neden işletilmedi?
Bu iddiaların niteliği ve Türk askerinin görevinin hukuki dayanağı konusunda kamuoyunun açık ve şeffaf biçimde bilgilendirilmesi gerekmektedir.
@TC_Disisleri@tcsavunma
Yürütme adına TBMM’de bulunan Cumhurbaşkanı Yardımcısı’na soruyoruz: Fon sürecinde adı geçen şirketlerden biriyle ilgili tarafımıza çok çarpıcı bir bilgi ulaştı. 8 milyar doların dijital varlığa dönüştürülerek iki ayrı soğuk cüzdana aktarıldığı ve yurt dışına çıkarıldığı doğru mu?
MASAK’ın bu transferlerden haberi var mıydı? Bu şirket hakkında ne yapıldı?
Milyarlarca dolarlık bu hareket nasıl gerçekleşebildi?
Kamuoyuna derhal açıklama yapılmalıdır.