@platcornweb Türkiyeyle alakalı bir bok bilmediği çok belli oluyor. Onun dışında arada bıraktığımız ülke falan filan boş laflar. Türkiye'nin kendi politikası zaten bu. Kendi kafasında kurmuş bir şeyler, o dünyaya göre yorum yapıyor.
shshsshsj çıldırıyorum gülmekten. hepsi ingilizce bildiği için kadın konuşurken birtek emine erdoğan kulaklık takıyor. emine erdoğan konuşurken de tüm kadınlar ahdshsjssjsjsjssj
🇹🇷 Cihat Yaycı :
‼️ BU GÖRÜNTÜLER NORMAL DEĞİL, NORMALLEŞTİRİLEMEZ!
Bu görüntüler başka bir ülkede değil, binlerce şehidimizin kanıyla sulanmış aziz Türk vatanında dün çekildi.
Meydanlarda Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerince hüküm giymiş bir terör örgütü elebaşının posterleri taşınıyor; onun serbest bırakılması isteniyor. Bölücü semboller ve sözde “Kürdistan” paçavraları açılıyor, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne meydan okuyan sloganlar atılıyor.
Şimdi hep birlikte şu soruları sormak zorundayız:
Bu mudur hukuk devleti?
Kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunan bir terör örgütü elebaşının serbest bırakılmasını istemek nasıl sıradan bir siyasi talep olarak görülebilir?
Dünyanın hangi hukuk devletinde buna göz yumulur?
Amerika Birleşik Devletleri’nde, Fransa’da, Almanya’da veya başka bir hukuk devletinde; binlerce insanın ölümünden sorumlu bir terör örgütünün hüküm giymiş lideri için meydanlarda özgürlük gösterileri düzenlenmesine, posterlerinin taşınmasına ve propagandasının yapılmasına aynı müsamaha gösterilir miydi?
Mesela ABD’de, Usame bin Ladin için bırakın bu büyüklükte bir yürüyüşü, en küçük bir destek gösterisini dahi hayal edemezsiniz.
ABD, terör örgütlerine destek olarak değerlendirdiği faaliyetlere karşı yalnızca kendi ülkesinde değil, uluslararası alanda da son derece sert bir tutum sergilemektedir.
Peki Türkiye Cumhuriyeti’nde, mahkemelerce hüküm giymiş bir terör örgütü elebaşının serbest bırakılmasını isteyen gösterilerin sıradan bir siyasi faaliyet gibi sunulması nasıl izah edilebilir?
Bu, ifade özgürlüğü değildir.
Bu, demokratik hak kullanımı değildir.
Bu; kesinleşmiş mahkeme kararını tartışmaya açmak, terör örgütü elebaşını siyasi bir figür hâline getirmeye çalışmak ve hukuk devletinin temelini oluşturan yargı kararlarını fiilen tartışmalı hâle getirmektir.
Özgürlük; hukuku yok sayma özgürlüğü değildir.
Demokrasi; terörü meşrulaştırma zemini değildir.
Hiç kimse, binlerce şehidimizin canı pahasına korunan bu vatanda, terörü ve terör suçundan hüküm giymiş bir kişiyi sıradanlaştırma, kahramanlaştırma veya siyasal meşruiyet kazandırma hakkına sahip değildir.
En acı olan ise, bu görüntülerin zamanla kanıksatılmaya çalışılmasıdır.
Millet olarak buna alışmamız, bunu sıradan görmemiz isteniyor.
Asıl tehlike de budur.
Çünkü bir millet, terörü normal görmeye başladığı gün; sadece güvenliğini değil, hafızasını, adalet duygusunu ve devletine olan güvenini de kaybetmeye başlar.
Devletin görevi hukuku tavizsiz uygulamak, milletin görevi ise şehitlerinin hatırasına, devletine ve Cumhuriyetine sahip çıkmaktır.
Türkiye Cumhuriyeti; binlerce şehidimizin emanetidir.
Bu devlet; terörün, bölücülüğün ve terör örgütü elebaşlarını meşrulaştırma girişimlerinin değil, hukukun, adaletin ve milli iradenin devletidir.
Sessiz kalmak, normalleştirmektir.
Normalleştirmek ise yarın ödenecek bedeli büyütmektir.
Ankara’da Suriyeliler ve Haymanalılar birbirine girmiş.
Dünya rahat edecek diye Türk halkının huzuru bozulduğu gibi, bu üreme hızıyla çok değil, 3-5 yıl sonra bunlar bizden toprak, statü isteyecek,.
Tıpkı bölücü pkklılar gibi.
25 Aralık 1991...
İstanbul'un göbeği, Bakırköy...
Alışveriş yapmak için mağazaya gelen insanlar...
İşine gitmiş çalışanlar...
Çocuğuna kıyafet almaya çıkan anneler...
İki yaşındaki bir bebek...
Hiçbirinin elinde silah yoktu.
Hiçbiri çatışmanın tarafı değildi.
Hiçbiri o gün öleceğini bilmiyordu.
Öğle saatlerinde yüzlerini kaşkollarla gizleyen yaklaşık 100 kişilik bir grup, "Yaşasın Başkan Apo", "Yaşasın PKK", "Vur gerilla vur, Kürdistan'ı kur" sloganlarıyla Çetinkaya Mağazası'nın önüne geldi.
İlk yaptıkları şey mağazanın girişini kapatmaktı.
Ardından 50'den fazla molotof kokteyli mağazaya ve vitrinlere atıldı.
Bir anda her yer alev aldı.
İçeride bulunan insanlar panikle üst katlara kaçtı.
Çıkış kapısı alevler içindeydi.
Son umut olarak yangın merdivenine yöneldiler.
Fakat o kapı kilitliydi...
Arkanızdan alevler yükseliyor...
Duman nefes aldırmıyor...
Yanınızda çığlık atan çocuklar var...
Ve sizi hayatta tutacak tek çıkış kapalı...
İtfaiye geliyor ama merdivenleri terasa yetişemiyor.
Bazıları ipe tutunarak kurtuluyor.
Bazıları ise yangın merdiveninin önünde dumandan boğularak can veriyor.
O gün hayatını kaybedenler:
• Ahmet Çetinkaya
• Hasan Dervişoğlu
• Merve Gül Bakkal (2 yaşında)
• Sezer Bakkal
• Hatice Çelik
• Habibe Çelik
• Zübeyde Nadir
• Şadiye Nadir
• Rezzan Seda Kızılkırmızı
• Süheyla Kızılkırmızı
• Yaver Ağabeyli
• Şengül Aras
Şimdi bir an durup düşünün...
Böyle bir terör eyleminin içinde yer alıyorsunuz.
Sonucunda 12 masum insan hayatını kaybediyor.
Aralarında iki yaşında bir bebek var.
Yıllar sonra cezaevinden çıkıyorsun
Ama zerre pişmanlık göstermiyorsun
Normalde sessizce kenara çekilmen gerek değil mi?
Ama yoook!
Üstten tehdit etmeye devam ediyor!
Sonra da çıkıp barıştan, demokrasiden ve kardeşlikten söz ediyor!
Üstelik bugün, devletin buna izin vermesiyle miting miting dolaşıp bunu adeta bir gövde gösterisine dönüştürebiliyor.
Allahım biz ne yaşıyoruz?
Bodrumlular, Gümüşlük sahildeki bir beach işletmesine girerek "Kıyılar halkındır" protestosu yaptı:
"Anayasa'ya göre kıyılar devletindir ve herkesin eşit ve serbestçe yararlanmasına açıktır. Buna rağmen halkın kıyıları kullanma hakkı engellenmektedir."
Türklere ümmetçilik, kürtlere milliyetçilik. Yok öyle yağma benim vatan evlatlarımı kahpece pusuya düşürecekler sonra gelip poster açacaklar.
Buna izin verene de devlet diyeceğiz.
BİZ HANGİ DEVLETTE YAŞIYORUZ?
Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasası açıktır.
Anayasanın 3’üncü maddesi der ki:
“Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.”
Bu hüküm tartışılamaz.
Bu hüküm değiştirilemez.
Değiştirilmesi teklif dahi edilemez.
Dolayısıyla devletin resmî işleyişinde başka bir dili esas alan hiçbir uygulama hukuk devleti içerisinde meşru görülemez.
Burada asıl sorulması gereken soru şudur:
Bu kararlar açıklanırken devlet nerededir?
Cumhuriyet savcıları nerededir?
İlgili denetim makamları nerededir?
İçişleri Bakanlığı nerededir?
Adalet Bakanlığı nerededir? @TC_icisleri@adalet_bakanlik
Hukuk devleti yalnızca vatandaşın uyması gereken bir düzen değildir.
Devlet kurumları da hukuku uygulamak zorundadır.
Hukuk, kişilere göre uygulanamaz.
Aksi hâlde hukuk devleti yara alır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin birliği, bütünlüğü ve egemenliği her türlü siyasi hesabın üzerindedir.
Ne mutlu Türk’üm diyene.🇹🇷
Ankara'da yaşayan bir vatandaşın yaptığı paylaşım:
"20 senedir burada oturuyorum, 1 gecede tüm yollara asfalt attılar.
Söylenecek çok şey var da, ben korkuyorum."