Timur Soykan: “Saray yanlış hamle yapmış, piyonu yanlış sarayın. Saray diyor ki ya biz size bu kadar şey yaptık 10 milyar dolardan fazla para yaktık Merkez Bankası rezervlerinden size mutlak butlan adadık. Yüzde 1 oyun yok, toplum tabanın yok milletvekilleri de sana gelmedi….”
Ve şimdi o plan çökerken ne var tek çare? Özgür Özel’i de tutuklatmak. Artık Kemal Kılıçdaroğlu'nun tek gücü saray yargısı, sarayın gücü. Başka hiçbir gücü yok.
O boş binada genel merkezi binasında duvarlara bakıyor. Haber bekliyor saray yargısından. Kemal Kılıçdaroğlu saray yargısından şunu bekliyor. Özgür Özel'i de tutukla, dokunulmazlığını getirirsen ben oy veririm diyor dokunulmazlığın kaldırılması için…”
“Baya” diye yazılan bir sözcük yok sözlüklerimizde.
“Bayağı” diye yazılır.
“Bayağı”, çok farklı anlamlara sahiptir.
1. Aşağılık, pespaye.
2. Basit, adi, amiyane, banal.
3. Herhangi bir özelliği olmayan, sıradan.
4. Hemen hemen.
5. Gerçekten.
6. Oldukça, epey.
Bu manik savunma.
Kılıçdaroğlu da biliyor ki Fatoş Hanım’ın ve daha nicelerinin yaşadığı haksızlıkta kendisinin de payı var. Buradaki gülüş, o suçluluk hissini bilinçten uzak tutma çabasının yarattığı gerilimden dolayı.
Sürekli “bilmiyorum, haberim yok” diyor. Ama işte tam karşısında, yadsınamayacak biçimde duruyor: senin yüzünden bir kadın insanlık dışı bir davranışa maruz kaldı? Bu suçluluğa dayanamayan benliği can havliyle bir şey yokmuş gibi gülüyor.
Mesela Erdoğan ya da Bahçeli burada gülmezdi. Çünkü onlar bu suçluluğu alttan alta bile hissetmezler. Onların dünya görüşü daha keskin, gerektiğinde çıplak aramayı savunabilecek kadar keskin. Erdoğan’ı düşünün mesela, söz konusu kişi karşı mahalledense “neyse gereği o yapılır” der geçerdi. Kendi mahallesindense sonuna kadar sündürür en ağır hakaretleri eder, konuyu kullanırdı.
Kılıçdaroğlu ise bunun yanlış olduğunu biliyor ama girmeyi çok istediği bu otokratlar kulübüne daha yeni katıldı, bu “gerilimli gülme” ler onun yeni pozisyonuna yerleşme çabaları. Sesi de çok yüksek tiz ve savunmacıydı mesela. Sandığımız kadar rahat değil, çok korkak biri Kılıçdaroğlu.
AKP devletin kasasını nasıl hortumluyor?
5 yandaş şirkete ait termik santrallere, üretmedikleri elektrik için astronomik tutarda teşvik ödendiğini tespit ettik.
2018-2025 yılları arasında;
Ödenen teşvik tutarı 559 Milyon Dolar!
AKP marifetiyle⬇️
Kapasite mekanizması adı altında verilen bu teşvik, Türkiye Elektrik İletim A.Ş.’nin;
Santrallere ait elektrik kapasitelerini güya emre amade olarak hazırda tutmaları için veriliyor.
Yani üretilmemiş elektrik için AKP’nin yandaş şirketlere ödeme garantisi
verdiği bir teşvik!
Bugüne kadar ödenen teşvik tutarlarının
dolar karşılığı (2018-2025 arasında);
🔴 IC İçtaş-Limak’a ait Yeniköy-Kemerköy termik santrallerine: 192 Milyon Dolar
🔴Kolin Holding’e ait Soma Kolin termik santraline: 125 Milyon Dolar
🔴Konya Şeker A.Ş.’ye ait Soma B termik santraline: 100 Milyon Dolar
🔴Aydem Holding’e ait Yatağan termik santraline: 82 Milyon Dolar
🔴Kazancı Holding’e ait Bolu Goynük termik santraline: 60 Milyon Dolar
Yani 5 yandaş şirkete ödenen toplam teşvik tutarı: 559 Milyon Dolar❗️
Güncel kurla 26 Milyar Lira!
Bunun adı soygundur!
Kaynak: Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) Resmi İnternet Sitesi
Türkiye'nin dört bir yanında madenciler maaşlarını alamadıkları için eylem yapıyor.
Bu gece Resmî Gazete'de kömür şirketlerine verilen teşvikler artırılıyor, destekler 2028'e kadar uzatılıyor.
Patrona teşvik var, madenciye ücret yok.
Bu düzenin özeti
Herkes hak ettiğini yaşar retoriği, sadece kazananların vicdanını rahatlatmak ve kaybedenlerin sesini kısmak için icat edilmiş muazzam bir illüzyondur. Dünya adil bir yer değil, hiçbir zaman da olmadı.
Şarkılarımın eylemlerde ve mitinglerde kullanılmasına bugüne kadar hiç engel olmadım. Ancak mahkemenin vermiş olduğu butlan kararıyla yönetime gelenlerin herhangi bir şekilde eserlerimi kullanmasına izin vermediğimi altını çizerek belirtmek isterim.
Haddim olmayarak, arada bir hatırlatıyorum, inanın sokakta butlanmış, meşruiyetmiş, PM, MYK kimsenin umurunda değil.
İşçinin, emeklinin Kılıçdaroğlu'na nefretinin en büyük nedeni, maaş ve ücretlerin konuşulmasına engel olması.
Antalya'da Demre çayının iki yanındaki tepeler, dağlar bir bir yok oluyor. "Yok oluyor" derken öylesine bir fiil kullanmıyorum. Dağı mermer bloklar olarak kesip yok ediyor, ucuza dünyaya satıyorlar. Vadide bitki böcek tozda boğulmuş. Vatan hainliğinin tanımı budur işte.
CHP’deki mutlak butlan yönetiminin görevden azlettiği Atilla Kart, 2017 referandumunda geçerli sayılan 2,5 milyon mühürsüz oyun iptaliyle ilgili yürüttüğü sürecin Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi tarafından nasıl engellendiğini anlatıyor:
"450 kilometreyi yürüyeceğine CHP Genel Merkezi’nden YSK’ya yürü, 5-6 kilometre"
@goksugoksel | @atillakart
https://t.co/3JR6XfGzLS
6 beldemizde halkımız sandığa gitti,
iradesini ortaya koydu. Oy kullanan tüm yurttaşlarımıza teşekkür ediyor, demokrasiye sahip çıkan her bir hemşehrimizi saygıyla selamlıyoruz.
Ancak bu seçim süreciyle ilgili değinmemiz gerek önemli noktalar var❗️
Aşağıda paylaştığım nüfus hareketleri tablosu, seçim sürecinde yaşanan olağan dışı değişimleri açıkça ortaya koyuyor.
2024 Yerel Seçimlerinde bu 6 beldede toplam seçmen sayısı 4.275 iken, 6 Mayıs 2026 itibarıyla bu sayı 10.791’e yükselmiştir.
Yalnızca iki yıl içerisinde seçmen sayısındaki artış 6.516 kişiye ulaşmıştır.
Bu sıra dışı değişimin nasıl gerçekleştiği, cevap bekleyen en önemli sorulardan biridir❗️
Ne yazık ki bazı beldelerimizde kaymakamlar devletin tarafsızlığını temsil etmek yerine sahada siyasi bir aktör gibi davranmıştır.
Nüfus müdürlükleri üzerinden başka beldelerden seçmen taşınmasına ilişkin ciddi iddialar ortaya çıkmıştır.
Seçim kurulları yapılan itirazları
dikkate almamıştır.
Bu şartlar altında çıkan sonuç “milli irade” ise milli irade diyoruz.
Yaşananları kayda geçiriyor, kamu vicdanının takdirine bırakıyoruz.
Tokat'ın Reşadiye ilçesine bağlı Yolüstü ve Çevrecik,
Almus ilçesine bağlı Bağtaşı,
Yeşilyurt ilçesine bağlı Kuşçu, Gümüşhane'ye bağlı Tekke,
Nevşehir'in Ürgüp ilçesine bağlı Mustafapaşa beldelerinde yarın yapılacak seçimde yarışacak başkan adaylarımıza ve meclis üyesi adaylarımıza başarılar diliyorum.
Genel Başkanımız Özgür Özel’in vatandaşlarımızla buluşmalarındaki heyecanı gördüm.
Millet doğrunun yanındadır. Bu yürürüyüş saray oyunlarıyla durdurulamaz.
Sanırım bugün Saray/Cumhur çevrelerinin en azından bir kısmında belirginleşen hava şu:
Bir rejim değişimi yaşanıyor. Bu, onların gözünde jeopolitik bir zorunluluk. Ortaya çıkmakta olan yapı Erdoğan’ın etrafında örülüyor; fakat mesele yalnızca Erdoğan’ın kişisel iktidarı değil. Onun ötesine uzanan, daha kalıcı, daha kapsamlı bir siyasal düzen ve güvenlik mimarisi tasarlanıyor.
Bu tasarımda demokrasi bütünüyle ortadan kalkmıyor; ancak giderek daha fazla tiyatral bir niteliğe bürünüyor. Seçimler, partiler ve muhalefet varlığını sürdürüyor; fakat bunların işlevi iktidarın gerçekten el değiştirmesini sağlamak değil, rejimin meşruiyetini ve sürekliliğini üretmek haline geliyor. En azından geçiş dönemi için öngörülen model bu.
Devlet siyasetin, “devlet aklı” siyasetçinin önüne geçiriliyor. Siyasal aktörler kendilerine uygun görülen yerlere yerleştiriliyor.
Erdoğan’ın liderliğini yaptığı, Saray’ın merkeze oturduğu, AKP’nin becerebildiği ölçüde siyasal meşruiyet sağladığı bu kompozisyonda MHP ve Bahçeli, yeni mimarinin fikrî kurucuları olarak görülüyor. Öcalan’a ve Kürt siyasetine ayrı bir rol biçiliyor; “bin yıllık kardeşlik”, “önderlik” ve yeni bir mutabakat dili etrafında konumlandırılıyorlar.
CHP içindeki Kılıçdaroğlu ve Butlan girişimine de bir işlev yükleniyor. Kurucu CHP tasfiye edilmiyor; aksine rejimin butik ortaklarından birine dönüştürülmek isteniyor. Bir tür müze, anıt ya da tarihî referans noktası gibi. Kılıçdaroğlu’na da kaybettiği itibarın bu yeni tasarım içinde iade edileceği ima ediliyor.
Herkes için bir yer var; yeter ki oyunun kurallarını kabul etsin ve kendisine verilen rolü oynasın.
Fakat bu tasarımın ciddi çelişkileri ve kırılganlıkları var. Rejim içindeki herkes aynı pozisyonda değil. İktidar alanının kendi içinde farklı beklentiler, fanteziler ve tahayyüller mevcut.
Ama en önemlisi, siyasal aktörlüğünü ve iradesini terk etmesi beklenen toplumun büyük çoğunluğunun buna gönüllü olmaması. Ekonomik çöküntünün yükünü taşıyan geniş toplumsal kesimler değişim istiyor. Geleceksizlik duygusuyla kuşatılmış genç kuşakların önemli bir bölümü ise bu siyasal düzene karşı derin bir hoşnutsuzluk duyuyor.
Bu nedenle asıl mesele, halkın siyasal iradesinin nasıl yönetileceği, denetleneceği ve gerektiğinde nasıl etkisizleştirileceği.
Bu çevrelerde hâkim görünen düşünce şu sanki: Seçimlere kadar olağanüstü yöntemlere ihtiyaç duyulacak. Yargı müdahaleleri, siyasi operasyonlar ve yoğunlaşmış istisna hâlleri bu dönemin araçları olacak. Çünkü bu bir inşa süreci. Acılar yaşanacak, bedeller ödenecek, tatsızlıklar olacak; fakat bunlar daha büyük bir dönüşümün kaçınılmaz maliyetleri olarak sunulacak.
Amaç, seçimlerde bir “kaza” ihtimalini ortadan kaldırmak.
Bu perspektiften bakıldığında bugünkü sert müdahaleler kalıcı değil; yeni düzenin kuruluş sürecinin zorunlu araçları olarak görülüyor. Tasarım, seçimlerden sonra siyasetin yeni bir normale kavuşacağı, toplumun zamanla bu yeni durumu kanıksayacağı ve bugünün çalkantılarının unutulacağı varsayımına dayanıyor.
Ama asıl mesele burada başlıyor: Halkın iradesini askıya alarak kurulan bir düzen, zorla istikrar kurabilir mi? Yoksa “geçici” diye sunulan olağanüstü yöntemler, yeni rejimin kaçınılmaz olarak ve kalıcı (hatta artarak devam eden) işleyiş biçimine mi dönüşür? Ya da çok daha kötü ihtimallere mi gebe bu yorgun ülke.
Özgür Özel’in demokrasi ve güvenlik ilişkisinin altını çizdiği Newsweek’teki yazısındaki ifade bence önemli bir uyarı niteliğinde. Öyle bitirelim:
“Demokrasi, vatandaşların iktidarı barışçıl yollarla değiştirebileceği güvenilir kanalları korumak demektir. Bu kanallar ortadan kalktığında, siyasal hoşnutsuzluk da ortadan kalkmaz. Yüzeyin altında birikir ve sonunda infilak eder.”
Bu memlekette hâlâ yüreği adaletle atan yargıçlar var.
Siz var olduğunuz müddetçe, karanlığın en derininde dahi umudun ateşi sönmez; zira cesaret, hakikatin ebedi ve en güçlü müttefikidir.
Utanç verici!
Bugün diplomamı iptal eden zihniyet, yarın sizin malınıza, mülkünüze, paranıza, işinize el koyar demiştim.
Asırlardır şehr-i emanete, İBB’ye ait olan; İBB Miras’ın olağanüstü restorasyonu ile 16 milyon’a ait Yerebatan Sarnıcı’na da göz koydular, el koydular.
İşte gelinen nokta budur.
Yazıklar olsun!
Sevgili gençler, zaman bir kurtarıcı bekleme zamanı değildir.
Sizin hür fikriniz, hür vicdanınız sizin için en doğru rehberdir. Bu ülkenin aydınlık yarınlarını kurmak hepimizin üzerine düşen bir vazifedir.
Sonunda hem kendi geleceğinizi kurtaracak hem de sizden sonrakilere gururla anlatacağınız bir özgürlük destanınız olacak.