NEDİM DERTLİ – Ermeni Edebiyatından Portreler:
“Oruçoğlu, sanatçıların portresini oluştururken onların yaşam deneyimlerini, edebi eğilimlerini, iç(sel) çatışmalarını, bireysel ya da örgütlü mücadelelerini sorular sorarak, ilişkilerin dinamiklerini ve bağlantı noktalarını kurcalayarak irdeler.” https://t.co/3uEGuSLuCL @kitapkritik24 aracılığıyla
tomo abi’yi tanımayanlar, az tanıyanlar, tanımak isteyenler için; kayıt olsun, haber yapacak gazeteci arkadaşlar yararlanabilsin, kopyalanıp çoğaltılabilsin diye kısa bir yaşamöyküsü hazırladım. @arasyayincilik sitesinden ulaşılabilir.
https://t.co/jjHamrxMqJ
@Vaspuragan@arzu_kesimm Adreslerden biri de eski İstanbul & Antakya mutfaklarından ermeni mezelerini tadabileceğiniz pangaltı ramada otelden aşağı inerken sağda poyraz sokaktaki Mezme adındaki bu sevimli mekanı da ısrarla tavsiye ederim.Özellikle topik humus z.yağlı yaprak sarma fevkaladenin fevkinde.
Rojin’nin Babası anlatıyor.
Google geçmişi ile paylaşımlar servis edilerek intihar algıları yaratılmaya çalışılırken intihar algılarını çürütecek önemli açıklamalar okuyalım, paylaşalım.
Burdur’da 5 aylık hastanenin su tankına kimyasal karışıyor, diyaliz tedavisi gören 3 yurttaş yaşamını yitiriyor, durumu ağır olanlar var sağlık bakanından tek kelime açıklama yok!
"Sokakta öldüremediği hasmını hastaneye kadar takip edip acil servis müdahale odasında yetmiş defa bıçaklayarak öldüren, motokuryelik yaparak okul masraflarını babasının sırtından almaya çalışan güzel çocuğu yolun ortasında öldüren, namus fasaryasına öz kızını ailecek toplaşıp öldüren, tepesi attı diye karısını çocuklarının gözü önünde öldüren katilleri öldürüyor musunuz? https://t.co/8i2Q2mC6cD
Sevag Balıkçı 24 Nisan 2011'de Batman'da askerliğini yaparken öldürülmüştü. Babası Garbis Balıkçı da yıllar sonra yine bir 24 Nisan günü bu hayata veda etti. Bugün, onları da anıyoruz, Balıkçı ailesinin yasını paylaşıyoruz.
SEVAG SENİ UNUTMAYACAĞIZ!
28.04.2024 PAZAR
SAAT 14.00
Şişli Ermeni Mezarlığı
Aramızdan alınışının 13. yılında Sevag Balıkçı'yı ve sevgili babası Garbis Balıkçı'yı anmak için buluşuyoruz. Tüm dostlarımız davetlidir.
Նոր Զարթօնք / Nor Zartonk
Babam Mecit Baskın 30 Eylül 1993 tarihinde polis yelekli ve telsizli kişiler tarafından gözaltına alındı ve işkence edilmiş cansız bedeni 2 Ekim 1993 tarihinde Ankara’nın Gölbaşı ilçesinde metruk bir binanın arka kısmında bulundu. Ben henüz 4 yaşındaydım.
Yaşıtlarımdan farklı olarak; ölüm, faili meçhul, cinayet, Tansu Çiller, Mehmet Ağar gibi isimler ve kavramlar henüz 4 yaşında kulağıma aşina gelmeye başladı. Aile bireylerim ise aradan geçen zamana rağmen korkuyla yaşamaya devam ediyordu. Öyle bir korku ki bu, “Babanın öldürüldüğünü sakın kimseye söyleme” noktasına kadar gelmişti.
Halbuki Hakkâri’nin Yüksekova ilçesinden Ankara’ya uzanan zorlu ve ilham verici bir hikayesi vardı babamın. Bu hikayeyi herkesin öğrenmesi gerekir diye düşünerek geçirdim tüm hayatımı.
Ortaokul ve lisenin olmadığı bir ilçeden, eş dost akraba kontenjanından eğitimi için Hakkâri merkeze gelmişti. Başarılı geçen okul yıllarının sonunda iyi bir ortalama ile Ankara Üniversitesi İktisat Bölümüne girmiş ve üniversiteyi bitirdikten sonra ilk görev yeri olan Hakkâri’nin Yüksekova ilçesine nüfus müdürü olarak atanmıştı.
Şimdilerde tanıştığım insanların çoğu, babamın adını duyduktan sonra güzel bir tebessüm ile, “Benim evlilik işlemlerimi zamanında baban yapmıştı” sözleri ile koyu bir sohbet başlar. Köy-köy, ev -ev gezerek kadınların yasal haklarına ulaşabilmesi, çocukların uygun bir biçimde nüfus kütüklerine kayıt edilebilmesi için resmi evliliği olmayanların evlilik akitlerini yerine getirmeyi çabalamıştı. Bu çaba 50 yıl sonra bana içten bir gülümseme olarak geri dönüyordu.
Ankara’ya atanmasından sonra çocuklarına güzel bir gelecek kurma hayali 1993 yılının 30 Eylül tarihinde son bulacaktı!
Peki neden?
Beni ‘normal insanlardan’ ayıran o cinayetin sebebi neydi diye tam 30 yıldır kendime soruyorum.
Aslına bakarsanız ben sadece bir şeyi merak ettim; o metruk binada, o kırmızı tuğlanın üstüne elleri arkadan kelepçelenerek oturtulduğunda aklından ben geçmiş miyimdir? Bir daha Eren’i göremeyeceğim demiş midir?
İşte benliğimde en fazla sızı yaratan düşünce bu oldu yıllardır.
2011 tarihinde Özel Harekat Polisi Ayhan Çarkın Ankara Cumhuriyet Başsavcısına kendi isteği ile verdiği ifadede “Mecit Baskın’ı Altındağ Nüfus Müdürlüğünden alan ekibin içinde ben de vardım. Kendisine ‘Emniyete gideceğiz’ dediğimde ‘Hay hay’ dedi. Kendi eceline doğru yürüdüğünün farkında değildi” dedi.
20 yıl sonra gelen bu itirafı dolayısı ile tutuklanan Ayhan Çarkın mahkeme süresince babamla birlikte pek çok başka cinayet için ifade verdi ve tanıklıkta bulundu. Her söyleminin sonunda ise “pişmanım” diye ekledi.
Lakin bu karanlık olayların üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen maalesef ülke pratiğinde herhangi bir değişiklik olmadı. Katiller aleni bir biçimde korundu ve nihayetinde sanıklar onlarca delil ve tanık beyanına rağmen beraat kararı ile ödüllendirildi.
Babamın öldürüldüğü günden bu yana zihnimde oluşan ‘kara günler’ retrosunun mimarı Tansu Çiller ve Mehmet Ağar’dır.
Bu yazıyı kaleme aldığımda Tansu Çiller’in ben ve benim gibi yüzlerce çocuğun ‘eksik’ büyümesine sebep olduğu yetmiyormuş gibi “bir belediye başkan adayı için oy istemesi’ ile beraber çeşitli sebeplerle tekrar insanların karşısına çıkması o büyük sızımı tekrar acıtmaya başladı.
Çiller’in gönül rahatlığıyla çıkıp basın ve yayın kuruluşlarına “akil insan” edasıyla rahatça demeç verebiliyor olması, eline ve yüzüne ölülerimizin kanı sıçramış olan bu eli kanlıların şahsi cüretinden ziyade ülkemizin ve toplumumuzun ’90’lardaki devlet politikası halinde cereyan etmiş olan seri cinayetlerle yüzleşmek yerine yüzsüzleşmenin vardığı utanç verici noktanın bir sonucudur.
Aksi taktirde, ülkenin ve toplumun yüz karası olarak tarihteki kirli yerini almış olan olayların siyasal müsebbibi ve ikonik yüzü olan Tansu Çiller’in yıllar sonra bu denli pervasızca gün yüzüne çıkıp ahkam kesebilme cüretini kendinde bulabilmesi siyasal çürümenin geldiği noktayı aslında gün yüzüne çıkarıyor.