Ağzını açan herkesi "buyurun savaşın, elinizden tutan mı var" diye bastırmaya çalışıyorlar. Ellerinde kalan tek safsata bu. Oysa kimse "savaş sürsün" demiyor; insanlar bunca can ve mal kaybına rağmen Kurdistan'ı işgalcilere sattığınızı söylüyorlar. Daha anlaşılır oldu mu böyle?
Başûr’daki referandumda Kürt halkı %92,73 oranında “evet” diyerek ulusal bağımsızlık iradesini ortaya koydu. Apocu ideoloji bu halk iradesine saygı göstermedi; her fırsatta, “referandum oldu da ne oldu” minvalindeki söylemlerle bu bağımsızlık iradesini hor gördü ve küçümsedi.
استقبلتُ اليوم في دمشق أخي العزيز السيد نيجيرفان بارزاني @IKRPresident، رئيس إقليم كردستان العراق، في لقاءٍ تناولنا خلاله العلاقات الثنائية وسبل تعزيز التعاون بما يخدم الاستقرار ومصالح شعبينا.
إنّنا نثمّن ما قدّمه الإقليم في السنوات الماضية من رعاية واستضافة لأبناء شعبنا، ونتطلع إلى مواصلة العمل المشترك بروح تعاون وأخوة تعزز حسن الجوار.
Gayri Nizami Halay ve Şehir Sosyolojisinin Çöküşü...
Esenyurt meydanında sergilenen bu gayri nizami, gayri ahlaki ve şuursuz halay gösterileri, bir halkın kültürel kimliğini ucuz bir eğlenceye indirgemekten başka bir şey değildir.
Koca bir toplumun bu tür davranışlarla anılması, tarihsel ve sosyolojik açıdan büyük bir kayıptır.Kürtlerin yaşadığı bölgelerde İzmir’de, İstanbul’da, Ankara’da ev, arsa ve dükkân piyasasının çökmesi tesadüf değildir.
Kimse bu bölgelerde ev almak istemiyor; alan da satamıyor. Bunun sebebi doğrudan toplumsal davranış biçimidir. Gürültü, kirlilik, uyuşturucu, hırsızlık ve sataşma ile anılan mahalleler, şehir kuralına adapte olmayı reddedenlerin eseridir.
Aklı selim hiçbir Kürt, çoluk çocuğunu alıp sokaklarda, sahillerde halay saçmalığına eşlik etmez. Çünkü bu davranış, ne şehir kültürüne ne de toplumsal ahlaka uygundur. Tarihsel olarak Kürt halkı büyük bedeller ödemiştir: sürgünler, zindanlar, açlık grevleri… Ancak bugün gelinen noktada, bu bedellerin hatırası yerine meydanlarda şuursuz bir eğlence sergilenmektedir.
Yazıklar olsun! Ker oğli kerler.
Sömürü dolu bir dünyada koca bir ömür yaşıyorsun, onlarca savaş, işgal, zulüm, katliam görüyorsun, hemen her gün haksızlıklara, hukuksuzluklara, adaletsizliklere tanıklık ediyorsun, çocukların çalışırken öldüğü bir yerdesin ve ahirette gündeme getireceğin konu bu mu?
📌 Kürtlerin Malazgirt Savaşındaki Desteği;
“Rum hükümdarı Malazgirt’e ulaştı ve şehri eman (güvence) vererek teslim aldı. Ardından, Ahlat ile Malazgirt arasında bulunan ve ‘er-Rahve’ adıyla bilinen bölgede sultanın bulunduğu tarafa yöneldi. Bu olay Zilkade ayının son beş günü kala gerçekleşti. Bunun üzerine Sultan ona bir elçi göndererek şöyle haber yolladı: ‘Ülkene geri dön ve Halife’nin aracılığıyla sağlanan barış anlaşmasını tamamla.’ Ancak Rum hükümdarı, ‘Geri dönmeyeceğim.’ diye cevap verdi. Bu gün çarşamba günüydü.
Sultan ise cuma gününe kadar bulunduğu yerde kaldı. Cuma namazı vaktinde arkadaşlarını topladı ve onlara şöyle hitap etti:
‘Daha ne zamana kadar biz eksilirken onlar çoğalmaya devam edecek? Şu anda kendimi onların üzerine atmak istiyorum. Çünkü bu saatte bütün Müslümanlar minberlerde bizim için dua etmektedir. Eğer Allah bize zafer nasip ederse ne âlâ; aksi hâlde şehit olarak cennete gideriz. Kim benimle gelmek isterse gelsin; kim de geri dönmek isterse, hiçbir kınamaya uğramadan geri dönebilir. Bugün burada sultan yoktur. Ben de ancak sizlerden biriyim. Müslümanlar için şimdiye kadar elde ettiğimiz fetihler bize yeter.’
Bunun üzerine askerleri şöyle dediler: ‘Ey Sultan! Biz senin kullarınız (emrindeki askerleriniz). Sen ne yaparsan biz de seni takip ederiz.’
Onun etrafında on bin Kürt toplanmıştı. Ancak Allah Teâlâ’nın yardımından sonra asıl güvendiği kuvvet, yanında bulunan dört bin kişiydi. Rum hükümdarının ise yüz bin savaşçısı, yüz bin hendek kazıcısı, yüz bin günlük hizmetli ve işçisi, yüz bin de zanaatkârı vardı. Ayrıca sekiz yüz manda tarafından çekilen dört yüz araba bulunuyordu; bunlar nal ve çivi yüklüydü. Bunun yanında silah, mancınıklar ve kuşatma araçları taşıyan iki bin araba daha vardı. Ordusunda otuz beş bin patrik (yüksek rütbeli komutan veya Bizans asilzadesi) bulunuyordu. Yanında, kurulup kullanılabilmesi için bin iki yüz kişinin çalıştırdığı bir mancınık vardı. Bu mancınığın attığı taşın ağırlığı on kantardı. Mancınığın her bir halkası ise Şam ölçüsüne göre iki yüz ratl ağırlığındaydı. Hazinesinde bir milyon dinar, yüz bin ipek elbise, bunlar kadar da altın eyerler, altın kemerler ve çeşitli altın süs eşyaları bulunuyordu. Ayrıca patriklere Mısır, Şam, Horasan, Rey ve Irak bölgelerini iktâ olarak vermiş, yalnız Bağdat’ı bunun dışında tutmuştu.
Rum hükümdarı şöyle dedi:
“O salih ihtiyara (Halife’ye) dokunmayın; çünkü o bizim dostumuzdur.” Burada kastettiği kişi Halife idi.
Rum hükümdarının niyeti, kışı Irak’ta, yazı ise Acem diyarında geçirmekti. Konstantiniyye’de yerine vekâlet edecek birini bırakmış ve İslâm beldelerini harap etmeye karar vermişti.
Cuma günü namaz vakti gelince, Sultan, ileri gelenleriyle istişare ettikten sonra ayağa kalktı. Elindeki yay ve okları yere bıraktı, atının kuyruğunu kendi eliyle bağladı, eline topuzunu aldı. Yanındaki askerler de aynı şeyi yaptılar.
Ardından ansızın Bizans ordusuna saldırdılar. Hep birlikte öyle bir savaş narası attılar ki dağlar yankılandı. Tekbir getirerek Bizans ordusunun tam ortasına daldılar ve çarpışmaya başladılar.
Bizans hükümdarı daha atına bile binememişti. Müslümanların bu şekilde üzerine yürüyeceğini hiç beklemiyordu. Bunun üzerine Allah Müslümanlara zafer nasip etti. Bizans ordusu bozguna uğradı.
Sultan, Cuma gününün geri kalanında ve Cumartesi gecesi boyunca onları takip etti; öldürüyor ve esir alıyordu. Onlardan pek azı kurtulabildi. Yanlarında bulunan bütün mallar ganimet olarak ele geçirildi.
Daha sonra Sultan karargâhına döndü. Bunun üzerine el-Kevherânî huzuruna girerek şöyle dedi:
“Kölelerimden biri Rum hükümdarını esir aldı.”
Bu köle daha önce Nizâmülmülk’e gösterilmişti. Ancak Nizâmülmülk onu beğenmemiş, küçümseyerek geri çevirmişti. Ben onun hakkında kendisiyle konuşunca alay ederek:
“Belki bir gün bize Rum hükümdarını esir getirir.” demişti.
Allah Teâlâ da Rum hükümdarının esir edilmesini gerçekten onun eliyle nasip etti.”
📚Eser: Mirʾâtü’z-Zamân
🖊️Müellif: Sıbt İbnü’l-Cevzî (581–654/1185–1256).
Eskişehir Porsuk çayı etrafında yürüye yürüye Yılmaz Erdoğan’a çakmış. Ama baya tarihsel bilgi vere vere, derin bir yerden, bilgece çakmış. Hoşuma gitti çok
Cebirin Babası olarak kabul edilen matematikçi astronom ve coğrafyacı El-Harezmi Beytü'l-Hikme'yi yeniden tasarlamak için bir usta arayışına girdi. Bu usta yirmi dört yaşındaki Kürt bilgin Ziryab'dı
-Ziryab kendi gitarını tasarlamıştı.
-Ziryab kendi tasarladığı ince bornozları giyer ve kendi damıttığı kolonyasıyla aroma yayardı.
-Ziryab Mukarnas (İslam mimarisine özgü üç boyutlu geometrik bir süslemedir) adı verilen devrim niteliğinde bir tekrarlayan tavan kalıbı stili icat etti.
-Ziryab özenli kraliyet ziyafetleri düzenledi ve kendi senfonilerini yönetti.📍
Şahsına ve zümresine ait kazanımları sayıyor esasen: Eşbaşkanlık, kurullar, parlamentoda olmak vs. Kolektif 'kazanım' olarak sayabildiği tek şey ise evde Kürtçe konuşabilmek! Ki kendisi bunu da yapmıyor.
Siyaset üzerinden kazandıkları pozisyonları kaybetmemek için çırpınıyorlar.
Okan Bayülgen'in sosyal medya fenomenlerine ve modern şöhret anlayışına dair ağır eleştirileri:
🔶 Hiçbir yeteneği ve vasfı olmayan insanların sadece video çekerek milyonlarca takipçiye ulaşması çağımızın en büyük trajedisidir.
🔶 Eskiden şöhret olmak için bir sanat dalında ter dökmek gerekirken şimdi sadece ekranda şaklabanlık yapmak yetiyor.
🔶 Sosyal medya fenomenlerinin gösterişli hayatları aslında devasa bir cehaleti ve kültürel boşluğu örtmek için kullanılıyor.
🔶 Gençlerin artık bilim insanı veya yazar olmak yerine kısa yoldan fenomen olmayı hayal etmesi korkunç bir çöküştür.
🔶 Ekranda gördüğümüz o kusursuz ve lüks hayatların arkasında inanılmaz bir sahtelik ve ruhsal çöküntü yatıyor.
🔶 Gerçek sanata ve sanatçıya değer vermeyen bir toplumun çöp içeriklerle beslenmesi kaçınılmaz bir sondur.
Merhabalar,
Bugün Narin'in babası Arif Güran ile görüştüm. Görüşme öncesinde, dava dosyasını hukukçu gözüyle inceledim.
Dosya kapsamındaki deliller ışığında, suçu somut delillerle ispatlanabilmiş tek isim Nevzat Bahtiyar’dır.
Yine dosya kapsamındaki deliller ışığında, Narin'in annesi Yüksel Güran’ın, Narin’in ağabeyi Enes Güran'ın ve amcası Salim Güran’ın suçlu bulunup ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmaları tam bir hukuk faciasıdır.
Görünen o ki, basının yönlendirmesiyle oluşan yoğun kamuoyu baskısı, mahkemenin karar sürecini gölgelemiştir. Kişisel görüşler bir kenara bırakıldığında ceza hukukunun en temel kuralı, mahkumiyetin dedikodulara veya ihtimallere değil, somut ve şüpheden uzak delillere dayanması gerekliliğidir. “Şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereğince, dava dosyasındaki mevcut deliller anne ve amcaya bu cezanın verilmesi için teknik olarak yetersiz kalmaktadır. Anne ve amcanın suçlu oldukları, hukukun evrensel ilkeleri gereğince şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanamamıştır.
Dolayısıyla İstinaf Mahkemesi ve Yargıtay denetimlerinde bu cezaların kesinlikle bozulması gerekirdi. Hukuk bunu gerektirirdi çünkü yeni bir delil veya yeni itiraflar ortaya çıkmadıkça mevcut dava dosyasına göre annenin ve amcanın suçlu oldukları ispatlanamamıştır.
Sırf kamu vicdanını tatmin etmek için suçlu olduğu ispatlanmamış insanlara ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası vermek gerçek adalet değildir, kamu vicdanını tatmin etmez. Kamu vicdanını asıl yaralayacak olan durum, belki de Narin'in gerçek katilleri dışardayken annesinin, abisinin ve amcasının cezaevinde olmalarıdır.
Başta Diyarbakır Barosu olmak üzere ilgili tüm hukuk çevrelerini bu dosyada adaletin sağlanması için çaba sarf etmeye davet ediyorum. Adalet Bakanlığının, dosyayı titizlikle inceleyerek kanun yararına bozma talebiyle Yargıtay’a başvurmasını rica ediyorum.
Narin'in hatırası, ailesi ve kamuoyu bunu hak ediyor.
Selam, sevgilerimle…
@SerdarOguzKizil Özet: Bölge öncesinde nüfus ve idare olarak Kürtlerin elindeydi. Safeviler bölgeyi işgal edip idareyi çoğunlukla Kızılbaş Türkmenlere verince, Kürtler de ayaklandı ve Osmanlı'dan yardım istediler. Nihayetinde tekrar eski hakimiyetlerini geri aldılar.