İçe dönük olmak; sosyal etkileşimde beceriksiz, korkak, ya da “ezik” olmak değildir. Kişinin insanlar ve nesneler dünyasından ziyade iç dünyasına, kendi düşüncelerine ve duygularına odaklanmayı tercih etmesidir.
İngilizce bir sözcük: "Solastalgia". Tanıdığımız veya yaşadığımız yerin, çevrenin bozulması, yıkılması, değişime uğramasından dolayı yaşanılan özlem dolu sıkıntıya, bunalıma deniyor. Eskiye hatta evimize dair duyulan hüzün demek. Yunanca kökenli.
“Ailem Güvende” (!) raporu:
2026’nın ilk 8 ayında en az 239 kadın katledildi.
— Yüzde 43’ü evli olduğu erkek tarafından,
— Yüzde 7’si boşandığı erkek tarafından,
— Yüzde 61’i evinde,
— Yüzde 52’si ateşli silahla katledildi.
Ağustos’ta 22 kadın ise erkek şiddetiyle hayattan koparıldı. ve… 22 kadının:
— 13’ü aile içindeki erkek,
— 3’ü boşandığı veya boşanma aşamasındaki erkek tarafından,
— 2’si birlikte olduğu erkek tarafından,
— 2’si ayrıldığı/reddettiği erkek tarafından,
— 2’si tanıdığı erkek tarafından tarafından katledildi.
22 kadından 18’i evinde öldürüldü.
Hassas, duyarlı, iyi niyetli ve kırılgan insanların "çabuk inanabilirliğini, itimadını" zayıflık gibi gören ve bu duygunun üzerine çıkıp kendini muktedir hisseden insanlara üzülüyorum. Herkesin herkesi sahtekar sandığı, herkesin hamle ve taktik ile yaşadığı yeni ve bozguncu dünyada bir çiçek buluyorsun. Sulayıp besleyeceğin yerde "bu salak da iki güneş görünce nasıl da açıyor" diye dalga konusu yapıyorsun. Böyle insanlara dileğim kendileri gibi çorak topraklarla muhatap olsunlar hep. Güneş ülkelerine uğramasın. Ve bir gül, nasıl da mucizevi bir şey bir daha asla göremesinler.
Çiçeğin açısından bakınca şöyle diyebilirim. İsmet Özel diyor ya "ben sana aldanabilirim, sen beni aldattın sanma." Şöyle bir dünyada halen aldanabilmek inanabilme kapasitesi ile alakalı. Hayata, dünyaya ve insana inanabilmekle. Hayatı av ve avcı denkleminde görenler daima bir belgeselde yaşasın, diğerleri de güneşin ikliminde.
Sinemada kendi konusu ve dili olan büyük yönetmenlerdendi. Türkçe altyazısı bulunan tüm filmlerini siteye eklemeye karar vermiştim ve filmlerini keşfettikçe saygı ve sevgim daha da çoğalmıştı 💙
Yunanca kökenli bir sözcük: "Hodophile". Yolculuk yapmayı, gezmeyi, farklı yerleri ve tatili seven kişilere deniyor. Eski Yunancada "Hodos" sözcüğü "patika, yol" demek. "Phile" ise "seven, ilgi duyan" demek. Yani "Hodophile", yeni ve farklı yerler keşfetmeyi seven kişi demek.
"Eylül", Süryanicede "üzüm", Akadcada "hasat" demek. Yani üzüm hasadının yapıldığı ay. "Hazan" olarak da bilinen Eylül, aynı zamanda "İlkgüz" ama yarısında yaz mevsimini yaşattığı için "Sarı yaz" ismiyle de biliniyor. Eskiler için ise "üzümay, istavrit ayı, çürük ay, esef ayı".
Depresif “Her şey benim yüzümden!” diye düşünür. Obsesif “Her şeyden ben sorumluyum” diye. Narsist “Her şey benim sayemde/benim için” der. Paranoid ise "Her şey ve herkes bana karşı/bana düşman" der. Bu bakış açılarının ortak noktası, üçünün de egosantrik (benmerkezci) düşünceler olmasıdır.
Fransızca bir Van Gogh kelimesi: "Honnêtes Hommes". Yani "Dürüst insanlar". Van Gogh bu ifadeyi her adımında daha dürüst olmaya çalışan kişi olarak açıklar. Yani yola sessiz ve sakin devam etse de sonucunun iyi olacağını düşünen, emeğinin karşılığını görecek kişileri ifade eder.
En çok, kendinden söz ederken tutarsızlaşır insan.
Kendimizden duyduğumuz utanç, biraz da bu tutarsızlığa; kendimizi nasıl tanımlayacağımızı aslında bilemeyişimize ya da bu tanımın biz farkına varmadan değişiyor olmasına özgüdür.
Kurumsal iş yaşamında, hayatta kalma uğraşının %50’si işini yapmak, diğer %50’si etrafındakilerin kişilik patolojileriyle, ilkel savunma mekanizmalarıyla, aralarındaki güç ve çıkar çatışmalarıyla baş etmektir.
“Off şimdi yeni birine kendini en baştan anlat!...”
İlişkiden sakınanların sık kurduğu bir cümle. Ama bu “kendini anlatma” işi, ilişkinin yaşanma şekli olarak benimsenecek bir durum değil ki. Benimseniyorsa da, ortada çok büyük bir yanlış anlama var:
İçimizde hâlâ görülmeyi bekleyen, duyulmayı bekleyen, anlaşılmayı bekleyen bir çocuk vardır. Ve belki de yetişkinliğin en önemli sorumluluklarından biri, hayat boyu birilerinin gelip onu görmesini beklemek yerine, dönüp ona kendimizin bakabilmesidir.
Bahar Köse, Psikeart