Boğaziçi’nde 5 yıldır “Kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz” diye nöbet tutan, rektör atamasına, kayyum yönetimine, polis şiddetine karşı direnen öğrenciler bir anda “Hoş geldin Reis, karanfil atalım” moduna mı geçti?
Yoksa:
- Kampüs 24 saat önce boşaltıldı,
- Dersler online’a alındı,
- Akademisyenler ve öğrenciler içeri alınmadı,
- Protesto etmek isteyenler gözaltına alındı,
- Yerine “seçilmiş” gençlik kolları karanfil torbalarıyla dolduruldu.
Bu “sevgi gösterisi” değil, tiyatro. Gerçek Boğaziçi öğrencisi DIŞARIDA , barikatın öbür tarafında!!!
Dünyanın dört bir yanında insanlığın ortak kültür ürünü olarak kutlanan yılbaşı'na açılan bu savaşı anlamak mümkün değil
Her dert bitti yılbaşı mı kaldı!
Artık traji komik oluyor
Aile Bakan Yardımcısı’nın yeğeni KPSS’siz devlet memuru yapıldı. Torpilli yeğen cinsel saldırı suçundan tutuklanınca devleti oyuncak eden rezaletler zinciri devam etti. Aynı yöntemle torpilli 100 kişinin memur yapıldığı öne sürülüyor.👇
Atatürk Havalimanı'nda 45 insani katlettikleri için 46'şer kez ağırlaştırılmış müebbet verilen IŞİD'liler tahliye edilmiş. @alicanuludag haberi. Bu kararı Can Atalay'ı Anayasayı çiğneyerek hapiste tutan, milletvekilliğini düşüren Yargıtay Dairesi vermiş.
MESEM adı altında çırak ve stajyer olarak çalıştırılırken hayatını kaybeden çocuk işçiler..
▪️Muhammed Kendirci
▪️Alperen Uygun
▪️Yağız Yıldız
▪️Arda Dirmilli
▪️Efe Baran Kazancı
▪️Muammer Samet Karaoluk
▪️Eren Dağ
▪️Alperen Kocayavuz
▪️Alperen Enes Ural
▪️Murat Can Eryılmaz
▪️Arda Tonbul
▪️Ömer Çakar
▪️Zekai Dikici
▪️Ulaş Dumlu
▪️Erol Can Yavuz
▪️Arda Silahlı
▪️Yunus Emre Küçükuzun
Mısırlı bir gazeteci, 12 yıldır İstanbul Fatih'de faaliyet gösteren Ümmet Vakfı isimli İhvan'a ait vakfın Gazze'ye gitmesi için bağışlanan 500 milyon doları çaldığını belgelemiş. Skandal Hamas yöneticilerinin ihbarı ile ortaya çıkmış:
Bu gece... Bulgar hükümetinin 2026 bütçe tasarısındaki yüksek vergileri protesto eden Bulgar halkı...⤵️
Protestocular parlamento binasının etrafında insan zinciri oluşturarak vekillerin dışarı çıkmasını engelledi.
Müthiş bir halk...
🧐
Böyle pişkinlik görülmedi.
Şırnak Üniversitesi Rektörü Abdurrahim Alkış'ın kardeşi Abdullah Alkış, üniversitenin bir kişilik açtığı personel ilanının kendisi için olduğunu Facebook hesabından paylaştı:
"Merak etmeyin bu sefer her şeyi düşündük. Bu üniversitenin gerçek sahibinin biz olduğunu bir kez daha göstereceğiz. Rektör abime kafa tutanların üniversitede barınamadığını zaten gösterdik.
Üniversitede klimalı odam hazır; kadro benim için hazırlandı, ilan sadece prosedür, çatlayın!''
Fatih Altaylı'ya verilen 4 yıl 2 aylık hapis cezasının ifade hürriyeti alanındaki hukuki analizini istemek üzere beni arayan sayın basın mensuplarına tek tek sözlü beyan vererek sözlerimin bağlamı dışına çıkartılması riski almak yerine tek seferde istenen değerlendirmeyi herkese topluca takdim edeyim:
Boş işlerle meşgul olarak topluma hukuki analizi mümkün bir konu varmış rolü kesmeyelim. Bu karar ifade hürriyeti alanındaki halimizin herkesin kalbine saplanışı, gözüne sokuluşu, suratına haykırılışıdır.
Hukuk, ancak kalpleriyle kavrayabilen, gözleriyle görebilen, kulaklarıyla işitebilen, insanca ve temel özgürlüklere sahip biçimde yaşamak isteyen toplumlar eliyle var edilip korunur. O toplumların ilk refleksi, adalet duyguları zedelendiğinde, rahatsız olduklarında, ses çıkarmaktır.
Fatih Altaylı dosyasındaki bu karar, toplumu hukukun oluşumundan ve korunmasından dışlayan, ifade edilenlerin ta kendisini hedefe koyan ve bu suretle gelecekte bir düşünceyi ifade edecek kişileri baskılayan bir karardır.
Fatih Altaylı, hiçbir suç yokken, sadece niyet okumayla 4 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı. Bu ülkede hukuktan, adaletten bahsetmek imkansız. Adaletsizlik her gün işkenceye dönüştü, dönüşüyor.
Ayasofya, insanlığın ortak vicdanıdır!
Böylesine bir yapının kalbine iş makineleri sokmak, restorasyon değildir. Olsa olsa hafızaya karşı işlenen bir körlük, insanlığa yapılan bir kötülüktür...
Yıllarca Anadolu’yu gezdim…
Ören yerlerinde, Ani Harabeleri’nde, antik kentlerin kıyısındaki köylerde hep aynı manzaraya rastladım:
Tarihin taşları yalnızca zamana değil, bizim hoyratlığımıza da yenilmiş.
Roma sütun başlıklarının hayvan yalağına,
Bizans taşlarının tuvalet basamağına dönüştürüldüğünü defalarca gördüm.
Bu topraklarda tarih, çoğu zaman kendi evinde bile misafirdir.
Bugün Ayasofya’da tanık olduklarımız da aynı hikâyenin büyük ölçekli bir tekrarıdır.
Venedik’te 600 yıllık bir yapıyı restore ederken taşın nefesi bile gözetilirken,
biz bin beş yüz yıllık bir mabedin içine büyük inşaat araçları sokuyoruz.
Bu bir restorasyon değil, hafızanın bedeninde açılan yaradır.
Berlin’de Bergama Sunağı’nın önünde Yaşar Kemal’le durduğum günü hiç unutmam.
Ona, kültürümüzün parçalarının yabancı bir müzede misafir edildiğini üzülerek söylemiştim.
Bilgece gülümseyip şöyle demişti:
“İyi ki buradalar Ahmet…
Bizde olsaydı taşlarını ev temellerine gömerdik. En azından insanlık burada onlara tanıklık ediyor.”
Bugün Ayasofya’ya bakınca, bu sözün ağırlığı yeniden çöktü içime.
Kültür mirası bir milletin değil, insanlığın vicdanıdır.
Ve biz o vicdanı korumakla yükümlüyüz.
Sinop’ta çocuklara uyuşturucu satan torbacıları şikayet eden bu berber mekanında traş yaparken silahlı saldırıya uğradı.
ÇEMATEM’de çalıştığım süreçte de benzer durumlara çok rastlıyordum. Hatta bundan dolayı katledilen muhtar bir baba oğul olmuştu.
Neden çocukları korumak için vatandaşlık görevini yerine getiren kişilerin isimleri bunlarla paylaşılıyor?