"Almanlar Araba yaparken Senin Atatürk'ün sarıkla asfalta ugraşmasaydı, sende Passat'a binerdin" diyen Trole kapak değil, bildiğin füze atmış..!
Helal Olsun 👏👏
Sinem Dedetaş'ın AKP'li meclis üyesine yanıtı sosyal medyayı salladı:
💬"İhanet eden bedelini ödeyecek, sözünüze katılıyorum. Biz de aynı fikirdeyiz."
💬"Burası Türkiye Cumhuriyeti, kimsenin babasının malı değil."
💬"Bu devlet bir partiye ait değil."
💬"Bu devletin kurucusu var, bu devletin vatandaşı var. Bu devletin siyasi partileri var. Yöneten partisi var, muhalefet partileri var."
💬"Devlet, partiden büyük bir şeydir ve bir partinin malı da değildir."
Güzel haber:
Anaflaksiyi önlemek için geliştirilen İlk adrenalin burun spreyi FDA tarafından onaylandı. 8 hafta içinde piyasada olacak.
Adrenalin burun spreylerinin taşınması ve kullanılması çok kolay. Acil bir durumda hasta burnuna spreyi sıkıp kurtulacak.
İyi ki bilim var❤️
Hatice Akbaş: İlk Olimpiyatım ve gümüş madalya kazandım.
Burada en iyiler var. Malatya'nın küçük bir ilçesinden geldim ve bugün Paris'te Olimpiyat finali oynadım.
Trollerin hakkı yeniyor bence. Habire sövüyoruz, aşağılıyoruz hatta bazen sövmeye de gerek duymuyoruz, sadece ‘trol’ demek yetiyor, kulakta büyük bir küfür gibi tınlıyor ama yanlış. İnanılmaz bir yeteneğe sahipler aslında. Tabii bahsettiğim vatsapta çeteleştikleri gruplara gelen talimatları kopyalayıp tivitıra yapıştıran, aynı cümleyi 100 farklı hesaptan aynı anda paylaşan ekip değil. Onlar çok terliksi, bahse lüzum yok. Benim saygımı kazanan direkt elden para alan, mavi tik sahibi ağır toplar.
Mesela ‘bunu da asla savunamazlar artık’ dediğim her şeyi savundular. Bir gün önce bağıra bağıra övdükleri konuları, ertesi gün inanılmaz manevralarla itin götüne soktular. Muhakkak şahit olmuşsunuzdur. Kolay mı? Siz yapabilir misiniz? Mümkün değil. Tek tek örnek verip uzatmayacağım, illa birkaçına denk gelmiş, hayretler içinde kalmışsınızdır zaten. Ancak bugün karşılaştığım iki olay beni baya baya hayran bıraktırdı kendilerine. Anlatmazsam olmaz.
İlki gündem temizlikçisi bir trolden geldi. Ne zaman büyük bir pot kırılsa ya da gaf yapılsa ellerinde ıslak mendillerle koşup geliyorlar ya X’e, o tayfadan. Hani üzerinden henüz bir gün geçmiş konulara ‘geçmişte kaldı’ deyip, sizin 100 sene öncenizi sorgulayanlar. Hah o işte. Genç, başörtülü bir hanımefendi sığınmacıları eleştiren bir yazı yazmış. Mahallesinin sığınmacılarla dolduğundan yakınmış. İşten eve dönerken ne kadar tedirgin olduğundan bahsedip, ‘onlar müslüman kardeşlerimiz’ savunması yapanlara ‘bunun dinle ne alakası var!?’ sorusunu sormuş. Çok merak ettim tabii, sanırım bu durumu da savunamazlar artık dedim. Cevap- ‘Ben de sizin semtinizde oturuyorum, ben de işimden geç dönüyorum ve evet ben de tedirgin oluyorum. Ne zaman karanlık bir yerden geçsem dua ediyorum, ettikçe rahatlıyorum.’ diye başlıyor, sonra bu durumun zamanla unuttuğu duaları ona tekrar hatırlattığıyla, daha çok dua ettiğiyle ve bunun ona manen huzur verdiğiyle devam ediyor. Ayakta alkışladım. Kembiriçlerde, Oksfortlarda parlatacağı aklını nerelerde heba ediyor dedim buruldum.
İkincisi gündemden ziyade direkt kişiyi savunmak üzerine piyasaya salınanlardan geldi. Hani şu parayı kim verirse onun şahsi askeri olanlardan. Geçtiğimiz gün Kızılay eski başkanı Kınık beyefendinin kızı trafik kazası yapıyor ve maalesef motorsikletli bir gencin ölümüne sebep oluyor. Duymuşsunuzdur. Tutukluluk, yargı şu bu tartışılırken bu kişisel trollerden biri devreye giriyor. Konuyla ilgili, görsellerle desteklediği uzuuuun bir yazı yazıyor. Yok artık! Bunu nasıl savunur!? mu dediniz? Hahh, sizi gidi şapşallar. Elbette savunur. Ne yapmış biliyor musunuz? Ölen gencin bindiği motorun fotoğraflarını paylaşmış. Birinde genç motorun önünü kaldırıyor. Birinde sürat yaparken çekilmiş gibi bir kare… Alenen yazmıyor ama resmen ‘bu motorcu zaten serseridir, bakın motorun önünü falan kaldırıyormuş’ falan demek istiyor. Durun! Hemen ‘YUH’ demeyin! Paylaştığı fotoğraftaki motor sürücüsü ölen çocuk da değil… Başkası. Evet şimdi yuh diyebilirsiniz. Stephen King’in bin sayfada veremediğini 4 satır yazıyla beynime işledi adam. Ben bu soğuk kanlılığa, bu duygusuzluğa, bu acımasızlığa şapka çıkartırım hocam. Bundan sonra yok öyle trol deyip geçmek. Haklarını teslim edeceksiniz. Bi de bana ‘çok uzun yasıyorsun moruuuk’ diyorsunuz. Bunlar uzun okumaz diye yazıyorum. Çok rahat ediyorum. Ben kara para programı yapıp kaçırılan vergileri gündem yaptığım gün bana vergi kaçırıyorsun yazdılar olm bunlar 🥶 Deli miyim ben kısa yazayım?
Sizin mesela var mı ‘yok artık bu virajı da alamazlar’ dediğiniz ama aldıkları konular? En fantastiğini yazın yoruma. Buraya kadar okuduysanız tabii. Yazın da topluca şok olalım.
Kaldı ki yıllardır ahlaklı çalışan Türk doktorları hiç bir devirde çok zengin değildi. Eskidende işini götürenler her meslekte olduğu gibi çookk zengin olmanın bir yolunu bulurdu, şimdi de buluyor. Konu hiç bir zaman HEKİM için para olmadı… olsaydı hayati sorumluluğu almazdık 🙄
Sağlık Bakanı Koca, “para” diye el işareti yapmıştı! Hekimlerimizin derdi para değildi; şiddete maruz kalmaktı, yaşam standartlarının düşük olmasıydı, çalışma koşullarının çok uygunsuz olmasıydı! Bu memlekette hekimlerimizi bu şekilde itham etmek, bir Sağlık Bakanına yakışmadı.
Neden 30 değil de
29 Ekim ?
Atatürk Cumhuriyetin ilanı için, neden 29 Ekim’i seçti?
İlandan 2 yıl sonra Ekim 1925’te, Fahrettin Altay Paşa Atatürk’ün misafiridir.
Zihnini hep meşgul eden bir soru sorar ulu öndere.
“Paşam benim dikkatimi çekti…Cumhuriyetimizin ilanının 29 Ekim gecesine denk gelmesi acaba bir tesadüfmüdür? Üç gün evvel, beş gün sonra da olabilirdi”
Bunun üzerine Atatürk ona şöyle bir cevap verir.
“Fahrettin, mütarekenin ilk günlerini hatırlarmısın?..Saray ve hükümet, teslimiyeti kabul etmişti. Hükümet sarayın, saray da itilaf devletlerinin elinin altına girmişti.Saray bu halden memnundu.
Fakat ben bunu kabul edemezdim.
Buna karşı koymakla bir çıkış yolunu temin ederek, bu mazlum milleti tarih sahnesinden silmek isteyenlere karşı harekete geçmek için kendimi vazifeli saymıştım.
Dünyada tek başımıza idik.
Fakat benim inandığım ideale, benimle beraber olanlar da bağlandılar ve netice hasıl oldu.
Mütareke 30 Ekim 1918’de imzalanmıştı.
Vatan parçalanmış, istilaya uğramıştı.
Peki 30 Ekim 1918’den bizim İzmir’e girdiğimiz tarih olan 9 Eylül 1922’ye kadar kaç yıl geçti?
Dört yıl.
29 Ekim 1923 de Cumhuriyeti ilan ettik.
İşte 5 yıla sığdırdığımız büyük inkilap, bizim yaşadığımız şartlara duçar olmuş, hangi milletin tarihinde vardır?
Bu mazlum millet, kendisinin hakkı olan yere ulaşmıştır. Çektiğimiz acıların, sıkıntıların en büyük mükafatı işte budur.
Bütün Dünya buna şahit olmuştur.
Daha da şahit olacakları vardır.
Beni en çok mesut eden hadise, bu mazlum milletin hak ettiği bu yere gelmesidir.
Sen benim 30 Ekim 1918 sonrası çektiğim azabı bilirsin, yanımdaydın.
Mondros 30 Ekim’dir, Cumhuriyet 29 Ekim.
İşte bu da mazlum bir milletin ahıdır.
Sanırım ki o zamanki devletler bunu anlamışlardır”
Atatürk burada bir an durur, elini masanın üzerine koyar ve;
”Deyiniz ki bu, tarihten silinmek istenen bir milletin öcüdür”
Fahrettin Altay “Ama paşam bundan niye hiç söz etmediniz?” diye sorar.
Atatürk cevap verir “Şahsen övünmek olurdu. Oysa esas övünmek benimle beraber mefkureye inananların, milletin ve ordunun hakkıdır”
Atatürk’ün Cumhuriyet ilanı için 29 Ekim tarihini seçmesinin özel nedeni, bu cümlelerden de anlaşılıyor.
Ulu önder 30 Ekim 1918’de imzalanan “Mondros Mütarekesi” ile her anlamda teslimiyet içine girmiş, kendi tabiri ile esarete uğramış milletinin, kaç yıl bu esaret altında kaldığı sorusuna tam 5 yıl cevap vermek istemedi.
O nedenle 4 yıl 364 gün sonra Cumhuriyeti ilan ederek bir ifadeyi kesinleştirmek istemiştir.
Esaretten 1 gün önce Cumhuriyeti ilan ederek bir anlamda öc almak istemiştir.
Türk Milleti 5 yıldır esaret altındadır demek ona zor geldiğinden Türk Milleti 4 yıldır esaret altında kalmıştır diyebilmek için 30 Ekim’e bir gün kala cumhuriyetin ilan edilmesini istemiştir.
Mustafa Kemal Atatürk, Mağrur ve galip olarak, batılı devletlere “Ben 30 Ekim’i tanımıyorum.. Sizden bir gün öndeyim..
Siz 29 Ekim’i tanıyacaksınız.” demiştir..
#CumhuriyetYüzYaşında
90 küsur sene önce, tenis maçı izlerken fotoğrafı var. Yüzerken fotoğrafı var, sahilde kumda otururken, kürek çekerken, at binerken, konser izlerken, zeybek oynarken, dans ederken, heykel incelerken fotoğrafı var.
Salıncakta çocuk gibi gülerek sallanırken bile fotoğrafı var. ++
Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan Sağlık Hizmetlerinde Tanıtım ve Bilgilendirme Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik 29 Temmuz 2023 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe girdi.
Ancak yönetmeliğin amacı, tanıtım ve bilgilendirme faaliyetlerini düzenlemekten çıktı, hekimler aleyhine bir ceza yönetmeliği ve yeni bir baskı alanı aracına dönüştürüldü.
Sağlık Bakanı @drfahrettinkoca 'ya sorduk: