🔴 Google diyor ki;
- Koç Holding toplam serveti:13.6 milyar dolar.
- Sabancı holding toplam serveti: 13.3 milyar dolar.
Bunlar 100 yıllık holdingler, fabrikaları var, üretim yapıyorlar, istihdam ediyorlar.
- Menzil tarikatının toplam serveti 55 milyar dolar.
Bir tarikat ne üretebilir?
Ne satmış olabilir?
Diyanet İşleri Başkanlığı ne iş yapar?
#TrakyaliHuseyinAgan
haluk levent mevzusu harbiden çok can sıkıcı bir mevzu. işin en kötüsü ne biliyor musunuz? hem haluk levent bunları yapmamıştır diyemiyoruz, hem de ‘adalet sistemine güveniyoruz’ diyemiyoruz. korkunç ve içinden çıkılmaz bir distopya’da yaşıyor gibi hissediyorum…
Yazlıktayım. Her yere böcek ilacı sıkılıyor. Sinekler bana mısın demiyor ama zavallı arılar yerlerde can çekişiyor.
Hayat da böyle değil mi?
Nerede çalışkan, faydalı, iyi kalpli insan varsa zehirden, kahırdan, stresten ölür gider.
Nerede zalim alçak varsa fink atar gezer...
40 yıl sonra 1.parti olan partinin başına 13 seçim kaybeden eski başkanını resmen kayyum olarak getirdiler ..
şeytan bunları görse ceketini ilikler yolunu değiştirir valla ..
Makam dedim saygı gösterdik ama hak etmiyorsunuz bu saygıyı. Düpedüz yalancısınız. Perşembe çiftliğime BASKIN yapıldı! Personelimin ahırlara girmesine izin vermediler. Biz yapacağız dendi! Biz kanı alacağız dediler. Bizim personelimize hiç bir müdahale yapmasına izin vermediler! Pis yalancılar sizi! Rutin falan değil! 2 gün önce tarım il müdürlüğünün aldığı kanı kabul etmeyip yine kan almaya çalıştılar! Bizden başka kimden kan aldınız?
Bayramdan önce geldim Türkiye'ye. Bana 1 ay hoplaya zıplaya yeten para Türkiye'de 3 günde bitti gitti.
Devlet kazıkçı, onun altında üretici kazıkçı, bir altında satıcı kazıkçı. Devlet kazıklamaya başlayınca domino etkisi yaratmış.
Her yere kazık döşemişler. Nereye otursan kıçına kazık batıyor. Asgari ücretliler tez konusu olmalı; bu kazıkların üzerinde nasıl yaşayabiliyorlar diye.
2 kanada dolarına (66 TL) hamburger yiyorum yurtdışında. Hamburger yedim Türkiye'de 450 TL (13 ca dolar) hesap geldi.
Maaşlar dünyadan az, fiyatlar dünyadan yüksek. Bu nasıl bir orantı? Komple ülkeyi bir resetlemek lazım.
ONLY IN TURKEY...
Milli takımı yolcu ederken, bilmem kaç yüz tane TOGG tutup, "Cımbışkınımızıntilimıtlırıylı" notu düşerek klipler çektirip, bilmem kaç yüz kişilik (milletin kesesinden) kafilelerle ta ABD'ye seyahatler düzenleyip...
Sonra da "Valla paramız olsa biz de 4K yayınlardık maçları ama... Maliyet işte..." diye yavşaklık etmek!
Türk oğlu Türk. Hacı Bayram-ı Veli torunu. Soy ağacı belgelenmiş, 1352.
Rahmi Koç. 95 yaşında. Yakasında her zaman bir karanfil.
Türkiye'de toplanan verginin %8'i ondan.
2016'da oğlu Mustafa'yı kaybetti. 55 yaşında. Devlet hastanesine teşekkür mektubu yazdı. Bu kadar naif bir insan.
Çocukken Çankaya'da top oynarken Atatürk geçti, selamlaştılar. Hayatta onu görmüş son kuşak.
Kariyerine Otokoç'ta başladı. Dünden beri saldırılan.
Milletlerarası Ticaret Odası Başkanı. Dünya ticaretinin zirvesine oturan ilk ve tek Türk.
50.000+ öğrenciye karşılıksız burs. 18 okul. Eğitim, sağlık ve kültüre 2009 itibarıyla 600 milyon dolar.
Carnegie Hayırseverlik Madalyası. 6 ülkeden devlet nişanı.
Biz senden razıyız.
Rahmi Koç’a ‘anlattığı bir fıkra’ sebebiyle hızla soruşturma başlatılırken;
👉🏻Türk milletine küfür ve hakaretler yağdıran AKP’li Rümeysa Eker hakkında hala hiçbir hukuki işlem yapılmadı.
Başbakan Tansu Çıller'in Atatürk'un sözünü değiştirerek "Ne mutlu
Türkiye vatandaşıyım diyene" demesi üzerine, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel şöyle yanıt vermişti:
Biz Eğer kendimizi ‘Türkiyeli’ olarak ifade edersek, ulus kavramı zayıflamaz mı?
Atatürk’ün ‘Ne mutlu Türküm diyene’ sözü yanlış yorumlanmamalıdır. Dikkat ederseniz, Atatürk ‘Ne mutlu Türk ırkından olana’ demiyor; ‘Türküm diyene’ ifadesiyle vurgulanan şey bir ırk değil, bir ulus bilincidir. Yani burada kastedilen etnik köken değildir.
Ortada bir ulus gerçeği vardır ve bu ulus anlayışını yok sayamayız.
Bu ulusun adı Türk ulusudur, ülkenin adı Türkiye’dir. Bu devleti kuran insanların hangi kökenden geldikleri önemli değildir; biz hiçbir şekilde etnik temelli yaklaşımlara değer vermeyiz.”
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Ruhu şad mekanı cennet olsun
Sanırım bugün Saray/Cumhur çevrelerinin en azından bir kısmında belirginleşen hava şu:
Bir rejim değişimi yaşanıyor. Bu, onların gözünde jeopolitik bir zorunluluk. Ortaya çıkmakta olan yapı Erdoğan’ın etrafında örülüyor; fakat mesele yalnızca Erdoğan’ın kişisel iktidarı değil. Onun ötesine uzanan, daha kalıcı, daha kapsamlı bir siyasal düzen ve güvenlik mimarisi tasarlanıyor.
Bu tasarımda demokrasi bütünüyle ortadan kalkmıyor; ancak giderek daha fazla tiyatral bir niteliğe bürünüyor. Seçimler, partiler ve muhalefet varlığını sürdürüyor; fakat bunların işlevi iktidarın gerçekten el değiştirmesini sağlamak değil, rejimin meşruiyetini ve sürekliliğini üretmek haline geliyor. En azından geçiş dönemi için öngörülen model bu.
Devlet siyasetin, “devlet aklı” siyasetçinin önüne geçiriliyor. Siyasal aktörler kendilerine uygun görülen yerlere yerleştiriliyor.
Erdoğan’ın liderliğini yaptığı, Saray’ın merkeze oturduğu, AKP’nin becerebildiği ölçüde siyasal meşruiyet sağladığı bu kompozisyonda MHP ve Bahçeli, yeni mimarinin fikrî kurucuları olarak görülüyor. Öcalan’a ve Kürt siyasetine ayrı bir rol biçiliyor; “bin yıllık kardeşlik”, “önderlik” ve yeni bir mutabakat dili etrafında konumlandırılıyorlar.
CHP içindeki Kılıçdaroğlu ve Butlan girişimine de bir işlev yükleniyor. Kurucu CHP tasfiye edilmiyor; aksine rejimin butik ortaklarından birine dönüştürülmek isteniyor. Bir tür müze, anıt ya da tarihî referans noktası gibi. Kılıçdaroğlu’na da kaybettiği itibarın bu yeni tasarım içinde iade edileceği ima ediliyor.
Herkes için bir yer var; yeter ki oyunun kurallarını kabul etsin ve kendisine verilen rolü oynasın.
Fakat bu tasarımın ciddi çelişkileri ve kırılganlıkları var. Rejim içindeki herkes aynı pozisyonda değil. İktidar alanının kendi içinde farklı beklentiler, fanteziler ve tahayyüller mevcut.
Ama en önemlisi, siyasal aktörlüğünü ve iradesini terk etmesi beklenen toplumun büyük çoğunluğunun buna gönüllü olmaması. Ekonomik çöküntünün yükünü taşıyan geniş toplumsal kesimler değişim istiyor. Geleceksizlik duygusuyla kuşatılmış genç kuşakların önemli bir bölümü ise bu siyasal düzene karşı derin bir hoşnutsuzluk duyuyor.
Bu nedenle asıl mesele, halkın siyasal iradesinin nasıl yönetileceği, denetleneceği ve gerektiğinde nasıl etkisizleştirileceği.
Bu çevrelerde hâkim görünen düşünce şu sanki: Seçimlere kadar olağanüstü yöntemlere ihtiyaç duyulacak. Yargı müdahaleleri, siyasi operasyonlar ve yoğunlaşmış istisna hâlleri bu dönemin araçları olacak. Çünkü bu bir inşa süreci. Acılar yaşanacak, bedeller ödenecek, tatsızlıklar olacak; fakat bunlar daha büyük bir dönüşümün kaçınılmaz maliyetleri olarak sunulacak.
Amaç, seçimlerde bir “kaza” ihtimalini ortadan kaldırmak.
Bu perspektiften bakıldığında bugünkü sert müdahaleler kalıcı değil; yeni düzenin kuruluş sürecinin zorunlu araçları olarak görülüyor. Tasarım, seçimlerden sonra siyasetin yeni bir normale kavuşacağı, toplumun zamanla bu yeni durumu kanıksayacağı ve bugünün çalkantılarının unutulacağı varsayımına dayanıyor.
Ama asıl mesele burada başlıyor: Halkın iradesini askıya alarak kurulan bir düzen, zorla istikrar kurabilir mi? Yoksa “geçici” diye sunulan olağanüstü yöntemler, yeni rejimin kaçınılmaz olarak ve kalıcı (hatta artarak devam eden) işleyiş biçimine mi dönüşür? Ya da çok daha kötü ihtimallere mi gebe bu yorgun ülke.
Özgür Özel’in demokrasi ve güvenlik ilişkisinin altını çizdiği Newsweek’teki yazısındaki ifade bence önemli bir uyarı niteliğinde. Öyle bitirelim:
“Demokrasi, vatandaşların iktidarı barışçıl yollarla değiştirebileceği güvenilir kanalları korumak demektir. Bu kanallar ortadan kalktığında, siyasal hoşnutsuzluk da ortadan kalkmaz. Yüzeyin altında birikir ve sonunda infilak eder.”