Sokağımın bir WhatsApp grubu var. Bugün grupta, sokaktan yaşlı bir hanımefendinin kendi canına kıydığını yazdılar. Eski mesajlara baktım. Küçük bir köpeği olan tatlı bir kadıncağızmış. 54 numarada yalnız yaşıyormuş.
Değişmek istemeyen insanlarla hararetli konuşmalar yapmaya son verin. Varlığınıza kayıtsız kalan insanların yardımına koşmaya son verin. Sizi bir seçenek olarak tutan insanlara öncelik vermeye son verin. Sizi sevmeye hazır olmayan insanları sevmeye son verin."
aksam sınıf arkadasları geldi kafeye kız dört dil biliyordu bölümünde hep birinci oluyordu demisler böyle birisinin intihar edeceğini düsünmüyorum,, lütfen onun icin ses olur musunuz
Este es el estado de los niños en Gaza, la miseria se une con mala salubridad, con las aguas fecales y los residuos inundando las calles, los niños vagan descalzos sin rumbo entre enfermedades y hambruna.
A esto le llaman "paz", la paz de ser exterminado mientras el mundo calla.
“Birini sevmek, ona rastlamanın değerini bilmektir. Çünkü insan, kısacık hayatında yüzlercesine rastlayamaz; rastlamamalı da. Birinden diğerine koşmamalı. Birine rastlamış olmanın değerini bilmeli. Sevgi budur: Ona rastlamış olmaya dair şükran duygusu.”
gazze’den gelen bir video…
Bir adam konuşuyor, sesi yorgun ama kelimeleri ağır… “Yiyecekleri yiyen ve çocukları ısıran farelerle çektiğimiz acıyı size göstereceğim” diyor…
Bu cümle bir şikayet değil, bu cümle bir çöküşün sesi.
Çünkü orada mesele artık savaş değil, mesele hayatta kalabilmek.
Çocuklar bombadan kaçıyor ama açlıktan kaçamıyor.
Karanlıktan kaçıyor ama kemiren farelerden kaçamıyor.
Dünya ekran başında haber izler gibi izliyor ama orada hayat her gün biraz daha eksiliyor.
Biz burada sofraya otururken onlar depoladıkları son yiyeceği farelerle paylaşmak zorunda kalıyor.
Ve en acısı ne biliyor musun?
Acıya alıştık…
Görmeye alıştık…
Susmaya alıştık…