Derrida’nın Boğaziçi Üniversitesi’nde Atatürk büstü önünde konuşma yaparken çekilmiş epik bir fotoğrafı var.
Niye şimdiye kadar İletişim Yayınları bunu kapak fotoğrafı yapmadı? Süper kapak olurdu.
Derrida 1997'deki İstanbul ziyaretinde bu Türkler niye Latin alfabesine geçti diye düşünürken Kadir Mısıroğlu'yla aynı sonuca ulaşıyor:
Atatürk bir gün aniden ya Latin alfabesine geçeyim, vatandaşlara da kabul ettireyim demiş, böylece halk bir gecede cahil kalmış.
1980 öncesinde anti-komünizm ve psikiyatri arasındaki ilişkiyi ele alan kapsamlı bir çalışma yazılsa okuması çok keyifli olacaktır.
Özellikle Foucault'ya sürekli Erken Cumhuriyet merceğinde atıf yapan akademimiz için anti-komünizm ve psikiyatri ilişkisi adeta bakir bir alan.
Öztürkçe literatürünü okurken fark ettiğim ilginç bir şey, Türkiye'deki tıp ve psikiyatri camiasının uzmanlıklarını sağcılar lehine kötüye kullanmaları oldu.
Örneğin Türkiye'de psikiyatri için kurucu bir figür olan Mazhar Osman, öztürkçecilerin ruh hastası olduğunu söylüyor.++
Bu konuya kısmen değinen, ancak daha çok 1980 sonrasında tıbbi uzmanlığın politik amaçlarla kötüye kullanımını ele alan bir tez var, ama 1980 öncesi için ben kapsamlı bir araştırmaya rastlamadım.++
@felix__guattari 30’lardan konuya girmek makul, ancak
1970’lerde MHP’nin siyasete soktuğu Kürtçülük terimi; Maraş, Malatya, Çorum katliamları, KON dergisi, darbecilerin Aydınlar Ocağı ile ittifakı, anti-komünistlerin Kürt karşıtlığı gibi aradaki 50 senelik boşluğa eklenmesi gereken çok şey var.
Yakın siyasi tarih metni okurken karşımıza çıkan bir retorik araç: Post-Kemalist ışınlanma.
İlk paragrafta 1930'ların otoriter uygulamalarından bahset, ikinci paragrafta açıklamak istediğin herhangi başka bir otoriter döneme (27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat vs.) ışınlan.++
Kürtlerin aslında Türk olduğunu iddia edenler, Türk-İslamcı Aydınlar Ocağı çevresi ve 1960'lardan itibaren Dil Devrimi karşıtı tutumuyla bilinen Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü kadroları. Yani Kemalizme sıklıkla mesafeli hatta eleştirel yaklaşan çevreler.++
Murat Belge tepeden inmeciliğiyle Türkçeye zarar veren TDK’ye 12 Eylül darbecilerinin el koymasından nasıl umutlandığını anlatıyor.
Bunu söyleyen tek post-Kemalist de değil. Kemalist kurumların ezilmesi söz konusu olunca 12 Eylül’ü öven post-Kemalizm…
Aslında Dil Devrimi'yle alakalı asıl sorun bu.
Literatürü domine eden yaklaşım, Dil Devrimi'ni sürekli modernleşme ve Erken Cumhuriyet sınırları içinde inceliyor. Aşağıda birkaç örnek bıraktım.
Asıl sorun Erken Cumhuriyet sonrasıyla alakalı neredeyse hiç çalışma olmaması
Dil devrimi, harf inkılabı, tdk'ın kuruluşu, dil ve tarih tezleri birbirinden ayrı okunamayacağı gibi tüm bunlar modernitenin ne olduğuna ve Türkiye'de ne şekilde kendini gösterdiğine, tepeden nasıl in(ebil)diğine bakmadan da okunamaz, doğal olarak
+
@progresiftr@ilker_ayturk@berkesen Çok güzel bir program olmuş. İlker Hoca'nın değindiği siyasi aidiyetin aslında nüfus hareketi üzerine çekilen bir cila olduğu fikri düşündürücü.
Köyden kente göçü ve gecekondulaşmayı inceleyen Sema Erder ve Işık & Pınarcıoğlu'nun çalışmaları belki bu fikir etrafında okunabilir.
“Başka Bir Türkiye Mümkün Müydü?” serisinin ikinci bölümünde İlker Aytürk (@ilker_ayturk) ve Berk Esen (@berkesen) ile Erken Cumhuriyet’i tartışıyoruz.
Erken Cumhuriyet dönemi ne zaman başlayıp ne zaman biter?
Türkiye Cumhuriyeti tarihini nasıl dönemlendirebiliriz?
Cumhuriyet devrimleri toplumu ne ölçüde dönüştürdü?
Demokrat Parti, CHP döneminden gerçekten ne kadar farklıydı?
Abdullah Esin’in moderatörlüğünde, Erken Cumhuriyet kavramını ve Cumhuriyet devrimlerinin niteliğini ele alıyoruz.
Yeni bölüm yayında.
https://t.co/35n2tlIldo
@cgtygkmn Bence Kaplan, Ergin, Enginün, Tanpınar, Timurtaş’ı tekrar tekrar iyice sindirene kadar okumamız lazım.
Ürettikleri bilginin ne olduğuna değil, Soğuk Savaş Türkiye’sinde ne işe yaradığına bakmalıyız.