Dünya Komünist ve İşçi Partileri toplantısı için geldiğimiz Havana’da bizleri kabul eden Küba Devlet Başkanı ve Küba Komünist Partisi Birinci Sekreteri Miguel Díaz-Canel Bermúdez ile verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Kendisine bu dostça buluşma nedeniyle teşekkür borçluyuz. 🇨🇺
Sostuve fraternal encuentro con el secretario general del Partido Comunista de Türkiye, el amigo Kemal Okuyan, y la delegación que lo acompaña para participar en #24EIPCO y las celebraciones por el centenario del Comandante en Jefe. Les agradecí su permanente apoyo y solidaridad.
Dünya komünistleri Havana’da buluştu. TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan’ın başkanlık ettiği parti heyetimizle 24. Uluslararası Komünist ve İşçi Partileri Toplantısı’ndayız. Toplantının resmi açış oturumu toplantı divanının yerini almasının ardından Vientos Ébanos de La Habana dörtlüsünün Küba kimliğinin ve müziğinin mihenk taşı kabul edilen Ernesto Lecuona'nın La Comparsa parçasıyla başladı.
@tkpninsesi@PartidoPCC
24. Uluslararası Komünist ve İşçi Partileri Toplantısı için Havana'dayız.
Küba Komünist Partisi'nin ev sahipliğinde, Fidel Castro'nun 100. doğum günü öncesinde düzenlenen toplantı, “Fidel’in doğumunun yüzüncü yılında Küba Devrimi’nin mirasının savunulması ve sosyalist Küba ile dayanışmanın güçlendirilmesi; emperyalist saldırganlığa karşı barış için ortak mücadelenin büyütülmesi" temasıyla gerçekleştiriliyor.
49 partiden 100'ün üzerinde temsilcinin katıldığı toplantının açılışına Küba Komünist Partisi Merkez Komitesi Birinci Sekreteri ve Küba Cumhuriyeti Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, Küba Komünist Partisi Siyasi Büro Üyesi Örgütlenme Sekreteri Roberto Morales Ojeda ile Küba Komünist Partisi Siyasi Büro Üyesi ve Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez Parrilla katıldı.
Bir önceki toplantının ev sahibi olan Türkiye Komünist Partisi adına Genel Sekreterimiz Kemal Okuyan, hazırlık sürecine sunduğu katkılar nedeniyle Küba Komünist Partisi yönetimiyle birlikte divanda yer aldı ve toplantının açış konuşmasını gerçekleştirdi.
Dünya komünistlerinin, ABD’nin soykırım niteliğindeki abluka ve baskı politikalarıyla karşı karşıya olan Küba'da bir araya gelmesi; sosyalist Küba ile dayanışmanın ve anti-emperyalist mücadelenin güçlendirilmesi açısından önemli bir mesaj niteliği taşıyor.
Toplantı, katılan partilerin katkılarıyla 7-8 Ağustos boyunca devam edecek.
“Yeni Parti”nin kurulmasına AKP yol açtı. Bunun tartışılır tarafı yok. Ancak Yeni Parti’nin kuruluşunun siyaset alanında dar anlamıyla CHP’nin içiyle sınırlanamayacak gelişmelere yol açacağını AKP ne kadar hesapladı, işte bu tartışmalı.
Elbette henüz sürecin başındayız ve kesin konuşulamaz. Ancak…
Ad her şeyi belirlemez, lakin “Yeni Parti” tercihi sadece “yeni parti kurmak zorunlu oldu” türünden bir duyguyla gerekçelendirilemez. Halkçı Parti, SHP, DSP, SODEP her durumda CHP geleneğinin yerleştiği “sosyal demokrasi” ya da “demokratik sol” çizgisine hitap eden partilerdi. Yeni Parti ise daha kurulmadan içinin farklı farklı doldurulmaya çalışıldığı bir oluşuma dönüştü: İdeolojisiz parti, sosyal demokrasinin ilkelerine sadık parti, ANAP gibi parti, Atatürkçü tabanı sağa açan parti…
Belki de istenen budur; herkesin, hatta “iliştirilmiş sol”un da kendince bir anlam yüklediği bir parti.
Kimbilir belki CHP’ye dönülür ama Yeni Parti böyle bir dönüş için uygun bir ad değil. Yeni Parti, “ben başka bir şeyim artık” iddiasıdır.
Bu iddia ile birlikte milyonlarca kişi “kurucu parti”ye yaslanma alışkanlığını terk etmeye davet edilmiş oluyor. İdeolojilerin ve programların tamamen önemsizleştirildiği burjuva siyasetinde “kurucu parti” referansı sanılanın ötesinde bir öneme sahipti. Bununla boy ölçüşecek tek referans, 25 yıllık bir öyküsü olan Reisçilikti.
Böylece 2021 sonrasında ama özellikle 6 Şubat 2023 depremiyle birlikte Türkiye’de yaşanan ideolojik ve siyasal hareketlilik ve yer değiştirmeler açısından yeni bir evreye girmiş oluyoruz.
Devrimci bir perspektifle bakıldığında bu tablo, holdingler-tarikatlar düzenini yıkmayı hedefleyen cumhuriyetçi bir programın geniş halk kesimlerinin gündemine sokulması için daha uygun koşullar sunuyor.
Susmuyoruz, tüm engellemelere karşı sesimizi yükseltiyoruz.
📍Yeni X hesabımızı (https://t.co/l1nslryYS0) takip etmeye, soL Haber’e abone olarak sesimize ses katmaya çağırıyoruz. 👇
https://t.co/pDo65vsjtb
soL Haber yeni hesabıyla X’te
17 yıldır kullandığımız X hesabımız, NATO Zirvesi’ne giden süreçte tüm ülkeyi bir süreliğine cezaevine çeviren iktidar tarafından Türkiye’de erişime engellendi.
Kamuoyunu, dostlarımızı, okurlarımızı soL’la dayanışmaya çağırıyoruz.
En önemli dayanışma, soL’a abone olmak, bizzat omuz vermektir.
soL’u susturma girişimi başarısızlığa mahkumdur.
Sesimizi yükselteceğiz. Sizin desteğinizle. Hep birlikte.
📍Abonelik: https://t.co/N5rjOWVsCX
📍soL TV X: https://t.co/guQIEHTBF8
📍Facebook:https://t.co/fhDdRGd6Dt
📍Instagram:https://t.co/yyBYMUKEnJ
📍soL TV Instagram: https://t.co/3nm2JGAJCR
📍Telegram: https://t.co/VUxQm7FDaU
📍WhatsApp: https://t.co/JpPmLcDvXO
📍Bluesky: https://t.co/aOM1WoFfeN
📍Youtube: https://t.co/8Srx1FKLUA
“NATO’yla mücadele bir suç değil bir sorumluluktur” demiştik. AKP iktidarı ise, Filistin’de katliam sürerken, İran’a dönük ABD-İsrail saldırganlığının nereye evrileceği belli değilken, Ukrayna’daki savaşın kapsamının genişlemesi gündemdeyken NATO’yu protesto etmeyi suç olarak tanımlamaya çalışıyor.
Bunu kabul etmeyeceğimizi de söylemiştik. Darbelerin, siyasi cinayetlerin, katliamların, işgallerin arkasındaki güçlerden biri olan NATO bakanlık ya da valilik kararnameleri ile temize çıkartılamaz. İnsanlık buna izin vermez, tarihsel gerçekler bu şekilde değiştirilemez.
Bu iktidarın temsilcileri ve yandaşları daha düne kadar 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin sorumluluğuyla ilgili olarak NATO’yu ve batılı emperyalist ülkeleri işaret etmekte, “artık eski Türkiye yok” diye övünmekteydi. Şimdi yine “artık eski Türkiye yok” diyerek ülkenin yurtseverlerini, devrimcilerini, komünistlerini ellerindeki NATO bayrağı ile korkutmaya çalışıyorlar.
Ülkemizin NATO’ya üye olduğu 1952’den bu yana bir değişiklik yok bu düzenin efendilerinin cephesinde. Bir taraftan vatan-millet edebiyatı yapıp diğer taraftan ABD başta olmak üzere emperyalist ülkelerin dümen suyunda bölge gücü olmaya çalışmaktan hiç vazgeçmediler. Biz de emperyalizme ve onun NATO başta olmak üzere bütün kurumlarına karşı mücadele etmekten vazgeçmedik. Gün geldi 6. Filo’ya karşı, gün geldi yabancı üslere karşı, gün geldi yanıbaşımızdaki işgal girişimlerine karşı, gün geldi savaşa karşı durduk, durmaya devam edeceğiz.
NATO zirvesi yaklaşırken tanık olduğumuz pişkinlik, zorbalık ve onursuzluğu kabul etmeyen, sesini çıkaran, eylem yapan herkes, her parti, her örgüt, her kesim Türkiye’nin üzerine yapıştırılmak istenen “kolektif işbirlikçilik” yaftasını yırtıp atmıştır.
TKP’nin dün Ankara’da Kızılay Meydanı’nda “NATO’ya karşı durmak bir görevdir” diyerek gerçekleştirdiği eylemin çok yaygın bir destek bulması iktidarın bütün çabalarına rağmen Türkiye’nin bağımsızlıkçı, anti-emperyalist damarlarının kurutulamadığının kanıtıdır.
Ancak mücadele sürüyor ve bilmeliyiz ki bu mücadele henüz başarının çok uzağında. Düzen partilerinin tamamının NATO’yu meşrulaştırmak için çabaladığı, halkımızın aklına on yıllardır NATO’nun Türkiye’nin güvenliğini sağladığı yalanının sokulduğu koşullarda 85 milyonluk bir ülkede binlerle sayılacak protesto gösterileri düzenlendi diye ya da yasak ve engellemeleri tanımadığımızı bir kez daha kanıtladığımız için rahatlayacak değiliz.
Tarihe ve topluma not düşüyoruz ama asıl görevimiz tarihin akışını değiştirmektir. Türkiye emperyalizmden, çokuluslu tekellerden, sömürüden arındırılıncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz.
Ankara’da, Kocaeli’nde, Soma’da gözaltına alınan 145 TKP’linin derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. NATO’culuğa karşı çıktıkları için gözaltına alınan, tutuklanan tüm devrimciler için de aynı talebi yineliyoruz.
NATO’ya hayır demek değil, NATO’culuk suçtur. Bunu kimse unutmasın.
Polis şiddeti sonucunda yaralanan bütün partili arkadaşlarımıza geçmiş olsun diyor, dayanışma gösteren tüm dostlarımıza teşekkür ediyoruz.
Türkiye'nin onurlu, yurtsever, devrimci insanlarını ayağa kalkmaya davet ediyoruz.
Aşağılanmayı ve kirli savaş pazarlıklarının parçası olmayı kabul etmeyelim.
Kahrolsun emperyalizm kahrolsun NATO!
https://t.co/Hfy2VJIcqP
📢Zirve öncesi Ankara’da ‘NATO’ya hayır’ yürüyüşü
🔸Kızılay’a yürüyen Türkiye Komünist Partisi üyeleri sloganlarla NATO’yu protesto ediyor.
🔸TKP Ankara İl Örgütü yürüyüş esnasında yaklaşık 100 üyelerinin gözaltına alındığını duyurdu.
"kozalak yaktım ben de
sessizlikte-
ömrümün kozalaklarını
küllere sıvanmış
baştan başa dolaşıp
ağrıyan ormanı.
yağmur dindi sevgilim bak dinle
her şey dindi,
acıysa dinmemiş halde..."
Dr. Behçet Aysan
#SivasKatliamı#Helâlleşmeyeceğiz
Tavrımız ve çağrımızdır
Sol kimlikçi bir tartışmanın parçası olamaz. Yurttaşlarımızın etnik ya da mezhepsel kökeni Türkiye’yi aydınlığa, eşitliğe, özgürlüğe, bağımsızlığa, refaha taşıyacak bir mücadelenin doğrultusunu değiştiremez. Şu ya da bu makama gelecek kişinin dünya görüşü, çalışkanlığı, halka adanmışlığı, yurtseverliği, bilgi ve becerisi, dürüstlüğü dışında hiçbir kriterin önemi yoktur.
Bu ülkede etnik ve mezhepsel eşitsizliklerin, ayrımcılığın olduğu açık bir gerçektir. Önemli olan, bu gerçeğe nasıl yaklaşılacağı ve nasıl çözümler üretileceğidir. Kimliklerin birbirinin karşısına konduğu bir taraflaşmanın herhangi bir çözüme yardımcı olması mümkün değildir. Çözüm, bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu derin sömürü, ağır yoksulluk ve adaletsizliğin kaynaklarını kuruturken bu eşitsizlik ve ayrımcılığı da birleştirici bir perspektifle ortadan kaldırmaktadır.
Türkiye solu bu çok basit gerçeği unutmuş ve emekçi halkımızı bölen kimlikçi politikaların peşinden gitmiştir. “Alevi Cumhurbaşkanı seçilemez”, “anadili Kürtçe olan bir Cumhurbaşkanı adayını desteklemeyiz” gibi siyasal ve kamusal alanda hiçbir yeri olmaması gereken açıklamalara yol açan da solun kimlikçi siyasetin yarattığı sıkışmadan kurtulamamasıdır.
Bütün bu yalpalamaların ortasında bir kesim sola haksız ithamlarla, genellemelerle düşmanlık geliştirmekte, sosyalist hareketin milliyetçi hezeyanlarla hedef alınması ve günah keçisi ilan edilmesi için kampanyalar düzenlemektedir. Oysa sol, başından beri her tür milliyetçilik ve liberalizm karşısında başka hiçbir hesap gütmeden, yalnızca kendi ideolojik-siyasal ilkelerine ve devrimci hedeflerine sadık kalarak dik dursaydı, bağımsızlığını korusaydı, birlik ve müttefiklik ilişkilerini bu zeminde kursaydı, bugün tamamen farklı bir ülkede yaşıyor olurduk.
Solun tartışılamayacak ilkeleri vardır ve bu ilkeler korunarak çoğalmak, güç olmak mümkündür. Yıllardır söylediğimiz gibi, DEM Parti ve CHP gölgesindeki bir sol ilkelerini gözden çıkarmış bir soldur. Anti-emperyalizm, laiklik savunusu ve kapitalist sömürüye karşı olmak sekterlik ya da küçük düşünme değildir. Tersine, Türkiye’nin geleceği bu ilkelerden hareketle inşa edilecektir.
TKP, çok uzun bir süredir DEM Parti ve CHP gölgesinde sosyalist hareketin gelişemeyeceğini ve bu partilerin peşinden gidilmemesi gerektiğini yüksek sesle ifade etmektedir. Solun bir dönem CHP’ye, sonra DEM Parti’ye, sonra tekrar CHP’ye bel bağlayarak siyaset yapar hale gelmesi bugün toplumun umutsuzluk ve örgütsüzlüğünün en önemli nedenlerinden biridir. Bazı sol kesimlerin DEM Parti merkezli politikaları terk ederek CHP yörüngesinde siyaset yapmasını bir olumluluk olarak görenler, meselenin özünü kavrayamamaktadır. Kuşkusuz DEM Parti ve CHP farklı tarihsel ve ideolojik dinamiklerin ürünüdür. Ancak bu farklılıklar Türkiye’nin sömürüden, zorbalık ve adaletsizlikten arındırılması mücadelesinde sosyalist hareketin bağımsızlığı söz konusu olduğunda önemsizleşmektedir.
İşte bu koşullarda bir kez daha bütün samimiyetimizle çağrımızı yineliyoruz: Düzen siyasetinden bağımsız; devrimci, yurtsever, sermaye karşıtı, emperyalizmin bütün biçim ve kurumlarından kopmuş, Aydınlanmacı ve Cumhuriyetçi bir solun toplumsal ve siyasal bir güç haline gelmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur.
"Amalar" ve "fakatlar" bir köşeye bırakılabilirse, sol gerçek bir kimlik kazanacak ve başlı başına bir siyasal güç merkezi haline gelecektir. Solu ilkelerinden uzaklaştıran "en geniş güçlerin birliği" yaklaşımı derhal terk edilmelidir. AKP iktidarıyla mücadele o iktidarın kaynakları iyi teşhis edilerek başarıya ulaşabilir. Tarikatlarla, holdinglerle, NATO’yla, Avrupa Birliği ile hesaplaşmayı erteleyen bir solun “en geniş güçlerin birliği”ni kime ve neye karşı oluşturmak istediği emekçi halk açısından kocaman bir belirsizlik içermektedir. Oysa sol ancak açık, yalın ve tutarlı bir siyasal-ideolojik kimlikle çaresizlik içindeki yoksul halk kesimlerine umut verebilir, seçenek oluşturabilir.
Madem son gelişmelerle birlikte solun kendisine yabancı ideolojik-siyasal zeminlerde mevzi elde etmeye çalışmasının maliyetleri ve çıkışsızlığı açık bir biçimde görüldü, o zaman cesaretle ders çıkarmanın zamanı gelmiştir. TKP geriye dönük tartışma ve ayrım noktalarını bir kenara koyarak tamamen geleceğe odaklanmaya ve üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye hazırdır.
Türkiye Komünist Partisi
Merkez Komite
TİP lideri Erkan Baş'ın "Ana dili Kürtçe olan adayla ortaklaşmayabiliriz" sözleri sol siyasette tartışma başlattı. DEM Partili Ahmet Türk'ün tepkisi ardından bu sefer de TKP'den açıklama geldi. TKP'den yapılan açıklamada, "sol kimlikçi olamaz" eleştirisi yer aldı. https://t.co/lvoTr4Tv2N
DEM Parti ve CHP gölgesindeki bir sol ilkelerini gözden çıkarmış bir soldur’
💬“Solun tartışılamayacak ilkeleri vardır ve bu ilkeler korunarak çoğalmak, güç olmak mümkündür. Yıllardır söylediğimiz gibi, DEM Parti ve CHP gölgesindeki bir sol ilkelerini gözden çıkarmış bir soldur. Anti-emperyalizm, laiklik savunusu ve kapitalist sömürüye karşı olmak sekterlik ya da k��çük düşünme değildir. Tersine, Türkiye’nin geleceği bu ilkelerden hareketle inşa edilecektir. TKP, çok uzun bir süredir DEM Parti ve CHP gölgesinde sosyalist hareketin gelişemeyeceğini ve bu partilerin peşinden gidilmemesi gerektiğini yüksek sesle ifade etmektedir. Solun bir dönem CHP’ye, sonra DEM Parti’ye, sonra tekrar CHP’ye bel bağlayarak siyaset yapar hale gelmesi bugün toplumun umutsuzluk ve örgütsüzlüğünün en önemli nedenlerinden biridir. Bazı sol kesimlerin DEM Parti merkezli politikaları terk ederek CHP yörüngesinde siyaset yapmasını bir olumluluk olarak görenler, meselenin özünü kavrayamamaktadır.”
https://t.co/YmvE9wwbf2
Soma'da "Ülkemiz de halkımız da satılık değil: Madenler Devletleştirilsin!" diyerek yürüdük.
🚩Madenlerdeki yağmayı durdurmak, maden işçilerinin hakkını almasını sağlamak örgütlü mücadeleyle mümkün.
Patronların, sermayenin saldırısına yan yana yürümeye devam ederek karşı koyacağız!
14 Haziran saat 17.00’de Cengiz Topel Meydanı’ndan, Madenci Anıtı’na yürüyoruz.
Tüm halkımız davetlidir.🚩
Ülkemiz de halkımız da satılık değil. 🚩
#MadenlerDevletleştirilsin