Bu Cumhuriyet, Ispartalı Çoban Sülü'yü Amerikalarda okuttu Cumhurbaşkanı yaptı, Erbakan'a Almanya doktora yaptırdı başbakanlık yolunu açtı, Erdoğan'ı başbakan Cumhurbaşkanı yaptı ama kimseye yaranamadı. 70'lerde okullarımız da öğretmenlerimiz de kitaplarımız da iyiydi...
Tarık Akan bu sözleri tam 13 yıl önce söyledi.
O gün “abartıyor” diyenler vardı.
Bugün geldiğimiz noktada, söylediklerinin birer birer gerçekleştiğini görüyoruz.
Haklı çıkmasını istemezdik…
Ama haklı çıktı.
"...sessizce çekip gidiyorum şimdi,
sessiz ve kimliksiz...
Belki yine gelirim,
sesime ses veren olursa bir gün..."
Mülkiyeliler Lokali mevcuttan 1, şiirden çok kişi eksildi bu akşam...
Eyvallah Ahmet abi, eyvallah...
#AhmetTelli
Vahdettin yaverini İstanbul'daki İşgal Orduları Başkomutanı İngiliz General Harington'a gönderip ülkeden kaçmak için yardım istedi. Harington "Onu zorla kaçırdığımın sanılmaması için talebini yazıyla bildirsin" diye cevapladı. Bunun üzerine Vahdettin'in Harington'a yazdığı mektup
Suna Pekuysal, Sezai Altekin ve Zihni Göktay şimdi buluştular.
Ben bu üç büyük sanatçıyı 1992'de İstanbul Şehir Tiyatroları Harbiye sahnesinde Lüküs Hayat operetinde seyretme şansına nail oldum.
— 80 yaşında hayatını kaybeden usta oyuncu Zihni Göktay’ın, Ekrem İmamoğlu için sarf ettiği ifadeler gündem oldu:
“Benim başkanım platindir, taklit edilemez. Akşam National Geographic’te gördüm, geri geri gidemeyen tek hayvan, affedersiniz, timsahtır. Timsah yırtıcıdır ama tuttuğunu koparır. Kötü anlamda söylemiyorum. Benim başkanım timsah gibidir. Daima hep ileri, ileri, ileri...”
Türk tiyatrosunun asırlık çınarı, geleneksel tiyatromuzun büyük temsilcisi Zihni Göktay hocamızı ne yazık ki kaybettik. Onu tanıyan herkesin Zihni hocamızın insan sıcaklığı ve sevgisi ile nasıl özel bir değer olduğuna şahit olmuştur.
Eminönü Halkevi’nden yetişerek tam 53 yıl boyunca İBB Şehir Tiyatroları’nın yaşayan bir anıtı haline gelen ustamız, sahnelerimizdeki tuluat geleneğinin ve kavuklu ruhunun en görkemli ismiydi.
O; sadece üstün yeteneğiyle değil, vatanın her köşesindeki insana sanatı taşıma arzusu, halkın içinden hiç kopmayan mütevazı duruşu ve sahneye olan sarsılmaz sadakatiyle hepimize ilham oldu. Sanata, insana ve tiyatroya duyduğu o eşsiz sevgiyle, ömrünün son anına kadar sahnede dolu dolu, yürekten bir hayat yaşadı.
Türk tiyatrosunun kurucu babası Muhsin Ertuğrul ile bizzat çalışmış, onun yakın arkadaşı ve ekolün dev ismi Vasfi Rıza Zobu’nun tezgahından geçmişti. O, tiyatroyu “insanı insanla, insanca anlatma sanatı” olarak gören o eski, disiplinli ve ahlaki ekolün son neferlerindendi.
Mekanın cennet olsun Zihni hocam. İBB Kültür ve İBB Şehir Tiyatroları Ailesi olarak; bu tarifsiz acıyı derinden hissediyor, kıymetli ailesinin ve tüm sevenlerinin hüznünü yürekten paylaşıyoruz. Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.
#ZihniGöktay
Sayın ahalimiz, dün Silivri’de çok ağır şeyler yaşandı. Mahkeme heyeti 9 Temmuz’da duruşmayı bitireceğim diye ateş saçtı.
15 aydır tutuklu olan Ekrem Başkan’ın ifadesini ve dolayısıyla savunma hakkını kısıtlıyor, sorgu sırasını değiştiriyor.
Davanın Ekrem Başkan’dan sonra en çok suçlanan isimlerinden ve dinlenecek son tutuklu olan Fatih Keleş’in sorgusunu 10 Ağustos’ta başlayacak olan 2. celseye atıyor (Bu son derece marjinal bir durum).
Öyle ki Ekrem Başkan’ın “9 Temmuz’da değil de 14 Temmuz’da bitirirseniz hepimiz ve avukatlarımız hazırladığımız savunmalarımızı yapabileceğiz” demesine ve 5 gün gibi kısacık bir süre talep etmesine rağmen Heyet -asla anlayamadığımız bir şekilde- 9 Temmuz’da bitireceğim diye adeta gözü dönmüşçesine Ekrem Başkan dahil bir kısım meslektaşımızı, milletvekillerimizi ve izleyicileri duruşmadan men etti.
Bizler de duruşmayı terk ettik. Bir avuç insan dışında.
Bunun üzerine, Murat Ongun’un avukatının kalan savunması dinlenmedi, kesildi, sıradaki tutuklu alındı, onun da tansiyonu 19’a çıktı hastaneye kaldırıldı, ardından bir sonraki tutukluya geçildi.
Şimdi hepimiz kara kara düşünüyoruz; kalan son 1 tutukluyu dinlemeyecek kadar, 15 aydır bugünü bekleyen 2500 yılla yargılanan tutsaklarımızın hepi topu 2’şer 3’er günlük savunmalarını bile dinlemeyecek kadar, savunma haklarını ellerinden alacak kadar, savunmanın bütünlüğünü paramparça edecek kadar ne oldu?
9 Temmuz’dan sonra ne olacak?
Deniz Göktaş’ı hepimiz çok seviyoruz, yaşadıkları, her birimize yaşatılan her haksızlık kadar bizleri etkiledi fakat dikkati azıcık da Silivri’ye çevirmenizi rica etsem ayıp etmiş olur muyum?
Çünkü çoğunlukla farkında olmasak da fırtınanın gözündeyiz fakat en zifiri kısmına henüz girmedik. Bunu yazmaktaki amacım ise olan bitene dair farkındalığı uyandırmaktan ibarettir.
- Soldaki, IŞİD operasyonunda yakalandı. Elleri cebinde kelepçesiz Emniyet’e götürüldü.
- Sağdaki, stand-up gösterisi yaptı. Hakkındaki kararı duyunca ülkeye döndü, ters kelepçe takıldı.
Önce sadece 18 Mart – 23 Mart arasındaki 5 günün anlamını tespit etmek lazım. Çünkü tüm sır bu 5 günde gizli.
Biz delilsiz tutuklandık!
Savunmamın ikinci bölümü yayında.
https://t.co/3RQHrLjrQq
İmamoğlu'nun tutuklanmasının, İBB'li bürokratların evlatlarından ayrı konulmasının, rahmetli Gülşah Durbay'a iftiraların atılmasının, kurultay ve diğer davaların tuhaf rumuzlu işbirlikçilerinin ve diğer birçok şeyin arkasında bilfiil Kemal Kılıçdaroğlu'nun kendisi var.
Hakkında birçok suçlama bulunan İBB bürokratı Gürkan Akgün savunma yapıyor. Keşke bu savunmalar televizyondan verilebilseydi de Akgün’ün verdiği şehircilik ve imar dersi herkes tarafından izlenebilseydi. Sizden ricam boş zamanlarınızda https://t.co/u0SbhpE8zk sitesine gidin bu adamlar ne söylüyor diye bir bakın. İçiniz acıyacak. Gürkan Akgün’ün, Elçin Karaoğlu’nun, Ali Kurt’un, Büşra Gökçe’nin, Kaan Sürmegöz’ün, Elif Güven’in, Pınar Türker’in, Mehmet Pehlvan’ın savunmalarının bütününü okuyun. Bir de empati yapın, ‘benim başıma gelse ne yapardım’ diye düşünün!