Türkiye'nin 3 tarafı, İstanbul'un kuzeyi, güneyi, ortası bile deniz.
Ve biz hala balık yiyemiyoruz.
Neden ki?
En ucuz ve en çok yenen şeyin balık olması gerekiyor ama deniz balığı yiyemiyoruz.
Niçin yani nedir?
Böyle komedi, trajedi, rezillik, eziklik,ahmaklık olur mu?
Var ama...
Muhafazakar bir vatandaş, çektiği video ile dini konularda yanlış bilgiler veren kişileri eleştirdi:
İslamiyet tesettürden ibaret değil. Bırakın giysin. Çarşafa mı girmek istiyor? Bırakın giysin. Benim, mayo giyen bir kadından daha az günahım olduğunu size düşündüren nedir? Ve siz, dört dörtlük bir Müslüman olduğunuzu nasıl düşünebiliyorsunuz?
Her hafta “İslamiyet 101” başlığında videolar izliyorum. Kendinize içerik malzemesi yapabilirsiniz kardeşim, millete akıl veremezsiniz.
İşte kadınların çalışmasının da dinimizde helal olmadığını söyleyen bir kadın var. Hz. Hatice ticaretle uğraşıyordu ya. Sonra sarıklı bir adamla karşılaştım, izlerken korktum. Bir olay anlatıyor. Peygamberimize bir sahabi, “Günaha girersek ne yapacağız, cehennem azabıyla nasıl karşılaşacağız?” diye sormuş. O da demiş ki; şuralarınızdan şunlar çekilecek, buralarınızdan şunlar çekilecek, kabre girdiğinizde sizi kabul etmeyecek vesaire…
Peygamberi o kadar kibirli ve bizim dört dörtlük Müslüman olmamızı bekleyen biriymiş gibi anlatıyor ki… Ve buna o kadar emin ki; sanki oradaydı, sanki her cümlesini biliyor.
Ya, Peygamberi nasıl bununla suçlarsınız? Rabbimden uzaklaştıran sizsiniz ve bu büyük bir günah. Ama İslam sevgi dini ya… Ağzınızdan bir tane güzel söz çıkmıyor. Her seferinde yargılıyorsunuz. Bir kadının videosunu, hele hele erkekler bunu yapıyor, eleştirme hakkını size veren nedir?
Bir kadın değilsiniz, kapanmakla sınanmıyorsunuz. Bir insanın başörtüsüne girip girmemesi konusunda bir erkeğin tam anlamıyla fikir sahibi olabileceğini düşünmüyorum. Eğer istiyorsanız siz cübbe giyip sarıkla gezin. Siz böyle geziyorsunuz ya, kol kaslarınızı gösteriyorsunuz ya; siz cübbe ve sarıkla gezin.
Açık kadından “düzgün kapanın”, açık erkekten “cübbe giyin” dersi alıyoruz ya… Siz kendi hayatınıza uygulasanıza. Bizim hiç kapanmadığımızı düşünüyorsanız siz kapanın, bize doğrusunu göstersenize.
Diyemiyor musunuz: “Rabbim, benim ne haddime?” Bir insanın çok günahkâr olduğunu bas bas bağırıyorsunuz. “Vay, şunun ne giydiğine bak. Cehennemde şöyle şöyle yanacak.”
Nereden biliyorsun? Sen karar mercii misin? Adalet Bakanı mısın?
Hayır, insanların fiziksel görüntüsüyle onları yargılayamazsınız. Kimin ne kadar namaz kıldığını, kimin ne günah işlediğini, kimin hangi sevapla bütün günahlarının silinebileceğini bilmiyorsunuz ki. Oradaki yargılama sürecini hiç kimse gördü mü? Buraya gelip söyleyebilir mi? Söyleyemez.
Nasıl buna eminsiniz? Rabbimin onu affetmeyeceğini nasıl düşünebilirsiniz? Ben bunu merak ediyorum. Vallahi bütün merakım bu. Sanki öldünüz, orayı gördünüz, yargılama sistemini gördünüz de buraya gelmiş gibisiniz.
Bakın, böyle büyüdüğüm için mezarlıkların yanından geçemezdim. O kadar söylüyorum size. Çocukluk dönemimi hayal edebiliyor musunuz? “Öleceğim” diye nasıl korktuğuma inanabiliyor musunuz?
Ve yemin ederim, neye üzüldüm biliyor musunuz? Ben bunu “Bitti Kızım”da da söylemiştim. Açık gezdiğim dönemler çok olmuştur benim ya da tesettüre tam anlamıyla uymadığım anlarım çok fazladır. Dört dörtlük bir tesettüre sahibim demiyorum zaten.
Ama yemin ederim, kemoterapi alırken belki de yanlış düşündüm ama dedim ki: “Kimsenin kalbini kırmayacağım.”
Şunu demedim: “Namazlarımı aksatmayacağım, şunu yapmayacağım, bunu yapmayacağım.”
“Kimsenin kalbini kırmayacağım” dedim. Çünkü bir kalbi kırmak, 70 Kâbe’yi yıkmak gibidir derler.
Kul hakkını, Kâbe’yi hiç mi düşünmüyorsunuz? Ahireti hiç mi düşünmüyorsunuz? Hiç mi korkmuyorsunuz?
Bir tesettürlü insanın videosunu alın da bu şekilde yorum yapın. Zaten yapıyorsunuz. Bir de benimkini alıp deneyin.
Rabbim size hidayet versin, Rabbim size akıl fikir versin. Sadece bunu temenni ediyorum.
(Sevinç Parlak)
Bugün okullarda şahit olduğumuz abartılı törenler, çocukların başarısını kutlamak için değil; dijital dünyanın narsist alkışlarına muhtaç yetişkinlerin ve evladını dünyanın yegane merkezi sanan modern körlüğün egosunu doyurmak için tasarlanmıştır. Sahne çocukların gibi görünse de, perde arkasında alkış dilenenler aslında büyümemiş ebeveynler ve öğretmenlerdir.