Siyasete, akademiye, bürokrasiye ve din hizmetlerine servet yapmak, servetine servet katmak için giren ve hatta işlerini aynı zamanda bu amaç için kullanan kişiler, sizi insan olarak değil haşerat olarak görüyor millet, haberiniz olsun!…
Zekat emri ve faiz yasağı ekonominin, evlilik emri ve zina-fuhuş yasağı ailenin, kısas ve had cezaları toplumun düzelmesi için lazımdır. Hepsinden önce iman ve ahlak eğitimi elzemdir.
“Mülkün asıl maliki Allah’tır!
Bunu dilediğine verir. Dilediğinden de söküp alır.
Dilediğine İzzet verir. Dilediğine zillet verir.”
Mehmet Görmez:
Buradaki mülk, mal manasındaki değil, iktidardır.
Mülk verir ama İzzet vermez.
Eğer mülkte adalet olmazsa o zillet olur, İzzet olmaz.
Eğer mülkte emanete riayet, ehliyet ve liyakat olmazsa, torpil olursa orada zillet olur.
O mülk hiçbir mümine hayır getirmez.
Yok darbe - yok yurtdışı operasyon gibi abuk subuk ifadelerle saçmalayanlara karşı adım atılmalı.
Millet, faillerin bileğinde kelepçe görmek istiyor ve bunu hemen istiyor.
Ülkemiz gerçekten bir garip.
Fon krizi patladı.
Millet haklı olarak tepkisini koydu. FBSK ve daha başkaları varsa üzerine gidilmesini istedi.
İki gün sonra birileri başka bir düğmeye bastı.
Bu bir darbe mi?
Krizin ardında kim var?
Kime karşı düzenlendi?
Yorumlar senaryolar uçuşuyor!
Neredeyse yolsuzluğu unutup ABD veya İsrail birilerine dalacaklar.
Bunların sokaktan milletten haberi yok!
Güya milletin aklıyla oynuyorlar.
Bu yolsuzlukların üzerine gitmezseniz Sayan ve Yazıcı'yı unutturmaya kalkarsanız, bunları hasbelkader ortaya çıkmış iki vaka gibi görüp gözünüzü kapatırsanız ülkeye millete yazık edersiniz.
Bu millet, menfaati uğruna gözü dönmüş 300-500 kişiden ibaret değildir.
Millete ve partiye asıl darbe yapanları aklamaya unutturmaya çalışanlar krizlerin devamını isteyenlerdir. Aldanmayın...
Onlar yolsuzluğa batmasa kim açıklama yapacaktı kim onları hesap vermeye çağıracaktı.
Böyle giderse milletin ve devletin üzerinde oyun kurmaya çalışanlar asıl o zaman başarılı olacaklardır...
Gelin bu temizliği kararlılıkla devam ettirin!
@RTErdogan@abakingurlek@mustafaciftcitr
ekonomi çöküyor, kimse istifa etmiyor.
borsa skandalı patlıyor, kimse istifa etmiyor. milli takım katıldığı her turnavada gülünç durumlara düşüyor, kimse istifa etmiyor. sınırsız yetki ve sıfır sorumlulukla donatılmış ülkedeki tüm idareciler. muazzam bir konfor hakikaten.
“Müslümanların gayretini, asırlık emeğini menfaat aracı yapanlar, haram yoldan servet edinenler, dışarıdan saldıran düşmandan daha tehlikelidir!
Çünkü onlar, kanser gibi İslam cemiyetini içeriden çürütür.”
İhsan Şenocak Hoca Efendi
🔴BU İHRACAT REKORUNA YURT DIŞINA KAÇIRILAN MİLYARLAR DA DAHİL Mİ, SAYIN BAKANIM?
Sayın Mehmet Şimşek Bakanımız,
“Eylülde ihracat rekoru kırdık” diyor.
Sayın Bakanım, acaba dolandırıcıların milletin cebinden toplayıp yurt dışına kaçırdığı paraları da ihracat kalemine mi yazdınız?
Çok samimi söylüyorum:
Siz ve BDDK, MASAK, SPK’nın başındaki sorumlular,
bunca mağduriyete rağmen istifa etmeyip koltuklarınızda oturuyor, hiçbir şey olmamış gibi hâlâ halkın içinde dolaşıyorsanız, bu millete yapılmış en büyük hakarettir.
Bu kadar mağduriyetin ardından hesap vermeyenlerin yatacak yeri yok!
TOPYEKÛN ARINMA VE TEMİZLİK ŞART!
Türkiye “arpalıklar”dan ve “arpacılar”dan temizlenmediği sürece belini doğrultamaz!
Adam aynı anda “kırk” yerde yönetim kurulu üyesi, danışman, CEO, başkan, şirket tefecisi, makam tepeleyicisi, arpalık yiyicisi…
Bu nedir yahu!
Bulunmaz Hint kumaşı!
Açgözlülük, sefahat, yatlar, katlar, jetler, uçaklar sadece sefalet ve felâket getirir: Ahlâk’ı bitirir, insanı kapitalizmin kölesine dönüştürü, hayatı çölleştirir...
Topyekûn arınma ve temizlik şart!
‘Nefsine esir düşenlere veda ederiz’ ifadesi yürekleri soğutmuş, ruhlara ferahlık vermiş olabilir, ama partinin bugün karşı karşıya olduğu aşırı güç temerküzü veya güç zehirlenmesi sorununu çözmeye yetmez. Fatma Betül Sayan Kaya’nın eşiyle birlikte dahil olduğu dolandırıcılık vak’asından sonra bir adli soruşturmaya muhatap edilmemesinin, hatta ifadesinin bile alınmamış olmasının sebebi de budur."
https://t.co/QXjQmPz4jb
‘Ucu nereye giderse gitsin, sorumlulardan hesap sorulacak’ diyenler ucunun AK Parti Genel Başkan Yardımcısı’na kadar gittiğini de millete kendileri açıklayabilmeliydiler. Bunu yapamadılar. Sürecin devamında üzerlerine düşen sorumluluk dolandırıcılık çarkına karıştığı tespit edilen bütün siyasetçi, bürokrat ve gazetecileri kamuoyuna açıklamaktır." https://t.co/BqiMJxoBy2
Her zaman söylediğim sözü buraya kazımanın tam zamanı:
Önce MÜCAHİT olduk.
Sonra MÜTEAHHİT olduk.
En sonunda da her şeye MÜSAİT olduk.
Bizim olmamız gereken, yeniden Müslümanlaşmak, kendimize sil baştan çeki düzen vermek.
Vesselâm.
UYARI / YORUM
EĞER SİSTEM BİZİ DÖNÜŞTÜRECEK İSE BU KOŞUŞTURMACANIN NE ANLAMI VAR Kİ?
Ben çıldırmamak için kendimi zor tutuyorum şimdi!
Yarın bir gün patlayacağım.
İnsaf diye bir şey var! Bu kadar tuzu kuruluk olur mu arkadaş?
Memleket nereye gidiyor görmüyor musunuz?
Bakın…
Müslüman girdiği yere ruhu ve şeklini veren insandır.
Girdiği yerin şeklini alan insan değildir.
Müslüman girdiği yere ruhunu ve şeklini veremiyorsa, Müslümanlığında bir sorun vardır.
Biz eğer sistemi dönüştürmeyecek idiysek, sistem bizi dönüştürecek idiyse, o zaman biz niye nefes alıp veriyoruz?
Niye bu koşuşturmaca arkadaş?
Yani para için, makam için, mevki için mi koşuşturup duruyoruz biz? Onun için mi yaşıyoruz?
Tam da insanlığın İslâm’ın herkesin susuzluğunu giderecek hakikatlerine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğu bir zaman diliminde, bizim makam peşinde koşturuyor olmamız, para pul peşinde koşturuyor olmamız, iktidar peşinde koşturuyor olmamız falan ne kadar iğrenç bir şeydir yahu?
Böyle bir şey olmaz!
Eğer sistem bizi dönüştürecek ise, biz istifa edelim her şeyden!
Çekilelim bir köşeye!
Çekilelim, çünkü İslâm’a zarar veriyor bu!
Daha ötesi yok ki, ben daha ne söyleyeyim kardeşim yahu!
NOT: Yaklaşık 5-6 sene önce Esenler’de Fikir Atölyesi derslerinden küçük bir kesit. MTO Sivas ekibimizden Ömer Faruk Özcan @omerfozcan bu videoyu hazırladığı için teşekkür ediyorum.
Yazıyorum, siliyorum. Yazıyorum, siliyorum. Tekrar yazıyorum, tekrar siliyorum. İçim parçalanıyor..
Allah'ım, aklımızı koru ya Rabbi..
Bi maaşın var, yetmiyor. İkinci maaş yetmiyor. Üçüncü hatta dördüncü, belki beşinci maaş da yetmiyor. Son nefesine kadar garantili rızkın da çok daha fazlası da yetmiyor. Mezara kadar devletin verdiği özel imkanlar ve kolaylıklar da yetmiyor.
Maksadım -sadece- şahıs da değil. Bu bir insan prototipi.
Kendisine bir vadi altın verilse ikinciyi, üçüncüyü, beşinciyi isteyecek insan prototipi.
Maksadım ayıplamak da değil. Maksat ders almak.
Yıllardır, Ümmetin, İslam'ın hâli ve istikbali adına çektiğim ızdırabın üstüne tuz basıldı iki gündür. Daha derin ızdırabım, asıl bundan sonra gelecek zifiri karanlık günler..
Vaaa İslâmaaaaah!!
Vah İslam'ın ve müslümanların başına gelenlere ve geleceklere..
Çocukları bir günde ihtiyarlatan günler!
Âhirzamanın kara günleri..
Bu günlerde değerini daha iyi anlıyoruz.
Mekânın cennet olsun "Güzel" adam.
Hasan Celal Güzel'in yıllar önce yazdığı o yazı:
"Sayın Milletvekillerine ithaf olunur- Efendim, artık 68 yaşında, su katılmamış bir avanak, hakikî bir budala ve gayrikabil-i ıslah bir 'enayi' olduğumu itiraf ediyorum. Bana küçük yaşımdan itibaren 'beytülmal'ın mukaddesliğini öğretmişlerdi. Hiç kimse 'Devlet malı deniz, yemeyen domuz' dememişti.
Bütün ömrüm tâbir-i âmiyanesiyle 'eşşek gibi' çalışmakla geçti. Çalışma hayatımda tek gün dahi izin kullanmadım. Bir gece bile doyasıya uyuyamadım. Kimileri bana 'uykusuz müsteşar' adını takıp uçup kaçtığımı söylerdi ama 'Ne akılsız adam yahu!' şeklindeki fısıltılar, her gün yüzlerce telefon konuşmasıyla çınlayan kulaklarıma kadar gelirdi.
Üzerinde 'T.C. Hükümeti' yazan kurşun kalemleri, silgileri ve kâğıtları, sadece resmî hizmetlerde, âdeta okşar gibi incitmemeye çalışarak kullanırdım. Çocuklarım devlet malına ellerini dahi süremezlerdi. Plakaları kırmızı ve siyah renkli resmî arabalara bir defa dahi binmediler. Yüzlerine bakmaya kıyamadığım Mustafam ve Elifim, bir saat daha az uyuyup belediye otobüsleri ve okul servisleriyle okula gittikleri esnada, bendeniz müsteşarlık ve bakanlık yapıyordum. Bırakınız eşime araba tahsis etmeyi, evde devletin personelini çalıştırmayı; idarecilik ve siyaset hayatımda lojmanda oturmadım. Koruma görevlisi de kullanmadım. Arabamın önünde ve arkasında fiyakalı eskortlar hiç bulunmadı.
Meğer ben ne enayiymişim!...
Yaptığım enayiliklerin haddi hesabı yoktur... Meselâ, bendeniz milletvekiliyken -birkaç zarurî toplantı dışında- Meclis lokantasında yemek yemezdim. Zira, burada çalışanlar kamu personeliydi ve çok ucuz olan yemekler milletin kesesinden sübvanse ediliyordu. Sonra, çok beğendiğim halde, aynı gerekçelerle TBMM Sigarası da içmedim. Ceplerim şıkır şıkır metal jetonlarla dolu olarak dolaşır, özel görüşmelerimi kulisteki ankesörlü telefonlarla yapardım. O zaman 'beleş' cep telefonlarımız da yoktu.
Hiçbir hediyeyi kabul etmez; ya reddeder veya demirbaşa kaydettirerek devlete intikal ettirirdim. Yıllarca üst yöneticilik, müsteşarlık, bakanlık yaptım; hâlen evimde bu dönemlere ait -bronz plaketler dışındatek bir hatıra eşya göremezsiniz.
Benim anladığım mânâda siyasete 'Zengin girilir, fakir çıkılır'. Biz enayiler, devlet hizmetini ve siyaseti böyle anlıyoruz. Siyasî hayatımda önüme çıkan yüzlerce fırsatı teperek mal mülk edinmedim. Bilâkis, ANAP'taki Genel Başkanlık mücadelesinde, Bond çantalarda getirilen paraları reddederek, eşimin SSK kredisiyle aldığı Oran'daki daireyi; YDP'nin kuruluşunda da babamdan kalan Malatya'daki ev ile dedemden kalan Gaziantep'teki evin bana düşen hisselerini harcadım.
Bu arada, eşimin uzmanlığıyla ve alınteriyle hak ettiği 'Vakıflar Genel Müdürü' olarak tayin kararnamesini, nasıl engellediğimi de unutmayayım.
Sadece bununla kalsa neyse... ANAP döneminde, şiddetle muhalefetime rağmen çıkarılan 'kıyak emekliliği' reddedip tek maaşa devam ettim. Bu haksız uygulama hâlen devam ediyor. Başbakanlık Müsteşarı'yken, milletvekili maaşlarının buna göre ayarlanmasını gerekçe göstererek kendim için sözleşme yapmadım ve üç yıl müddetle emrimdeki daire başkanlarından bile daha az maaş aldım.
Meğer ben ne enayiymişim!...
***
Şimdi 70'ine merdiven dayadım. Hâlâ kirada oturuyorum. Kendime ait tek mülküm kitaplarım... Yani, sizin anlayacağınız, gerçek anlamda 'Dikili ağacım dahi yok'. Hizmet hayatım boyunca, muhatabımın bıyık altından gülerek dinlediği, 'Bu fukara millete ben bu masrafı hiç yaptırır mıyım?' lâfım vardı.
Sevgili okuyucularım, bu yazdıklarımı okuyup da sakın bütün bunlardan pişmanlık duyduğumu sanmayınız. Enayilik öylesine içime işlemiş ki geriye dönmek mümkün olabilse gene aynısını yapardım.
Beni bütün 'enayiliğime' rağmen kimseye muhtaç etmeyen Yüce Allahıma hamd ediyorum."
Ahlak üretmeyen iman zayıftır. İbadet üretmeyen iman da zayıftır.
Ahlaka dönüşmeyen ibadet maksadına ulaşmaz. İbadetle beslenmeyen ahlak da tek başına yeterli olmaz.
İman kalpte kalmamalı; ibadete dönüşmeli, ibadet de ahlakımıza yansımalıdır.
İman, ibadet ve ahlak bir bütündür. İslam parça parça değil, bir bütün olarak yaşanmalıdır.