Meşrutiyet dönemi üzerine çalışırken, hayli ilginç bilgilere rastladım... Biraz uzun ama yine de okumakta fayda var...
3 Temmuz 1908'de Resneli Niyazi Bey, dağa çıkarak isyanı başlattı. 23 Temmuz'da İttihat ve Terakki Cemiyeti Manastır ve Selanik'te ikinci meşrutiyeti ilan etti. Abdülhamit isyana boyun eğerek meşrutiyete razı oldu.
24 Temmuz'da otuz yılı aşkın aradan sonra seçimlerin yapılacağı hükümet tarafından ilan edildi. 25 Temmuz'da halk meşrutiyeti sokaklarda yürüyüş yaparak kutladı. Türk, Rum, Ermeni ve Musevilerden oluşan elli bin kişi hükümet binasına yürüdü. Ertesi gün Türk, Rum, Ermeni, Bulgar ve Musevilerden oluşan yaklaşık yüz bin kişilik grup Beyazıt meydadında kutlama yaptı.
27 Temmuz'da birçok Müslüman, Rum ve Ermeni patrikhanelerine giderek birliktelik mesajı verdi. Konuşmalar yapıldı. 2 Ağustos'ta bir Ermeni kadın öğretmen mitingde "artık ayrıca milletler yok. Ortada büyük bir Osmanlı kavmi var, Ermeni milleti de onun bir uzvudur" konuşması yaptı. Kalabalık hep birlikte "Yaşasın Ermeniler, Yaşasın Osmanlı kavmi" diye bağırdı.
Meşrutiyet istibdatı devirmiş, Osmanlı halklarının kardeşliği galip gelmişti. Tam bir dayanışma ve birlik havası vardı. Ermeni, Türk ve Rum ahali "ittidah-ı anasır" isimli politika etrafında toplanmış gibiydi.
5 Ağustos'ta İzmir'deki Ermeniler ve Jöntürkler karşılıklı ziyafet verdiler. Kardeş olduklarına, anayasanın daima yürürlükte kalacağına söz verdiler. Kardeşlik ortamı öyle sıkı görünüyordu ki 8 Ağustos'ta basında "Türklerle Ermenilerin derin dostluğu ve aralarında uzun yıllar hiç bir mesele olmadığı" yazıldı. Erzurum'da bir Ermeni piskoposluğu önünde Osmanlı subayları tarafından gösteri yapıldı. Çanlar çalındı, toplar atıldı.
13 Ağustos'ta istibdata karşı hayatını yitiren Müslümanların hatırası için Beyoğlu Balıkpazarı'ndaki Ermeni kilisesinde ayin yapıldı. Ermeni Patrik Vekili Katogikos Yagişa'nın konuşması alkışlandı. Toplantı akabinde Türkler ve Ermeniler birlikte Taksim'e yürüdü. Orada da Türk-Ermeni kardeşliği için kutlama yapıldı.
16 Ağustos'ta bütün siyasi suçlular için genel af ilan edildi. Yurt dışına kaçmış olan Ermeni komite üyeleri yurda dönmeye başladı. Vakti zamanında Rusya'ya kaçan Erzurum'daki Ermeni komitacılarının dönüşü için kolaylıklar sağlandı. Abdülhamit tarafından Kudüs'e sürülen eski Ermeni patriği İzmirliyan, 24 Ağustos'ta İstanbul'da coşkuyla karşılandı. Barış ve kardeşliği artırmak için Ermeni ve Rum patrikleri Anadolu'daki tüm kiliselere soğukluğu giderecek tavsiyelerde bulundu. Ermeniler arasında Osmanlı dilinin yayılması için gece kursları açıldı. Sivas'ta Türk ve Ermeni hastaneleri ve okulları birleştirildi. Gazetelerde "anasır-ı gayri müslimemiz Ermeniler" başlıklı yazılar yazıldı.
Hürriyet Kahramanı Enver Bey 30 Eylül'de İzmir'de Ermeni Taşnak örgütünün de bulunduğu kalabalık bir grup tarafından karşılandı. Şerefine verilen ziyafette Taşnak örgütü de bulundu. Enver Bey, kendisine gösterilen ilgi ve saygıya teşekkür etti.
Eylül bitti, Ekim ayı geldi, Ermeni örgütleri, Anadolu'da Ermenilere karşı yapılan zulümlere karşı Berlin Anlaşmasının, yani Sevr'den sonra Türk tarihindeki en feci anlaşmanın 61. maddesinin artık uygulanmasından söz etmeye başladı. Yani Osmanlı hükümeti, Ermenilerin oturduğu şehirlerde ıslahatlar yapacak ve Ermenileri "Çerkez ve Kürtlere karşı" korumak için elinden geleni yapacaktı.
İçişleri Bakanlığı, Ermenilerin zulme ve adaletsizliklere uğradıkları yolundaki iddiaları üzerine açıklama yapıp böyle bir şikayet olmadığını dile getirdi. Fakat Ermeniler şikayetlerini hükümete değil doğrudan patrikhanelere yapıyordu. Adalet Bakanlığı bu duruma tepki gösterip şikayetlerin devlet görevlilerine iletilmesini istedi. İçişleri bakanlığı yurda dönen Ermenilere zorluk çıkarmaması için emniyet teşkilatına uyarıda bulundu.
Ekim ayıyla birlikte Taşnak ve Hınçak örgütleri siyasi faaliyetlere başladı. Şehirlerde konferanslar verildi. Eskinin suç örgütü mensupları siyasetçi oldu. Yapılacak seçimler için ittifak dahil pek çok ihtimal konuşuldu.
17 Kasım günü Ermeni Jamanak gazetesi, Ermeni talebelerin okularda Osmanlıca eğitim görmesine karşı çıkıp anadilde eğitim istedi. Ay sonuna doğru Anadolu'dan Ermenilere eziyet edildiğine dair şikayetler gelmeye başladı. Hükümet, gevşek davranmakla suçlandı. Ermenilerin hayatının tehlikede olduğunun ileri sürüldü.
1909 yılına girildiğinde Adana'da Türk ve Ermeniler arasında gerilim yükseldi. Türklerin katliama hazırlandığı yolunda haberler Ermeni gazetelerini kapladı. Adana Valisi, iddiaları reddetti. Şehirde kardeşlik olduğunu açıkladı. Fakat Ocak ayı sonunda şiddet haberleri gelmeye başladı.
Öte yandan Fransız medyasında Hınçakların, İstanbul'da karışıklı çıkarmak istediğini yazdı. Tanin gazetesi, Hınçakları korumak için haberleri iftira olarak niteledi. Neticede kardeşlik vardı. Bunu bozmak isteyenlere tepki gösteriliyordu.
Şubat ayının ortalarında artık Adana'dan katliam haberleri gelmeye başladı. İçişleri Bakanlığı konuyu soruşturdu. Adi nitelikte bir olay olduğundan söz edildi.
9 Nisan günü, Adana'da iki Müslüman genci bir Ermeni tarafından vurulunca olaylar büyüdü. Kısa süre sonra bir Ermeni cesedi bulundu. Taşnakçılar derhal büyük bir miting kararı aldı. 18 Nisan'da Adana'da sıkıyönetim ilan edildi. 5. Ordu'dan bölgeye asker nakledildi. Şeyhülislam, Adana Müftüsü'ne telgraf çekerek Hristiyanlara şiddet olaylarının dinde yeri olmadığı, Hrıstiyanların hukukunu muhafazanın da dinin emirlerinden olduğu bildirildi.
20 Nisan'da şehirden gelen haberlerde bin civarında ölü olduğu bilgisi yer aldı. Kozan'dan bir Ermeni, çektiği telgrafta dan güvenliği olmadığı bilgisini verince Ermeni Patrikhanesi şehre heyet göndermeye karar verdi. Askerin şehre varmasıyla hadiselerin önü alınamadı. Ermeni çetelerin saldırılarında 15 er öldürüldü.
5 Mayıs'ta Beyoğlu Kilisesi ve Hınçak örgütü 4000 kişinin katılımıyla miting düzenledi. Basında yer alan bilgiye göre Padişah yaveri, Niyazi ve Enver Beyler de mitinge katıldı. Birlik ve kardeşlik mesajları verildi. Gazeteci Hüseyin Cahit, olaydan Abdülhamit'i sorumlu tuttu ve hürriyet fikirlerini kan tufanı içinde boğmaz istediğini yazdı.
Adana olaylarında 130 Müslüman, 95 gayrimüslim tutuklandı. 9 Müslüman, 6 gayrimüslim idam edildi.
Lafı fazla uzatmayalım. Meşrutiyetle birlikte başlayan Osmanlıcı yani Osmanlı halkları kardeşliği politikası bir müddet daha devam etti. Taşnak ve Hınçak örgütlerinin militanları siyasete ve sivil hayata entegre oldu. Af çıkarıldı. Suçlular geri döndü. Barış ve kardeşlik politikaları sürürüldü.
1914 yılında dünya savaşı patlak verdi. Osmanlı, yıl sonuna doğru savaşa dahil oldu. İngilizler boğazı, Ruslar da Kafkası zorlamaya başladı.
1915 yılının Şubat ayında, Maraş'tan yola çıkan Türk askeri kafilesi, Zeytun'da saldırıya uğradı. Saldıran Ermeni çetelerdi. 6 asker şehit oldu.
Birkaç gün sonra, 12 Şubay'ta Kayseri'nin Develi ilçesinde bir el bombası patladı. Hadise araştırıldığında görüldü ki bir Ermeni, bombayı elinde patlamıştı. Meğer, evini gizli bir imalathaneye çevirmiş, onlarca bomba üretmişti.
Yapılan araştırma neticesinde mezarlık bölgesinde çok miktarda barut ve silah bulundu.
Osmanlı Karargahı o vakit meseleye uyandı. 25 Şubat'ta verilen emirle Ermeni erlerin, seyyar orduda veya seyyar ve sabit jandarmalarda katiyyen silâhlı hizmetlerde kullanılmayacaklarına ve kumandanlar ve karargahın maiyet ve dairelerinde dahi istihdam olunmayacaklarına karar verildi.
Fakat çok geçti.
Ermeni çeteler Bitlis, Halep ve Dörtyol'da yeni saldırılar düzenledi. Dörtyol'da düşman gemilerine kaçan üç Ermeninin Türkleri öldürmek için vazifelendirildikleri ve düşmanla işbirliği yaptıkları anlaşıldı.
Şubat ayının sonlarında Muş ve Bitlis'te de katliamlar başladı. 6 Mart gününe gelindiğinde Kars ve Ardahan civarında öldürülen erkeklerin otuz bine vardığı öğrenildi.
Sonrası malum.
“Şiddet eylemlerini psikiyatrize etmek (hastalıkla ilişkilendirmek) bilerek ya da bilmeyerek şiddeti meşrulaştırmaktır. Bir insanın şiddete başvurması, diğer canlılara, insanlara zarar vermesi hasta olduğu değil suç işlediği anlamına gelir.”
—Agâh Aydın
Türkiye'nin kuzeyinde 23 yıldır yaban hayatını araştıran Prof. Dr. Şekercioğlu, "Dünyanın En Etkili Bilim İnsanları" listesinde biyoloji, ornitoloji ve ekoloji alanlarında dünyada ilk %1'de, Türkiye'de birinci sırada yer aldı. https://t.co/h240DSWypr
https://t.co/81V1ameEIJ
Ben bu ülkenin gündem değiştirme hızına yetişemiyorum. Yenidoğan krizi sağlam vurdu…. Ne oldu Sinan Ateş cinayeti? Narin cinayeti? İsrail ile ticaret? İsrail’in tehdidi? Kredi kartı limitinden vergi? Asgarî ücrete zam? Emekli maaşları? Enflasyon? Eğitimde tarikat etkileri? Kabine değişikliği? …derken…arkasından Öcalan/DEM açılımı… Yaw bütün düğmelere birden basmayın, kopuyoruz.
Kitap tavsiyesi📚
İlkokul 2. sınıf öğrencileri için okumayı sevdiren, eğlendiren, şaşırtan, yaratıcı, özgün ve hayal gücünü tetikleyen bir kaç kitap bırakayım.
(Tamamı için Oxford Kitaplığı Set 1-2 )
Tülütabaklar Nedir?
Tülütabak, Milli Mücadele dönemi (1919-1922) Balıkesir'de ellerinde yeterli silah olmadığı için koyun ve keçi postu giyip, at kuyruğu takıp, el, kol ve yüzlerini soba isiyle siyaha boyayarak çan ve değneklerle
Bugün çok ilginç bir şey öğrendim. Harfleri yazdığınız yüzey, harflerin şekillerini belirliyor. Yunan harflerinin keskin kenarlı olmasının nedeni balmumu üzerine yazılmaları. Balmumu kolay bozulan bir yüzey olduğundan harfleri keskin yazmanız gerekiyor. Hint ve Güneydoğu Asya alfabelerinin kavisli olmasının nedeni de yapraklara yazılmaları. Bu hesabı sevdim 🧡
https://t.co/JWDnQgZxEm
Bu da memory koṣusu🏃♀️
İlk kagit uzak bir yere asilir.Ögrenci kosarak kagida bakar, üzerindekilerini tutabildigi kadar aklinda tutup kosuya basladigi yerdeki bos kareleri dogru sekilde doldurmaya calisir
Özellikle 2 grupla yarisma seklinde yapilirsa cok keyifli olur🤗
#basliyoruz
@MuratpasaBld Örnekköy sahilinde neredeyse her gün 09.00-11.00 saatleri arasında tanık olduğum ama kaynağını bilmediğim yerden- Çevre işletmelerin ya da gezen tekneler muhtemelen-atık boşaltımı yapılıyor. Denizde yuzulmuyor. Kaynağının en kısa sürede tespit edilmesini istiyorum.
🔥 Yusuf Dikeç’ten manidar açıklama:
“Geçen sene olimpiyat kotasının verildiği yarışmadan 3 gün önce elimden silahımı aldılar.
Elimden silahımı alanlar ve buna sessiz kalanların dışındaki herkese bu başarımı armağan ediyorum.”
“Aş(ın) kıymetini bil! Bu yüzden tok az imiş”
Çin’de bir ağaç çubukta Köktürk harfli metin bulundu. 9. yüzyıla ait olan metinle ilgili bilgiler ilk kez TRT Haber'de.
https://t.co/f6bfgq3kgp