Savaşa ve işgallere karşı işçilerin birliği, halkların eşitliği!
On milyonlarca kişinin yaşamını yitirdiği İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı gün olan Nazi Almanyası’nın Polonya’yı işgal ettiği 1 Eylül 1939’un üzerinden 87 yıl geçti. Halklar, o gün bugündür, her yıl 1 Eylül’de barış talebini meydanlarda haykırıyorlar.
Emperyalist güçlerin enerji ve ticaret koridorları ile nadir toprak elementleri başta olmak üzere değerli metal ve madenlerin bulunduğu coğrafyalarda egemenlik alanları oluşturma mücadeleleri sertleşiyor.
Avrupa’nın silahlanmaya daha fazla kaynak ayırması sonucunu doğuran Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle başlayan savaş, ABD emperyalizmi ile İsrail’in, Gazze’de Filistin halkına yönelik soykırımı ile devam etti. Kökeni El Kaide'ye dayanan Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) emperyalistler ve bölgesel işbirlikçilerinin desteğiyle Suriye’de yönetime getirilmesini, Alevi, Dürzi ve Kürt halklarına yönelik katliamlar izledi.
İsrail, ABD desteğiyle İran’ın direniş kollarını kırma hedefiyle saldırılarını Lübnan’a kaydırırken, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının yıkıcı etkisi devam ediyor.
Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve eşinin, Trump’ın emriyle Amerikan askerlerince düzenlenen bir operasyonla ülkesinden kaçırılması, emperyalist haydutluğun ulaştığı pervasızlığı gösteren bir örnek oldu.
Tüm bunlar da yetmezmiş gibi, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi’yle Türkiye’ye ABD emperyalizminin bölgesel çıkarlarına bağlanan yeni görevler verilirken, Türkiye’nin askeri harcamalarının daha da artması işçi ve emekçiler için yeni yükler anlamına geliyor.
Öte yandan, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına tepkisiz kalarak destek veren Erdoğan’ın Hürmüz Boğazı'nda mayın temizleme görevine talip olması ABD’nin ileri karakolu ve lojistik üssü olma rolünü tescilleyen bir gelişme olmuştur.
Türkiye burjuvazisi ve onun çıkarlarını temsil eden Saray iktidarının, bir yandan ‘yurtta sulh, cihanda sulh’ söylemini kullanırken, diğer yandan Ortadoğu’dan Afrika’ya kadar uzanan geniş coğrafyada nüfuz sahibi olmak için yeni yatırımlar yapması sonucu Türkiye, 2025'te en çok askeri harcama yapan ülkeler arasında 18'inci sırada yer aldı.
Mekke Ortak Savunma Antlaşması adıyla, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos 2026'da imzalanan, güvenlik ve savunma paktı ise bölgedeki güç mimarisi içinde, ABD ve İsrail’in hedefindeki İran’a karşı bir yapı olarak öne çıkıyor. Bu anlaşma, Türkiye açısından yeni cephelere doğru yol almak ve yeni savaş tehditleri altında yaşamak anlamına geliyor. NATO’nun amaç ve hedefleriyle uyumlu olan yapı, ABD emperyalizminin bölgesel yükünü hafifletirken, ona Çin ve Pasifik’teki yoğunlaşması için de alan açmış oluyor.
İsrail’in Suriye'nin Türkiye sınırına yakın kenti İdlib’teki Ebu Zuhur Askerî Hava Üssü'nü vurması ve saldırının Türkiye'den bir askeri heyetin üssü ziyaret ederek havaalanının yeniden faaliyete geçirilmesi çalışmalarını incelemesinin ardından gerçekleşmesi; bölgemizin, emperyalizm ve işbirlikçileri tarafından savaş tehditleri sarmalında yaşamaya itildiğinin somut örneğidir.
Öte yandan, savaşların damgasını vurduğu kapitalist bir dünyanın, gelir uçurumlarının daha da derinleştiği bir dünya olması kaçınılmazdır. Dünya Eşitsizlik Raporu 2026, küresel eşitsizliğin tarihi boyutlara ulaştığını ve en zengin yüzde 0.001’lik azınlığın insanlığın en yoksul yarısının toplam servetinin üç katını elinde tuttuğunu ortaya koydu. Emperyalist savaş tek tek ülkelere baskı rejimleri olarak dönerken, yoksulların sofrasına da ekmeklerinin küçülmesi olarak yansıyor.
Türkiye egemenleri ‘aktif dış politika’ adı altında Yeni-Osmanlıcı anlayışla yayılmayı esas alan bir strateji izlerken, ülke içinde iki yıla yakın bir süredir devam eden yeni ‘süreç’, henüz silahların susmuş olmasından, savaşı ortaya çıkaran nedenlerle yüzleşilmesine varamamıştır. Saray iktidarının, süreci kendi bekası için araçsallaştırdığına yönelik işaretlere ek olarak muhalefete yönelik baskılar aralıksız devam etmektedir.
Kürtçe anadilinde eğitim, muhalefet belediyeleri üzerindeki kayyım uygulamalarına son verilmesi, siyasi tutuklular için genel af, iktidarın uygulamamak için direndiği AİHM ve AYM kararlarının gereğinin yapılması, yakıcı demokrasi ve barış talepleri arasındadır. İktidarın, 19 Mart 2025 operasyonu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile birlikte ilçe belediye başkanları, yönetici ve çalışanlarının tutuklanmasıyla sonuçlanmıştı. Dalgalar halinde devam eden bu operasyon sonucunda yüzlerce kişinin yargılandığı davalar sürüyor.
AİHM kararlarına rağmen on yıldır cezaevinde tutulan HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere Kobani davası tutukluları, Gezi davası tutukluları TİP Hatay Milletvekili Can Atalay, Osman Kavala, Çiğdem Mater, Mine Özerden ve Tayfun Kahraman bir barış gününü daha cezaevinde karşılıyor. Bu isimlere, iktidarın mizaha dayalı muhalefetine tahammül edemediği için “kuyu tipi” cezaevine hapsedilen komedyen Deniz Göktaş da eklendi.
Türkiye’de, bölgemizde ve dünyada barışı ancak, savaştan çıkarı olmayanlar inşa edilebilir. Tam da bu nedenle barış mücadelesinin sorumluluğu işçi ve emekçilerin kollarındadır.
Kürt meselesinin, eşit haklara dayalı demokratik ve halkçı çözümü için güçlerimizi birleştirelim.
Türkiye’de, bölgemizde ve dünyada barış için birleşerek savaşlara dur diyelim.
Türkiye NATO’dan çıksın ve NATO dağıtılsın!
ABD üslerin kapatılsın!
Emek Partisi Genel Merkezi
İŞTE AİLE ON YILI: BU YAZ EN AZ 76,
2026’DA EN AZ 232
KADIN KATLEDİLDİ!
Tablo yaz boyunca da değişmedi: yaz aylarında öldürülen 76 kadından 40'ı eşi, sevgilisi ya da eski partneri tarafından katledildi.
Failin ağzından çıkan bahaneler yine tanıdık - tartıştık, beni reddetti, ayrılmak istedi...
9 kadın doğrudan boşanma ya da ayrılma talebi yüzünden öldürüldü.
Bu 76 kadının arasında kimler var?
Emekli bir başkomiserin katlettiği eşi ve kızı, Süheyla ve Gülşah. Fail hemen ardından intihar etti.
Şiddetten dolayı uzman çavuş eşini terk ederek aile evine sığınan Adilşah, Adilşah’la beraber katledilen annesi ve iki kardeşi. Fail yine intihara kalkışmış.
Eski sevgilisi tarafından uzun süredir tehdit edilen, öldürülmeden dokuz gün önce şikâyetçi olup koruma kararı çıkarttıran Nilda. Fail adli kontrolle serbest.
Eşi tarafından darbedildikten sonra şikâyetçi olup uzaklaştırma kararı aldıran Sultan. Eşi, karara öfkelenip eve geliyor. Uzaklaştırma kararının kağıt üstünde kaldığı bir diğer vaka...
Bu ay Rojin Kabaiş'in dosyasında sarsıcı bir gelişme yaşandı.
Ailenin avukatı, otopsi örneklerinde tespit edilen ve yalnızca ameliyathane koşullarında bulunabilen bir kas gevşetici ile bir başka maddenin, Rojin'i bayıltıp solunumunu felç ederek öldürmüş olabileceğini öne sürdü.
Ayrıca Rojin’in kaybolduğu gün, Instagram’da Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesinde araştırma görevlisi olan M.Ç. ile mesajlaştığı bulundu.
Ailesi, kadınlar, öğrenciler ısrarla "Rojin Kabaiş'e ne oldu?" diye sormaya devam ettiği için bu dosya iki yıl sonra yeniden hareketlendi.
29 Ağustos’ta, 6 yıldır kayıp olan Gülistan Doku'nun dosyasında yürütülen 5. dalga operasyonda, aralarında dönemin jandarma komutanı ve eşinin, iki dalgıcın, üç polisin de bulunduğu 10 kişi daha gözaltına alındı.
Dalgıç kayıtlarıyla resmi arama tutanaklarının uyuşmadığı, Gülistan'a ait bazı eşyaların intihar süsü vermek için sonradan suya yerleştirilmiş olabileceği ortaya çıktı.
Yıllardır "Gülistan Doku'ya ne oldu?" diye sormaktan vazgeçmeyenler sayesinde bu dosya kapanmadı.
Rojin’le birlikte Gülistan Doku'nun dosyası bize asıl şunu öğretiyor: mücadele eden kazanıyor.
Altı yıl boyunca adı geçen kamu görevlilerinin kimi terfi aldı, kimi sanki hiçbir şey olmamış gibi ülkenin dört bir yanına görevlendirildi.
Yalnızca ailenin ve kadınların yıllardır sürdürdüğü ısrar sayesinde; savcılığın kendi tabiriyle bir "karanlık ilişki ağı" şimdi dağılıyor.
“Aileyi korurken” kadını şiddet, taciz, cinayet sarmalına hapseden politikaların karşısında karanlığı ancak ısrarlı mücadelemiz yırtabilir.
Yeni dönemde ısrarımızı kampüslerimizin, okullarımızın dört bir yanına taşıyalım; örgütlü mücadelemizi büyütelim!
Şüpheli kadın ölümleri aydınlatılsın!
Failler yargılansın!
Önleyici politikalar uygulansın!
Emek Gençliği olarak yaklaşık üç aydır sürdürdüğümüz İşçi Gençlik Anketi'yle bu ortak sorunları görünür kılmayı, sorunların kaynağını birlikte tartışmayı ve ortak talepler etrafında birleşmenin imkanlarını ortaya koymayı amaçlıyoruz!
Emek Gençliği olarak yaklaşık üç aydır sürdürdüğümüz İşçi Gençlik Anketi'yle bu ortak sorunları görünür kılmayı, sorunların kaynağını birlikte tartışmayı ve ortak talepler etrafında birleşmenin imkanlarını ortaya koymayı amaçlıyoruz!
DENİZ GÖKTAŞ TAHLİYE KARARININ HEMEN ARDINDAN TEKRAR TUTUKLANDI!
DENİZ GÖKTAŞ YALNIZ DEĞİLDİR!
Deniz Göktaş'ın tahliye kararı ardından tekrar tutuklanması, saray rejiminin karşısında gördüğü her kesimi baskı ve saldırılarla susturma politikalarının devamıdır. Komediyi, sanatı ve muhalif her kesme vermeye çalışılan bu gözdağı saray rejiminin hedef tahtasına koyduğu gençliği, işçi ve emekçileri, kadınları umutsuzluğa ve yılgınlığa sürükleme çabalarıdır.
Baskı ve saldırılarıyla faşizmin inşasını sürdüren, yargıyı sopa olarak kullanan, bizleri umutsuzluğa sürüklemeye çabalayan saray rejimine karşı mücadeleyi büyütelim!
📌 Deniz Göktaş derhal serbest bırakılsın!
Hindistan'da daha önce tıp fakültelerine giriş sınavı sorularının para karşılığı sızdırıldığının ortaya çıkması üzerine sokaklara dökülerek Eğitim Bakanını istifaya zorlayan gençler, şimdi de sınav sistemindeki eşitsizliklere karşı eylemdeler!
Protestolar sırasında polisin şiddetine maruz kalmalarına rağmen taleplerinin arkasında durmaya devam ediyorlar.
Biz de sermaye iktidarlarının Dünya'nın dört bir yanında gençliği hiçe sayan dayatmalarına karşı Hindistan gençliğinin yanındayız! Türkiye'de ve Dünya'da parasız, bilimsel, demokratik eğitim hakkımız için mücadeleyi büyütelim!
https://t.co/f8Gp0erlbp
1 yeni mesaj: Abi bu da bugünün vakası
Geçtiğimiz günlerde Antep’te MESEM’lerde yaşanan dayak, hakaret ve kötü muameleyi konuştuğumuz çocuklardan biri yeniden mesaj attı. Bu kez kolundaki izlerin fotoğraflarını da gönderdi. “Abi bu da bugünün vakası” diye yazmış. Cetvelle vurmuş yine ustası. “Abi elim ayağım titriyor” mesajı geliyor ardından
Mesut Baylav'ın haberi
https://t.co/ynvSdSiHIo
The Economist dergisinin Daron Acemoğlu’na ‘popülüst’ diye çıkışması tesadüf değil.
‘Popülist’, rastgele bir hakaretten öte piyasacılığı sınırlandırmaya dair önerileri meşru tartışma alanının dışına itmek için kullanılan işlevsel bir kavram.
✒️ Özgür Orhangazi yazdı
https://t.co/IibhIcAcMM
@ivanpluvalu asla yerelleşmiyor. çünkü dünya görüşünün kırılımını yalnızca bu tür ekstremlerde olan bir şey, ve bu ekstremleri yeni paradigmalar olarak değerlendirerek kaytarmayı kendilerine yedirebiliyorlar
@ivanpluvalu postmodern düşüncenin geri adımları insanlık tarihinin yeni en büyük facialarıyla ortaya çıkıyor, holokostla nasıl delirdilerse ırak savaşından sonra, pandemiden sonra, gazze soykırımından sonra sınıfsal ve emperyalist baskıyı kabullenmek zorunda kalıyorlar. bu eğilim+