Allah'ı Dinle
[Anlamazsan] dön Allah'a [yine]
Söylediklerimi işitince
öğren iyice
Ayrıştır kapalı sözü anlayış gücüyle
ve sonra onu toparla gerisin geriye
Ardından aktar isteyene
Seni saran bu rahmeti engelleme
Yay onu herkese
İbnü’l Arabî, Fusûsu’l-Hikem, trc. Ekrem Demirli.
#ibnalarabi #ibnarabi #ibnülarabi
Hz. Adem
Hz. Musa
Hz. Muhammed
Hz. Ebubekir -Halid b. Velid -Hz. Hatice
Büyük İskender
Sokrates
Leonardo da Vinci
Kindi- Farabi- İbn-i Sina
İbn Rüşd
İbn Hazm
Gazâlî
İbnü'l Arabî
Selahaddin Eyyûbî
Ebu Hanife
Kâdı Abdülcebbâr
Fahreddin Râzî
Cüneyd-i Bağdâdî- Bâyezid Bistâmî- Hallâc-ı Mansûr
Mâtürîdî -Ebü'l-Hasan Eş'arî
Birûnî
Ömer Hayyam
Fatih Sultan Mehmed
Cemil Meriç
Âlem bir vehimden ibarettir; onun gerçek bir varlığı yoktur. Bu ise 'hayal' ile kastedilen şeydir. Yani sen hayalinde zannettin ki bu âlem kendi başına buyruk, kendi başına oluşmuş bir gerçektir; mutlak Gerçek'ten (Hakk'dan) hariç bir varlıktır. Halbuki hiç de böyle değildir…. Bil ki senin kendin de bir hayâlsin; idrak ettiğin her bir şey ve 'bu ben değilim' dediğin her bir nesne de hayâldir. Şu hâlde varlık âlemi de hayâl içinde hayâldir.
İbnü'l Arabî
#ibnülarabi #ibnularabi #ibnarabi
Foto: F. Aytemiz, Rize, 2018.
"Allah ondan razı olsun. Sabit bin Numan, yeni bir ilmi eserin varlığından haberdar olunca o kitabı elde etmek için çok büyük gayret sarf edermiş. Aylarca süren çabaların sonunda ulaştığı bu eserden faydalandığı belki sadece birkaç cümledir. Ancak her yeni bilgiyi bir büyük fetih mesabesinde görenler için bu çaba elbette, kutsaldır."
M. Bedri İncetahtacı
24/11/1997
Foto: F. Aytemiz
"Bu âlemden daha güzel bir (şeyin var olması) mümkün değildir; çünkü âlem Rahman'ın suretine göre yaratıldı."
İbn Arabî
"İmkân dâhilindeki bütün gerçeklikler içinde, bu âlemden daha güzel, daha eşsiz bir şey yoktur. "
İmam Gazali
Foto: Faik Aytemiz, Samsun, 2025.
#ibnarabi #gazali
BATI DÜŞÜNCESİ VE İSLAM'DA "EVRENSELLİK" MESELESİ
Sorun şu: “Batı’nın kendi değerlerini evrensel olarak dayatmasına karşı çıkılırken, İslam’ın kendi değerlerini evrensel hakikat olarak sunması nasıl meşru görülebilir? Bu bir çifte standart değil midir?”
https://t.co/20iTjJiQXU
İnsanların özgürlükleri, seçtikleri Tanrı'nın özgürlüğüyle doğru orantılıdır. Seçilen Tanrı ne kadar özgürse, O'na tabi olanların özgürlüğü de aynı oranda artacak veya azalacaktır. Buna bağlı olarak da özgürlüğün sonucu olan sevinç, ferahlık/inşirah da var olacaktır.
M. Bedri İncetahtacı
30/12/1997
İlimlerin Mertebeleri
İlimler üç kısımdır: Birinci kısım, akıl ilmidir. Bu ilim, insanda zorunluluk hükmüyle gerçekleşen veya delilin yönünü öğrenmek tarzıyla delili incelemekle gerçekleşen ilimlerdir. Bu ilmin kuşkuları da kendi cinsindendir. Bu nedenle, nazar (teorik düşünce, araştırma) hakkında
şöyle derler: “Bir kısmı doğru, bir kısmı yanlış!”
İkinci ilim haller ilmidir. Haller ilmi, sadece zevk (yaşama, tatma) yoluyla elde edilebilir. Dolayısıyla akılcı kişi, onu tanımlayamaz ve öğrenilmesi için kanıt ortaya koyamaz. Balın tatlılığını, sıbır otunun acılığını ve cinsel ilişkinin hazzını bilmek; aşkı, coşkuyu, arzuyu ve bunlara benzeyen şeyleri bilmek, bu kısma girer. Bu gibi ilimler, kendileriyle nitelenmeden ve tatmadan öğrenilemeyen ilimlerdir. Sahiplerinde bu ilimlerin taşıdığı kuşkular da, kendi cinslerinden olan kuşkulardır. Söz gelişi, tatma duyusuna acı safra baskın gelen kimse balı acı hisseder,
hâlbuki bal acı değildir. Burada tatma duyusuna temas eden şey sadece safranın acılığıdır.
Üçüncü ilim, sır ilimleridir. Sır ilmi, aklın gücünün üzerindeki ilimdir. Başka bir ifadeyle, Ruhu'l-Kuds'ün sırr'a üflediği ilimdir ve peygamber ve veli o ilme tahsis edilmiştir.
Sır ilmi ikiye ayrılır: Bir kısmı, bu sınıflamadaki birinci tür ilimler gibi, akılla algılanır. Fakat sır ilmini bilen, onu teorik düşünce yoluyla elde etmiş değildir, aksine o ilmin mertebesi kendisine onu vermiştir.
İkinci tür ise iki kısma ayrılır: Bir kısmı ikinci kısma katılır, fakat bunun hali daha kıymetlidir. İkinci tür, rivayet ilimleri türündendir. Bunlar özü gereği doğruluğa ve yanlışlığa konu olan ilimlerdir. Şu var ki rivayet ilimlerini bildiren kişinin bildirdiği kişinin nezdinde doğru sözlülüğü sabit ve söylediği ve bildirdiği şey hakkındaki masumluğu kesindir. Bu kısma örnek olarak peygamberlerin -Allah hepsine merhamet etsin- Allah'tan aktardığı haberleri, cennet ve içindeki şeyleri bildirmelerini verebiliriz.
Bu bağlamda Peygamberin “Bir cennet vardır” şeklinde bildirdiği haberler, rivayet ilmi; kıyamet için “Orada suyu baldan tatlı bir havuz vardır” şeklindeki ifadesi hal ilmindendir ve o bir zevktir. Hz. Peygamber'in “Allah var idi ve O'nunla birlikte başka bir şey yoktu” ve bu anlamda verdiği haberler ise teorik düşünceyle algılanabilen akıl ilimlerindendir.
Sırlar ilmi olan bu üçüncü sınıfın özelliği şudur: Bir insan onları bildiğinde, bütün ilimleri öğrenir ve kuşatır. Diğer ilimlerin sahipleri böyle bir imkâna sahip değildir. Dolayısıyla bu kuşatıcı ilimden daha değerli bir ilim yoktur. O, bütün bilinenleri içerir.
Geride, sadece sırlar ilmini bildiren kişinin kendisini dinleyenlere göre doğru sözlü ve masum olması kalmıştır. Avama (sıradan insanlara) göre bu, onda bulunması zorunlu bir şarttır. Akıllı-zeki ve kendisine
karşı samimi kişi ise öyle bir koşul ileri sürmez. Bunun yerine şöyle der: Bildirilen bu şey bana göre doğru veya yanlış olabilir. Masum olmayan birisi bu tarz bir ilim getirdiğinde, gerçekte bildirdiği şeylerde doğru söylüyor olsa bile, bütün akıl sahiplerinin böyle hareket etmesi gerekir. Onu dinleyen kişi tasdik etmek zorunda olmadığı gibi yalanlaması da gerekmez. Bunun yerine çekingen kalır. Onu tasdik etse bu durum kendisine bir zarar vermez. Çünkü o, imkânsız görmek bir yana, aklın
mümkün gördüğü veya çekimser kalıp şeriatın herhangi bir esasını yıkmayan veya bir aslını geçersiz kılmayan bir bilgi getirmiştir.
O halde sır ilimlerine ulaşmış bir insan, aklın mümkün görüp Şâri Teâlâ'nın hakkında sustuğu bilgi getirirse onu mutlaka reddetmemiz gerekmez. Bilakis kabul edip etmemede muhayyeriz. O bilgiyi getiren kişi adalet (dürüstlük, güvenilirlik) özelliğine sahip ise getirdiği bilgiyi kabul etmemiz bize zarar vermez. Nitekim onun tanıklığını kabul eder ve onun tanıklığıyla mal ve canlar hakkında hüküm veririz. Bilgimize göre adil bir insan değilse o zaman bakarız: Bildirdiği şey, bizim nezdimizde kendisini geçerli kılan herhangi bir yorumla doğru ise kabul ederiz. Aksi halde, onu mümkün şeylerden birisi sayarız ve onu söyleyene bir şey demeyiz. Çünkü davranışımız, yazılmış bir tanıklıktır ve ondan sorumlu tutulacağız. Allah şöyle buyurur: “Onların tanıklıklarını yazacağız ve onlar sorumlu olacaklardır.”*
Ben, bu konuda nefsine ilk nasihat edenim. Bu kişi, sadece Masum'un getirdiğini -s.a.v- getirmişse bu durumda bizim nezdimizde bulunan bir bilgiyi bize aktarmaktadır ve onun bildirmesiyle bizde ilâve
bir fayda meydana gelmez. Onlar -Allah kendilerinden razı olsun- şeriatın sır ve hikmetlerinden düşünce ve fikir gücünün dışında kalıp sadece müşahede ve temkin (sağlamlaştırma) vb. yolların dışında asla ulaşılamayan şeyleri getirir. Hz. Peygamber'in “Ümmetim içinde sezgi sahipleri varsa Ömer onlardan birisidir buyurmasının yararı buradan ortaya çıkar. Hz. Peygamber'in sahip olduğu bir sır nedeniyle Ebû Bekir'in diğer insanlardan üstünlüğü hakkındaki ifadesi de bununla ilgilidir.
Böyle ilimlerin bulunabileceği inkâr edilmeseydi, Ebû Hureyre'nin şu sözü bir anlam taşımazdı: “Allah'ın elçisinden iki kap aldım. Birinciyi yaydım, diğerini size bildirseydim şu boğazım (bulğum) kesilirdi.”
..........
(Bu ilimler inkâr edilmeyecek olsaydı) İbn Abbas'ın “Yedi gökleri ve yeryüzünde bulunanları yaratan Allah'tır, emri onların arasına indirir”** ayeti hakkında “Bu ayeti yorumlasaydım, beni taşlardınız? demesinin anlamı olur muydu? Başka bir rivayette benim kâfir olduğumu iddia
ederdiniz? demiştir. Rivayeti Ebû Abdullah Muhammed b, Ayşun, Ebû Bekir el-Kadı'dan, o da Muhammed b. Abdullah el-Arabi, el-Meâfiri, Ebû Hamid Muhammed b. Muhammed et-Tusi el-Gazali'den aktarmıştır. Ya da, Ali b. Ebû Talib'in torunlarından Rıza'nın şu mısraı söylemesinin anlamı olur muydu?
Nice bilgi cevheri var ki şayet açıklasam
Bana 'puta tapıcılardansın” denilirdi
Müslüman adamlar kanımı helâl görür
Yaptıkları en çirkin şeyi güzel sayarlardı
Söz konusu insanlar, benim zannımca ve bilindiği kadarıyla, Efendiler ve Ebrâr'dır (İyiler). Onlar bu ilmi ve değerini, insanların büyük kısmının onun karşısındaki tavrını ve pek çoğunun onu inkâr edeceğini biliyordu. Dolayısıyla akılı-arifin insanların bu ilmi inkâr etmelerini
yadırgamaması gerekir. Çünkü Hızır ve Musa hikâyesinde onlar için bir seçenek ve her iki sınıfın varlığına kanıt vardır. Bununla birlikte Musa'nın Hızır'a tepki göstermesi, verdiği sözü unutmasından ve (yanlış inancını) Allah'ın düzeltmek istemesinden kaynaklanmıştı.
Bizzat bu hikâyeyle inkârcılara karşı kanıt getiririz. Fakat onlarla tartışmanın imkânı yoktur. Onlarla tartışmak yerine, kendilerine salih kulun söylediğini söyleriz: “Bu aramızın ayrılmasıdır.”***
* ez-Zuhruf 43/19.
** et-Talak 65/12
*** el-Kehf 18/77.
İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye, çev. Ekrem Demirli (İstanbul: Litera Yayıncılık, 2006), 1/74-77. #ibnalarabi #ibnarabi #ibnülarabi
Ben Kur'an ve Fatiha suresiyim
Ruhun ruhuyum, canlıların ruhu değil
Kalbim bildiğimin katında yerleşmiş
Onu müşahede eder; dilim ise sizin yanınızda
Göz ucunla bedenime doğru bakma
Ruhunu şarkılarla beslemekten uzak dur
Zatın zat deryasına dal da
Gözlere açılmamış sırları gör
Ayrıca sırlar belirsizce gözükür
Manaların ruhlarıyla gizlenmiş olarak
İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye, çev. Ekrem Demirli (İstanbul: Litera Yayıncılık, 2006), 1/34.
#ibnalarabi #ibnarabi #ibnülarabi
Yapmayın kardeşim! Yapmayın! Enerjimizi israf etmeyin! Bu mudur mesele! Onca ciddi sorun varken hiçbiri gündeme gelmez ama ekmeği bıçakla kesmek mekruh mu o tartışılır, öyle mi? Üstelik video çekip yayınlıyorsunuz! Bırakın tartışmalar kitaplarda kalsın!
https://t.co/waF5HHJA7X
3000 yıl da tam sallama bir rakam. Bu kadar atılmaz. Yahudi anlatımını doğru kabul edersek Kudüs 550-600 yıl boyunca Yahudi kontrolünde kalmıştır. (Birinci Tapınak Dönemi (MÖ 1000 civarı – MÖ 586) yaklaşık 414 yıl, Hasmone Hanedanlığı (MÖ 140 – MÖ 63) Yaklaşık 77 yıl, İsyan Dönemleri (MS 66–70 ve MS 132–135) Yaklaşık 7 yıl, İsrail Dönemi 78 yıl).
Diğer taraftan Kudüs 1179 yıl Müslüman toprağı olmuştur. (Erken İslam Dönemi (MS 638 – MS 1099) 461 yıl, Eyyubi ve Memlük Dönemleri (1187 – 1517) 330 Yıl, Osmanlı dönemi (1517 – 1917) 400 Yıl).
Yani 2 katı bir zaman farkı var. Ki Yahudi dönemi daha kısa da olabilir. Elbette Kudüs Yahudi, Hristiyan ve Müslümanlar için önemli ortak bir şehirdir. Ama 3000 yıl Yahudi başkenti iddiası üst düzey bir uydurma.
Sadece Rab ve kul vardır ki, bu yeterlidir. Bunda varlıkta nefsini bilmek isteyene yeterli ve yararlı bilgi vardır. Görmez misin: Son, başlangıcın aynıdır! Bu, zorunlu ve doğru bir yargıdır. 0 halde insan ne diye bilmezlikten gelir ve körleşir ne gölge ve ne de suyun bulunduğu yerde karanlıkların dalgalarında dolaşır?
İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye, çev. Ekrem Demirli (İstanbul: Litera Yayıncılık, 2006), 1/23.
#ibnalarabi #ibnarabi #ibnülarabi
Allah âlemi son derece kusursuz yaratmış, Ebu Hamid'in (İmam Gazali) imkân hakkında dediği gibi, ondan daha güzeli olmamıştır. Bu esnada senin bedenini -s.a.v- de gözlere izhar etmiştir. Ravi, bir gün meclisinde şöyle söylediğini aktardı: "Allah var idi ve O'nunla birlikte başka bir şey yoktu" -ki halen öyledir.
Var olanların hakikatleri de -ey Peygamber Allah sana merhamet etsin- böyledir. Bu hakikat, bütün hakikatlerden sadece kendisinin önce, onların ise sonra gelmesi yönüyle fazladır. Çünkü bir şeyle beraber olmayan ile hiçbir şey beraber değildir. Hakikatler (dışa) ilimde bulunduklarından farklı çıksaydı, bu hükümle münezzeh hakikatten ayrılırlardı. Şimdi de hakikatler, ilahi ilimde bulundukları hal üzeredir. 0 halde şunu deriz: Hakikatler vardı ve onlarla birlikte varlıklarında başka bir şey yoktu. Hakikatler, şimdi de taptıkları Ma'bud'un ilminde nasıl idiyseler öyledir.
İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye, çev. Ekrem Demirli (İstanbul: Litera Yayıncılık, 2006), 1/22-23.
#ibnalarabi #ibnarabi #ibnülarabi