ya rābb, sözlerimdeki ehemmiyeti kendime karşı yitirmiş vaziyetteyim ve bu hâlimden pekâlâ şikayetçiyim. sana çokça niyaz etmek istiyorsam da kelimelere şekil verecek kuvveti bulamıyorum kendimde. bana ruhumdan yitmekte olan o mesrur hâlin libasını yeniden giydir, katından agahı olacağım hâller bahşet. bunun içinde bana yönümü buldur. kederli bakışlarımı neşvenin ellerine gönder. beni yoğur, beni büyüt. beni yalnız sana inanmanın içinde var et. senden gayrısında yorulmama dahi müsaade buyurma.
hüznüm ve neşem birbirine girdi artık. ne varım ne yoxum.yalnız bir şey var bende değişen, hisle mücadele edeyazamadığım vaxt yok olmak gelmiyor artık içimden.öylece duruyorum. ağlatmıyor güldürmüyor. direnç kazandırıyor sızılı ruhuma. yaşamak,sancılara rağmen.bir iç çekiş belki.
bütün bu kısır döngü içinde kendimizi yalnızca ayakta kalmaya göre kurarsak yaşam bize başlı başına bir eziyet olmaz mı? savaşta işleyen erdemlerin barışta da geçerli olması, sanmaktan daha ötede olamaz mı? araç olanı amaç mertebesine yükseltemez miyiz?
hayır sanırım esas sorum şu: insan niçin kendini hep yıkıma karşı hazırlar da anlam karşısında bu kadar hazırlıksız bırakır? yoksa var olmak, iyi olmaktan daha mı kolaydır? sonu görmenin gecikmesi neden? bu dilemmanın bir yerde sönmesi elzem.