İNSANIN DEĞERİ KİMİN ELİNDE?
Bugün İoanna Kuçuradi’yi kaybettik.
90 yaşını kutlayamadan..
Babamın 45’şinde öldüğünü söylediğimde, “sen iki katı yaşarsın, olur biter!’’ dedi. Gözlerimdeki yaşları sildi. Bir kitap fuarında sırada denk gelmiştim ona. Sene 1997’de..
Bir filozof öldüğünde geriye yalnız kitapları kalmaz.
Bazen bir soru kalır.
Bir insanın değeri kimin elindedir?
Devletin mi? Mahkemenin mi? Çoğunluğun mu? Paranın mı? Gücün mü?
1936’da İstanbul’da doğdu.
İstanbul Üniversitesi’nde felsefe okudu. Nietzsche ve Schopenhauer üzerine çalıştı. Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü kurdu. Ömrünün büyük bölümünü etik, insan hakları ve insanın değeri üzerine düşünmeye adadı.
Ama bunlar özgeçmişidir.
Ben onu o zamanlar iki senelik baba acımı elindeki mendilini ve empatisini genç bir kızla paylaşan bir kadın gözüyle gördüm..
Bir düşünürün gerçek biyografisi, bence neyi dert edindiğinde başlar.
Kuçuradi insanı dert edindi.
Değer başka şeydir, değer yargısı başka.
Bir toplum bir şeyi alkışlıyor diye o şey değerli olmaz.
Çoğunluk doğru buluyor diye doğru olmaz.
İktidarlar, kanunlar, zamanlar ve ahlak anlayışları değişebilir.
Ama insanın değeri çoğunluğun oylamasına bırakılamaz.
Ben hekimim.
Bu yüzden onun düşüncesini en çok hastane koridorlarında anlıyorum.
Bir insan kapıdan girer.
Adı vardır. Çocukları, korkuları, yarım bıraktığı hayatı vardır.
Sonra birkaç dakika içinde başka bir dile çevrilir:
“62 yaşında erkek.”
“Diyabetik.”
“Böbrek yetmezliği.”
“Yatak 14.”
İnsan dosyaya dönüşür.
Etik tam orada başlar!
Dosyanın arkasındaki insanı hâlâ görebiliyor musun?
Çünkü insanı öldürmeden de insanlığından eksiltebilirsiniz.
Aşağılayarak.
Susturarak.
Emeğini ucuzlatarak.
Hastalığını maliyet kalemine, ölümünü istatistiğe çevirerek.
Modern dünyanın cambazlığı bu..İnsanı görünmez kılmak.
Bir iş kazasında on kişi ölür; “10” olur.
Bir savaşta bin çocuk ölür; “1000” olur.
Oysa ölümün matematiği yoktur.
Çünkü ölen tek bir insanın evinde bıraktığı boşluk, onu sevenler için yüzde yüzdür.
Bir toplumun uygarlığını yalnız zenginliğiyle, yollarıyla, binalarıyla ölçemeyiz.
Başka bir ölçü …
İnsanına ne yaptı?
Çocuğuna, kadınına, işçisine, hastasına, yaşlısına, mahkûmuna, göçmenine, kendisine benzemeyene ne yaptı?
Çünkü insan haklarının gerçek sınavı sevdiğimiz insanların haklarını savunmak değildir.
Bizden olmayanın hakkını da hak sayabilmektir.
Bugün ise değer yokluğundan çok değer yargısı bolluğu içinde yaşıyoruz.
Bir fotoğraftan, bir siyasi görüşten, bir kimlikten, bir pasaporttan, bir cümleden insan hakkında hüküm veriyoruz.
Etiket büyüyor.
İnsan küçülüyor.
Kuçuradi’nin bütün felsefesinden bana kalan en sade cümle belki şudur:
Etiketten önce insanı gör.
Bugün İoanna Kuçuradi öldü.
Ağladım epey.
Sevindim de..
Hala insanım…
Ama filozofların tuhaf bir ayrıcalığı var..
Kendileri gider, soruları kalır.
O soru bana miras gibi..
Birbirimizin insanlığını koruyabilecek miyiz?
Çünkü uygarlık bazen büyük bir şey değildir.
Senden daha güçsüz biriyle karşılaştığında gücünü onun aleyhine kullanmamaktır.
Bir hastaya adıyla seslenmektir.
Sevmediğin insanın hakkını da savunabilmektir.
Kalabalık birini taşlarken taşı yere bırakabilmektir.
Ve herkes bir insanı kimliğine, hastalığına, parasına ya da fikrine indirgediğinde:
“Ama o da insan.” diyebilmektir.
O insandı..
İnsanın gittikçe sayıya, etikete ve çıkara dönüştüğü bir çağda bize inatla insanı hatırlattığın için teşekkürler.
Sine Aras Akten
📌Özel Hastane İçin Ödediğiniz Ücreti E-Devletten Kontrol Ettiniz Mi ?
Yapılması Gerekenler; 👇
1️⃣ e-Devlet’e (https://t.co/G50334aNPA) T.C. kimlik numaranız ve şifrenizle giriş yapın.
2️⃣ Arama çubuğuna “Tedavi Bilgileri Sorgulama” veya “SGK Tedavi Bilgileri Sorgulama” yazın.
• Doğrudan link genellikle: https://t.co/qjYGbEiSkP… şeklindedir.
3️⃣ Bu ekranda, doğum veya tedavi tarihinize ait işlemleri görün. SGK’nın hastaneye ödediği / hastanenin SGK’ya fatura ettiği tutar burada listelenir.
��Eğer sizin ödediğiniz toplam ücret ile buradaki tutar arasında büyük fark varsa (örneğin sizin 53.500 TL, sistemde 4.500 TL), bu usulsüzlük belirtisidir.
🔹 Özel hastaneler SGK'lı hastalardan en fazla %200 oranında ilave ücret alabilir.
🔹 Sorgulama ekranında SGK ödemesi 4.500 TL görünüyorsa, hastane sizden en fazla 9.000 TL ilave ücret talep edebilir. Toplamda ödeyeceğiniz rakam 13.500 TL olmalıdır.
🔹Bu sorgulama ücretsiz ve anlıktır; belge çıktısı alabilirsiniz (ekran görüntüsü veya resmi çıktı).
İade İçin Ne Yapılır? (Genel Adımlar)
1️⃣Önce hastaneye yazılı dilekçe ile başvurun (fatura, epikriz raporu ve e-Devlet ekran görüntüsü ekleyin).
2️⃣Hastane iade etmezse:
3️⃣SGK İl Müdürlüğü’ne şikayet edilebilir.
4️⃣Veya doğrudan Tüketici Hakem Heyeti’ne başvuru yapılabilir.
🔹Hakem heyeti başvuru sınırı 2026 için 186.000 TL’dir.
Gerekli belgeler:
🔹Ödeme dekontu/fatura, epikriz raporu,
🔹e-Devlet tedavi sorgulama çıktısı.
Önemli Hatırlatma: ❗️
🔹Öncelikle hizmet aldığınız kurumun SGK ile anlaşmalı bir özel hastane olduğundan emin olun.
🔹Anlaşmalı olup olmadığını e-Devlet veya SGK sitesinden sorgulanabilir. 🔹Anlaşması olmayan hastanelerde bu sınırlamalar geçerli değildir.
Not: Bu paylaşımdaki değerlendirmeler tamamen kişisel görüşlerim olup, herhangi bir kurum veya kuruluşun resmi görüşünü temsil etmemektedir. Bilgilendirme amaçlı hazırlanmıştır.
#Tüketici #ÖzelHastane #YüksekFatura #BilinçliTüketici
Sayfanız kirlenmez hanımlar & beyler…
📢 Lütfen bir RT yapın.
Sesimizin ulaşması gereken yerlere ulaşması için sadece 1 RT istiyoruz.
Sizin için 2 saniye…
Sonra kaydırıp geçeceksiniz.
Ama biz…
Biz her gün aynı acıyla yaşıyoruz.
Siz belki aynı fotoğrafları görmekten sıkılıyorsunuz.
Ama biz, sevdiklerimizin bir parçasına, bir toprağına, bir mezarına hasretiz…
Ve ömrümüzün sonuna kadar bekleyeceğiz.
#depremkayıplarınerede
58 yaşında emekli olan vatandaşın 1057 günlük çalışmasının silinmesi nedeniyle emekliliği iptal edildi:
"Senin işverenin sahtecilik yapmış dediler.
Ben esnaflardan 10 tane şahit getiririm dedim ama kimse bana yardımcı olmadı."
Kızlarımızın 2026 yılı uluslararası turnuvalardaki başarıları. Biz gerçek bir voleybol ülkesiyiz. Bu başarıya katkısı olan herkese sonsuz teşekkürlerimizle. Şu tabloyu bir spor servisi ya da yazarının değil de benim çıkarıp paylaşıyor olmam ayıp.
1/7
Eren hocanın tavsiyesiyle Dergi Bul ve Dergi Doğrula'ya yeni bir bilgi ekledik:
TÜBİTAK ULAKBİM'in yayınevleriyle yaptığı açık erişim anlaşmaları.
Yani bir dergiye gönderim yapmadan önce "burada APC ödemeyebilir miyim?" sorusunun cevabını göreceksiniz.
1/8
Derginin adı aynı. ISSN'i aynı. Sitesi neredeyse birebir.
Ama o dergi değil.
453 dergi için sahte kopya site tespit edilmiş durumda: makaleyi gönderiyorsunuz, ücreti ödüyorsunuz, hiçbir yerde yayımlanmıyor.
Bugün Dergi Doğrula'ya bu kontrolü ekledik.
Uzun süredir üzerinde çalıştığım bir projeyi bugün duyurmanın mutluluğunu yaşıyorum.
Bilge ve Yonga: 7-12 yaş çocuklar için 32 kitaplık bir bilgisayar mimarisi serisi. Tamamı ücretsiz, bugün yayında.
Yıllardır üniversitede bilgisayar mimarisi anlatıyorum. Öğrencilerin çoğu bir işlemcinin içinde ne olup bittiğini ilk kez ikinci ya da üçüncü sınıfta duyuyor. Oysa bu konuların özü, doğru anlatıldığında bir çocuğun rahatlıkla kavrayacağı şeyler: bir anahtar açılır ve kapanır, her şey sıfır ve birle yazılır, işlemci bir buyruğu alır, anlar ve yapar.
Seride meraklı bir çocuk olan Bilge ile küçük robot arkadaşı Yonga var. Bilge sorar, Yonga anlatır. Kumdan yonga nasıl çıkar, bilgisayar neden ısınır, önbellek ne işe yarar, bir program nasıl makine diline dönüşür. Her kitabın sonunda kısa bir "Bugün Ne Öğrendik?" özeti var.
426 sayfa, her sayfanın kendi çizimi var. Kapaklarla birlikte 458 özgün görsel. Tarayıcıda okunuyor, isteyen PDF ya da EPUB indiriyor.
Bir şeyi de açıkça söyleyeyim. Bu seriyi birkaç yayınevine anlattım, destek çıkan olmadı, çoğundan yanıt bile gelmedi. Açık erişimi ilke olarak zaten tercih ediyorum, kitaplar bu yüzden ücretsiz. Ama çocukların kitabı eline alıp sayfasını çevirme deneyimini yaşayamıyor olması benim için bir eksiklik.
Ülkemizde yayıncılığın mürekkep ve kağıt masrafını hesaplamanın ötesine geçmesi gerekiyor. Bir eserin değeri satacağı kopya sayısıyla ölçülmüyor.
Basmak isteyen bir yayınevi çıkarsa kapım açık. Tek koşulum, kitapların dijitalde ücretsiz kalması.
https://t.co/o5sHPrIwzT
"NE YAPTI Kİ BU HOCA!"
🗣️İsmail Saymaz (@ismailsaymaz): Bu öğretmenler demokratik haklarını kullanıyorlar. Yürüsünler, ne olacak! Diyelim ki, sizin açınızdan bir güvenlik riski doğuruyor. Böyle mi müdahale edilir? 60 yaşında aynı zamanda öğretmen olan Eğitim-Sen Başkanı'nın şu gördüğü muamele hak mıdır, reva mıdır? Kurbanlık koyun gibi yere yatırılmış, 3-5 kişi birden üstüne çıkmış, elleri kolları arkadan bağlanıyor. Ne yaptı ki bu hoca!
Bu sabah @ziraatbankasi'ndan "Hatalı girişleriniz sebebiyle Dijital Şifreniz kilitlenmiştir" diye SMS geldi.
Tam 50 dakikadır "Kayıt/çalıntı kart ve şüpheli işlemler" menüsünde Ziraat Bankası müşteri temsilcilerinin yanıt vermesini bekliyorum. Acil durum buysa😡 +++
Belki bir RT sizin için 2 saniyenizi bile almayacak…
Belki sayfanızda en fazla 10 dakika duracak.
Ama bizim için o RT, sesimizin biraz daha duyulması demek.
Bizler, sesimize ses olan, acımıza ortak olan, görünmezliğimize ışık tutan herkese dua ediyoruz.
Lütfen bize ışık olun.
Sesimizi duymayanlar duysun.
Görmeyenler görsün.
Unutanlar hatırlasın.
#6Şubat2023DepremKayıplarıNerede
#6Şubat2023DepremKayıplarıNerede
#6Şubat2023DepremKayıplarıNerede
#6Şubat2023DepremKayıplarıNerede
#6Şubat2023DepremKayıplarıNerede
#6Şubat2023DepremKayıplarıNerede
#6Şubat2023DepremKayıplarıNerede
#6Şubat2023DepremKayıplarıNerede!
"Sufi Leaders in the Early Turkish Republic: Profession, Privilege, and Persecution (1925–1950)" Open Access https://t.co/5iBtY38q43
What happened to Sufi leaders after prohibition of Sufism by the Turkish state in 1925? Were they persecuted? This article examines their fates
Sn. Bakan @drmemisoglu
Şu an Edirne Tıp Fakültesi Hastanesi'nin bahçesinde ağlayan bir otizmli annesi var. 17 yaşında oğluyla bahçedeler. Maalesef sevgisiyle de durumu aşamıyor, sizin bir şeyler yapmanız gerekiyor.
Biz de telefonun ucunda bu saatlerde sanki bu bizim işimizmiş gibi nereden bir psikiyatri servisinde yer buluruz diye uğraşıyoruz.
Çünkü kriz geçiren, camlar kırılınca ellerinde ciddi kesikler oluşan ve Çam Sakura'dan başka hasta var diye ameliyatından hemen sonra taburcu edilen oğlu için bir tek psikiyatri nakil alacak hastane çıkmıyor.
Kendi illerinde zaten başka şansları yok, İstanbul'da Bakırköy yerim yok diyor, Erenköy yerim yok diyor. Biz nereye götüreceğiz bu çocukları ve bu sistemi ne zaman kuracaksınız?
Bugün bizzat görüştüğüm Sn. Aile Bakanlığı konuyu takip ediyor, bu konuda Sn. Bakan @MahinurOzdemir de hemen harekete geçti, ekibini aileye gönderdi, süreci takip ediyor. Ancak Aile Bakanlığı'nın sunabileceği hizmetler sınırlı, sağlık hizmetine müdahale imkanları yok.
Siz Sağlık Bakanlığı olarak geçtiğimiz aylarda tam da bu konuyla ilgili maddeleri Otizm Eylem Planı'ndan çıkarttınız ve bunu neden yaptığınızı dahi izah etmediniz. Yerine bir çözüm sunmadınız. Bunu neden yaptınız, tam da ihtiyaç olan bir çözümü neden yok saydınız?
Hayati bir mesele varken koskoca ülkede bir otizmli çocuğa tek bir psikiyatri servisinde yatak bulunamıyorsa annenin öncelik hakkı ne işine yarayacak?
Bu sorun 10 yılı aşkın zamandır bakanlığınızın masasında, artık kesin ve net bir çözüm istiyoruz.
Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi, kuruluşundan bu yana teknolojiyi pedagojik yaklaşımlarla buluşturan öncü rolünü, üretken yapay zekâ alanında yayımladığı iki kapsamlı rehberle sürdürüyor. Bu kapsamda dijital dönüşümün baş döndürücü bir hızla gerçekleştiği günümüzde bu adım, kurumun sadece teknolojiye uyum sağlamakla kalmayıp, belirsizliklerle dolu bu yeni dönemde stratejik bir yön tayin ederek eğitim ekosistemine kurumsal liderlik etme kararlılığını da bir kez daha kanıtladı.
Giderek gündelik yaşamın bir parçası hâline gelen üretken yapay zekânın bilinçli, etik ve etkili kullanımını desteklemek amacıyla Prof. Dr. Aras Bozkurt ve Sefa Emre Öncü tarafından hazırlanan “Öğrenciler için Üretken Yapay Zekâ Kullanma Rehberi” ile “Akademisyenler için Üretken Yapay Zekâ Kullanma Rehberi”, Açıköğretim Fakültesi tarafından ücretsiz erişime açıldı.
Öğrencilere yönelik hazırlanan rehber, yapay zekânın bir “hazır cevap makinesi” olarak değil, öğrenme sürecini destekleyen bir araç olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Rehberde çalışma planı oluşturma, kavramları sadeleştirme, öz değerlendirme yapma ve etkili komut (prompt) yazma gibi pratik beceriler adım adım ele alınıyor. Akademisyenlere yönelik rehber ise ders tasarımında içerik geliştirme, literatür taramasına hazırlık ve araştırma süreçlerini hızlandırma gibi alanlarda uygulanabilir öneriler sunuyor.
Her iki rehber de üretken yapay zekânın olası risklerine dikkat çekerek, çift yönlü doğrulama, veri minimizasyonu ve kurumsal politika uyumu gibi etik ilkeleri ön plana çıkarıyor. Açıköğretim Fakültesi’nin milyonlarca öğrencisine ve akademik kadrosuna hitap eden bu kaynaklar, yapay zekâ okuryazarlığını herkes için erişilebilir kılma anlayışıyla örtüşüyor.
Rehberlere Açıköğretim Fakültesi web sayfasından erişilebiliyor: https://t.co/iHEzL6XRDV
@AOFAnadolum
633 gündür…
Kızıma ömür boyu silinmeyecek bir travmayı yaşatan kişinin en ağır cezayı alması için mücadele edeceğime yemin ettim.
Bu yemin bir öfke değil…
Bir annenin evladına verdiği söz.
Yarın 3. duruşma görülecek.
Bu sadece bir dava değil, bu ,bir çocuğun sesi duyulsun diye verilen savaş.
Bu, "Çocuğun beyanı esastır" sözünün gerçekten hayata geçip geçmeyeceğinin sınavı.
633 gündür dimdik ayaktayım.
Yoruldum ama vazgeçmedim.
Kırıldım ama susmadım.
Yarın duruşma öncesi son kez buradan hepinize sesleniyorum:
Vicdanı olan herkesin desteğine, varlığına ihtiyacım var.
Bir çocuğun hayatı için…Bir annenin kızına verdiği söz için…
Kızımın Adaleti için lütfen tag'ı kullanarak gerekli kurumları etiketleyerek 1'er tweet atmanızı rica ediyorum 🙏
@ADLITIPKURUMU@adalet_bakanlik@abakingurlek
Tweeti atarken lütfen en az 4 kelime kullanın ki, emeğiniz boşa gitmesin.
Bugüne kadar vermiş olduğunuz destek için her birinize ayrı ayrı yürekten teşekkür ediyorum ❤️🩹🙏
#istismarakarşıadalet
632 gündür, 4 yaşındayken öz babası tarafından istismara uğrayan, bugün 6 yaşında olan kızımın adaleti için mücadele ediyorum.
Dosyada;
➡️ Usulüne uygun alınmış ÇİM beyanı,
➡️ Ayrıntılı ve kendi içinde tutarlı anlatım,
➡️ Tekrarlılık unsuru ve resmî tutanaklar mevcut.
Küçük yaştaki bir çocuğun bilimsel yöntemlerle alınmış beyanı delildir.
28.11.2025 tarihli 2. duruşmada sanık müdafii, alınmış olan “cezai ehliyeti tamdır” raporuna itiraz etti.
Mahkeme yeniden rapor alınmasına karar verdi ve dosya 3 ay ertelendi.
Rapor randevusu ne zamana verildi biliyor musunuz?
➡️ Duruşmadan sadece 7 gün öncesine!
Şimdi soruyorum:
➡️Bu rapor yetişmezse yine mi erteleme olacak?
➡️Yine mi takvim oyunları?
➡️Yine mi sanığın akıl sağlığı tartışılacak da çocuğun yaşadıkları geri planda kalacak?
Akıl sağlığı raporunun ivedilikle hazırlanmasını; artık erteleme değil, karar verilmesini istiyoruz.
@ADLITIPKURUMU@abakingurlek@adalet_bakanlik@tcailesosyal
Bu dosya bir oyalama dosyası değildir.
Bu dava bir çocuğun hayatıdır.
🗓 27 Şubat 2026 Cuma
⏰ Saat 10.55
📌 Ünye Ağır Ceza Mahkemesi
Ömür boyu bu travmayla yaşamak zorunda bırakılan bir çocuğun hakkı için tarafsız, vicdanlı ve adil bir yargılama istiyoruz.
Duruşma günü gelebilecek, yanımızda durabilecek, sosyal medyada ses verebilecek her omuza ihtiyacımız var.
Bugün atacağınız bir tweet, kullanacağınız bir etiket, yapacağınız bir paylaşım yalnız olmadığımızı gösterecek.
Bugün sessiz kalmayın, tüm çocukların sesi olun.
Bugün lütfen bu etiketi büyütelim.
#İstismaraKarşıAdalet
BÜYÜK DÖNÜŞÜM: BİR BAŞYAPIT!
Karl Polanyi bu kitabı 1944'te yazdı. Savaş Avrupa'yı yakıp geçerken şunu sordu: İnsanlık bu felakete nasıl sürüklendi?
Cevabı hem şaşırtıcı hem rahatsız ediciydi.
Asıl mesele savaş değil, savaştan önce gelen fikirdi. 19. yüzyılda tarihin görmediği bir deney başlatıldı. Kendi kendini düzenleyen piyasa. Her şeyin serbestçe alınıp satıldığı, devletin kenara çekildiği, fiyatların her şeyi çözeceğine inanılan bir düzen.
Polanyi bunun bir ütopya olduğunu söyledi. Ve bütün ütopyalar gibi gerçekliğe çarptığında yıkıcı oluyor.
Çünkü emek insan demek, toprak doğa demek, para toplumsal güven demek. Bunları pamuk gibi satışa çıkardığınızda, insan hayatını piyasanın dalgalanmalarına teslim etmiş oluyorsunuz. Kriz geldiğinde soyut bir grafik düşmüyor; insanlar işsiz kalıyor, aileler çöküyor.
Piyasa genişledikçe toplum kendini korumaya çalışır. Polanyi buna "çift yönlü hareket" diyor. Sendikalar kuruluyor, sosyal yasalar çıkıyor, devlet müdahaleye giriyor. Ama gerilim birikince patlama geliyor. İnsanlar güvencesizlikten o kadar tedirgindi ki, güven vaat eden her sesi dinlemeye hazırd��.
Şimdi Polanyi'yi okumak tuhaf bir his veriyor.
Yapay zeka işlerin yapısını altüst ediyor. İklim krizi toprağı ve suyu pazarlık konusu yapıyor. Platform ekonomisi çalışanı işçi saymıyor. Ve tam da bunlar olurken popülizm yükseliyor, insanlar kurtarıcı arıyor.
Polanyi'nin mesajı açık. Piyasayı toplumun üzerine inşa ederseniz, toplum er ya da geç direnir. Bazen demokratik yollarla, bazen çok daha tehlikeli biçimlerle.
Büyük Dönüşüm, ekonominin toplumu değil, toplumun ekonomiyi içermesi gerektiğini söylüyor. Bu bir slogan değil, tarihsel bir gözlem. Bu tepkinin ne şekil alacağı ise tamamen siyasi bir tercih meselesi.
Ve bugün o tercihin tam ortasındayız.
VERİ mi, ENFORMASYON mu, BİLGİ mi, Yoksa BİLGELİK mi?
Günlük hayatta bu kavramları sık sık birbirinin yerine kullanırız.
Oysa aralarında devasa farklar var.
LEGO metaforuyla düşünelim.
Veri, dağınık LEGO parçalarıdır.
Renkleri, sayıları, şekilleri vardır ama hiçbir anlam taşımazlar. "42", "kırmızı", "saat 15:00" gibi.
Tek başlarına bir şey ifade etmezler.
Enformasyon, bu parçaları kategorize etmek ve düzenlemektir.
Renklere, şekillere, sayılara göre kutulara ayırırız.
Artık bir düzen var ama hala bir ev değil. "15:00'te 42 derecede hava sıcaklığı kırmızı alarm seviyesinde" cümlesi enformasyon sunar.
Bilgi ise bu düzenli parçalardan bir ev inşa etmektir.
Artık yaşanabilir bir yapı var.
"Sıcaklık 42 dereceye ulaştığında çocukları dışarı çıkarmamak gerekir" der bilgi.
Neden-sonuç ilişkisi kurar, bağlam oluşturur.
Bilgelik (hikmet, wisdom) en üst aşamadır.
Sadece ev inşa etmekle kalmaz, komşularla ilişkileri, mahallenin ruhunu, gelecek nesilleri düşünür.
"42 derece sıcak yarın olacak ama asıl mesele iklim krizinin toplumsal adaletle bağlantısıdır" der hikmet.
Tecrübeyi, değerleri, etik sorgulamayı içerir.
Çoğu zaman veri bolluğunda boğuluruz ama bilgi fakiriyizdir.
Daha da önemlisi hikmet kıtlığı çekeriz.
Telefondaki binlerce bildirim veridir.
Bunlardan hangisinin önemli olduğunu ayırt etmek enformasyondur.
Neyin gerçekten değerli olduğunu seçmek bilgidir.
Ama ekran başında geçirdiğimiz zamanın hayatımıza maliyetini sorgulamak hikmet gerektirir.
Toplum olarak enformasyon çağındayız ama bilgelik açlığı çekiyoruz.
Binlerce makale okuruz ama derinden düşünmeyiz.
İstatistikler ezberlenir ama insani deneyim gözden kaçar.
Belki de asıl soru şu:
Elimizdeki tüm veri yığınını, bilgece işler yapmak için kullanabiliyor muyuz?