Bugünü dünden ve yarından uzak tutmadığımda kendime mesafem artıyor. Mesafeleri kapatıp nihayet her şeyle barıştıktan sonra bu nefreti kimin verdiğini nasıl bilebilirim? Barıştaydım ben, izlememiştim, silahsızlığım kadar yaşayabiliyordum
Düşmanı belirlemediğinde dostun bazen görülemeyeceğini gördüm. Görmek en büyük hobim, gördüğümün görülmesineyse sevmek dedim. Bu sevmekler henüz bir iletişim/ilişki olmadan bile kusursuz mükemmelliktelerdi.
İnancın kanıtsız, hayatın amaçsız ve sevginin çabasız olduğunu, her şeyin içten gelmesi gerektiğini hangi tanrının adıyla anlatsam dinlenirdim? Cenneti vaad etmediğim bir gün olmaksızın da sevebilirim, cehennemin içinde de aşık olabilirim.
Sadece anımsananların da dışında tüm ihtimalleri anladım. Bir kez baktığım her yer beni her yerden uzaklaştırdı. Kendimi kaçırıp sonra da serbest bırakmak isterdim. Tüm benliklerimden aniden sıyrılıp soyundum, tekrar, çaresizce girişilen her amaç izlenilmekten fazlasına değerdi
gölgesinde dahi dinlenmedim. Varlığımın en küçük odalarını bile, akan dereye plastik şişe tutar gibi doldurdum, dereyi de izledim dolan şişeyi de, şişeden de içtim dereden de. Susuzluğumu gidermekle değil, susamanın hazzıyla büyülendim. Susayabilmeyi kutladım ve nihayet vardım.
Zihnime karşı açtığım bu savaşta verdiğim kayıplar beni gittikçe tüyden hafif kıldı. Ölürken gülümseyecek kadar yaşamı önemsizleştirdim. Ölüm korkusuyla değil, intiharla baş ettim. Öldürmemeyi seçip aziz olmak değil hedefim, bilakis öldürmenin azabıyla da haşrolmak isterim.
Beyin ölümümün son evresindeyim. Buralara gelmek için kaç kişiyi öldürüp kimleri yarım bıraktığımı düşünüyorum da, yine olsa aynını yapardım. Çektiğim azabı bilmeyen polyannalı yorumlarınız en fazla tek patili kedim kadar korkutur beni. +
iptal ettim. İsteseydim yapardım, demek ki yeterince istemiyorum dedim ve bunu çok içten söyledim. Kendimin de duyabileceği hatta isterse katılabileceği sohbetler ettim. Monologlardan nefret ettim, berjerlerden de. Bana yalnızlık veren ağacın meyvesini yemeyi bırak,