FIVB Voleybol Milletler Ligi finalinde Brezilya’yı mağlup ederek şampiyonluğa ulaşan Türk A Milli Kadın Voleybol Takımımızı yürekten tebrik ediyorum.
Nene Hatun’un yiğitliğini, Şerife Bacı’nın korkusuzluğunu, Kara Fatma’nın cesaretini yüreklerinde taşıyan Türk kadınları, sahada gösterdikleri azim, inanç ve mücadele ruhuyla aziz milletimize tarifsiz bir gurur yaşatmıştır.
Ay-yıldızlı al bayrağımızı dünyanın zirvesinde gururla dalgalandıran #FileninSultanları, Türk kadınının zorluklar karşısındaki mücadele kudretini bütün cihana bir kez daha ilan etmiştir.
Bu büyük zaferde emeği geçen Türkiye Voleybol Federasyonumuzu, teknik ekibimizi ve kıymetli sporcularımızı gönülden kutluyorum.
Ne mutlu Türk’üm diyene! 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Bölgesel ve küresel barış adına kritik bir eşikte, ABD ile İran arasında sağlanan iki haftalık geçici ateşkes kararını memnuniyetle karşılıyoruz.
Savaşın genişlemesini önlemeye dönük her diplomatik adım, insanlığın ortak vicdanında karşılık bulmaktadır. Başta Türkiye olmak üzere bölgedeki sağduyulu devletlerin yapıcı ve uyarıcı girişimleri, aklıselim diplomasinin hâlâ canlı olduğunu göstermiştir.
Taraflar arasındaki karşılıklı irade beyanları, kontrolsüz çatışma riskini şimdilik geri çekmiştir. Ancak Lübnan sahasına ilişkin istisnalar, meselenin henüz tam anlamıyla çözülmediğini de ortaya koymaktadır.
Türkiye; barıştan, istikrardan ve adil bir uluslararası düzenden yanadır. Kalıcı çözümün yolu silahtan değil, diyalogdan geçmektedir.
Aziz milletimizin ve bölge halklarının huzuru için, ateşkesin kalıcı bir barışa evrilmesi en samimi temennimizdir.
Bir yanda barış arayışları ve diplomatik temaslar devam ederken, diğer yanda İstanbul’da karanlık yüzünü gösteren birtakım malum çevrelerin vekâlet unsurları eliyle gerçekleştirilen terör saldırısı, Türkiye’yi hedef almıştır.
İstanbul Beşiktaş Levent’te meydana gelen menfur terör saldırısı, ilk etapta “İsrail Başkonsolosluğu hedef alındı” şeklinde servis edilmiş olsa da, konsolosluğun boş olduğu gerçeği olayın mahiyetinin daha farklı olduğuna dair emareler göstermiştir.
Saldırının, jeopolitik konumu ve güçlü finans altyapısıyla öne çıkan alternatif merkezlerden biri olan İstanbul’da Levent gibi kritik bir bölgede, uluslararası şirketlerin yoğunlaştığı bir alanda ve doğrudan güvenlik güçlerimizi hedef alacak şekilde gerçekleştirilmiş olması tesadüf değildir.
Ayrıca; İran–ABD gerilimi ve bölgesel belirsizlikler nedeniyle Orta Doğu ve Asya merkezli bazı şirketlerin faaliyetlerini daha güvenli finans merkezlerine taşıma arayışlarının arttığı ve Türkiye’nin de bu konuda çeşitli çalışmalar yürüttüğünün en yüksek düzeyde kamuoyuyla paylaşıldığı bir dönemde gerçekleştiği bilinmektedir.
Aziz milletimizin huzur ve güvenliği asla bu tarz tehdit ve tehdidin gölgesi altında bırakılmayacaktır.
Bu kararlılığımızın en somut tezahürü kahraman polislerimizi canı gönülden kutluyor, fedakârca müdahaleleriyle büyük bir felaketin önüne geçen güvenlik güçlerimize ve süreci büyük bir dikkat ve titizlikle takip eden tüm güvenlik bürokrasisini tebrik ediyor, yaralı kardeşlerimize Allah’tan acil şifalar diliyorum.
Türkiye; terörün, provokasyonların ve kirli senaryoların karşısında dimdik durmaya, bölgede ise umudun ve istikrarın adı olmaya kararlılıkla devam edecektir.
Babaannem Zekiye Yalçın hanımefendi vefat etmiştir. Cenazesi 13 Mart 2026 (yarın) cuma günü Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda ikindi namazına müteakip defnedilecektir.
Teşkilat İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız ve İstanbul Milletvekilimiz Sayın Edip Semih Yalçın’ın annesi Zekiye Yalçın hanımefendi vefat etmiştir. Cenazesi 13 Mart 2026 (yarın) cuma günü Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda ikindi namazına müteakip defnedilecektir. Merhumeye Allah’tan rahmet, yakınlarına ve camiamıza başsağlığı diliyoruz.
Bir yanda yürürlükteki Anayasa’nın amir ve havi hükümleri kapsamında, diğer yanda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin doğası ve doğrusal nitelikli hükümleri dahilinde Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nde görev değişikliği yaşanmıştır. Bu demokratik takdir ve tercih son derece hukuki ve meşru bir çizgide gerçekleşmiştir.
Bu vesileyle görevlerinden affını talep eden Adalet ve İçişleri Bakanlarımıza teşekkür ediyor, bunların yerine kanun ve meşruiyet dairesinde atanan Adalet ve İçişleri Bakanlarımıza ayrı ayrı başarılar diliyor, tebriklerimi iletiyorum.
Bugün TBMM Genel Kurulu’nda anayasal prosedür çerçevesinde yeni atanan bakanlarımızın, bilhassa Adalet Bakanımızın yemin merasiminin icra aşamasında Cumhuriyet Halk Partisi’nin kürsü işgaline kadar varan anti demokratik ve faşizan muameleleri hiçbir açıdan haklı ve mazur görülemeyecektir.
Bu tahammülsüz ve nobran tavrın ne siyasetle ne de demokrasiyle ilgi ve ilişkisi söz konusudur.
CHP’nin bozguncu ve bunalım havarisi siyasi tavrının Türk devlet ve yönetim hayatına kast etmekle birlikte milli iradeye ileri derecede hasım ve husumetle temellendiği açıktır.
Milliyetçi Hareket Partisi, Sayın Cumhurbaşkanımızın takdir ve tasavvurlarının yanı sıra ataması yapılan yeni bakanlarımızın sonuna kadar arkasında ve yanındadır.
“Kötü işler yapmak için tuzak kuranlar, Allah’ın kendilerini yere geçirmesinden veya (ansızın) bilemeyecekleri bir yerden kendilerine azap gelmesinden emin mi oldular? “
(Nahl/45)
#HayırlıCumalar
Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ferdi Zeyrek beyefendinin evinde geçirmiş olduğu talihsiz kaza sonucu hastanede tedavi altında verdiği yaşam mücadelesini kaybettiğini üzülerek öğrenmiş bulunmaktayım.
Ailesine, sevenlerine ve Cumhuriyet Halk Partisi camiasına baş sağlığı dileklerimi iletiyor, sabırlar diliyorum.
Merhum Belediye Başkanı’nın mekanı cennet ruhu şad olsun.
2024-2025 Trendyol Süper Ligin 36.haftasında 25’inci defa şampiyonluğa ulaşan Galatasaray Futbol Kulübünü, yeşil sahada ter döken futbolcuları, teknik kadroyu, elbette coşku ve heyecan içinde takımlarını kesintisiz şekilde destekleyen taraftarları gönülden kutluyorum. Şampiyon Galatasaray’a Şampiyonlar Liginde başarılar diliyorum.
Gönüllerinin yamacında, gözlerinin ta derinliklerinde hiç bitmeyen, hiç dinmeyen, hiç eksilmeyen merhamet, metanet, mehabet ve muhabbet pınarları çağlayan annelerimiz sadece başımızın tacı ve canevimiz değil, aynı zamanda şu fani hayatımızın bereket kaynağı, dua sancağı; daha ötesi iftihar, itibar ve ihtiram endazeleridir.
Uykusuz gecelerin uyanmak zorunda kalınan sabahlarında, düğüm düğüm biriken sıkıntıların kasvetli akşamlarında, sallanan beşikten salkım gibi genişleyen çocukluk ve yetişkinlik aşamalarına kadar tıpkı güneş gibi ısı ve ışık saçan annelerimiz sabrın timsali, fedakârlığın dağ zirvesidir. Onlar katıksız sevginin burcu, katkısız yüreğin huzur bucağıdır.
Günümüzde planlı ve operasyonel dejenerasyonun hedefi haline gelen aile müessesenin mana ve muhteva direği, medeniyet ve minnet dizdarı annelerimizdir. Istırabın pençesine düşen, binbir gaileyle hüzne boğulan, evlat acısı ve hasretiyle yanan annelerimizin göz pınarlarından akan yaşlar kurumadıkça elbette rahat olamayız, iç ve dış alemimizde kalıcı şekilde sükûnet ve mutluluğa ulaşamayız. Bu nedenle annelerimize her şeyin fevkinde hürmetle muamele etmeli, üzerimizdeki emsalsiz hak ve emeklerine müstahak olabilmenin bihakkın mücadelesini vermeliyiz. Huzurlu anne huzurlu ailedir. Huzurlu aile de huzurlu insan ve millet demektir. Aile, milli ve manevi bekamızın son siperi, annelerimiz ise bu siperin muazzez güvenceleridir.
Elleri öpülesi annelerimizin Anneler Günü’nü en iyi dileklerimle tebrik ediyor, başta kahraman şehitlerimizin emanetleri olan, bununla beraber yurdumun her köşesinde yaşayan annelerimizi yüreğimin en coşkun hisleriyle ve en halisane hürmetlerimle selamlıyorum.
Ebediyete irtihal etmiş annelerimize Cenab-ı Allah’tan rahmetler diliyorum.
Biliyor ve inanıyoruz ki, cennet annelerin ayakları altındadır.
Akıl, insana bir tarafta asıl amacının ne olduğunu diğer tarafta da o amaca nasıl ulaşılacağını öğretip gösterir. Mühim öncelik müessir bir akla sahip olmak ve onu fonksiyonel olarak kullanabilmektedir. Aklı karışık olanların fikir, fiil ve eylemleri tutarsızdır. Bu tutarsızlığın ardı ve akıbeti ahlak ve etik ihlallerine, mana ve muhteva ilkesizliklerine, bundan da ötesi karanlık ve kuralsız siyasal ilkelliklere ortam açacaktır.
Türkiye’mizin ortak akıl ve ortak yaşama azmi uzun süredir tehdit altındadır. Toplumsal düzen ve siyasi istikrar ile rejim ve yeni hükümet sistemi yalan, iftira ve ihanet karışımından mülhem tahrip ve tahrik akınına maruzdur. Tarihimizin muzaffer ve muhteşem dönemlerinde Allah’ın bir lütfu olarak tebarüz eden devlet ile milletin aynı hedefe kilitlenme gerçeği yeni yüzyılda müstahkem şekilde tesirini gösterince dış bağlantılı bozguncu mihraklar, ihanete teşne bunalım mimarları telaşa kapılmışlardır. Sosyal barışımızı, siyasi huzurumuzu, iç asayiş ve güvenlik yapımızı dinamitlemek isteyen fırsat düşkünü fitne/fesat markası çevrelerin ziyadesiyle hareket ve heves içinde oldukları gözlemlenmektedir.
CHP Genel Başkanı’yla birlikte yanında ve yöresinde hizalanan edep ve erdem muhalifi menfaatperest yoldaşları demokrasinin imkan ve iradesini hiçe saymaktadır. Sokak kuytularında ikbal arayışına girişmişlerdir. Ayaklanma ve isyan çağrıları subliminal mesajlara iliştirilmiştir. Üniversite gençliğinin kışkırtılmasından sonra küçük gruplardan müteşekkil lise öğrencilerinin ajite edilip okul önlerinde protesto nöbetine sokulması, milli eğitim sistemi içinde rutin ve mutat bir uygulamanın manipülasyonundan medet umulması suçtur, sorumsuzluktur; dahası insaf, izan ve vicdan yokluğudur.
Milli Eğitim Bakanımız yalnız değildir, CHP Genel Başkanı’nın iğrenç sözleri bumerang gibi kendisine dönmüş ve şahsıyla örtüşmüştür.
Öğrencilerimizin velileri evlatlarına sahip çıkmalıdır. Okuyan-okumayan her çocuğumuz çok değerlidir. Onların geleceği Türk milletinin geleceğidir. 12-24 yaş kuşağındaki evlatlarımızın istismar ve israfına göz yummak aynı zamanda istiklalimizi ve istikbalimizi riske atmaktır. Anneler-babalar CHP’nin kara kampanyasına itibar etmeyerek çocuklarının heba ve heder olmalarına engel olmalı, set çekmeli, duvar örmelidir.
CHP’nin sokak provaları, yasa dışı sol ve marjinal grupların alçak provokasyonları çocuklarımızı değirmen taşı gibi öğütme, geleceklerini mahvetme esasına dayalıdır. Güya demokratik hak arama iddiasıyla yapılan haksız ve hukuksuz protesto gösterilerinin varacağı yer kaybolmuş ve pişmanlıklara hapsolmuş bir hayattır.
Hiçbir evladımızdan vazgeçemeyiz. Onların her biri göz nuru, gönül surumuzdur. Öğrencinin yeri okuldur, sınıftır, kütüphanedir, aile sıcaklığıdır, laboratuvardır, çağın gereği olan kavram, kuram ve bilgilerle donanmaktır.
Üstelik sosyal medyada halkımızı yanıltıcı ve kuşkuları yoğunlaştırıcı iddiaları ahlaksızca paylaşanlar, ileri geri spekülasyon yapanlar, CHP’ye kayyum atanacak tantanası koparanlar içimize kadar yuvalanmış şeytanlardır.
Bir kaşık suda fırtına çıkaranların niyeti halis ve hakkaniyetli değildir. CHP’ye kayyum hem doğru değil hem de mümkün değildir. Zira CHP zaten fiili vesayet ve kayyum yönetimiyle kendi kendini yiyip bitiren canlı bir organizmaya dönüşmüştür. Mağduriyet pozlarına aldanacak hiç kimse yoktur. Herkes ne konuştuğunu, ne söylediğini bilmek ve bunun ahlaki idrakine ermek mecburiyetindedir.
Türk ve Türkiye Yüzyılını lekelemeye, milli birlik ve kardeşlik duygularımızı linç etmeye kalkanlar elbette hukuken ve siyaseten sorumluluktan kurtulamayacaktır. Türkiye’mizin imaj ve prestijiyle maksadı muğlak ve muallak taktikler kapsamında oynayanlar eninde sonunda çuvallayacaktır. Türk milleti yegâne güvencimizdir. Türkiye Cumhuriyet’i kıyamete kadar var olacaktır. Tam tersi istikamette çırpınan ve uğraşan kim veya kimler varsa onların alayıyla hem bu dünyada hem de Ruzi Mahşer’de hesaplaşmamız kaçınılmazdır.
Ayrıca TBMM Başkanvekili ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Sayın Sırrı Süreyya Önder’e acil şifalar diliyorum. Sırrı Bey, Allah’ın yardımı, doktorlarımızın desteği ve kendi direnciyle inşallah bu zor günleri atlatacaktır. Terörsüz Türkiye hedefinde inanıyorum ki daha yapacağımız pek çok şey vardır.
Sırrı Bey’in sağlık durumundan dolayı TBMM Genel Kurulu çalışmalarına ara verilmesi Danışma Kurulu’nda kararlaştırılmış ve sadece parti grup başkanvekillerinin geçmiş olsun mesajlarından sonra birleşim kapatılmıştır.
Ancak böylesi hassas bir günde bile CHP korsanvari bir oldubittiyle kriz çıkarmıştır. Birleşimi yöneten CHP’li Meclis Başkanvekili yasa, anayasa ve içtüzüğe aykırı şekilde Can Atalay hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararı CHP’li Katip Üye’ye okutmuştur. Siyasi terbiye ve teamül karşıtı bu davranış en hafif tabirle sinsilik, kötü niyetlilik, densizlik, işgüzarlık ve kabalıktır. CHP işte budur.
CHP’li Meclis Başkanvekili ve CHP’li Katip Üye derhal istifa etmelidir. Oturdukları makamın ağırlığını taşıyamayacak kadar yetersiz, kifayetsiz ve maalesef muhterislerdir. Milletvekilliği düşürülen bir şahsı arkalama çabası boşuna bir gayrettir. Yetki aşımından kaynaklı işlem yok hükmündedir.
CHP, millet iradesine hakaret etmiş, TBMM’nin saygınlığına gölge düşürmüş, görevi kötüye kullanmış, gizli gündemle arkadan dolanmış, tedavi altında bulunan Sırrı Bey’e de büyük bir haksızlık yapmıştır.
CHP ve yönetimi bitmiş bir hikayenin siyaset ayağıdır. Bu zihniyetten hayır gelmesi pirenin deveyle güreş tutmaya cüret etmesi kadar absürt ve deli saçması bir beklentidir.
Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli,
“Türkiye milli birliğin, barış ve huzurun kalıcılaşacağı bir döneme girdi.
Yeni bir siyaset ve toplumsal hayat oluşmaktadır.
Herkesi Türkiye’nin kutlu geleceğini birlikte inşa etmeye çağırıyoruz.”
Mübarek Üç Aylar ile Regaib Kandilini idrak ettiğimiz şu günlerde Cenab-ı Allah’ın rahmet, merhamet ve mağfiretine müstahak olabilmeyi niyaz ettiğim bir günde, Türk halk ve arabesk müziğinin müstesna sanatçısı Ferdi Tayfur’u kaybettik. O kardeşimdi, gönül diyarıma tercüman olan ses ve söz ustasıydı. Adana’nın pamuk tarlalarında döktüğü teriyle helal rızkını kazanan, ardından da Türk müziğinin zirvelerine tırmanıp milyonların kalbine taht kuran cefakar, fedakar ve vatan sevdalısı bir sanatçımızdı. Emmioğlu şimdi yetim kaldı. Meleşir kuzuların sesiyle ölen bir garibin yasına gelen Çukurova’nın yanık ve yakıcı sesi ne yazık ki sevenlerini hüzne boğdu. Hakikaten kelimeler boğazıma düğümleniyor. Üzüntümü tarif ve telif edecek kelime bulamıyorum. Ferdi Tayfur’un vefatı bir parçamı alıp götürdü. Yerinde huzur bulsun. Mekanı cennet olsun. Cenab-ı Allah rahmetiyle muamele etsin. Aziz milletimizin, sevdalılarının ve hepimizin başı sağ olsun.
Bu gece Efendimiz Resûlullah’ın yeryüzüne ilahi rahmet müjdesiyle teşrifinin 1453’üncü yıl dönümüdür. İstikameti kaybolmuş, istikrarı mahvolmuş, iradesi mefluç olmuş insanlık alemi kutlu doğum mucibince belini doğrultmuş, nihayet güzel ahlakın sıcaklığı, merhamet ve muhabbet çağrısının aydınlığı kademe kademe dünyayı tesiri altına almıştır.
Son zamanlarda yaşanan, hamiyet ve haysiyet sahibi her insanımızı derinden yaralayan müessif hadiselerin birbirine eklemlenerek cereyan etmesi manevi arınmaya, saflarımızı daha da sıkı tutmaya çok ihtiyacımız olduğunun hiç şüphesiz kanıt ve karinesidir.
Bireysel ve toplumsal şiddetin dalga boyundaki yükseliş karşısında herkesin sorumluluk duygusuyla harekete geçmesi mutlak bir zorunluluk haline gelmiştir.
Allah’tan korkan, kuldan utanan, birbirinin hakkına saygı duyan, milli ve manevi ortak değerler paydasında buluşan, Sevgili Peygamberimizin ahlakıyla donanan, empati yapabilen, büyüğe hürmet, küçüğe sevgi gösteren müessir tavır, tutum ve davranış kalıbını genele teşmil etmek yegane görevimiz olmalıdır.
Kız çocuklarının diri diri gömüldüğü cahiliye döneminin kaos ve karanlığını tevhid inancının meşalesiyle berhava eden, aklın ve adaletin bayraktarlığıyla kalpleri fetheden Resûlullah’ı hakkıyla tanımak, hayatımıza nakledip ruhumuza nakşetmek başlıca ümit ve temennimdir.
Mevlit Kandili münasebetiyle, yöresi ve kökeni ne olursa olsun tüm vatandaşlarımıza, aziz milletimize, Türk-İslam alemine kardeşçe, huzur içinde, bir ve beraberce bir ömür geçirmelerini niyaz ediyor, bahusus en iyi dileklerimi sunuyorum. Her manada derlenip toparlanmak için bu mümtaz gecenin bir fırsat, bir nimet, bir dönüm noktası olmasını diliyor, Kandilimiz mübarek olsun diyorum.
Cenab-ı Allah yar ve yardımcımız olsun inşallah.
19 günlük aradan ve yoğun aramalardan sonra, Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde cansız bedenine ulaşılan sekiz yaşındaki Narin kızımız hepimizin ve herkesin yüreğini kavurmuş, maşeri vicdanda büyük bir üzüntüye neden olmuştur. Yavrumuzun hayat ışığını söndüren, korkunç şekilde katleden cani veya canilerin, bu vahşi cinayete yardım ve yataklık edenlerin Türk adaleti önünde hesap vermeleri, en ağır düzeyde bedel ödemeleri muhakkak surette temin edilmelidir.
Başta Narin yavrumuz olmak üzere, dün Tunceli Ovacık’ta bir askeri aracın devrilmesi sonucunda şehit düşen kahramanlarımıza Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyorum. Tedavisi devam eden kahramanımıza şifalar diliyorum. Başımız sağ olsun, mekânları cennet olsun.
Gerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gerekse de Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş süreci çetin mücadelelere sahne olmakla birlikte bağımsızlık özlemi çeken toplum veya milletlere de ilham kaynağı olmuştur. Milli Mücadele’de sergilenen kahramanlıklar, serpilen fedakarlıklar esaret ve sömürü pençesinde kıvranan coğrafyalara kuşkusuz ruh ve umut vermiştir.
Türk milleti tarihin her döneminde zulme direnmiş, zalimlere sesini ve sözünü yükseltmiştir. Doğal olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi milli iradenin tecelligahı olması münasebetiyle elbette haksızlığa ve saldırıya maruz kalmış soydaşlarımızın ve din kardeşlerimizin tercümanı olmayı kararlılıkla, hatta tarihsel bir sorumluluk şuuruyla üstlenmiştir.
Filistin Devlet Başkanı Sayın Mahmud Abbas’ın 15 Ağustos 2024 tarihinde Gazi Meclis’te yaptığı muazzam seslenişini bu kapsamda ele almak lazımdır. O gün, dünyanın gözü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çevrilmiştir. Vatan kurtaran ve devlet kuran bir irade kudretinin Filistin davasına kucak açması, bu vesileyle Sayın Abbas’ın tarihi nitelikli konuşmasının bölgesel ve küresel yankılarının doğması hakikaten mühim ve müstesna bir gelişmedir.
Ancak 15 Ağustos 2024 tarihinde dünyanın siyasi ve diplomasi ağırlık merkezine yerleşen, tüm dikkatleri üzerine çeken Gazi Meclis’te bir gün sonra vuku bulan hazin ve talihsiz olaylar maalesef bir gün öncesini gölgede bırakmıştır. Bu tablo son derece üzücüdür.
Hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı olmasına rağmen TİP’li Can Atalay’ı cezaevinden çıkarıp Meclis’e taşımak isteyen siyasi provokasyon mekanizması bütün tahrik ve tertibiyle ortalığı karıştırmıştır. Kürsü masuniyetini maksatlı ve marazi şekilde çarpıtan TİP’in devlet ve millet muhalifi bir milletvekilinin nefret saçan sivri sözleri tansiyonu kanama noktasına kadar çıkarmıştır.
Fakat kahırdan lütuf doğmuş, gölgelenmiş Gazi Meclis’te şafak sökmüştür. Nitekim Can Atalay konusu tamamıyla kapanmıştır. DEM’lenmiş CHP’nin maskesi bir kez daha düşmüştür. Anayasa’ya aykırı işlem tesis eden, kendi içtihatlarını hiçe sayan Anayasa Mahkemesi’nin laçkalaşmış hak ihlali kararı Türk milletinin iradesiyle çöpe atılmış, kanunsuzluğa geçit verilmemiştir.
Milliyetçi Hareket Partisi, baştan ayağa sulandırılan ve asıl bağlamından kopartılan Can Atalay meselesinin görüşüldüğü Meclis oturumuna katılmamıştır. Çünkü DEM’lenmiş CHP’nin, marjinalleşmiş TİP’in, PKK aparatlarının, Türkiye ve Türk milleti aleyhine periyodik kararlar alan Anayasa Mahkemesi’nin nasıl bir tezgahın faili olduklarının apaçık deşifresi görülsün istenmiştir.
Ayrıca tezahür eden önemli bir sonuç ise şudur: Cumhur İttifakı’nın kurucularından AK Parti, Milliyetçi Hareket Partisi olmadan da gereğini yapmış, takdire şayan bir duruşla haksızlığa, hukuksuzluğa ve eşkıyalığa müsaade etmemiştir. Küçük ortak nerede diyenler ağızlarının payını almış, biz olmadan da milletimizin beklentisine müzahir bir karar alınmıştır. Bunun yanı sıra dünkü oylama Türkiye’nin birinci partisi olarak AK Parti’yi tekraren işaret ve teyit etmiştir.
31 Mart 2024 Mahalli İdareler Seçimlerinden sonra DEM’lenmiş CHP’yi parlatanlar, “birinci parti, anketlerde açık ara önde” masalını devamlı surette anlatanlar Can Atalay kararıyla kara propagandanın silinip atıldığına bizatihi şahit olmuşlardır. AK Parti’nin emin, güçlü ve kendine güven duyan adımlarla mücadelesini sürdüreceğine, 2028 seçimlerine kadar Cumhur İttifakı çatısı altında ihtiyaç duyulan zincirleme reformları hayata geçireceğine inancım tamdır.
Bilinmesini özellikle arzu ederim ki, Türkiye’nin gündeminde seçim yoktur. Herkes siyasi ve ideolojik hesabını bu şaşmaz gerçeğe muvafık yapmak durumundadır. Küçük ortak diyerek bize karşı tariz dolu ifadeler kullananlara diyeceğim odur ki, millet bizi nerede görmek istiyorsa biz oradayız. Cumhur İttifakı olarak yolumuza azim ve inançla devam ediyoruz.
Cumhur İttifakı, Türk tarihinin varoluş refleksi, Türk milletinin varlık ve birlik remzidir.
Küresel ekonomi-politik sistemin yeni baştan inşa edildiği, önümüzdeki bir yıllık süre zarfında iç kargaşa çıkma riski en yüksek ülke olarak Türkiye’nin haksız ve hayasızca gösterildiği bir dönemde Cumhur İttifakı milli güvence, milletin özgüvenidir.
İstiklal ve istikbal haklarımızın muhafız ve müdafaa onurunun mihver gücü cumhur ile Cumhuriyet’i kucaklaştıran akıl ve ahlak temelli ittifakımızdır.
Türkiye’miz üzerinde karanlık senaryolar yazan, nevzuhur kaos denklemleri kuran, tarih sahnesinde pasif ve müdahale edilebilir bir ülke olmasının planını hazırlayanlar bugünlerde dedikodu çarkını hızla çevirmeye, fitne cephesini artan ölçekte tahkim ve takviye etmeye başlamışlardır.
Bu mahsurlu tablonun gözümüzden kaçtığını düşünenler hiç kuşkusuz derin bir gaflet ve melanet girdabında sürüklenen çürüklerdir.
17-25 Aralık emniyet ve yargı darbe süreci, 15 Temmuz FETÖ ihanetinin kuluçka evresidir. 15 Temmuz işgal teşebbüsünün çatısı 17-25 Aralık süreciyle örülmüştür.
Bu nedenle FETÖ’nün ne 15 Temmuz silahlı kalkışmasını ne de 17-25 Aralık kumpasını hatırımızdan ve gündemimizden çıkarmak mümkün değildir. Ayrıca doğru da değildir.
Cumhur İttifakı’nın tertemiz mücadelesine leke sürmek için beşinci kol faaliyeti üstlenen mihrakların boşa kürek çekmeleri bir yana, heveslerinin ve hedeflerinin ihanetle çerçevelenmiş kursaklarında kalması mutlak ve mukadder bir akıbettir.
Şunu da özellikle ve tekraren hatırlatmalıyım ki, küresel internet platformlarının, sosyal medya mecralarının, organize çıkar gruplarının, bazı gazete ve televizyonların (özellikle Halk Tv) Cumhur İttifakı’nda çatlak varmış gibi yaygara koparmaları hüsran içinde hayal kırıklığına uğramaya mahkumdur. Elbette bu odaklarla günü geldiğinde hesaplaşmak kaçınılmazdır.
Cumhur ittifakı Türk ve Türkiye Yüzyılının müjdesi, gelecek nesillerin haysiyet ve heyecan mükafatı olarak kutlu yürüyüşünü sürdürecektir.