#VÎDEO - Gotinên wê ji bo me hemûyan dersek in
Heta ku ev nifş hebe, paşeroja me ronî ye
Binerin bê ev keça Kurd a biçûk çawa bi dilekî mezin xwedî li zimanê xwe derdikeve!
BEDEL ÖDEME SÖYLEMİ
Arkadaşlar, şöyle bir tavır var: Bir konu hakkında eleştiri yapacaksak, eleştirenin bizzat o konu ile ilgili şahsi bir deneyimi olması bekleniyor. Siyasi bir yorum yapıyoruz, sen o konuda yaptın? Sen ne bedel ödedin? Sen hapis yattın mı? Senin yakının öldü mü?
Bir de iyice fantazi suçlamalar var: "Deniz kenarında buzlu viskisini yudumlarken X Meselesi hakkında konuşmak kolay tabii!" gibi....
Kusura bakmayın da siyasi eleştiriyi ki��isel deneyime bağlayacaksak işin içinden çıkamayız. Eleştiri kadar övgüyü de deneyime bağlamamız gerekir en asgarisinden.
Ama genel olarak bu tavrın literatürde adı var:
1. En net karşılığı Ad Hominem Tu Quoque (Sen de Safsatası): Sen sanki çok şey yaptın da konuşuyorsun" ya da "Sen bunu yaşamadın ki eleştiriyorsun" diyerek eleştiri hakkınızı elinizden almaya çalışırlar. Bir argümanın doğru ya da yanlış olması, o argümanı söyleyen kişinin o tecrübeyi yaşayıp yaşamadığından tamamen bağımsızdır.
2. Bir diğer karşılığı Argumentum ad Lazarum (Kıdem/Tecrübe Safsatası) Bir kişinin bir konuda eleştiri veya yorum yapabilmesi için mutlaka o alanda büyük bir başarı göstermiş, o durumu bizzat tecrübe etmiş veya o acıyı çekmiş olması gerektiği iddiasıdır. Yumurtanın bayat olduğunu anlamak için tavuk olmak gerekmez.
3. Duygu İstismarı: "Sen o acıyı yaşadın mı?" sorusu mantıksal bir argüman değil, duygusal bir manipülasyondur. Karşı taraf, rasyonel bir tartışmayı duygusal bir zemine çekerek sizi "duyarsız, bencil veya hadsiz" konumuna düşürmeye çalışır. Böylece çevredeki insanların rasyonel düşünmesini engeller ve acı çeken tarafa otomatik bir haklılık payesi verir.
Bu tavrı sergileyenlerin gözden kaçırdığı (veya kasıtlı olarak halı altına süpürdüğü) şey "Objektif mesafe" kavramıdır. Bazen bir acıyı veya süreci bizzat yaşayan insanlar, yaşadıkları yoğun duygusal travma veya stres nedeniyle o olaya dışarıdan objektif, rasyonel ve sağlıklı bir gözle bakamazlar. Dışarıdan bakan bir gözlemcinin (eleştirmenin) yaptığı eleştiri, süreci yaşayanın kör noktalarını görmesini sağladığı için aslında çok daha kıymetlidir.
Entelektüel veya aydın ne işe yarar?
Fransız düşünür Jean-Paul Sartre, özgün adıyla Plaidoyer pour les intellectuels (Entelektüellerin Savunusu)* adlı eserinde "entelektüel"i "kendisini ilgilendirmeyen şeylere burnunu sokan" veya "üstüne vazife olmayan işlere karışan" kişi olarak tanımlar.
Sartre'a göre örneğin nükleer silah üretmek için atomu parçalayan bir bilim insanına sırf bu bilgisi yüzünden "aydın/entelektüel" denilemez; o sadece bir uzmandır. Ne zaman ki bu uzman, ürettiği bilginin veya genel olarak sistemin toplumsal sonuçlarını (örneğin atom bombasının yaratacağı dehşeti) sorgulayıp kamuoyunu uyarmaya başlar, işte o zaman kendi sınırlarını aşarak bir "entelektüel" olur.
Tekrarlarsam, Sartre'a göre entelektüel, kendisine resmi bir görev verilmediği halde dünya üzerindeki adaletsizliklerden, siyasi baskılardan ve toplumsal çelişkilerden kendini sorumlu hisseden kişidir. Kimse ondan dünya üzerine konuşmasını istememiştir; ancak o, evrensel hakikat ve özgürlük adına sesini yükseltmeyi bir zorunluluk olarak görür…
Kürt Meselesi hakkında hoşunuza giden konuşmalar yaparken "bedel ödedin mi?" diye sormadıysanız, hoşunuza gitmeyen konuşmalar yaparken de bu soruyu sormamalısınız. Öte yandan bu ülkede "bedel ödemek" kişilerin kendi iradesiyle yaptıkları bir şey değildir. Size o bedeli birileri ödetir. Bunun algoritmasını da kimse bilemez, ancak başınıza geldiği zaman anlarsınız. Bu yüzden mesele bedel ödemek değil, bedel ödemeyi göze almaktır ki, kendi payıma kimse bunu göze almadığımı söyleyemez.
Onur Ünlü, Yılmaz Erdoğan'a BKM'yi değil, sinemayı kurtarmak için ne yapması gerektiğini tane tane anlatmış:
Onur Ünlü: "Kimse tutup da old school bir filmi yeniden yapmaktan bahsetmedi. İşte paradoks olarak Yılmaz Erdoğan'ın büyük önerisi bu. Bundan neredeyse bir buçuk, iki kuşak önce seyredilmiş, tüketilmiş bir filmi; artık karşılığı var mı, yok mu belli olmayan bir durumu yeniden üretip onunla sinemayı kurtarmak falan... Bunlar olacak işler değil.
Ama Yılmaz Erdoğan sinemayı kurtarabilir. Sinema tarihine çok daha kuvvetli de geçebilir. Yılmaz Abi, bak; çık sokaklara. Şehrin çeşitli yerlerinde, Beyoğlu'nda, Cihangir'de, Kadıköy'de ateş gibi çocuklar var. Çok güzel kızlar, oğlanlar çalışıyor. Çok iyi projeleri var. Paraya ihtiyaçları var ama çok daha fazla umuda ihtiyaçları var.
O eski old school filmleri yeniden yaparak olmaz bu işler. Eğer sinemayı kurtarmak gibi bir niyetiniz varsa..."
Ne tenê di rêwitiyê de, dema ku di geştekê xwezayê de pala xwe didim zinarekê an jî li mala xwe di her bêhnvedanê de, yanî di her kêliya ku ez bi tena serê xwe dimînim di serî de Mihemedo 🎼 paşê albuma te yî jahr(2003) tevî guhdar dikim…
Hemû hestên Kurdewarî dihewîne🎼🍀
Gava hûn derdikevin rêwîtiyeke, kîjan stranên min guhdarî dikin? Min meraq kir.
Wexto ke şima şinê raywanîya derge, şima kamcîn deyîranê mi goşdarî kenê? Mi meraq kerd.
Uzun yola çıktığınızda hangi şarkılarımı dinliyorsunuz? Merak ettim.
Kürtçe şiir yarışmasında birincilik kazanan 11 yaşındaki Delal Kandemir, dinleyicileri mest etti
Mardin'in Kızıltepe İlçesi'nde Zergan İmam Hatip Ortaokulu tarafından düzenlenen yarışmaya 30 okuldan öğrenci katıldı
Kürtçe seçmeli ders öğrencilerinin canlı performansı göz kamaştırdı
Az önce bilgim oldu
Sayın Adalet Bakanımız
@abakingurlek
Rabia Nazımızında davasını incelemek için bir ekip kurduklarını açıklamış .
Haber gündeminden sonra Adalet Bakanlığı Özel Kalem Müdürlüğünü Aradım
Bilgi verecekler haber bekliyorum.
İnşallah artık Gereken Yapılır
* Vîn dest pê dike,
* Dîjîtal e (bi şêweya "flipbook"ê),
* Alfabeya xwe Latîno-Kurdî ye,
* Nivîs, çîrok, ceribok, helbest, roportaj, werger, nûçe ûyd belav dike.
* Bi sê zaraveyan e: Kirmanckî-Zazakî, Kurmancî û Soranî,
* Li her çar perçeyan, Kafkasan, Xorasan û cîhanê ye,
* Du-mehane ye,
* 64 rûpel e,
* Edîtorê xwe Selîm Temo ye,
* Hejmara yekem di 15ê Gulanê de derdiçe,
* Dûrî wêjeya li dûrî jiyanê ye,
* Bi deng, hest, ruh, goşt û hestî hevdem e,
* Dizane xwe dîrokek wêjeyî heye, ne "bêçand û bêpergal" e,
* Gotinê dirêj nake,
* Di afirandin û boçûnê de nûxwaz e,
* Deriyê xwe bo her Kurdî û Kurdiyê vekirî ye.
e-maîl bo berheman: [email protected]
Heya 1ê Gulanê berhem bişînin. Heke helbest, çîrok û werger be, 3 heb bişînin.
Newroza me pîroz be.
Selîm Temo
Silav li civatê,
Heft sal şûn de yanzdeh roj berê dilê min dîsa got, “bes e, hew ji min tê, were em herin.” Min got, “ma dengê bişkivîna kulîlkên Kurdistanê nayê te jî, em ê çawa biçin?”
Ev car giran bû, kûr lê da, sîngê teqand, pê hesand ku mirin heye.
Pêşiyan gotine, “Mirin hespekî spî ye, li ber derê her kesî ye…”
Spasiya kesên qîmet dane dikim. Mala we/wan ava be.
Edetê me ye, mirov di rojên giran de li hev tên. Spasiya kesên li gor edetî tevgeriyan dikim. Yên ku li gor edetî tevnagerin, jixwe, bi qewlê Edûlê, “bêçand û bêpergal” in.
Çend nav ne tê de, ji siyasetmedaran kesê/î li halê min nepirsî. Gava “kumsor”ek, “efendî”yek bi zekemê keve dibe bavo birawoya wan, lê ji bo Kurdeka/ê li ber sekeratan mesajek girdobelek jî belav nakin.
Xaniyê gewre 330 sal berê gotibû: “Namûs e li hakim û ‘emîran” / “Tawan çi ye şa’ir û feqîran” [(Rastkirina rewşa xerab meseleya) namûsê ye ji bo pêşeng û mîran / Ma çi sûcê helbestkar û ronakbîran (=feqîr / miskîn) heye tê de?]. Gotin ser de nayê gotin!
Sê meh berê jî li eynî nexweşxaneyê bûm, -malbat jî di nav de- min nehişt kes pê bihese. Çend nexweşînên din jî derdikevin. Min nedizanî ku bi rastî jî dûrî / xerîbî kûr lê diçe. Heke vegera welêt nebe qismet an “mirina bêwext” wek hespekî spî were ber derî, divê neteweya min a wêrek bizane ku çawa min şermekê nebiriye ber deriyê daybavê xwe, min ti şermê neaniye ber deriyê neteweyê jî.
Qisûr navê min e, lê ji xîretê zêde min dîn û îdeolojî tune.
Ji gellek hevalên xwe zêdetir jiyam -mala min bişewite. Wa meyîtê qemer ê Teymenî hê jî li orta çarşiya Batmana şewitî li erdê ye. Ba li pora Uysalî dide, her diçe zertir dike. Semrayê miriya şevên çiyê bû, di şeveka çiyê de şehîd bû… Ez mabim çi ye, hebim çi ye, nebim çi ye?
Bila serê min bi qurbana şêrên me yên çargurçik bibe. A ji destê min tê xwendin û nivîsîn e. Ez jî deyndarê neteweyê me û “şerê epîstemîk” jî perçeyek ji şerê azadiyê ye.
Hatime wî temenî ku dikarim şîretan li ciwanan bikim. Delalno, şerê hev nekin. Layîqê şehîdan bin. Ji hev hez bikin. Guh nedin xêrnexwazan. Ne tenê di karesatê de, di serkeftinê de jî yek bin. Zeviya welatê me şewitandine; em divê bawerî, ruh, hezkirin, aqûbet, hevkarî û hêzê lê biçînin da dara me ya jiyanê heşîntir bibe.
Herçî ez im, “nêrgizek l’ bin newalê b el a we l a!..”
Çok yakında hiçbir sinemada! ❄️
Tarkovsky'nin şiirselliği ve Nuri Bilge Ceylan'ın taşra sıkıntısı, yapay zeka ile buluşursa ne olurdu?
Nano Banana Pro ve Kling 2.5 kullanarak hazırladığım, gerçekte var olmayan o dram filminin teaserı.
🎥 Bozkırda Bir Leke