İletişim Başkanlığı yanılıyor: O fotoğrafta mağdur bir kadın var #İtirazımızVar
İletişim Başkanlığı'nın örtülü hesaplarından biri, Edirne’de tutuklanan KHK’lı dikiş-nakış öğretmeni Fatma Aşık hakkında bir video hazırlamış. Videoda Tuba Koç isimli genç bir editör konuşuyor. Eline tutuşturulan metni ezberletip genç insanları hukuksuzluğun ve adaletsizliğin ortağı hâline getiriyorlar ya, en çok buna üzülüyorum.
Tuba Koç’un söyledikleri özetle şu: "Karşınızda mağdur bir kadın görüyorsanız yanılıyorsunuz; çünkü bu kadın 10 yıldır firari, adliye personeline talimat gönderiyor, belgeleri sızdırıyor ve son derece tehlikeli biri…"
“Mağdur bir anne” denilerek insanların yaşananlara başka bir boyuttan bakmasının istendiğini ileri süren Tuba, ardından şu soruyu yöneltiyor: “Peki sizce bir fotoğraftaki mağduriyet görüntüsü, hakkındaki ağır suçlamaları ve 10 yıllık firarı görmezden gelmek için yeterli mi?”
Akıl ve vicdan sahibi herkesin bu soruya vereceği cevap bellidir: Evet Tuba, yeter; hem de fazlasıyla. Çünkü yalnızca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) kararları bile eline tutuşturulan o metindeki iddiaları tek tek çürütmeye yetiyor.
Meselenin iç yüzünü bilmesem belki ben de videoda anlatılanlara inanabilirdim. Ancak mesele öyle değil.
Evet, Fatma Aşık hakkında 10 yıldır yakalama kararı bulunduğu doğru. Aşık, 5 Ekim 2016’dan bu yana aranıyor. Onun yerinde olsaydım ben de kaçardım. Çünkü adil yargılanmayacağını bilen bir insanın gizlenmesi ya da ülkesini terk etmeye çalışması, suçluluğunun değil, bazen doğrudan hayatta kalma içgüdüsünün sonucudur.
Tıpkı Nâzım Hikmet gibi, Sabahattin Ali gibi…
Eğer Türkiye’de hukuk ve adalet olsaydı kimse kaçmaz, kimse yıllarca gizlenmek zorunda kalmazdı.
FATMA AŞIK KİMDİR?
Fatma Aşık, 1982 Hatay doğumlu bir öğretmen. Nevşehir’de Lara Kolejinde öğretmenlik yapmış, KHK ile kapatılan çeşitli derneklerde çalışmış bir kadın. 15 Temmuz’dan kısa bir süre önce Nevşehir Halk Eğitim Merkezine dikiş-nakış öğretmeni olarak atanmış ancak bir gün bile çalışamadan KHK ile ihraç edilmiş. Yaklaşık 7-8 yıl önce eşinden ayrılmış. Çocuğu yok.
Edirne’de, jandarmanın sınır bölgesinde çekilen, herkesi derinden sarsan o fotoğrafını görünce aklıma ilk gelen soru, neden bunca yıl Türkiye’den ayrılmadığı oldu. Aslında cevabını tahmin ediyordum. Bu süreçte kansere yakalanan anne ve babasını bırakmak istememiş. Babası ona, “Ben ölüp gideceğim, beni bir daha göremezsin” demiş.
Fatma Aşık, hasta babasını yalnız bırakmamak için yıllarca Türkiye’den ayrılmamış. Şimdi ise bu durum, devletin propaganda videosunda “10 yıllık firar” denilerek başlı başına bir suçmuş gibi sunuluyor.
İDDİANAMEDEKİ SUÇLAMALAR
Fatma Aşık ile ayrıldığı eşi M. Aşık aynı dosyada yargılandı. Nevşehir 2. Ağır Ceza Mahkemesi, M. Aşık’a 7 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Fatma Aşık ise yakalanamadığı için henüz yargılanıp ceza almış değil. Ancak hakkında ileri sürülen suçlamaları iddianamede okudum.
Nevşehir Cumhuriyet Başsavcısı Muammer Bircan tarafından hazırlanan iddianameye göre Fatma Aşık; ev hanımlarına ve üniversite öğrencilerine dinî sohbet vermek, bu sohbetlerde Fethullah Gülen’e ait kitapları okutmak ve öğrenci evleriyle ilgilenmekle suçlanıyor.
Savcılık, bazı tanıkların kullandığı “büyük abla” ve “büyük bölgeci” ifadelerine dayanarak Aşık’ın sohbet gruplarını organize ettiğini, öğrenci evlerinin maddi ihtiyaçlarıyla ilgilendiğini ve bir dönem adliyede çalışan kadınlara dinî sohbet verdiğini iddia ediyor.
Ancak tanık anlatımlarının önemli bir kısmında “duydum”, “bildiğim kadarıyla” ve “görevini tam olarak bilmiyorum” gibi ifadeler yer alıyor.
Aşık’ın KHK ile kapatılan Kınalı Eller Derneğine üye olması, bazı özel şirketlerdeki SGK kayıtları ve Bank Asya hesabındaki para hareketleri de suçlama konusu yapılmış. Üstelik dijital materyallerin incelemesi tamamlanmadan iddianame hazırlanmış. Babasının evinde yapılan aramada ise herhangi bir suç unsuruna rastlanmamış.
İletişim Başkanlığı'nın videosunda “belge sızdıran” ve “adliye personeline talimat veren” tehlikeli bir kadından söz ediliyor. İktidar medyası da günlerdir “adliye imamı”, “belge sızdırma” ve “talimat verme” suçlamalarını tekrarlıyor.
Peki bu iddiaların delili nerede?
Özellikle baktım ancak iddianamede elle tutulur bir bilgi bulamadım. Yalnızca Ahmet Fatih Gürlek isimli bir tanığın ifadesi var. O da Fatma Aşık’ın “Nevşehir Adliyesinde bayan personelden sorumlu il imamı olduğunu duyduğunu” söylemiş.
Yani duymuş.
Ortada yalnızca bir duyum var.
Fatma Aşık’ın sızdırdığı ileri sürülen belgenin adı yok. Hangi belgenin, kime ve ne zaman sızdırıldığı yok. Adliye personeline verdiği iddia edilen talimatın ne olduğu yok. Talimat verdiği kişinin adı yok. Buna ilişkin herhangi bir somut delil yok.
Devletin bütün propaganda aygıtı, tek bir tanığın söylediği “duydum” kelimesinin üzerine korkunç bir suç hikâyesi inşa etmiş.
İddianamede başka tanık ifadeleri yok mu? Elbette var.
Merve Nur A., Emine Y., Meltem G. ve Şengül G. gibi tanıklar, Fatma Aşık’ın ev hanımlarının ve öğrencilerin katıldığı sohbetlere gittiğini, “ablalık” yaptığını, himmet ve burs topladığını, öğrenci evlerinin maddi ihtiyaçlarıyla ilgilendiğini “itiraf etmiş.”
Anlattıkları bundan ibaret: Dinî sohbetler, öğrenci evleri, burs ve maddi ihtiyaçların karşılanması…
Çok şükür ki dosyada cinayet, şiddet, uyuşturucu, hırsızlık, tefecilik, taciz ya da tecavüz gibi bir “itiraf” yok.
Elbette yalnızca iddianamedeki bilgilerle de yetinmedim. Fatma Aşık’ı yakından tanıyan birkaç arkadaşına ulaştım. Onlar da Aşık’ın dinî sohbet vermek ve öğrencilerle ilgilenmek dışında herhangi bir şey yapmadığını ifade etti.
Adliye çalışanlarına dinî sohbet vermiş olsa ne olur? Bu suç mu?
AİHM kararlarına göre suç olmadığını artık sağır sultan bile öğrendi.
Bir daha tekrar edelim de, editör Tuba hanım da öğrensin. Bir gün kendisine de lazım olabilir.
AİHM: BUNLAR SUÇ DEĞİLDİR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 26 Eylül 2023’te açıkladığı KHK’lı öğretmen Yüksel Yalçınkaya kararı ile 5 Mayıs 2026’da açıkladığı Şaban Yasak kararına göre; Bank Asya’ya para yatırmak, ByLock kullanmak, ankesörlü veya kontörlü telefonlardan aranmak, bir derneğe üye olmak, gazeteye abone olmak, çocuklarını KHK ile kapatılan okullara göndermek, öğrenci evinde kalmak, öğrencilerle ilgilenmek ve dinî sohbet vermek gibi gündelik ve hukuka uygun faaliyetler suç unsuru olarak değerlendirilemez.
AİHM, bu tür faaliyetlerin suç delili sayılmasını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7. maddesinde düzenlenen “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesine aykırı buluyor.
AİHS’ye imza atan Türkiye’nin de bu kararlara uyma zorunluluğu bulunuyor.
15 Temmuz’dan önce dinî sohbet vermek kanunda suç olarak düzenlenmemişse, yıllar sonra insanlara bu nedenle ceza veremezsiniz. Kanunda suç olmayan bir fiilden geçmişe dönük suç üretemezsiniz.
Bunun adı hukuk değildir.
NEVŞEHİR İLE NEDEN BU KADAR UĞRAŞILIYOR?
Peki Fatma Aşık ve onun gibi kadınlarla neden hâlâ uğraşılıyor? Aşık ile birlikte yaklaşık 10 kişi gözaltına alındığı hâlde neden yalnızca onun fotoğrafı medyaya servis edildi? Panik atak hastası bir kadının yüzüne neden o korkunç spot ışıkları doğrultuldu?
Bunun nedenlerinden biri, Doğu Perinçek’in tahliye edildiği döneme kadar uzanıyor. Hatırlarsanız Perinçek, tahliye edildikten sonra, “Kınından çıkmış keskin kılıç gibiyiz. Bütün cemaatlerin kökünü kazıyacağız” şeklinde açıklamalar yaptı.
Peki ardından ilk gittiği şehirlerden biri neresiydi?
Nevşehir.
Bunun önemli nedenlerinden biri de Kapadokya Üniversitesi Mustafapaşa Yerleşkesi. Bu yerleşke, Perinçek’in çevresindeki isimlerin kullandığı ve sık sık toplantılar yaptığı bir merkez hâline gelmiş durumda.
Perinçek’in Nevşehir ziyaretinin ardından kentteki adliye kadrosunda kapsamlı değişiklikler yapıldığı da herkes tarafından biliniyor.
Bu nedenle 15 Temmuz’dan bu yana Nevşehir’de hangi kadın tutuklansa “kadın sorumlusu”, “il imamı” ya da “bölge ablası” gibi sıfatlarla hedef gösteriliyor.
Perinçek’in sözünü ettiği ve önce Gülen cemaatiyle başlayan “kök kazıma” siyaseti, bugünlerde Süleymanlılar ve Furkan Hareketi üzerinden devam ediyor.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, bu soruşturmaların “herhangi bir dinî gruba, inanca, düşünceye veya hukuka uygun faaliyete” yönelik olmadığını söyleyerek "vicdanlara" su serpmeye çalışıyor. Ancak yaşananlar bunun tam tersini gösteriyor.
İnsanlar dinî sohbetlere katıldıkları, öğrencilere burs verdikleri, bir derneğe üye oldukları, bir bankaya para yatırdıkları ya da öğrenci evlerinin ihtiyaçlarıyla ilgilendikleri için yıllardır suçlu ilan ediliyor.
Herkes bal gibi biliyor ki bu operasyonlar, dinî cemaatlere yönelik siyasi müdahalelerden başka bir şey değil.
28 Şubat bitmedi. Yalnızca aktörleri, hedefleri ve propaganda araçları değişti. Dün başörtülü kadınları ikna odalarına sokan zihniyet, bugün panik atak hastası bir kadının yüzüne spot ışıkları doğrultuyor.
Kimse kendini kandırmasın. 28 Şubat, bugün Akın Gürleklerin, Mustafa Çiftçilerin eliyle devam ediyor.
Karşımızda suçluluğu kanıtlanmış “korkunç bir kadın” değil; hakkında henüz hüküm bile verilmeden mahkûm edilmeye çalışılan mağdur bir kadın var.
Ve hayır Tuba, yanılmıyoruz.
https://t.co/UQIjomSX1K
Jet Fadıl: "Zalim 1,5 Milyar Dolarlık Oteli Ver Ya da Hapse Gir Dedi"
Fadıl Akgündüz, annesinin cenazesi için jandarma eşliğinde cezaevinden çıkarılırken isim vermeden Erdoğan'ı hedef aldı:
Caprice Gold otelini piyasa değerinin onda birine vermemesi nedeniyle 12 yıldır hapsedildiğini öne sürdü.
"Bu zalimden ahirette davacıyım, şahit olun" diyerek 28.400 mağdur ortağın hakkının ödenmesini talep etti.
Jandarma konuşurken kolundan tutarak zorla araca bindirdi.
@gunortasitv
KHK hukuksuzlukları sürdükçe, Allah’ın izniyle biz de mücadelemize devam edeceğiz. Destek olmak için yeni hesabımı takip etmeyi unutmayın. Hepinizi yürekten seviyorum.
#KHKToplumsalYara
Hüseyin Çelik:
"CHP'li arkadaşlara defalarca söyledim. DEM'li belediyelere kayyum atanırken gıkınızı çıkarmadınız, şimdi size gelince bağırmanız toplumda istenen etkiyi yaratmıyor.
Kendimiz gibi olmayanların hakkını savunmadıkça medeni ve demokratik bir toplum olamayız."
Tapular devlet dışı veri havuzundan çalındı; devletin alarmı hiç çalmadı
Devlet sisteminde üst düzey isimlerin verilerine erişildiğinde otomatik alarm devreye girer ve erişen memur anında tespit edilir; bu yüzden şu ana kadar gözaltına alınan tapu memurlarının tamamı Özgür Özel'in açıklamasından sonra meraktan bakan kişiler.
Pavo Holding, devletin istihbarat altyapısının tamamen dışına kurulmuş paralel veri havuzu üzerinden Akın Gürlek'in tapu bilgilerine ulaştı, alarm sistemine hiç takılmadı.
Özgür Özel ise bu bilgilerin, MİT içindeki bir ajan üzerinden CHP kaynaklı görünen bir zincirle kendisine iletildiğinin farkında değildi.
#AkınGürlek #Paralelİstihbarat
@CEVHERIGUVEN
Tam video linki yorumda.
Hasta tutsakları cezaevinde tutmak işkence ve zulümdür. Mehmet Gürler, ağır MS hastası. Adli Tıp Kurumu’nun raporuna rağmen tahliye edilmiyor. Tedavisi için bir an önce tahliye edilmesi gerekiyor. Buna engel olmak, onun ölüm fermanını imzalamak anlamına geliyor. #MehmetGürler
Sevdiğim Sensin I 8. Bölüm 3. Tanıtım
“Bazen yardım istemek için seslerini bile çıkartamıyorlar… Bu yüzden sessiz yardım çağrısı var.”
#SevdiğimSensin yeni bölümüyle bu akşam 20.00’de Star’da! ✨
@ayyapim@startv
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, cezaevlerindeki 891 bebek ve küçük çocuk için “Onlar teröristlerin çocukları, Adalet Bakanlığı ilgilensin, bana ne” diyor. AKP'li kadınların sadece başı değil, vicdanları da kapalı. Dinsiz, imansız ve vicdansız bunlar.
Nihayet :)
Güzel haber
Beşi beşiz 6 kardeşin annesi Nurcan Arslan tahliye oluyor.
Yargıtay'ın bozma kararına itiraz eden Savcının kararını @TCYargitay ceza genel kurulu reddetti ve tahliyesine karar verdi.
Olması gereken buydu,aile ne çileler çekti.
Gözünüz aydın çocuklar :)
@isamesihsahin KHKlar DEPREM gibi yıkıma sebep oldu. KHKlar hukuksuzdur, KHKlar İnsanlığa karşı işlenen suçlardandır. KHKlar sonuçlarıyla beraber iptal edilmelidir. KHKlara imza atanlar HUKUK önünde hesap vermelidirler.
KHK mağdurları sesimizi duyun diye #MecliseÇağrı yapıyor.
KHK mağduriyeti sürekli kanayan büyük bir sosyal yaraya dönüştü ve bu yara çığ gibi büyüyor.
Bu sorun adaletin gereği olarak çözülmeli. “Suçlu ile suçsuz ayrılmalı, KHK mağduriyeti ortadan kaldırılmalı.
🕋 Şimdi soruyorum: Bu iktidar mı dindar iktidar? Ramazan geldi diye “Kabe’de hacılar hu der Allah” diye ziller çaldıracaksın, sonra 89 yaşında ağır hasta bir insanı zindanda tutacaksın! Yaşlı hasta kadınlar, çocuklar, bebekler, ağır hasta insanlar cezaevlerinde… Bu mu vicdan?