Eğitim Gücü Sen Osmaniye İl Başkanlığı ve Eğitim Gücü Sen Üst Kurul Delegeliği görevlerini yapmış olan Numan BAYCA Hürriyetçi Eğitim Sen ailemize katılmıştır .
Kendisine aramıza hoşgeldin diyor , birlikte eğitim çalışanlarının hak mücadelesine önemli katkılar sunacağımıza inanıyoruz .
Hürriyetçi Eğitim Sen ailemiz , her geçen gün daha da büyümeye ve güçlenmeye devam ediyor.
Sayın Yusuf Tekin,
İlk kez uygulanan Yönetici Yetiştirme Programı maalesef amacından uzak bir şekilde yürütülmektedir. Eğitim veren yöneticiler dahi sürecin nasıl işleyeceğini tam olarak bilmezken, adaylara mesleki eğitim yerine zaman zaman kişisel hayat hikâyeleri anlatılmaktadır.
Sınava sayılı günler kala adaylarla yaklaşık 600 sayfalık ders notu paylaşılması ise ayrı bir mağduriyet oluşturmuştur. EKYS’de gerekli başarıyı gösteren adaylara yaz ortasında yeni bir sınav yükü getirmenin hiçbir haklı gerekçesi yoktur.
Sayın @Yusuf__Tekin ; EKYS’de başarılı olan adayları yeni mağduriyetlerle karşı karşıya bırakmayın. Bu gereksiz uygulamadan vazgeçin.
@HurEgitimSen@tcmeb@mebpgm
KAMUOYUNA DUYURU
Muğla Şubemiz 17 Ekim 2026 tarihinde sendikamızın ilk Eğitim Kongresini gerçekleştirecek.
Amaç ve hasıl olan niyet kapsamında 1. Maarif Kongresi ile aynı duyguları yaşadığımız, eğitimin sorunlarını ele alan ve bu sorunlara bilimsel çözüm önerileri sunan bir kongre tasarlıyoruz.
Kongreye katılmak isteyen öğretmenlerimizin ve akademisyenlerimizin konaklama ve ulaşım giderleri karşılanacaktır.
Kongrede, makaleleri ve kıymetli bilgileri ile görev almak isteyen ve başta eğitim bilimleri alanı olmak üzere çeşitli alanlarda doktora, tezli yüksek lisans mezunu sendika üyelerimizin özelden bana ulaşmasını rica ederim.
Saygılarımla.
#öğretmen
#memur
Ayın 14’ü olması nedeniyle kamu çalışanları, yarın hesaplarına yatacak maaşlarını e-Devlet üzerinden kontrol ediyor. Ancak tablo yine değişmedi.
Temmuz ayında toplu sözleşmeden kaynaklı %7 zam ve enflasyon farkından doğan %6,52 artış, daha maaşa yansımadan vergi dilimi nedeniyle büyük ölçüde eriyip gidiyor.
Vergisini peşin ödeyen bu ülkede neredeyse tek kesim kamu çalışanlarıdır. Buna rağmen vergi diliminin yükünü en ağır şekilde taşıyan da yine kamu çalışanları olmaktadır.
Madem vergileri peşin tahsil ediyorsunuz, o halde enflasyon farkını da peşin ödeyin. Kamu çalışanlarının cebinden aylar öncesinden alınan verginin yükünü görmezden gelmeyin.
Hayat pahalılığının her geçen gün arttığı, yoksulluk sınırının altında ücretlere mahkûm edilen kamu çalışanlarının yaşadığı gerçekleri görmek istiyorsanız, bir ay onların aldığı maaşla geçinmeyi deneyin. O zaman dile getirdiğimiz sorunların ne kadar haklı olduğu daha net anlaşılacaktır.
Sayın @memetsimsek ; vergi tahsil etmedeki başarınızı, kamu çalışanlarının refahını artıracak adımlarda da göstermenizi bekliyoruz.
Kamu çalışanlarına insan onuruna yaraşır bir ücret düzenlemesi yapılmalı, gelir vergisi dilimi %15’te sabitlenmeli ve maaş artışları vergi yükü altında eritilmemelidir.
Kamu çalışanları geçim mücadelesi verirken, maaş artışlarının vergiyle geri alınmasına artık son verin.
@HurEgitimSen@HMBakanligi
BİRLİKTE HÜRRİYETİZ
İlkenin, Ülkünün, Emeğin, Vefanın ve Geleceğin Büyük Yürüyüşü
Tarihte bazı yürüyüşler vardır; başladığı günle değil, taşıdığı ruhla anlam kazanır. Bazı kurumlar vardır; tabelasıyla değil, ona emek veren insanların inancı, fedakârlığı ve ahlakıyla ayakta kalır. Bazı mücadeleler de vardır ki ilk bakışta yalnızca bir sendikal hareket gibi görünür; zamanla anlaşılır ki o mücadele, aslında bir haysiyet iddiasıdır.
Hürriyetçi Eğitim Sen’in hikâyesi de tam olarak böyledir.
Bu hikâye yalnızca bir sendikanın kuruluş hikâyesi değildir. Bu hikâye, "Ben varım; emeğim var, hakkım var, iradem var, haysiyetim var." diyen eğitim çalışanlarının ortak vicdanından doğmuş bir yürüyüştür.
13 Aralık 2021’de atılan adım, sıradan bir teşkilatlanma hamlesi değildi. O gün; eğitim çalışanının iradesinin kimsenin arka bahçesi olmayacağı, emeğinin pazarlık konusu yapılamayacağı, onurunun hiçbir makamın, hiçbir siyasi hesabın ve hiçbir dar kadro çıkarının gölgesine terk edilmeyeceği ilan edildi.
Biz bu yolu kolay olduğu için seçmedik.
Kolay olan susmaktı. Kolay olan beklemekti. Kolay olan güçlü görünenlerin yanında yer alıp haklı olanların yalnızlığına sırt çevirmekti. Kolay olan, haksızlık karşısında "böyle gelmiş, böyle gider" diyerek günü kurtarmaktı.
Biz zor olanı seçtik.
Çünkü hürriyet, kolay insanların omzunda taşınacak bir emanet değildir.
Bugün geldiğimiz noktayı anlamak isteyen herkes, önce nereden geldiğimizi hatırlamalıdır. Bizim kökümüzde yokluk vardır; fakat o yokluğun içinde asalet vardır. Kuruluş hikâyemizde imkânsızlık vardır; fakat o imkânsızlığı mazeret değil mücadele sebebi yapan bir karakter vardır.
Hürriyetçi Eğitim Sen, şahısların kurumu değildir.
Bu yapı; kişisel kariyerlerin basamağı, geçici makamların sığınağı ya da dar kadro hesaplarının sahnesi olamaz. Hürriyetçi Eğitim Sen; ilkenin, emeğin, alın terinin, ortak aklın ve hür iradenin kurumsallaşmış adıdır.
Kişiler değerlidir; fakat hiçbir kişi ilkeden büyük değildir. Makamlar önemlidir; fakat hiçbir makam kurumun ahlaki omurgasından üstün değildir. Unvanlar ve görevler değişir; emek, vefa, ilke ve kurucu ruh kalır.
Bizim milliyetçiliğimiz hamaset değil; adalet, emek, liyakat ve sorumluluk ahlakıdır. Türk milletini sevmek, bu milletin çocuklarını yetiştiren öğretmenin hakkını savunmaktan ayrı düşünülemez. Devleti sevmek, kamu düzeninde liyakat ve adalet istemekten ayrı düşünülemez. Cumhuriyet’e bağlılık; eğitimin niteliğini, öğretmenin itibarını ve kamu çalışanının onurunu savunmaktan bağımsız görülemez.
Çünkü eğitim meselesi yalnızca bir meslek grubunun meselesi değildir; milletin geleceğidir. Öğretmen itibarsızlaştırılırsa devletin yarınları zayıflar. Liyakat terk edilirse kurumlar çürür. Adalet susarsa emek sahipsiz kalır. Eğitim çalışanının emeği görülmezse, milletin istikbalini taşıyan omurga incinir.
Bu yüzden bizim mücadelemiz yalnızca sendikal değil; aynı zamanda ahlaki, mesleki ve millî bir mücadeledir. Bir öğretmenin sınıfa huzurla girmesini, bir memurun adalet duygusuyla çalışmasını, bir akademisyenin emeğinin değer görmesini ve idari personelin görünmeyen yükünün fark edilmesini önemsiyoruz.
Elbette her büyük yürüyüş kendi içinde imtihanlardan geçer. Seçimler de bu imtihanlardan biridir. Sandık, ayrışma zemini değil; kurumsal olgunluğun aynasıdır. Demokrasi yalnızca istediğimiz sonuç çıktığında alkışlamak değil, farklı bir irade tecelli ettiğinde de vakarla durabilmektir.
İnsanlar yarışır; fakat kurum yıpratılmamalıdır. Makamlar değişir; kardeşlik hukuku kalmalıdır. Kazanmak kibir, kaybetmek kırgınlık sebebi olmamalıdır. Asıl mesele, seçimden sonra aynı çatı altında birbirimizin yüzüne bakabilecek olgunluğu gösterebilmektir.
Vefa, bizim için sıradan bir nezaket cümlesi değildir; kurumsal ahlakın omurgasıdır. Bu davaya emek vermiş hiç kimsenin emeği yok sayılamaz. Bir hareketin büyüklüğü, yalnızca güçlü zamanlarında yanında olanları değil, zor zamanlarında yük taşıyanları da hatırlayabilmesiyle ölçülür.
Sözün de bir ahlakı vardır. Sendikacılığın da bir edebi, teşkilat hayatının da bir ölçüsü vardır. Kelime bazen köprü olur, bazen duvar; bazen gönül alır, bazen yara açar. Bu yüzden kurumsal meselelerimizi mecrasını kaybetmiş tartışmalara teslim edemeyiz. Sözü olan kurumsal zeminde konuşmalı, eleştirisi olan ortak akıl masasına getirmeli, itirazı olan teşkilat ahlakının sınırları içinde ifade etmelidir.
Bugün birbirimizle tüketilecek zamanımız yoktur.
Öğretmenin itibarı, okul güvenliği, liyakat ve adalet; mali ve özlük hakları, vergi yükü, ek ders ücretleri, norm kadro mağduriyetleri ve üniversite çalışanlarının sorunları çözüm beklemektedir. Bunların her biri yalnızca bir dosya başlığı değil; binlerce eğitim çalışanının hayatına, ailesine ve geleceğine dokunan gerçek meselelerdir.
Biz içe kapanacak bir hareket değiliz. Biz yalnızca tepki veren değil, teklif sunan; yalnızca itiraz eden değil, çözüm üreten; yalnızca meydanda konuşan değil, masaya dosya koyan bir sendikayız. Eğitim çalışanının derdini Türkiye’nin gündemine taşıma iddiasındayız. Bu iddianın gereği; daha çok çalışmak, daha çok sahaya inmek, daha çok okula, üniversiteye, kuruma ve gönle ulaşmaktır.
Bundan sonra bize düşen, "ben" anlayışını terk edip "biz" şuurunu büyütmektir.
Çünkü "ben" diyenler makam arar; "biz" diyenler emek verir. "Ben" diyenler kırgınlığı büyütür; "biz" diyenler kardeşliği onarır. "Ben" diyenler bugünün hesabını yapar; "biz" diyenler yarının tarihini yazar. Büyük hareketler, küçük hesaplarla değil; ortak akılla, ortak emekle ve ortak ülküyle büyür.
Şimdi vakit; kırgınlıkları değil kardeşliği, makamları değil emaneti, şahısları değil ilkeleri, geçmiş tartışmaları değil geleceğin büyük hedeflerini konuşma vaktidir. Kuruluşun ilk günündeki saf inancı bugünün kurumsal aklıyla buluşturma vaktidir.
Biz bu yola yalnızca bir sendika kurmak için çıkmadık. Eğitim çalışanının onurunu ayağa kaldırmak, emeği sahipsiz bırakmamak, hür düşünceyi ve bağımsız iradeyi sendikal hayatın merkezine yerleştirmek için çıktık.
İlk günkü inançla, daha büyük bir akılla, daha derin bir vefayla ve daha güçlü bir kurumsal iradeyle yolumuza devam ediyoruz.
Çünkü biz birlikte güçlüyüz.
Birlikte anlamlıyız.
Birlikte geleceğiz.
Biz birlikte Hürriyetiz.
“Millî Mücadele”, “İstiklâl-i Millî Mücadelesi” ifadesinin kısaltmasıdır. Büyük Taarruz’a giden günlerde de bu ifade böyle kullanılmıştır.
Basına yansıyan ve Millî Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin’e atfedilen “Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı.” cümlesi ise son derece vahimdir.
Biz bu ülkeyi; İngilizlerden, İtalyanlardan, Fransızlardan, Yunanlılardan ve dönemin Ermeni kuvvetlerinden verilen büyük bir İstiklâl Mücadelesiyle kurtardık.
Sayın Bakana atfedilen “Neyden kurtuluyoruz?” sorusu, bana Fesli Kadir zihniyetini hatırlatmıştır.
Sayın @Yusuf__Tekin; bu başlıkların neden değiştirildiğini, söz konusu cümleleri kullanıp kullanmadığını ve amacının ne olduğunu derhâl kamuoyuna açıklamalıdır.
Hürriyetçi Eğitim Sen olarak Bölge İstişare Toplantılarımızı Uşak, Kahramanmaraş, Samsun, İstanbul ve Ankara'da başarıyla tamamladık.
Genel Başkanımız Levent Kuruoğlu ve Merkez Yönetim Kurulu üyelerimizin katılımıyla gerçekleştirilen toplantılarımızda; teşkilat çalışmalarımızı değerlendirdik, eğitim çalışanlarının gündemindeki konuları ele aldık ve önümüzdeki döneme ilişkin yol haritamızı istişare ettik.
Kuruluş yılımızdan beri Mayıs 15 mutabakat verilerine göre resmi gazetede yayımlanan üye sayılarımızdır. Hürriyete imza atan tüm değerlerimize teşekkür ederiz.
Yarınlar bizimdir!
@HurEgitimSen
Proje okullarına öğretmen atama sonuçları açıklandı. Günler öncesinden bu sürecin doğuracağı sonuçlara dikkat çekmiş, liyakat yerine keyfî tercihlerin eğitim sistemine zarar vereceğini ifade etmiştik.
Bugün ortaya çıkan tablo, ne yazık ki endişelerimizi doğrulamıştır.
Bunun en somut örneklerinden biri Muğla’da yaşanmıştır. Doktora derecesine sahip, uluslararası hakemli dergilerde bilimsel makaleleri yayımlanmış, görev süresi boyunca sayısız başarı belgesiyle ödüllendirilmiş bir öğretmenimiz dahi tercih ettiği proje okuluna yerleştirilememiştir. Akademik üretimin, mesleki başarının ve emeğin karşılık bulmadığı bir sistemin liyakat esasına göre işlediğini söylemek mümkün değildir.
Sayın @Yusuf__Tekin, hangi kriterlere göre atama yaptınız? Doktora yapmış, uluslararası hakemli dergilerde bilimsel makaleleri bulunan, sayısız başarı belgesi almış bir öğretmenin dahi tercih ettiği proje okuluna yerleşemediği bu sistemde liyakattan nasıl söz edebiliriz?
Akademik birikimin, mesleki başarının ve emeğin karşılık bulmadığı; hangi kriterlerin esas alındığının açıklanamadığı bir atama sistemi ne öğretmenlerimizin vicdanında ne de kamuoyunda kabul görecektir.
Atama sürecinde esas alınan objektif kriterleri kamuoyuna açıklayın. Eğitimde güvenin ve adaletin yolu; şeffaflıktan, liyakatten ve hesap verebilirlikten geçmektedir. Öğretmenlerimizin emeği, birikimi ve akademik başarısı görmezden gelinemez.
@HurEgitimSen@tcmeb@mebpgm@tcmuglavaliligi
#ProjeOkulları
Terör örgütü elebaşının özgürlüğünü istemek, demokrasi ve özgürlük talebi değil; milletimizin vicdanına, şehitlerimizin aziz hatırasına ve devletimizin birliğine meydan okumaktır.
Binlerce vatandaşımızın, askerimizin, polisimizin ve korucumuzun katili olan bir teröristin “özgürlüğü” için miting düzenlemek kabul edilemez. Bu topraklarda özgürlük; terörü, teröristleri ve terör propagandasını meşrulaştırmak değildir.
Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Hür-Sen olarak, dün olduğu gibi bugün de yarın da terörün, teröristlerin ve onları meşrulaştırmaya çalışan her türlü anlayışın karşısında durduk, duruyoruz ve durmaya devam edeceğiz.
Şehitlerimizi unutmadık, unutturmayacağız!
Mülakat mağduru öğretmenler ile özel sektör öğretmenlerinin Ankara’da haklarını aramak için açlık grevi yapmak zorunda bırakılması devlet yöneticilerimiz için utanç vercidir.
Mağduriyetlerinin giderilmesi, haklarının teslim edilmesi ve insanca yaşam taleplerinin karşılanması için gerekli adımların atılması gerekirken, kolluk kuvvetleri marifetiyle baskı altına alınmaya çalışılmaları kabul edilemez.
Sorunları dile getirenleri susturmak değil, taleplerini dinlemek ve adil çözümler üretmek hukuk devletinin gereğidir. Öğretmenlerin sesi duyulmalı, yaşanan mağduriyetler bir an önce giderilmelidir.
Eğitim Gücü Sendikası kuruculuğundan, Genel Başkan Yardımcılığı görevinden ve üyeliğinden bir süre önce istifa eden Sayın İsmail Akdağ, bugün Hürriyetçi Eğitim Sen ailesine katılmıştır.
Kendisine hoş geldiniz diyor, sendikal mücadelemize güç katacağına inanıyoruz.
Hürriyetçi Eğitim Sen büyümeye devam ediyor.
Sn.Bakan'ım önceden açıklanan takvime göre bugün açıklanması beklenen "Proje Okullara Öğretmen ve Yönetici Görevlendirme sonuçları hala açıklanmadı.
Bu görevlendirmelere başvuran Öğretmenler; her dakika MEB'in resmi sitesine bakmaktan yoruldu artık.
Zaten herhangi bir kriter olmadan yapılan atamalar güven duygusunu yerle bir etmişken, açıklanmayan her dakika için Öğretmenler "MEB" tepkilerden mi korkuyor düşüncesine kapılıyor.
Bir an önce görevlendirme sonuçları açıklanmalı ve her zaman söylediğimiz gibi proje okulları kriterlere bağlı olarak görevlendirme yapmalıdır.
@Yusuf__Tekin
#öğretmen
Aile bütünlüğü, Anayasa’nın 41. maddesi ile güvence altına alınmış; devletin, ailenin huzur ve refahı için gerekli tedbirleri alacağı açıkça hüküm altına alınmıştır.
Bu kapsamda, 2023 yılında ataması yapılan ve bu yıl mazerete bağlı yer değiştirme başvurusunda bulunmak isteyen öğretmenlerimizin ailelerine kavuşabilmeleri adına, hizmet süresi hesabında 31 Aralık tarihinin esas alınması gerekmektedir.
Bununla birlikte, başvuru sürecinde MEBBİS modülünde gerekli güncelleme yapılarak söz konusu öğretmenlerimizin kadrolu öğretmen statüsünde başvuru yapabilmelerinin sağlanması büyük önem taşımaktadır.
Aksi yönde bir düzenleme yapılmaması hâlinde, binlerce öğretmenimiz ailelerinden ve sevdiklerinden bir yıl daha ayrı kalacak; bu durum hem aile bütünlüğünü zedeleyecek hem de önemli mağduriyetlere yol açacaktır.
Bu nedenle Millî Eğitim Bakanlığının, mazerete bağlı yer değiştirme kılavuzu yayımlanmadan önce gerekli düzenlemeleri yapmasını ve öğretmenlerimizin aile birliği hakkından eksiksiz şekilde yararlanabilmelerini sağlayacak adımları atmasını bekliyoruz.
@HurEgitimSen@Yusuf__Tekin@tcmeb
#AileBirliğiHakkı
#ÖğretmenAilesineKavuşsun
Kayıplarımız her geçen gün artarken, açıklamalar çoğalıyor; ancak iş çözüm üretmeye geldiğinde ne yazık ki kimse elini taşın altına koymuyor.
Mayıs ayı enflasyonunun aylık %1,7 olarak açıklanmasının ardından, memurlar açısından 5 aylık verilerle kesinleşen enflasyon farkı %5,04’e ulaşmıştır. Buna Temmuz ayında uygulanacak %7 toplu sözleşme zammı da eklendiğinde, memur maaşlarına yansıyacak artış oranı şimdiden %12,40 seviyesine çıkmıştır. Haziran ayı enflasyon verisinin de eklenmesiyle bu oran daha da yükselecektir.
Ancak asıl sorun, açıklanan oranların vatandaşın günlük hayatta karşı karşıya kaldığı gerçek enflasyonu yansıtmamasıdır. Gıda, kira, ulaşım, enerji ve temel tüketim harcamalarındaki artışlar karşısında maaşlar hızla erirken, çalışanların alım gücü her geçen gün düşmektedir. Enflasyon farkı adı altında yapılan artışlar, yaşanan kayıpları telafi etmekten uzak kalmakta; sadece geçmiş dönemdeki erimeyi kısmen karşılamaktadır.
Eğitim çalışanları ve tüm kamu görevlileri artık geçici çözümler değil, refah payı da içeren kalıcı düzenlemeler beklemektedir. Aksi hâlde maaşlara yapılan her artış, daha çalışanların cebine girmeden enflasyon karşısında erimeye devam edecektir.
@HurEgitimSen
#enflasyon
Sorumluluk sınavlarında farklı seviyelerdeki sınıfların sınavları birleştirilemez.
Millî Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliğinde, “Farklı sınıflardaki aynı dersin öğrenci sayısının toplamda otuzu aşmaması halinde bu öğrencilerin sınavları birleştirilerek tek komisyon marifetiyle de yapılabilir.” hükmü yer almakta olup, bu hükümde geçen “farklı sınıflardaki” ibaresi aynı seviyedeki farklı şubeleri göstermektedir.
Buna rağmen bazı okul yöneticileri tarafından; örneğin farklı seviyelerdeki 9, 10, 11 ve 12. sınıfların tüm Tarih dersleri için tek bir komisyon oluşturularak sınav yapılmaktadır.
Oysa olması gereken; örneğin okuldaki tüm 9. sınıf Tarih dersinden sorumluluk sınavına girmesi gereken öğrenci sayısı 30’dan az ise, bu öğrencilerin tek bir komisyonda toplanarak sınava alınabilmesidir. Öğrenci sayısının 30’u aşması durumunda ise ikinci bir komisyon oluşturulmak zorundadır.
Şöyle ki; Millî Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliğinin “Sorumlu olarak sınıf geçme ve sorumluluğun kalkması” başlıklı 58. maddesinin 2. fıkrasında;
“a) Sorumluluk sınavları, ders yılı içerisinde yapılan yazılı ve/veya uygulamalı sınav esaslarına göre birinci dönemin ilk haftası, ikinci dönemin ilk haftası ile son iki haftası içerisinde; iki alan öğretmeni, bulunmaması hâlinde biri alan öğretmeni olmak üzere iki öğretmen tarafından yapılır.
b) Sınava girecek öğrenci sayısının otuzu aşması ve/veya birden fazla salonda sınav yapılması hâlinde her sınav salonu için ayrıca bir gözcü öğretmen daha görevlendirilir.
c) Farklı sınıflardaki aynı dersin öğrenci sayısının toplamda otuzu aşmaması hâlinde bu öğrencilerin sınavları birleştirilerek tek komisyon marifetiyle de yapılabilir.
ç) Sınav tarihleri ve görevlendirilecek öğretmenler okul müdürlüğünce belirlenir. Bu sınavlar, dersleri aksatmayacak şekilde hafta içerisinde yapılacak biçimde planlanır. Gerektiğinde cumartesi ve pazar günlerinde de yapılabilir.” hükümleri bulunmaktadır.
Bu hükümlerin (c) bendinde yer alan; “Farklı sınıflardaki aynı dersin öğrenci sayısının toplamda otuzu aşmaması hâlinde bu öğrencilerin sınavları birleştirilerek tek komisyon marifetiyle de yapılabilir.” hükmüne göre sorumluluk sınavlarında “farklı sınıflardaki aynı dersler” birleştirilebilir mi? “Farklı sınıflardaki aynı dersler” ibaresinden ne anlaşılması gerekmektedir?