-Bir güne bir gün seni üzmediğimi söyledin ya demin. Peki sen anne? Belki sen beni üzmüşsündür. Ben bu dünyaya sizin sayenizde gelmedim anne, sizin yüzünüzden geldim. O yüzden belki de esas olan senin beni üzüp üzmemendir. Hiç bunu düşündün mü?
-İlk ve Son
-İncecik bir ipte yürüyorum aşağısı uçurum onu da görüyorum ama kimse yutmuyor beni, kimse çekiştirmiyor.
+Peki ya düşersen?
-Uçarım o zaman
+Uçamazsan?
-Tek başıma düşmenin tadını çıkarırım o zaman.
~İlk ve Son
+Ne vakit döneceksin peki? Belli midir?
-Bilmiyorum. Lakin senden sabretmeni beklemiyorum Eleni. Zira bu çok güç. Ondandır ki karşına münasip biri çıkarsa eğer…
+Seven bir kadının ne sabrını ne de kudretini asla hafife alma Arif!
-Zaferin Rengi
Ailede güveni sağlayan otoriter bir kişi değil, paylaşılan adil ortamdır. Bu adil ortam “saygı”,”sevgi”,”halden anlama”,”dürüstlük”,”şeffaflık” ve ”iş birliği” gibi BİZ bilincini geliştiren değerler üzerine kurulmuştur. Bu değerleri yaşamak ve yaşatmak herkesin sorumluluğudur.
+İşte seni bu yüzden seviyorum. O kadar güçlüsün ki seni tanıyan herkes de görüyor bunu. Ama bir yandan içinde bir yerde her şeye inanmak isteyen bir kız çocuğu var.
-Bilmiyorum o kadar güçlü görünüyor muyum?
+Sen eğer gerçekten istersen Güneşi bile söndürebilecek kadar güçlüsün.
Belki sevmek gerçekten iyileştiricidir, insan sevmeyi ve sevilmeyi seçtiği zaman iyileşmeye de başlar. Ya da belki kendini başkalarına adamak insanı iyileştirir, kendi yaralarından saklamak pahasına.
-Zeytin Ağacı
Birini sevmek böyle bir anda olmuyor işte. Zamanla seviyorsun. Tanıdıkça, alıştıkça. Sana hata gelen şeylerini görmüyorsun. Kokusunu seviyorsun mesela. Ya da ne bileyim gülüşünü. Onun yanında olmak sana iyi geliyor. Umarım bir gün ne söylediğimi anlarsın.
-Zeytin Ağacı
Tam olarak şahane bir gündü diyebilirim. Çünkü normalde her şey böyle bir güne sığmaz ama sığdı. İyi oldu mu? Bence baya iyi oldu. Hani diyeceğim şu toparlamam gerekirse “Çok teşekkürler, iyi ki tanışmışız :)” gibi bir şey, bilmiyorum öyle bir şey işte.
-İlk ve Son
İncinme reddedilmez veya bastırılmaz. Ama yaşamın hiçbir unsuru kusur olarak görülmez. Yaşanan hayal kırıklığı bile olsa çok değerlidir.
-Kimler Geldi Kimler Geçti
Eski bir Japon felsefesi olan kintsugi, kırılan bir nesneyi eskisinden çok daha güzel ve fonksiyonel hale getirmeyi amaçlar. Bu felsefeye göre kırılma aslında bir kayıp değil, yeni bir varoluş demektir.
Kırılan nesnelerin kırılmışlıklarını görmezden gelmek yerine özellikle daha da belirgin hale getirerek onu kendi tarihinin bir parçası yapar. Parçalanmaya karşı bir mücadeledir. Yokluğa gidiş değil, kırıldığı yerden yoluna devam edebilme felsefesidir.
“Kazandığının yarısını kendi karısına harcıyor, diğer yarısını başkalarının karılarına.”
Fugui onlara doğru yaklaştı ve şöyle dedi:
“İnsanların unutmaması gereken 4 kural vardır: Yanlış söz söyleme, yanlış yatakta uyuma, yanlış eşikten girme, elini yanlış cebe atma.”
-Yaşamak