İlahiyatçı Yaşar Nuri Öztürk:
♦️ Bir tane sağlık ocağının olmadığı mahallede 20 tane cami var.
♦️ İki bin kişilik okulda revir yok ama oraya mescid açılıyor.
♦️ Çocuk düşse bacağı kanasa gideceği revir yok.
♦️ İnsanlıktan zerre nasibini alan bu zihniyetle mücadele eder
Ümit Özdağ'ın geçmiş konuşması:
• Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin için yasa değiştirilip profesör yapıldı.
• Profesörlükte 5 yıl kalmadan rektör olamazsınız oldu.
• Başkanlık rejimininin en fazla kollanan bürokratı.
• Yusuf Tekin "Liyakatsizlik" kelimesinin karşılığıdır.
Bu iki kişinin yönettiği ülkede günde 3 kadın, 6 işçi öldürülüyor.
Ülkenin yarısı açlık sınırı altındaki asgari ücretle, kalan yarısı az üzerinde hayal bile kuramadan, hayatta kalmak için çalışıyor.
Şehirlerinin %80’i-90’i maden şirketlerine peşkeş çekiliyor. Ormanları yanıyor, dereleri kuruyor, denetlenmeyen yurtlarında, otellerinde insanlar yanarak ölüyor.
Sağlık parayla, eğitim parayla, adalet bile parayla!
Bu iki kişinin yönettiği ülkede çocuklar yarı aç gittikleri, geçtim güvenliği görevliyi tuvaletlerinde bir sabun olmayan okullarda, hayattan hiçbir beklentisi kalmamış, insanlıktan ��ıkmış, çıkartılmış başka çocuklar tarafından bir gün değil iki gün üst üste katlediliyor.
Ama bu iki kişi çıkıp acının siyaseti olmaz diyor.
Acının siyaseti olmaz mı?
Peki.
Kendinden başka hiçbir şeyi düşünmeyen siyasetçilerin yaşattığı acılar oluyor ama, hem de çok büyük oluyor.
Timur Soykan: Bizim Milli Eğitim Bakanımız ne yapıyor biliyor musunuz? Bir okula güvenlik temin etmek, bir öğün yemek vermek... Bunlar onun gündemi değil. Onun gündemi tarikatları okullara doldurmak...
Okullara güvenlik bulamıyorlar ama imam buluyorlar...
iki çocuk dışarı çıkıp birer simit yiyip birer meşrubat içse 500 lira. iki ergen bi sinemaya gidip birer kahve içse 1.000 lira. çocukları sanal dünyaya hapseden sizsiniz
Kadın tecavüzcüsüyle evlendirilmiş.
Çocuğu olmuş. Aynı kansız kendinden olan öz çocuğuna da tecavüz etmiş. Bizi kurtarın diye bağıran kadını duymamış gündem etmemişler. Kadın kızıyla birlikte ölünce rahatsız oldukları konuya bak.
Cenazede başı açık kadınlar ve hoşlarına gitmeyen ses tonları.
Zeka ve ahlak seviyenize inerek konuşuyorum.
Cennet cehennem falan vardır umarım cidden ya. Zira şeytanla kapışırsınız ama cehennemde yanma fikri size çoook yaraşır.
@volakoglu@MahinurOzdemir çocuklarla ilahi söylemeyi, iftar fotoğrafları paylaşmayı bırakıp işinizi yapsanız da tacize uğramış çocukların böyle muamele görmesini engelleseniz, kabine arkadaşlarınızla konuşsanız çareler üretseniz o zaman halkın vergilerinden aldığınız maaş helal olur.
Kızım ana sınıfına gidiyordu. Birgün evdeyken dedi ki, sınıfta bilgisayardan anlamadığım bir dilden müzik dinletiyorlar. Diğer gün okula gittim, öğretmene sordum. Evet, ilahi açıyoruz bazen dedi. Dedim ki, hocam biz Aleviyiz. Yahudi, Hristiyan da olabiliriz. Veya hiç bir dine inanmıyor da olabiliriz. Sınıfta ne dinlettiğiniz idare ve velilerin konusudur. Bundan sonra sınıfta ilahi dinleteceğiniz zaman, yardımcı kadın çalışan kızımı oyun alanına götürecek, yanında bekleyecek, sonra sınıfa dönecektir. Müdüre de durumu bu şekilde ilettim. İkisi de anlayışla karşıladılar. Demem o ki, bu tür konularda, veli olarak tutumunuzu öğretmen ve idareye bildirin. Ben lisede okurken, dua bilmediğim için din dersi sözlüsünden üç tane 1 notu verilmiş biriyim. Neredeyse sınıfta kalıp, üniversite 2. Basamak sınavına giremeyecektim. Aynı tramvayı çocuğum yaşasın istemedim. Bu yüzden din dersleri seçmeli olmalı.
Fulya, yurt dışındaki okullarda kilise müzikleri çalmıyor, çocuklar bahçede "amenohh" diye zıplamıyor, millî eğitim yazı bildirgesi ile çocukları zorla kiliseye götürmüyor, müfettişler okula gelip "Hristiyanlık nedir, Trump'a hakaret ediyor musunuz?" diye çocukları taciz etmiyor.
2.5 yıldır İngiltere’de yaşıyoruz. Bu ailenin geldiklerini de birebir takip ediyoruz, çünkü bunlarla aynı vizeyle geldik. Biz sonra vizemizi burada kalıcı olan başka bir vize çeşidine eşimin aldığı iş teklifi sayesinde çevirebildik. Fakat öncesi gerçekten çok stresliydi. Burada yaşayan göçmen için en ciddi sorun öncelikle vize sorunu, son dönem sertleşen göçmenlik politikaları bunu daha da zorlaştırıyor ne yazık ki.
Öte yandan İngiltere’de yaşamak konusunda diyebilirim ki, evet burası hiçbir yer gibi Alice Harikalar Diyarı değil. Her yerin artı ve eksileri var. Ben Türkiye’de ya da İngiltere’de olmayı artı ve eksileriyle görünce buradaki hayatımız çok daha ağır basıyor bizim için. Ekonomik olarak değil, sosyal koşullar, sosyal olarak güvende olma hissi ve eğitim şartları açısından burası çok önde. 2 tane çocuğumuz olduğu için bu çok belirleyici bizim için.
Yurtdışına son dönem yerleşen “beyaz yakalı” denilen göçmenlerin en büyük baş etmeleri gereken sorun(vize iş oturum sorunları yoksa tabi) “ben kimim” sorusuyla baş etmek diye düşünüyorum. Çünkü gittiğiniz ülkede yeni bir kimlik inşa etmek durumunda kalıyorsunuz ve bu hali hazırda çok oturmuş bir kimliği olan kişi için çok çatışmalı bir konu.
Kişinin ne kadar çocukluk travması, çözülmemiş çatışmaları varsa bu kimliği inşa ederken karşısına çıkabiliyor. Bu kısım psikolojik olarak zorlayıcı. Bazı ülkeler bunu daha zorlayıcı yaparken, bazıları ise daha da kolaylaştırabiliyor tabi ki. Ben kimim sorusunu sorarken cevabını bulamayan kişi tabi ki “ben kimdim” e takılıyor ve gittiği ülkede de küçük bir Türkiye içinde yaşamını sürdürebiliyor. Bu da bir savunma mekanizması ama nihayetinde.
Sonuç olarak gitmenin ya da kalmanın başarı ya da başarısızlıkla ölçülmemesi gerektiğini düşünüyorum. Herkesin hayat tercihleri, öncelikleri ve koşulları var. Gitmeyi ya da kalmayı belirleyenler bunlar.
babalada anne ve bebeğine ulaşıldı denildi, sevindik. sonra haber geldi, anne, bebeğini emzirir halde ölmüş. bebek, ölü annesinin memesinde hayatta. 6 şubat asla affedilemez koskoca kapkaranlık bir utanç