@ailevecalisma@ZehraZumrutS Annelik en kutsal meslektir.
Bakıcılara vereceğiniz desteği ev hanımı diyerek küçümsenen o çocukların annelerine verseniz de, bu aileler dağılmasa... Ev hanımlığı resmi bir meslek olsun, annelik değer bulsun! @anakaddernegi@ZehraZumrutS
Bana öyle geliyor ki; iş hayatında başarıyı sağlayan en önemli unsur, iş arkadaşlarını, ortamı, kurumu, ekibi sevmek ve sevildiğini hissetmek.
Evet doğru duydunuz, yalnızca işini sevmek yeterli değil. Sevdiğiniz işinizi severek yapacağınız bir ortama ve ekibe sahip olmak, +++
saygı görmek, güven duymak ve inanmak gibi gözle görülmeyen kıymetli sebepler başarıyı sağlayan, gönüle dokunan en önemli unsurlardır.
Herkes maaş verebilir, etiketiniz de yetkiniz de üstün olabilir ancak sevilmediğiniz ve değer görmediğiniz bir yerde
Geçen gün mutsuzluk, isteksizlik ve içe kapanma şikayetiyle bana getirilen bir çocuk değerlendirdim.
Çocuğun olağan bir gününü sordum.
06: 30’da kalkıyor.
07: 00’da servise biniyor.
08: 00’da ders başlıyor.
Okul saat 17:00’de bitiyor.
Eve saat 18:00 gibi adeta ölmüş gibi varıyor. Hemen yemek yiyor
19:00’da ödevler ya da özel ders yapmaya başlıyor.
20:00’de ödevler bitiyor.
21:30’da uyuyor.
Haftasonu dersane ve kurslar var.
Sizce doğasından bu kadar koparılan birinin bu kadar depresif olması anormal mi?
“Ev hanımı” olduğu için anneme “çalışmıyor” derdim. Şimdi anlıyorum ki, annem resmen, tüm gücüyle çalışıyormuş. Hem de ücretsiz, karşılıksız. Yani sömürülüyormuş. Ev hanımı tüm kadınlar, emeğini bedavaya satan, sömürülen kadınlar. Ev içi emek ücretlendirilmek zorunda.
2 yıl önce, oğlum henüz 4 yaşındayken camiye gitmi��tik.
Vakit namazı bitmiş, camide kimse yoktu. Sadece ikimiz...
Namazı kıldık (oğlum biraz eşlik etti sonra camide koşturmaya başladı), bitti.
Baktım minbere bakıyor. Daha önce cumaya götürmüştüm, görmüştü hocayı hutbede.
Çıkmak istedi çıkardım. "Ama buraya çıkıyorsan bir şeyler söylemelisin" dedim.
"Ne söyleyeyim baba?" diye sordu, "Burada insanlar var diye hayal et, onlara ne tavsiye etmek istersen onu söyle" dedim.
"İyilik yapın, hırsızlık yapmayın, çocuklara bağırmayın" falan bir şeyler söyledi ve indi.
Tam camiden çıkacakken odasından caminin hocası çıktı. Elinde iki tane çikolatalı gofret. (Bizi izlemiş benim de haberim yok)
"Ben hiç senin kadar güzel konuşan hoca görmedim, arada gel de benim yerime sen konuş" dedi ve çikolataları verdi.
Bizim oğlan hem takdiri hem çikolataları almış, havalara uçuyor. Herkese anlatıyor.
O günden beri, marketten o çikolatadan alırken en az 10 kere bu anısını anlattı yanında kim varsa.
Geçen gün de sohbet ederken "Ne tatlıydı o çikolata baba" diye anlatıyor, halbuki her gün yediği şey çikolata..
Cumaya gittiğimizde küçük diye ilgi gösterenlere "Ben de oraya (minbere) çıkıp konuşmuştum" diye hava atıyor :)
Velhasıl ben elimden geleni yaptım ama belki de kalbinin camiye ısınmasında en büyük pay o hocanın verdiği takdir çikolatalarıydı.
Allah razı olsun...
Mesele çikolata değil; takdir edilmiş, cami hocasından aferin almış olmasıydı.
Bu ne zaman aklıma gelse hep şunu derim, bu anıyı da sırf bunu demek için yazdım;
Çocukların kalbinin İslam'a ve camiye ısınması aslında böyle çok küçük şeylere bağlı.
Yaşı küçük çocuklarda küçücük bir anı, çok büyük etkiler bırakabiliyor.
Ama camilerin çoğunda, yazları açılan Kur'an kursları dışında pek bu yönde çalışma yapılmıyor.
İstisnalar illa ki vardır ama çoğu çocuk da Kur'an kurslarına ailesi zorladığı için gidiyor. Çünkü onlar da sadece okul, sadece eğitim formatında ilerliyor.
Oysa bir çocuğu eğitmenin en güçlü yolu; önce onu eğlendirmek, onun hoşuna gidecek küçük dokunuşlar yapmak..
İnşallah bunun yeterince yapıldığı günleri görürüz...