Hanta virüs paniği çıkmaz. Pandemi yaratacak yapıda olmadığı söyleniyor.
Sorun, bir gün gerçekten ciddi bir pandemi riski olduğunda Kovit tiyatrosu yüzünden kimse yetkililere inanmayacak...
Biontech, Covid-19 aşısı üretimini durdurma kararı almış.
Yararlı bir şeyse niye durduruyorlar?
Zararlı bir şey olduğu için durduruyorlarsa, milyarlarca insanın sonu ne olacak ?
Aşı olmayanlar vatan hainidir diyen, kız bile verilmeyecek diye bas-bas bağıran pabucumun proflarının, bu sondan sorumluluğu olacak mı?
Bill'in Kurulu kaç askerimize, polisimize, çoluk çocuğumuza ne vurulduğunu biliyor mu?
Ya siz, anne - babalar hâlâ bebeklerinize-çocuklarınıza aynı laboratuvarlardan çıkan
" Şey " leri vurdurmaya nasıl cesaret edebiliyorsunuz ?
" Onam " imzası atanlar, hâlâ hacamat olmadınız mı?
Öyleyse, Anten olmuş beyninizle çok çekicisiniz. 5G ayarını iyi çekersiniz. 4000 mhertz mi desem, 60 000 mi ?
Onu kimse bilmiyor 😳
Bundan sonra yazdıklarım da vardı.
Da !
Sildim .
Onu da siz öğrenin.
4000-60 000 Mhertz de graphane'e neler olabilir, bir bakın.
Filmler falan da var.Frekans diyorlar ‼️
"SİGARA YASAKLARIYLA KAMU SAĞLIĞINI DÜŞÜNÜYORLAR" ÖYLE Mİ?
HAYATIMIZ;
Hastalıkların bir "virüs" ya da mikropla dışarıdan taşındığı/bulaştığı iddiası, "mikrop teorisi" şarlatanlığı gerekçesiyle, kordon bağının kesilir kesilmez yeni doğanların, okul çağı çocuklarının, gencinin, yaşlısının -koruyucu bağırsak bariyerlerine uğramadan- doğrudan kan dolaşımına zerk edilen; alüminyum, cıva, formaldehit, polisorbat80, monosodyum glutamat, gentamisin sülfat, setiltrimetilamonyum bromür, glutaraldehit, hücre kültüründen gelen filtrelenmemiş insan fetüs ve hayvan ölü hücre parçaları gibi sayısız toksik pisliği barındıran; daha 100 sene öncesinde esamesi okunmayan peyda olduktan sonra ise "genetik hastalık" diye sahtekârca tanımlanan bir otizmin, bir SMA'nın en birincil müsebbibi; kısa ve/veya uzun vadede, en basit alerjik reaksiyonlardan otoimmün hastalıklara (insan fetüs hücre hatları sebepli), nörodejeneratif hastalıklardan ensefalit, menenjit vb. inflamatuar hastalıklara dek daha nice ve çok çeşitli sağlık problemlerini ortaya çıkaran, sakatlayan ve öldüren AŞILARLA,
Altta yatan gerçek nedenle ilgilenmeyen, sadece semptomları değerlendiren bir teşhis usulünün eseri olarak, tedavi etmekten tamamen uzak, sadece semptom baskılayan ve vücutta bir dizi tutarsız kimyasal reaksiyona sebep olan ve hâliyle esas sorunu zamanla şiddetlendirip azdıran, neredeyse tamamı petrokimyasallardan üretilen İLAÇLARLA,
Hamilelikte kullanıldığında yeni doğanda kanama riski oluşturan (K2 vit. bağırsaklarda bakteriler tarafından sentezlenir), aşırı kullanımında kist hidatik'in ve çeşitli kistlerin, miyomların tek müsebbibi, bağırsak hasarları, karaciğer hasarları meydana getiren, "canlılık karşıtı"/mikrofloranın katili ANTİBİYOTİKLERLE,
İnsan ve hayvan vücudunun bizzat kendi hücrelerinin ve mikroplarının ortamın toksisitesine göre pleomorfizm yeteneği gereğince dönüşmüş halleri, vücudun güçlü toksin yapılarıyla, dokularda birikmiş ağır metallerle mücadeleci şifa ordusu parazitleri felç ederek öldüren, dolayısıyla vücudun toksisite ile mücadelesinin önüne geçen, "kansere çare" diye pazarlanırken asıl kanserojen etkenin ta kendisi olan, kadınlarda ve erkeklerde yumurtalıklarda birikim yaparak kısırlığa sebep oldukları sayısız bağımsız çalışma ile ortaya konmuş, daha birçok sağlık hasarının bir numaralı sorumlusu ANTİPARAZİTER İLAÇLARLA,
Epifiz bezinde birikerek epifiz bezinin bilişsel faaliyetlerden (sorgulama, kritik etme, mantık yürütme, analiz etme vb.) sorumlu olan melatonini üretmesini engelleyen FLORÜRLÜ ve çok düşük seviyelerde sadece solunması hâlinde bile ciddi akciğer hasarları meydana getiren, belli maruziyetiyle atardamar sertleşmesinden, kansere, kalp problemlerine dek bir dizi olumsuz sağlık etkisi olan KLORLU ŞEBEKE SULARIYLA,
Baryum ve alüminyum partikülleri (BA-AL) püskürtmesiyle böylece havayı, suyu, toprağı/habitatı ağır metallere boca eden CHEMTRAİL'LE,
Endüstriyel tarımda, bitkiler tohum - fide - olgunluk evresine gelene dek, her bir zerresine nüfuz edecek denli (öyle ki bitkiler başta bakırı, bünyesinde olması gereken pek çok minerali ve vitamini dışlar hâle gelir) kullanılan ve bu bitkiler aracılığıyla insan vücuduna giren, başta hormon sistemi bozukluklarından nörolojik bozukluklara dek bir yığın sağlık sorunu üreten PESTİSİTLERLE,
Kaynağı kaya tuzu olsa da, bu doğal tuzun içerisinden 80'den fazla hayati mineralin ve iz elementlerin alınmış olduğu ve böylece artık insan vücudu için "agresif" forma kavuşan, vücudun su - tuz dengesini, mineral dengesini; dolaşım sistemini, sinir sistemi fonksiyonlarını vb. alt üst eden RAFİNE TUZLA,
"Zararlı bakteri" yalanıyla pastörizasyon işleminden geçen ve bu işlem sonucunda protein yapısı tamamen bozulan, vitamin ve minerallerinin neredeyse tamamını kaybeden, artık beyaz toksik bir sıvı haline gelen PASTÖRİZE SÜTLE,
Daha yumurta içindeyken bile (in - ovo) aşılama yapılan, civciv halinden olgunluğa dek sprey/dumanlama (kafes sırasına püskürtme), içme suyu, göz/burun damlası, doğrudan enjeksiyon, kanat zarı batırma vb. yöntemlerle ağır metaller ve sayısız toksik malzemeyle dolu aşılara sürekli maruz kalan; düzenli olarak, bağırsak floralarını bozan, sindirim sistemlerini tahrip eden, organ hasarına yol açan antibiyotiklere maruz kalan, kelimenin tam anlamıyla gün yüzü gösterilmeyen, KAFES USULÜ KÜMES HAYVANCILIĞININ BERBAT ESERİ TAVUKLARIN TOKSİK ETİYLE,
Sayısız toksik katkı maddesiyle (koruyucular, yapay tatlandırıcılar, yapay aroma vericiler, emülgatörler vs.) harmanlanmış, sağlık adına faydalı neredeyse hiçbir besin değeri bulundurmayan ENDÜSTRİYEL İŞLENMİŞ GIDALARLA,
Formül olarak hücrelerin kullanabileceği yağlara çok benzediği için hücreleri kandırarak hücre zarından içeri sızan ve artık hücrelere doğru yağların girmesine mani olan; hücrelerin enzim üretmesine, reseptör organellerinin hasar almasına sebep olan ve böylece hücresel bozulmalarla gelen çeşitli hastalıklara kapı aralayan TRANS YAĞLARLA,
Sayısız toksik kimyasalla formüle edilen DETERJANLARLA, TEMİZLİK VE KOZMETİK ÜRÜNLERİYLE,
Belli süre - şiddette maruziyetiyle "programlanmış hücre ölümleri"ne, "savunma sistemi" yıkımına, kansere, nörodejeneratif hastalıklara, endokrin sistemi bozukluklarına vb. daha pek çok hastalığa yol açan ELEKTROMANYETİK FREKANSLARLA
Vücutta birikim gösterdiği bölgelere göre - atardamarlar, beyin, yumurtalıklar, bağırsaklar, akciğer vb.- çok çeşitli sağlık problemleri geliştiren (kardiyovasküler sorunlar, demans, alzheimer, sperm sayısı ve kalitesinde düşüş, over hasarı, embriyo gelişim sorunları, kronik bağırsak iltihabı, solunum yolu hastalıkları vs.) mikroplastikleri saçan/salan POLYESTER, POLYAMİD, AKRİLİK GİBİ GİYSİLERLE, PVC'DEN YAPILMIŞ TÜM EŞYALARLA,
VE DAHA NİCE ZEHİRLE VE ZEHİRLEME ARAÇLARIYLA ÇEPEÇEVRE KUŞATILMIŞ DURUMDAYKEN,
ve bunların hiçbiri için yasaklar getirilmemiş/getirilmiyorken,
SİGARA YASAKLARININ GERÇEKTEN KAMU SAĞLIĞI ADINA GETİRİLDİĞİNE İNANMAK MÜMKÜN MÜ?
Şahsen, sigaranın sadece bir "günah keçisi" seçilmediğine - yukarıda saydıklarımın önemli çoğunluğu, bilhassa ki aşılama programları, açık bir soykırım girişimidir, dolayısıyla gönüllülük esasına dayanamaz, topyekun ortadan kaldırılmaları, yasaklanmaları gerekir. Yine, bir aşının verdiği/vereceği sağlık hasarlarıyla sigaranın verdiği/vereceği hasarlar kıyas dahi kabul etmez. - geri planda başka hesapların döndüğüne de kani olacağım.
Misal, sigara yasaklarıyla uyuşturucu kullanımının yaygınlaşmayacağının garantisini kim verebilir?
Not: Son 1,5 senedir (öncesinde, öyle uzun süre ve düzenli kullanım geçmişine de sahip değilim) sigara kullanmıyorum. Uzun zamandır da birisi yanımda sigara içtiğinde bundan rahatsız olacak derecede, sigara içmediğim zamanlarda olduğu gibi hassasiyet geliştirdim. Fakat bu kimselere yanımda sigara içmemeleri yönünde bir talepte bulunmadım, rahatsızlığımı dile getirmedim, getirmem.
Özellikle açık alanda, burnumun dibine dibine üflenmediği takdirde, sigara dumanının kimyasalları yüksek oranda havayla dağıldıktan ve burnumun filtrasyonundan sonra aldığım şey sadece koku; daha çok sigara kağıdının yanık kokusu.
"Ben sigara içmiyorum öyleyse kimse içmesin."
"Ben sigara içilmesinden rahatsız oluyorum, sigara yasaklansın." diyebilmeyi, "araba gürültüsünden rahatsız oluyorum, arabalar yasaklansın" demekle eşdeğer görüyorum, hatta daha da ilerisi...
Bu, Jakoben kafa yapısının bir dışavurumudur.
Ve bugün sigara yasaklarına başta benim gibi sigara kullanmayanların itiraz etmesi gerektiğini düşünüyorum.
Sigara içmeyenler, eğer bugün bu yasakları memnuniyetle karşılayıp itiraz etmezse, yarın, kendilerinin kıymetlilerine ve en kıymetlilerine sıra gelir.
"Kamu sağlığı adına..." denilerek getirilen sigara yasakları; "kamu sağlığı adına...", "sağlığınız adına...", "iyiliğiniz adına..." gibi erdem maskeleri büründürülmüş, ardı arkası kesilmeyen yasaklara evrilir.
Toplumlar işte böyle kademe kademe köleleştirilir.
Tekrar Buraya yazıyorum 160 binden fazla dağıttım, seneye 200 bin’den fazla üçüncü yıldan itibaren tüm Türkiye’nin ata tohumları karşılayacağım. Kısırlaşmış tohumlarınızı da alıp defolup gideceksiniz.
Birileri bu tweetimden rahatsız oluyor hemen saldırıya geçiyorlar. Neden? Çünkü Ata tohumları demek bağımsızlık demek, sürdürülebilirlik demek, her yıl küresel tohum baronlarına haraç vermemek demek. Kısır tohumlarınızı alıp defolup gideceksiniz
MEB bu öğretmenlere artık bir dur desin. Pedagoji falan ne varsa hepsinin canına okudular. Fenomen olacağız diye çocuklarımız öğretmenleri tarafından istismar ediliyor.
AŞILAMA ZORUNLU OLUR - OLMAZ, TARTIŞMASINDAN SIYRILIN.
"AŞILAMA PROGRAMLARI TOPYEKUN YA ORTADAN KALDIRILMALIDIR YA KALDIRILMALIDIR!" DİYE HAYKIRIN!
Bu ülkede, Türk Milletinin Meclisine, Türk Milletini zorunlu olarak aşılamayı/soykırıma uğratmayı mevzuata bağlama teklifi verildi!
Bu ülkede, Türk Milletinin Meclisine, Türk Milletini zorunlu olarak aşılamayı/soykırıma uğratmayı mevzuata bağlama teklifi verildi!
Bu ülkede, Türk Milletinin Meclisine, Türk Milletini zorunlu olarak aşılamayı/soykırıma uğratmayı mevzuata bağlama teklifi verildi!
"Vekil" kılığındaki, esasta asla o mertebeye ve hakka erişemeyecek hainler aracılığını kullanan, "çocuklarımızın sağlığı için..." söylemiyle maskelendirilen, oysa en önce çocukların bedenlerine, tüm Türk Milletine yönelik olan aşağılık bir saldırı girişimi...
Hiç şüphe yok ki, er ya da geç bertaraf edilecek; Kurtuluş Harbinde, "top" ile yaptıkları saldırılarının bertaraf edildiği gibi, bugün "tıp" ile yaptıkları saldırıları da öyle...
Yeter ki,
Saldırıların şekli ve araçlarının değişebileceği fakat gerçek düşmanların değişmeyen hep aynı kişiler/merkez olduğu görülebilsin.
Ve onların elinde modern tıbbın/Rockefeller tıbbının en kullanışlı, en işlevsel ve en güçlü yıkım aracı olduğu anlaşılabilsin.
Yeter ki,
Bugün bir buz dağının görünen yüzü misali ancak ayyuka çıkan/çıkarılan "Epstein çetesi"nin belli bir zamana ve çok sınırlı sayıda servis edilen bir listede yer alan birkaç kişiye indirgenemeyeceği; aşıları formüle edenlerin, aşıların yapılma gerekçesi olarak hastalıkların virüslerle ya da mikroplarla d��şarıdan taşındığı/transfer edildiği/bulaştığı teorisini/iddiasını ortaya atanların, tüm ilaç - aşı şirketlerini bu iddia üzerine temellendirenlerin, tıbbiyeyi/tıp eğitimini daimi olarak ilaç - aşı şirketlerinin menfaatini koruyup kollama hâlinde şekillendirenlerin, doktorları "ilaç reçete et - komisyon kes/aşı enjekte et - komisyon kes" döngüsü içerisinde ilaç - aşı şirketlerinin kârını artırdıkça ancak kendilerinin de kâr edeceği bir mümessillik düzeninin basit birer elemanları haline getirenlerin, böylece gerçek tıbbı tamamen ortadan kaldırıp Rockefeller Tıbbını tesis edenlerin "Epstein çetesi"nin en azılı üyeleri olduğu ARTIK TAMAMEN İDRAK EDİLEBİLSİN!
Bu noktada geçtiğimiz günlerde yayınladığım, "Aşı Olmamak/Yaptırmamak İçin 7 Neden" sıraladığım bu yazı dizisini tekrar gündeme getirmem elzem oldu: https://t.co/M050NLWymA
NEDEN AŞI YAPILMAMALI/YAPTIRMAMALISINIZ?
1- "Virüs" diye bir biyolojik patojen yoktur.
"Lab. üretimi virüs" söylemi de tamamen zırvalıktır.
Virüs palavrasının ortaya atıldığı yıllardan (100 seneyi bile bulmaz) günümüze, tek bir bilimsel yöntemle tek bir virüs dahi saflaştırılıp, izole edilip gösterilememiştir.
1950'lerden günümüze "virüs izolasyonu" için altın standart kabul edilen tek yöntem, "hücre kültürü yöntemi"nde, KONTROL DENEYİ YAPILMAZ.
Hiçbirinde...
Ve virüs tespit ettiği iddia edilen diğer tüm testler (antikor testleri, PCR vs.) bunların sonuçları daima yoruma/yanlış yoruma dayalıdır, yani hileye, düzenbazlığa, manipülasyona son derece açıktır.
Tek bir bilimsel çalışma, yöntem, test vs. yoktur ki tek bir virüsün varlığını dahi gösterebilmiş olsun.
Evet,
KRAL ÇIPLAK: VİRÜS DİYE BİR ŞEY YOK! - https://t.co/EO0F0njHBC
2- Bakteriler, mantarlar vs. mikroplar ve parazitler asla hastalık nedeni değildir ve bilakis bunlar bizi sağlıklı çizgide tutan organizmalardır!
Tek bir mikrobun dahi canlı & sağlıklı dokuya saldırabileceğini/enfeksiyona sebep olabileceğini gösteren tek bir bilimsel kanıt yoktur.
İnsan ve hayvan vücudunun içinde ve dışında yer alan trilyonlarca mikrobun (sadece insan vücudu kendi hücrelerinin 100 katı ve daha fazlası kadarı mikroplarla doludur) tekinin dahi, altta hiçbir toksisite maruziyetinin yatmadığını göstererek sadece bu organizmanın hastalığa doğrudan sebep olduğunun mevcutta tek bir kanıtı yoktur.
Mikropların tek görevi, miadı dolmuş ve ölmekte olan ve ölmüş hücrelerden vücudu arındırmaktır.
Dokularda biriken, hücreleri çevreleyen toksin yapılarıyla da baş etmeye çalışırlar. Onları parçalar, çözer ve enzimleriyle dönüştürüp biyoyararlanıma kazandırırlar, tıpkı doğada yaptıkları gibi.
Evet, sorunlu bölgede -ki aslında bu bölge toksin yapılarının birikim gösterdiği ve nihayetinde hasar verdiği bölgedir- çoğalarak/sayıca artarak görülürler zira orada olmalarının sebebi, toksin yapılarıyla vermiş olduğu mücadeleyi kaybederek ölen hücrelerin bir anlamda cesetlerini ortadan kaldırmak, ayrıca toksisitenin diğer bölgelere yayılmasını engellemek adına bir temizlik ve aslında bir tedavi sürecini başlatmaktır.
Mikroplar, insan ve hayvan vücudunun gerçek tedavi unsurlarıdır.
Parazitler ise kan hücrelerinin ve mikropların toksik ortamın şiddetine göre, "pleomorfizm"e uyarak, form değiştirmiş hâlleridir. Parazitler, canlı dokuya saldırmadan ağır metalleri, güçlü toksin yapılarını bünyelerinde toplar, onları bakterilerden daha güçlü enzimleriyle biyoremediasyon yetenekleriyle zararsız ve hatta yararlı yapılara dönüştürür. Dışarıdan gelmezler, kendi bakterilerimizin ve kan hücrelerimizin dönüşmüş halleridir. Yine anlatıldığı gibi "konağa" zarar vermezler; bilakis dokuların ağır metalleri absorbe etmesini engelleyerek "konağa" fayda sağlarlar.
Özetle;
Hastalıkların mikroorganizmalarla nedensel hiçbir ilgisi yoktur! Hastalıkların tek sebebi çeşitli şekillerde toksisite maruziyetine uğramaktır. Doğrudan kan dolaşımına sokularak, solunarak, yenilip - içilerek, cilt üzerinden ve elektromanyetik alana maruz kalınarak vs. vücuda giren yahut vücutta ortaya çıkan toksinlere/meydana gelen toksisite ortamına karşı hücreler, mikroplar ve parazitler mücadele içine girer. Ve aslında, hastalık dediğimiz durum, tüm bu mücadele sürecinin ta kendisidir.
"Epstein çetesi" -Rockefeller Tıbbı ve Rockefeller Tıbbını var edenleri, yazı boyunca artık canlılık düşmanı öjenist "Epstein çetesi" olarak anacağım- insan ve hayvan vücudunu daima sağlıklı çizgide tutmaya çalışan canlılığın demirbaşı olan bu organizmaları, hastalığa sebep olmakla suçlar.
Bu durum tıpkı yangın mahalline yetişip yangını söndürmeye çalışan itfaiye erlerinin yangını çıkarmakla suçlanması gibidir.
Öylesine ahmakça!
Elbette öylesine kasıtlı...
İnsanlar ve hayvanlar bir mikrop havuzu.
Doğa bir mikrop okyanusu.
Eğer "Epstein çetesi"nin iddia ettiği gibi mikropların önemli bir kısmı canlı & sağlıklı hücreye, dokuya zarar verme eğiliminde olsaydı, sadece 1 gün içerisinde yeryüzünde mikroplardan başka bir yaşam formu kalmazdı.
Bu da canlılığın hiç var olamayacağı anlamına geliyor.
MİKROP TEORİSİ BİLİMSEL KANITLARLA YIKILIYOR: https://t.co/E0MGjtg7Wx
Not: Aşı olmamak/yaptırmamak için sadece bu 2 neden yeter de artar da...
Çünkü "Epstein çetesi"nin insanlığa aşı dayatmasının yegane gerekçesi, hastalıkların virüslerle ya da mikroplarla dışarıdan taşındığı/transfer edildiği/bulaştığı iddiasının ta kendisidir.
"Salgınların önüne geçmek için..."
"Kitlesel bağışıklama için..."
"Kamu sağlığı için..."
"Çocuklarımızın sağlığı için..."
vb. martavallar, çocuk istismarcılarının çocukları kandırmak için onlara uzattığı elma şekeri misalidir.
Zorunlu aşılama teklifi verenlerin, genel olarak tüm aşı propaganda çevresinin aşı dayatma gerekçelerine dikkat kesilin, hiç değişmez; hep aynı yalanlar, hep aynı masallar, hep aynı elma şekerleri...
Oysa, virüs diye bir şey yoktur ve tüm mikroplar dosttur.
En hafif ifadeyle, aşı olmak/yaptırmak için geçerli hiçbir gerekçe yoktur.
Eğer ki "Epstein çetesi"nin "mikrop teorisi" şarlatanlığının yerinin, en kötülerin yer aldığı tarihin çöplüğü olduğunu görebilirseniz, aşıların yerinin de sizin ve çocuklarınızın kan dolaşımı değil, kanalizasyon olması gerektiği anlayabilirsiniz.
Not 2: Virüs diye bir şeyin var olmadığı ve tüm mikropların dost olduğu bilgisinin pek çok insanı ilk etapta derinden sarstığının farkındayım.
Bu insanlara söyleyebileceğim şudur:
Lütfen, zihninizi açın.
Sizlere vermiş olduğum yazı dizilerinde akledenleriniz için gerekli tüm kaynaklar ve kanıtlar mevcut.
"Epstein çetesi"nin/sistemin önünüze kanıt diye getirdiği bilim soslu sahtekarlıklar ile bağımsız, gerçek kanıtlar arasında uçurumlar olduğu gerçeğini bilin.
Sorular sorun, kritik edin.
Aşı propaganda çevresinin en uzman geçinenine şu soruyu yöneltin: "Bana/bize, kontrol deneyi sağlanmış tek bir 'virüs izolasyon çalışması' gösterebilir misin?"
Yahut sorun, "tek bir mikrobun canlı & sağlıklı bir hücreye, o hücrede hasar bırakabilecek tüm etkenler (toksinler, aç ve susuz bırakılma, doğal çürüme etkenleri olan foton, sıcaklık, nem vb. faktörler) dışlanmış olduğu haliyle, zarar verdiğini, saldırdığını gösteren tek bir deney, çalışma gösterebilir misin?" diye.
Mikropların, hücrelerin çeşitli sebeplerle hasta edilmesi sonrası ortama -ölü hücre atıklarını tüketmek üzere- ancak çekildiğini, yani hastalıkların nedeni değil sonucu olduğunu açıkça gösteren deneylerin (https://t.co/eLyZneublN) aksine, kendi iddialarını destekleyebilecek tek bir gerçek kanıtları var mı?
Böyle bir kanıtları yok ve hiçbir zaman da olmayacak.
Bunu anladığınızda, son 200 senedir insanlık tarihini işgal eden "mikrop teorisi" şarlatanlığı, sizin hayatında miadını doldurmuş olacaktır.
Ve işte o zaman, ruhunuz ve bedeniniz "Epstein çetesi"nin elinden sonsuza dek korunacaktır.
Zihninizi açın.
3 - Aşılar son derece toksik/zehirli malzemelerle formüle edilir!
Aşılar alüminyum, cıva, formaldehit, polisorbat80, monosodyum glutamat, setiltrimetilamonyum bromür, glutaraldehit, neomisin sülfat, gentamisin sülfat, filtrelenmemiş insan ve hayvan hücre parçaları vb. nörotoksik, kısırlık toksini ve kanserojen içeriklerle doludur.
Açıklanan bu toksik malzemelerin haricinde, ilaç - aşı şirketleri aşıların içerisine dilediği gibi bir ya da birkaç zehir ekleyebilir ve bunu gizli tutabilir.
4- Aşılar, ilaç şirketlerinden tamamen bağımsız bir kurum tarafından denetlenmez!
Aşılar, üreticileri olan şirketlerden bağımsız olarak tek bir laboratuvar testinden geçmez.
Dolayısıyla aşıların gerçek bir güvenlik testi mevcut değildir.
Aşıların testlerini yine üreticileri/ilaç şirketleri yapar. Aşılar yalnızca üreticileri tarafından test edilirler ve hâliyle güvenli olup olmadıkları hiçbir şekilde bilinemez.
FDA ve EMA gibi kurumlar zannedilenin aksine sadece ilaç şirketlerinin kendilerine sunduğu testleri inceler ve buna göre onay sağlar.
5- Aşılanmış ve aşılanmamışlar arasında bir sağlık durumu kıyaslaması için “kontrol grubu” çalışması gerçekleştirilmez!
Aşılanmış ve aşılanmamış insanlar arasında, düzenli olarak sağlık durumu kontrolü yapılmaz ve sonuçlar rapor edilip genel halk ile paylaşılmaz.
Oysa, "kamu sağlığı için..." yaygarasını koparanlar, aşıların olumlu sağlık etkilerine gerçekten güveniyor olsaydı, bu çalışmaları yapar/talep eder ve aşılanmış insanların aşılanmamış insanlara kıyasla daha sağlıklı olduğu rapor edildiği an, bunları çarşaf çarşaf her yerde yayınlarlardı.
Fakat böyle bir çalışma yapılmıyor zira ezici bir oranda aşılanmamış insanların daha sağlıklı olduğu istatistiği ile karşılaşacaklarını çok iyi biliyorlar.
6- İlaç şirketleri, aşı olduktan sonra kısa ve uzun vadede bir aşı hasarı yaşanmayacağına teminat sunmaz ve eğer aşı hasarı yaşanırsa yasal olarak sorumlu tutulmaz!
Aşılar alüminyum, cıva, formaldehit, polisorbat80, monosodyum glutamat, setiltrimetilamonyum bromür, glutaraldehit, neomisin sülfat, gentamisin sülfat, filtrelenmemiş insan ve hayvan hücre parçaları vb. nörotoksik, kısırlık toksini ve kanserojen içeriklerle doludur, demiştik. Bunlar kas içinden verildikten sonra hızla sistemik dolaşıma/kan dolaşımına girer ve tüm vücuda yayılır; lenf bezlerinde, beyinde, akciğerde, karaciğerde ve neredeyse her organda lokalize olmaya başlar.
Aşı içerikleri lokalize olduğu o dokularda inflamasyon geliştirir ve çeşitli sağlık problemlerini kısa ve/veya uzun vadede ortaya çıkacak şekilde meydana getirir.
En ağır hasar olarak ani ölüm de getirebilirler, en hafifinden alerjik reaksiyon da...
Hangi toksik içeriğin hangi organda birikeceği, orada ne kadar sürede ne tür sorunlar çıkaracağını aşı üreticileri dahi kestiremez.
İşte, tam olarak bu sebeple ürettikleri ürünün sebep olduğu/olacağı sağlık yıkımlarından sorumlu tutulmak istemezler ve aşıları sattıkları hükümetlerden yasal dokunulmazlık talep ederler.
Aşılama öncesi insanların önüne onam formlarının uzatılma nedeni budur.
7- Öncesinde sağlıklı insanların aşı olduktan sonra rahatsızlanıp ölmeleri durumunda bu insanlara otopsi uygulanmaz, ölümlerin “aşı kaynaklı ölüm” olduğu ayyuka çıksın istenmez!
Çiçek aşılamasından günümüze daima titizlikle üzeri örtülen, doğrudan aşı kaynaklı milyonlarca ölüm...
Pek azı, devede tüy kadarı bile resmi olarak insanlarla paylaşılsaydı, bugün bunları konuşuyor ol(a)mazdık.
Özetle;
- Virüs diye bir şey yoktur.
- Mikropların hastalıklarla nedensel hiçbir bağlantısı yoktur.
Hastalıkların virüslerle veya mikroplarla bulaştığı iddiası, "Epstein çetesi"nin aşı programlarının sürdürülmesi adına ortaya attığı büyük bir dolandırıcılıktır.
- Bütün aşıların içeriğinde son derece toksik malzemeler yer alır; nörodejeneratif hastalıklar geliştirdiği bilinen alüminyumdan cıvaya, çok güçlü bir kısırlık toksini olan polisorbat 80'e, kanserojen glutaraldehitten formaldehite, otoimmün hastalıkların başlıca müsebbibi insan fetüs ve hayvan ölü hücre parçalarına dek sayısız zehir...
- Aşılar, ilaç şirketlerinden bağımsız tek bir laboratuvar incelemesinden/denetlemesinden geçmez. Dolayısıyla aşıların tek bir güvenlik testi dahi yoktur.
- İlaç şirketleri aşılama sonrası kısa ve/veya uzun vadede herhangi bir sağlık problemi yaşanmayacağına dair güvence vermez ve aşılama sonrası bir sağlık problemi yaşandığında yasal olarak hiçbir sorumluluk üstlenmez.
- Aşılanmış ve aşılanmamışlar arasında bir sağlık durumu kıyaslaması için kontrol grubu çalışmaları yapılmaz.
Aşı hasarları resmi olarak raporlanmaz.
- Aşılanmadan önce sağlıklı insanların, aşılandıktan sonra sağlık durumlarının kötüye giderek ölmeleri durumunda bu insanlara otopsi uygulanmaz.
Aşı kaynaklı ölümler resmi olarak raporlanmaz.
"Aşı Olmamak/Yaptırmamak İçin 7 Neden" yazı dizisi içerisinde daha fazla detay ve kaynakları bulabilirsiniz:
https://t.co/enY0S0MqGj
Tüm bu nedenler birlikte değerlendirildiğinde; düzmece gerekçeleri, sayısız toksik içerikleri, tek bir güvenlik testlerinin olmaması, üreticilerin sorumluluk almaması ve cezai muafiyete sahip olması, sağlık hasarlarının ve ölümlerin resmi olarak raporlanmamasıyla birlikte, bir gerçek tüm netliğiyle karşımıza dikilir:
AŞILAMA PROGRAMLARI, SOYKIRIM PROGRAMLARIDIR!
AŞILAR, EN ETKİLİ SOYKIRIM SİLAHLARIDIR!
Bu ülkede, Türk Milletinin Meclisine, Türk Milletini zorunlu olarak aşılamayı/soykırıma uğratmayı mevzuata bağlama teklifi verildi!
Teklifi verenler nasıl bir ihanet vesikasına imza attılar, kimler adına nasıl büyük bir saldırı girişiminde bulundular, artık net bir şekilde anlaşılabilir.
Tekrar ediyorum, hiç şüphe yok ki Türk Milleti bu saldırıyı er ya da geç bertaraf edecektir, yeter ki düşmanlarının, aşıları, soykırım silahları olarak kendisine ve geleceğine yönelttiği gerçeğine artık uyanabilsin!
Aşılama, bireysel çapta uygulanmasıyla bir katliam, kitlesel çapta ise soykırımdır.
Ve zulmün, "zorunlu olsun" - "gönüllü olsun" diye ayrımı söz konusu değildir, topyekun ortadan kaldırılması gerekir!
Hakka, hukuka, akıl ve vicdana karşı dikleşmeyi, öte yandan "Epstein çetesi"ne karşı eğilip bükülmeyi "Elif" olmaktan sayan mahlukat ne demişti: "Çocukların sağlığı bireylerin tercihine bırakılamaz."
Onun bu sözü hangi amaçla ve niyetle söylediği malum, bu amaç ve niyeti dışlayarak sadece sözün kendisini alıyorum: Çok doğru!
Bu ülkenin çocuklarının sağlığı, hayatı ve geleceği, bireylerin "Epstein çetesi"nin aşılama/soykırım programını tercih edip - etmeme hâline bırakılamaz!
Çocukların bedeni, çocuk katillerinin şırıngalı "tıbbi" işgallerine uğratılamaz!
İşgalleri tercih etmezsiniz!
İşgalleri bertaraf edersiniz!
Dolayısıyla, aşılama/soykırım gönüllülük esasına da dayanamaz.
"Aşılama zorunlu olmasın, gönüllülük esasına dayansın" demek,
"Benim çocuğum otizmli olmasın ama başkalarının çocukları otizmli olsun",
"Benim çocuğum SMA, MS gibi nörodejeneratif hastalıklara sahip olmasın, başkalarının çocukları bu hastalıklara sahip olsun",
"Benim çocuğum diyabetli olmasın, başkalarının çocukları diyabetli olsun",
"Benim çocuğum kanser olmasın, başkalarının çocukları kanser olsun",
"Benim çocuğum felç geçirmesin, başkalarının çocukları felç geçirsin",
"Benim çocuğum ölmesin, başkalarının çocukları ölsün", demektir!
Nasıl ki bugünün "Epstein çetesi", geçmişin Kenan bölgesinde tapındığı Boğa tanrı Baal'a çocuk kurban eden satanist çetenin bir uzantısı ise, bugünün aşılama programları da geçmişin çocuk kurban etme ritüellerinin "tıbbi" ve modern formundaki bir uzantısıdır.
İlaç - aşı şirketlerinin eliyle kurban/kobay edilen zavallı çocuklar...
"Aşılama zorunlu olmasın, gönüllülük esasına dayansın" diyenler, aslında "benim çocuğum kurban edilmesin, başkalarının çocukları kurban edilsin" demektedir.
Hayır!
Bu büyük zulüm son bulmalı!
Çocuk katillerinin tesis ettiği bu ucube, bâtıl, ahlaksız, akılsız, vicdansız, insafsız, aşağılık sistem, temelden yıkılmalı!
Sonsuza dek yerin dibine batmalı!
AŞILAMA PROGRAMLARI TOPYEKUN YA ORTADAN KALDIRILMALI YA KALDIRILMALI!
Bugün bebeklere ve çocuklara zorla 50 doz aşı yapmaya çalışan şeytanlara tepki göstermeyenler, yarın aşılar sebebi ile hasta olup, sakatlanıp, ölünce de adalet diye bağırmasınlar.
Tüm aşıları BOYKOT ediyoruz.
Gücü yeten varsa gelsin zorla yapsın...
#aşılarıreddediyoruz
Şimdi anladınız mı: Bebeklere aşı yapılamaz diyen Prof. Dr. Alişan Yıldıran’a neden mobbing uygulandığını, önce laboratuvarının sonra bölüm başkanlığının kendisinden alındığını? Çünkü yıllar önce hocamız bizleri bebeklere aşı yapılamaz diye uyarmıştı
#Alişanyıldıranyalnızdeğildir
Ali Babacan, Davos'un yıllardır sadık isimlerinden biri ve Birleşmiş Milletler'in 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Ajandası ile İklim Değişikliği hedeflerini belirleyen 20 kişilik uluslararası ekipte bizzat yer aldığını kendisi itiraf etti!
Epstein skandallarıyla adı anılan, küresel aşı lobisinin patronu Bill Gates ile olan bağlantıları ve ilişkileri artık acilen aydınlatılmalı ve soruşturulmalıdır.
Devlet yetkililerini ve yargıyı göreve davet ediyoruz.
@adalet_bakanlik
‼️KAMUOYU DUYURUSU‼️
DEVA Partisi Milletvekili Elif Esen’in sunduğu zorunlu aşı kanun teklifi ve buna ilişkin açıklamaları, Anayasa’nın temel hak ve özgürlükler hükümleriyle (md. 17, 24, 25, 26) çelişmekte; bireysel beden bütünlüğü, velayet hakkı ve bilimsel şeffaflık ilkelerini zedelemektedir.
Eleştirilerimizi ‘vatan hainliği’ seviyesine taşıyan, vatandaşları hedef alan üslubu ise kabul edilemez niteliktedir.
Elif Esen’in çeşitli platformlarda yaptığı açıklamalarda, kanun teklifine yönelik eleştirileri yapan vatandaşları hedef alan üslup ve ifadeleri; halkı kin ve düşmanlığa tahrik edebilecek, toplum kesimlerini aşağılayıcı ve ayrıştırıcı nitelik taşımaktadır. Bu tür söylemler, Anayasa’nın 25. ve 26. maddeleri ile TCK’nın ilgili hükümleri (özellikle TCK md. 216 ve md. 125) kapsamında değerlendirilmesi gereken boyuta ulaşmıştır.
Bizler, milletimizin evlatlarının sağlığını koruma adına samimi çabalara saygı duyarız; ancak hiçbir kamu görevlisinin, vatandaşları tehdit eder nitelikte üslup kullanması, bilimsel tartışmayı engellemesi veya anayasal hakları hiçe sayan düzenlemeleri dayatmaya çalışması kabul edilemez.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunacağız.
Çocuklarımızın sağlığı ve özgürlüğü konusunda taviz vermeyeceğiz.
Hiçbir milletvekili, milletine parmak sallayamaz!
Sayın @elifesendeva 1969 doğumlusun ve eğer aşılandıysan sadece 4 doz aşın mevcut.
Çünkü 1981 yılına kadar sadece 4 aşı yapılmaktaydı.
Bugün ise bambaşka bir takvimi “tek doğru” ilan edip herkese zorunlu diyorsun.
Dün eksik sayılmayan şey bugün nasıl eksik oldu?
Dün sağlıklı olan nesil bugün nasıl riskli ilan edildi?
Mesele bilimse, bilim tartışmaya açıktır.
Halk sağlığı diyerek zorunluluk savunuyorsan, önce kendi kuşağının takvimiyle bugünkü takvimin farkını izah etmelisin.
Dün yeterli sayılan dozlar bugün neden yetersiz?
Bu soru cevaplanmadan yapılan her “zorunluluk” çağrısı, sağlık argümanı değil, siyasi bir tercihtir.
Bugün 50 doz aşının zorunlu olmasını savunup bunu halk sağlığı için nitelendiriyorsan;
"46 doz aşın eksik sayın vekil!!!"
Ve seni, senin sözlerinle değerlendirirsek halk sağlığı için sende zarar arzediyorsun!
Projene pilot görevini üstlenerek derhal bedeninde eksik olan 46 doz aşıyı kamu önünde vurulmanı talep ediyoruz. Elif gibi dimdik durarak hemde 🤝
Madem ki halk sağlığı diyorsun, o zaman ölçü herkese eşit olmalı.!
Yok eğer değilse, o zaman bu bir sağlık meselesi değil, bir dayatma meselesidir.
Elif gibi dimdik durmak, önce tutarlı olmaktır.
O Epstein dosyasının Türkiye ayağı açılsın lütfen! Yok aşı meselesiymiş, yok ilahi okuyorlarmış,yok hav havmış, İran ,altın ,petrol,kedi,köpek…hiçbir gündem bebek kanı içen ,etini yiyen pedofili veya vampir şerefsizleri unutturamaz! Uyanın millet ,toparlanın gitmiyoruz !
Cevabımdır @elifesendeva
Şu okuduğunuz yazıyı kim yazıp elinize tutuşturdu?
Tıpkı Covid Aşılama tekniklerinde olduğu gibi, milletimiz aşı tuzağından uyandıkça, bütün düğmelere basılmış bakıyorum!
Yok vebâl alma, yok kanserli olanları risk altına alma, yok vatan savunması !
Saçma sapan, çocukların bile güleceği mantık dışı korkutma biberi serpilmiş cümleler!
En son utanmadan Yüce Kur'an-ı Kerim'den ayetleri Aşılamaya bulaştırma hadsizliğini gösterince 4 dk'lık konuşmanın bitmesini bile beklemeden kapattım..
E be Vekil Sıfatlı, Eipstein kankisi Gates ile çocukluk aşilarının bağlantısını bile kuramayan orta alt beynî bilgi toparlama sistemine sahipseniz, gidin de aşıların nerde üretildiğine bakın !
Aşıların üretildiği şirketlerin kime ait olduğunu kontrol edin ! Yok 50 yıllıkmış, yok 100 yıllıkmış !
Nasılsa tüm gezi bütçeleriniz halkın sırtından yapılıyor, aşıların üretildiği Gates Foundation Tıbbi merkezlerinden çıkıp, aşılarla sakat bırakılan Afrika'daki çocukların haline bakarsınız !
Vicdanınız varsa, aklî bilgi toplama merkeziniz işlevsiz olsa bile gözünüz açılır belki !
Gözünüz açılırsa da, memleketimize döner ve " Bebek Kanı " üzerinden " Bebek Çetesi " nin üzerine gitmenin daha önemli olduğunu anlarsınız.
Geçti ‼️
Şu an Covit Aşılamanın üzerinden 5 yıl geçti!
Milletimiz artık kalp krizlerini, beyin kanamalarını , korkunç yaraları gördü. Selâlar toplu okunuyor artık! Bir selâ 3-5 ölüm!
Ayrıca herkesin etrafında 3-5 kanserli tanıdık!
Bu aşıları yapanlarlarla, bebeklik aşılarını yapanlar aynı ‼️
Gidin Tüm aşılardan 3'er 5'er yaptırın , ne halt ederseniz edin !
Bebeklerimizi çocuklarımızı rahat bırakın.
Bu memlekette Vekil aday adayı olmak bile parayla !
Siz, Vekil Sıfatlı Başı örtülü Źat !
3-5 yıllığına bir sandalyede oturmak için para ödemiş bir memursunuz altı üstü !
Sizin ne haddinize Anayasal Hakların üstünde Big Pharma sözcülüğü yapıp, milletin çoluğunu çocuğuna
" Zorla " Civa enjekte ettirmek ‼️
Bunu Civa'nın aşılarda olduğunu ABD sağlık bakanı daha geçenlerde söyledi ve ilave etti :
-- Çocuğunuzun sağlığını Gates aşılarına emanet etmek, Eipstein'e emanet etmekle aynıdır!
Abd sağlık bakanı ‼️
Bunları söyleyen, komplocu diye küçümsemeye kalktığınız vatanseverler değil, ABD sağlık bakanı ‼️
ALLAH 'tan korkun ‼️
Nasıl bir vebâle girdiğinizi size yazanların açıklamalarından okuyun.
Ben sizin aklınıza değil, varsa vicdanınıza yazıyorum.
Toprağın altı var ‼️
Toprağın altı var ‼️
Toprağın altı var ‼️
BAKTERİLERİN, DİĞER MİKROPLARIN VE PARAZİTLERİN HASTALIK YAPTIĞI İDDİASININ SONU GELDİ, TIP TARİHİNİN EN BÜYÜK PALAVRASI OLAN MİKROP TEORİSİ VE ONA YASLANAN ŞARLATAN DÜZEN BİLİMSEL KANITLARLA YIKILIYOR!
Bu konuyu 3 ana bölüme ayırıp anlatacağım:
1-) Bakteriler, Diğer Mikroplar ve Parazitler Bizim Dostlarımızdır; Onlarla Birlikte Yaşarız, Onlarsız Var Olamayız.
2-) Kanıtlar – I ve II
3-) Ivermectin, Antiparaziter İlaçlar ve Antibiyotikler Canlılık Karşıtı Zehirdir.
Hadi başlayalım!
1-) BAKTERİLER, DİĞER MİKROPLAR VE PARAZİTLER BİZİM DOSTLARIMIZDIR; ONLARLA BİRLİKTE YAŞARIZ, ONLARSIZ VAR OLAMAYIZ
İnsan vücudu, insan mikrobiyotası olarak bilinen çok sayıda çeşitli yaşam formuyla doludur. Bunları bakteriler en yoğunlukta olmak üzere, mantar gibi diğer mikroplar izler. Bakterilerin sayısı, insan hücre sayısına oranla 10:1 (insan hücrelerinden 10 kat fazla), 100:1 (insan hücrelerinden 100 kat fazla) ya da 1:1 (insan hücre sayısıyla bire bir aynı sayıda) gibi ifadelerle tartışılsa da insan vücudunun 100 trilyon veya daha fazla sayıda bakteri içerdiğini söyleyebiliriz.
https://t.co/ogGS0SMdTK
Vücut içinde akla hayale gelebilecek her yerde; kolonda, gastrointestinal sistemde, akciğerlerde, beyinde, meme bezleri, plasenta, seminal sıvı, rahim, yumurtalık folikülleri, tükürük, ağız mukozası, konjonktiva, safra dahil olmak üzere bir dizi insan dokusu ve biyolojik sıvının üzerinde yaşarlar. Vücut dışında ciltte, göbek deliğinde, koltuk altlarında vs. her alandadırlar.
Neredeyse bir iğnenin ucu kadar alan boş değildir ki bakterisiz olsun.
Onlar dış dünyada, tüm organizmaların içinde ve yüzeyindedirler.
İnsan vücudundaki bakterileri esas alıp konuşursak, bakterilerin ne gibi bir görevi vardır?
Canlılığın başlangıcından bu yana bakterilerin ve aslında tüm mikropların esas görevi atıkları parçalamak, kirleticileri süpürmek hatta onları organizmalar için kullanışlı, işlenebilir formlara dönüştürmek ve daima bir ortam temizliği yapmaktır. Midede yer alan birçok bakteri, gıdaları bağırsakların sindirimine hazır hâle getirmek üzere parçalar. -Gıdalar mide asidi ile ilk etapta parçalanır, bakterilerin buradaki rolü mide asidi kadar değildir.- Yine bağırsaklardaki sayısız bakteri, besinlerin kana karışmasından hemen önce bir nevi ayrıştırma yaparak, çöpleri yiyerek ortadan kaldırır. Bu sayede bakteriler, sindirim sisteminin sağlıklı işleyişinde demirbaş görevdedir.
Yanlış beslenmede (yoğun bir şekilde unlu mamuller, aşırı şeker ve rafine şeker, pastörize süt ve pastörize süt ürünleri -pastörize sütte besin değeri neredeyse sıfırdır- asitli içecekler, trans yağlar, endüstriyel antibiyotikli tavuk eti ve yumurtaları, ağır metallerle kirlenmiş yiyecekler, koruyucu kimyasallar ihtiva eden paketli market ürünleri, gluten, MSG, rafine tuz vb. tüketimi) ısrar edilmesi durumunda ise mide ve özellikle bağırsaktaki bakterilerin işi bir hayli zorlaşacaktır. Bu “zehirler” sindirimi güç, işlevsiz bir çöp olarak zamanla bağırsak duvarında birikinti yapmaya başlayacak ve mevcuttaki bakteriler toksik birikim alanına doluşacak ve onlara destek kuvvet olarak kolonda gizlenen birtakım diğer yaşam formları, parazitler imdada yetişecektir. Bakteriler ve parazitler böylece oradaki toksisiteyi gidermek, ortam temizliği yapmak için canla başla çabalayacaklar. Bağırsak parazitleri dışarıdan gelmiyor, zaten oradaydılar!
Şimdi diğer toksisite maruziyetlerinde vücudun savunma sistemine büyük destek olan bakterileri, tüm mikropları konuşalım. Yukarıda saydığım yanlış beslenme ile toksik malzemelerin kana karışarak dolaşıma katılması ve belli organlarda birikmesi; kimyasalların, EMR (elektromanyetik radyasyon) maruziyetine uğramak, kötü gazlara maruz kalmak, ilaç kullanmak, sistemik dolaşıma doğrudan alüminyum, cıva, polisorbat 80, formaldehit, hücre kültüründen gelen fitrelenmemiş ölü hücreler (insan fetüs hücreleri, çeşitli hayvan hücreleri) barındıran aşıları almak vb. zehirlenme durumlarında toksik birikim nerede ise bakteriler ve diğer mikroplar o alanda yoğunlaşacaktır. Toksik birikim, asidik ortamı; aşırı asidik ortam seri hücre ölümlerini beraberinde getirir. Başta toksik malzemeleri ve ölü hücre atıklarını ortamdan temizleyecek olan ise bakterilerin, diğer mikropların ta kendisi olacaktır. Yine bağırsaklardaki bakterilerin durumunda olduğu gibi, toksik birikim ve ölü hücre atıklarının yoğunlaştığı bölgelerde bakteriler de yoğunlaşacak toksik malzemeleri ve ölü hücre atıklarını yiyerek ortam temizliği yapmaya çalışacaktır.
O bakteriler, mikroplar dışarıdan gelmiyor, zaten oradaydılar!
Eğer bakteriler, diğer mikroplar ve parazitler bunu yapmasaydı ya da görevlerinin dışına bir an olsun çıksaydı neler olabileceğini hiç düşündünüz mü?
Vücutta toksisite son hızla artar, ölü hücre atıkları bir çöp dağı gibi birikir, canlı hücreler sağlıklı işleyemez hâle gelir, organlar iflas etmeye ve vücut kısa bir süre sonra çürümeye başlardı. Ve belki de ani ölüm gelirdi.
100 trilyonu aşkın bakteriden biri dahi kötücül amaçlarla insan vücudunda yer almıyor! Onların bir görevi var.
Vücudu hasta etmek için değil, hastalık zamanında vücuda sağlığını geri kazandırmak için oradalar.
Buna karşılık modern tıp tarafından ısrarla “hastalığa sebep olabiliyorlar” suçlamasına uğruyorlar.
SITMA: Suçlanan parazitler ya da kan hücrelerinin kandaki aşırı asitlenmeye karşı geliştirdiği tepki mekanizmasını “parazit” diyerek servis etme aldatmacası…
Tarihten bu yana (özellikle Afrika'da hâlâ görülüyor) sıtma vakalarının (aşı ve ilaç hasarlarının, ya da birtakım başka zehirlenmelerin taklit ettiği semptomlar hariç) neden hep bataklık bölgelerinden çıktığını düşündünüz mü?
Biz Türkçe'de "sıtma" diyoruz. "Malaria" orijinal ismi, Latince kökenli olan...
"Mal" - "kötü", "aria" - "hava/gaz" demektir. "Malaria" Türkçe anlamıyla "kötü hava/gaz" demek. Bataklık çevresinde yaşayan halkta sıklıkla baş gösteren "ateş, titreme, kusma vs." gibi hâllerin nedenini aslında o halk çok iyi bilirdi, bu bildiğiniz hidrojen sülfür (bataklık gazı) zehirlenmesiydi.
https://t.co/usXNR7x2Yl
Pek çok zaman sonra, bu gaz zehirlenmesine uğrayan birinin kanına baktılar ve orada “parazit” gördüler. “Kırmızı kan hücrelerinin arasında bana parazit gibi görünen elementler fark ettim. O zamandan beri 44 sıtma hastasının kanını inceledim; 26 vakada aynı elementler mevcuttu. Bu beni bunların parazitik doğasına ikna etti.” Alphonse Laveran, 1880, https://t.co/p2NLG0L7pW
Gerçekten parazit gördüler ise, gaz zehirlenmesinden sebep kandaki toksisitenin aşırı artması sebebiyle ortam temizliğine bazı parazitlerin katıldığını düşünebiliriz. Fakat böyle olsa bile Laveran ve onu izleyenler, altta yatan gerçek nedenle ilgilenmeyip “bu probleme işte bu parazit sebep oluyor” dediler. Parazitlerin orada, o hastalığın/zehirlenmenin nedeni olarak değil, hastalığın/zehirlenmenin sonucu olarak bulunabileceği gerçeğini göz ardı ettiler. Taşıyıcı olarak da aynı parazitleri taşıdığını düşündükleri sivrisinekleri gösterdiler. (Ronald Ross,1897)
Bir parazitin dışardan taşınmış olabileceği düşüncesi, hiçbir şekilde deneylenebilir ve gözlemlenebilir değildi, bir varsayımdı sadece. Oysa sivrisineklerin tek suçu larvalarını durgun su birikintilerine/bataklıklara bırakıyor olmasıydı. Ne sivrisineklerin ilgili paraziti insana taşıdığı, ne de parazit taşınsa bile ilgili parazitin hastalığa sebep olabileceği kanıtlanabilirdi. Sadece sivrisinekler üzerinden hikâye yazmak kolaydı ve öyle de oldu.
Aslında sıtma hastası kişinin kanında gördükleri gerçekten bir parazit dahi olmayabilirdi.
Aynı tarihlerde Dr. Thin ve Dr. Bland-Sutton, sivrisineklerin midesinde sözde ilgili parazitin olduğunu söyleyen Ross’a eleştiri getirir ve onların normal “epitel hücreleri” olduğunu, yani Ross’un sivrisineğin kendi hücrelerini “parazit” olarak tanımladığı hatasına düştüğünü söyler.
Önemli not: Kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin belli koşullar altında hücre formundan çıkıp kamçılı bir forma bürünebildiği (sıtma parazitini “kamçılı” olarak tanıtmışlardı) ve hareket edebildiği gözlemlenebilir. Misal, bir insandan kırmızı kan hücreleri alınıp daha sonra bunlar çeşitli reaktiflere maruz bırakıldığında, -antikoagülanlar, keratin sitrat, sodyum oksalat, heparin ve ringer solüsyonu gibi şeylere- kamçı geliştirebilir ve hareketli hale gelebilir.
Muhtemel ki beyaz ve kırmızı kan hücreleri bu davranışı vücutta da kanın pH’ını korumak için (hafif alkalide tutmak için) bir tür savunma mekanizması olarak kullanır.
Dr. Edward Lawrie ve Dr. Martyn Jordan’ın aralarında olduğu bir grup araştırmacı; Laveran’ın ve Ross’un “parazit tanımına” tamamen karşı çıkar ve parazit diye gördükleri şeylerin zaten vücuda ait kan hücrelerinin form değişikliğinden başka bir şey olmadığını açıklar.
Dr. Edward Lawrie, araştırmalarını kaleme aldığı makalelerinin birinde, bir sıtma hastasının kanında gördükleri “parazitler”in ise tüm gözlem boyunca önce hücre olmaktan bağımsız gibi hareket ettiğini, sonra hücre duvarının belirip tekrar eski formuna döndüğünü, kan hücrelerinin şekil olarak gerçekleştirdiği bu geçişi Laveran’ın “hastalık ajanı” olarak yorumladığını belirtir. https://t.co/ZyAJWUNCyT
Yine Dr. Edward Lawrie bir diğer makalesinde kırmızı kan hücreleri üzerine yaptığı inceleme üzerine bu kan hücrelerinin şekil değişikliklerine gittiğini açıklar ve şunları ekler: “Plasmodistler iddia ettikleri paraziti, sıtmalı kandan başka hiçbir yerde gösteremezler ve bu kesinlikle sıtmalı ateşin her vakasında geçerli değildir, çünkü Laveran’ın iddia ettiği ‘parazit gövdesi’ dalağın çok dejenerasyona uğradığı hastalığın o kökleşmiş formlarında asla bulunmaz. O bahsettikleri ‘paraziti’ insan kanından başka bir ortamda gösterebilene kadar, onun bir parazit olduğu varsayımının tamamen yanlış ve yanıltıcı olduğu görüşünü sürdüreceğim. Tüm kanıtlar, Laveran’ın iddia ettiği ‘parazit gövdelerinin’ lökositle yakın ilişkili olan değişmiş kan hücreleri olduğunu ve onlar gibi kanın ürünleri olduğunu göstermektedir. Laveran’ın iddia ettiği ‘parazit gövdeleri’ parazit olarak kabul edilecekse lökosit de bir parazit olarak kabul edilmelidir. Bu bizi tüm mevzunun anahtarına getiriyor. Lökositin gerçek fizyolojisi hakkında çok az şey biliniyor veya hiçbir şey bilinmiyor… Büyük Britanya'daki fizyologlar, tehlikeli bir kloroform uygulama yöntemini desteklemek için patentli kalpleri avlamak için harcadıkları zamanın bir k��smını lökositin fizyolojisi üzerine gerçek bir araştırmaya ayırırlarsa, sıtma parazitolojisinin sahte biliminin temeli çok yakında yıkılırdı.”
https://t.co/72GPsxZC6x
Özetle Edward Lawrie’nin söylediği, Laveran’ın gözlemlediği ve parazit olduğunu iddia ettiği şeylerin aslında sadece normal hücrelerimiz, hastalığa yanıt olarak değiştirilmiş kırmızı ve beyaz kan hücreleri olduğudur.
Ve sonuç olarak, parazitler ya da kan hücreleri “parazit” sanılıp suçlandı, sivrisineklerin hastalık taşıdığı yalanı ortaya atıldı ve hastalığa sebep olan esas neden/açıklama, perdelenmeye devam etti.
Çünkü bir gerçekti ki, esas neden, ilaç üreticilerine kazandırabilecek bir neden değildi.
“LYME”: Bir kene ısırığından huylanıp hastaneye gidenlerin, enfeksiyoncuların eline düşenlerin -iki anlamda- hapı yutma durumu…
Denir ki, "Lyme", bir kene ısırığıyla Borrelia burgdorferi adındaki bir bakterinin enfeksiyona sebep olmasıdır. Gerçek şu ki, insanlar bu bakterileri zaten vücutlarında da taşır. Bu bakteri isimlerinin hiçbir önemi yoktur, bu ismi taşıyan bir bakteri grubu özellikle hastalık yapma amacı olan kötücül bakteriler değildir. Modern tıp sadece, gerçek nedenlerle/toksisite maruziyetiyle ilgilenmeyip, suçu üzerine atacağı bir unsur arama peşindedir.
Bir kene sizi ısırdığında yapacağı en büyük kötülük cildinizin bir miktar derinliğine kadar toksin boşaltmak olacaktır. Vücudunuzun her alanının bakterilerle dolu olduğunu tekrar ve tekrar hatırlayın. Toksin boşaltımı ile ne olacak? O bölgedeki hücreler zehirlenecek ve hücre ölümleri yaşanacak. Bakterilerinizden bir kısmı o bölgede yoğunlaşacak, ölü hücre atıklarını yemek ve toksinleri süpürmek üzere faaliyete geçecek. Eğer savunma sisteminize güvenirseniz bir kenenin ısırığı sonrası kayda değer hiçbir zarar almadan kurtulabilirsiniz. Fakat panikle hastane yoluna ve bir enfeksiyoncunun eline düşerseniz, işte problem o zaman baş gösterecektir. Size antikor testi yapacak (Lütfen Stefan Lanka’nın “Antikorların Yanlış Yorumlanması” makalesini okuyunuz: https://t.co/hVLc8hjFpz. Buna göre hiçbir antikor testi “spesifik ve özgül” yani ilgili sözde antijenlere bağlanan antikorları tespit edemez. Antikorlar hücrelerin zehirlenmesi sonucu hücrelerin bizzat geliştirdiği bir “savunma mekanizmasıdır.” İlgili makaleden bir bölüm: “Vücutta antikor artışı vücudun zehirlenmeye tepkisinden başka bir şey değildir. Vücut zehirlendiğinde bu zehirler hücrelerde delikler açar ve hücreleri parçalar. Hücreler parçalandığında vücudun tepkisi, diğer protein ve diğer şeylerle ağ oluşturmak için, asidik koşullarda hemen genişleyen, düz hale gelen ve enerjinin depolandığı sızdırmaz maddeler -globülinler- yani küçük protein gövdeleri oluşturmaktır… Bunlara spesifik antikor dense de bu doğru değildir, bunlar vücuttaki asit – baz durumuna göre konumlanır ve laboratuvar ortamında da istedikleri gibi manipüle edebilirler.”) herhangi bir sebepten dolayı, altta yatan başka bir toksisite maruziyeti varsa bunu, sizi “pozitif” çıkarmak için kullanacak ve sonra 10 ila 14 gün arasında değişen antibiyotik tedavisi(!) ile bakterilerinizin görevini yapmasını engelleyecek dolayısıyla maruziyetlere daha açık hâle getirileceksiniz.
Kimse hastaneye düşüp o testleri yaptırmadan bir kene ısırığı sonrası gerçek bir hastalığa maruz kalmaz!
Buradaki aldatmacayı artık görebiliyor musunuz?
Bu noktada bakteriler ve parazitler hakkında öğrendiklerinizi, ezberlerinizi bir kenara koyup olabildiğince temiz ve şeffaf bir akılla düşünmeye başlayın. İnsan bedeni, benzetme yaparsak bakteri ve diğer tüm mikropların havuzunda yüzüyorken, neredeyse bir iğne ucu kadar alan dahi boş değilken, nasıl olur da, yine bizim gibi tüm bedeni ve beden yüzeyi bakterilerle, mikroplarla dolu olan bir sivrisinek, bir kene bize bakteri/mikrop/parazit taşıyabilir/bulaştırabilir?
İnsan vücudu ASİT-BAZ dengesi ve Tampon Sistemlerle pH ayarlaması üzerine en temel mekanizmasını kurduğu için dışarıdan gelerek doğal bakteri florasını bozacak ve asidik katkı fazlalığı oluşturacak bakteri girişi olsa dahi diyelim, bunu zaten doğru beslenen ve ağırlıklı olarak vücut suyunu alkali tutan insanların uygun pH'ı sayesinde nötrleyecektir ve bakteri florasını vücut gene dengeleyecektir. Size bakteri odaklı hastalık anlatanlara dikkat edin, o "hastanın" yanlış beslenerek vücudunu asitlediğini, asitlenmenin ise hücrelerde uygun çalışma pH'ını bozduğunu söylemeyen kişilerdir yani, bakteriler en zor durumlarda, asitli durumlarda üzerine düşeni yaparken, asıl kendi üzerine düşeni yapmayıp yanlış beslenen o hastanın bu yanlışını anlatmadan olayı sadece olay mahallindeki bakterilerin üstüne yıkarlar. Bu, her yangın yerinde itfaiye eri görüp, demek ki yangını itfaiye eri çıkartıyor sonucuna vardırmak gibidir.
İşte modern tıp böylesine akla zarar bir sonuca varıyor, zira geri planda, parazit ilaçlarıyla, antibiyotiklerle, savunma sisteminin demirbaşı, dost organizmalara zarar vermeyi hedefleyen ilaç şirketlerine hizmet ediliyor!
HAYIR bir sivrisinek sizi hasta etmez.
HAYIR bir kene sizi hasta etmez.
HAYIR bir kum sineği sizi hasta etmez.
HAYIR bir kedi tırmığı sizi hasta etmez.
HAYIR bir köpek salyası sizi hasta etmez.
HAYIR, bakteriler, diğer tüm mikroplar ve parazitler sizi hasta etmez.
Bakteriler, diğer mikroplar ve parazitler bizim dostlarımızdır. Onlarla birlikte yaşar ve onlarla birlikte canlılığımızı idame ettiririz.
Bu, insanın ve tüm canlılığın mükemmel dizaynının göstergesidir.
Görebilenler için, korunma prensibidir.
İlaç şirketleri ve sahipleri, asıl hastalık nedeni olan toksisite maruziyetiyle kasten ilgilenmez.
Çünkü o zaman ne satabilecekleri aşı ne de ilaç kalır.
Özellikle ki enfeksiyoncular doğruyu söylemiyor, doğruyu söyleseler ne enjekte edebilecekleri aşı ne de reçete edebilecekleri ilaç olur.
Anlıyorsunuz değil mi?
AŞILAR ZORUNLU OLAMAZ!
AŞILARIN ZORUNLU OLMASI TEKLİF DAHİ EDİLEMEZ!
Aslında bu yazının başlığı şu olmalıydı: "Neden Aşı Yapılmamalı/Yaptırmamalısınız?"
Ve bu yazıda sıralayacağım 7 neden de bu sorunun cevabı olmalıydı. Fakat DEVA, Saadet ve Gelecek Parti üçlüsünden birkaç milletvekili kılıklı millet düşmanı, aşıların zorunlu olması için "kanun teklifi" vermeyi cüret etmiş...
Nasıl bir cüret!
Evet, başta T.C. Anayasasını hiçe sayarak, tüm Temel Hak ve Özgürlükleri, hele ki ebeveynlerin çocuklarının bedenleri üzerindeki iradelerini, yetkilerini kalleşçe, alçakça çiğneyerek, aşılar zorunlu olsun diye "kanun teklifi" verdiler düşman kesildikleri Türk Milletinin meclisine.
Vatana ve millete etmiş oldukları ihanetin vesikasını sundular zerrece utanmadan, sıkılmadan!
Bizlere ve evlatlarımıza savaş açmaya yeltendiler böylece.
İllaki, perperişan olacakları bir savaş.
Bir insanın bedenine zorbalıkla aşı zehirlerini zerk etmenin adı cinayettir. Bunun ötesi, berisi yok!
Ve bunu kitleler üzerinde uygulamak düpedüz soykırımdır.
Bu, esasta bedenlerin GERÇEK SAHİBİNE karşı açılmış bir savaş olur.
Ve bu savaştan galip ayrılma şansları asla yok.
...
Bırakın aşıların zorunlu olmasını tartışmayı, aşı diye bir şey hiç var olmamalı!
Tüm dünyada, bebeklere, çocuklara ve yetişkinlere yönelik uygulanan tüm aşı programları ortadan kalkmalı!
Yeni doğan bir bebeğe, kordon bağı kesilir kesilmez vurulan Hepatit B aşısından tetanoz aşısına, kuduz aşısından grip aşısına dek, bunların yeri insanların kan dolaşımı değil, sadece ve sadece kanalizasyon olmalı!
Hatta doğanın dahi maruziyetini engellemeli ve en hızlı şekilde imha edilmeli.
Zihninizi açın...
Aşılar ve aşılama hakkında kabaca son 200 senedir insanlığa sürekli yalanlar söylendi.
Bilim sosuna bandırılmış, esasta bilimde ve realitede hiçbir karşılığı bulunmayan, hurafelerle, şehir efsaneleriyle bezenmiş, ancak ve ancak öjenizm gibi bir ideolojinin ürünü olabilecek aşağılık yalanlar...
"Aşılama, hastalığa sebep olan ajanların/mikropların zayıflatılmış hâlinin vücuda verilerek bağışıklık kazandırılmasıdır" dediler.
Bu söylem, ROCKEFELLER TIBBININ EN BÜYÜK PALAVRALARINDAN BİRİ!
Bu, gerçek ve gerçek, sizin kabullenmekte zorlanıp zorlanmamanızla ilgilenmez; ister son dönem "mRNA teknolojisi" diye tanıtılan aşılar (esasta böyle bir teknolojiye sahip değiller), ister "klasik" aşılar olsun, bunların hepsi insanları sadece hasta etmek, sakatlamak ve öldürmek için formüle edilir!
AŞILARIN HEPSİ ZEHİRDİR!
Epstein dosyalarının belki de sadece bir kısmının (belli ki o bile buz dağının görünen yüzü) ortalığa saçılmasıyla hepinizin midesi bulandı değil mi? Bu dünyanın idarecilerinin çocuk kanıyla beslenen, yamyam, şeytanperest, insanlık düşmanı, öjenist bir çete olduğu gerçeğine şahitlik ettiniz.
Şuna artık emin olmalısınız ki, aş��ları farklı bir çete formüle etmedi.
Aşıların yapılma gerekçesi olarak, hastalıkların bir virüs ya da mikropla dışarıdan taşındığı/transfer edildiği/bulaştığı iddiasını/teorisini farklı bir çete ortaya atmadı.
Ve ilaç - aşı şirketleri farklı bir çete tarafından tesis edilmedi.
Tıbbı, "Rockefeller Tıbbı"na evirenler...
Tıbbiyeyi, daimi olarak ilaç - aşı şirketlerinin menfaatini koruyup kollaması hâlinde şekillendirenler...
Ve doktorları şifacı değil, tam anlamıyla ilaç - aşı şirketlerinin mümessili olarak yetiştirenler...
Aynı merkez, aynı kişiler.
Louis Pasteur 33. dereceden bir Masondu.
O bir öjenistti; "mikrop teorisi" şarlatanlığı ancak bu sapkın ideolojinin bir ürünü olabilirdi.
Onu kahramanlaştıranlar, Pasteur'un, insanlıktan ve gerçek bilimden yana olan çağdaşı bilim adamlarının her fırsatta yaptıkları bilimsel deney ve çalışmalarla bu şarlatanlığı ifşa ettiği gerçeğini sizlere anlatmadı.
O dönem ve sonraki yıllarda yapılan tüm bağımsız deneylerle hastalıkların dışarıdan taşınmadığı/transfer edilmediği/bulaşmadığı defalarca kez kanıtlandı.
Tüm bu deneyler/çalışmalar giderek daha sert bir şekilde perdelendi ve bu şarlatanlığa tepki gösterenler sansüre uğratıldı, susturuldu, dışlandı, türlü zorbalıkla karşı karşıya kaldı.
Esasta ideoloji, bilim maskesine büründürüldü ve tıbbiyede, akademide, medyada, toplumların algısında yayıldı.
Bilim değil, malum çetenin lobicilik faaliyetleri kazandı.
200 senelik koca bir yalan!
Bizleri ve çocuklarımızı hasta eden, sakat bırakan ve öldüren bu yalan...
İnsan bedenini ilaç - aşı şirketlerine peşkeş çeken aşağılık bir yalan...
Eminim birçoğunuz bu satırları okurken şunu düşünüyor/söylüyordur: "Onca yıl aşılar insanlara/toplumlara hastalıklara karşı bağışıklık kazandırmak için yapıldı. Onca doktor, uzman vs. yanlış da sen mi doğrusun yani?"
Öncelikle bunu düşünüyor/söylüyorsanız, tüm dünyada "Virüs diye bir şey yoktur. Mikroplar hiçbir hastalığın hiçbir şekilde nedeni değildir. Haliyle 'bağışıklama' tam bir saçmalıktır ve aşılar sadece zehirdir." diye haykıran ve sayısı gün geçtikçe artan, ilaç - aşı şirketlerinin boyunduruğu altına girmeyi reddedecek kadar onurlu harika doktorlardan, bilim adamlarından habersizsiniz demektir.
İyi düşünün; siz sadece sistemin önünüze taşıdığı, parlattığı sahtekarlarla haşır neşir olabilirsiniz.
Çocuklar��nı belli periyotlarla tapındığı tanrı/tanrıcılıklar her neyse ona kurban eden bir kavimde biri çıkıp bu büyük zulme isyan ettiğinde, birileri çıkıp mutlaka şunu söyleyecektir: "Onca yıldır kötülüklerden, felaketlerden korunmak adına çocuklarımızı kurban veriyoruz. Bunu uygulayan kavmimiz, bunun gerekli olduğunu bildiren onca din adamımız, alimimiz yanlış da sen mi doğrusun yani?"
Yanlış, ne kadar sürede uygulanıyorsa uygulansın, ne kadar "güçlü" kişi tarafından desteklenirse desteklensin ve ne kadar kişi tarafından benimsenirse benimsensin, yanlıştır. Bu koşulların hiçbiri onu doğru kılmaya yetmez!
Zihninizi açın...
Ve şimdi gelin "aşılar neden yanlış, yapılmamalı, yaptırılmamalı?" sorusuna 7 neden getirelim, kanıtlarla...
1- VİRÜS DİYE BİR ŞEY YOKTUR!
Hiçbir virüs, hiçbir zaman izole edilip fiziki varlığı gösterilememiştir. Bugün hâlâ virologlar 1950'lerden beri Franklin Enders’ın virüs izole ettiğini iddia ettiği hücre kültürü prosedürünü izlemektedir.
Hücre kültürü sürecinde penisilin, streptomisin gibi antibiyotiklerle hücre hasta edilir ve oluşan sitopatik etki (CPE) bir “virüs” varlığına delil olarak servis edilir. "Virüs" diye bir şey gösterilmez, hücre hastalanmasının/ölmesinin nedeni, varlığı gösterilemeyen o "virüs"e atfedilir.
Ortada bilimi bilim yapan kontrol deneyleri yoktur, patojenite testi yoktur; Franklin Enders’dan bu yana ezbere uygulanan bir prosedür vardır.
Elektron mikrografları mı?
Elektron mikrograflarında gösterilenler sadece ölü hücre parçalarıdır. Elektron mikroskopları çalışma prensibi gereği sadece ölü dokular üzerinde çalışabilir ve ölü dokularda görülen o "şeyler" hücrelerin ölürken saldığı eksozomlardan başkası değildir.
Aşıların içinde "virüs" falan yoktur!
Aşıların içinde hücre kültüründen gelen insanlara ve hayvanlara ait ölü hücre parçaları yer alır.
İnsanlara ait o hücreler de, kürtaj edilmiş bebeklerden alınır.
Burada virolojinin sahtekarlığını çok kısa bir şekilde özetledim.
Tüm detaylar, "hücre kültürü" ve elektron mikrograflarının arkasındaki süreçlerin, sözde testlerin vs. tüm hileleri, kanıtlarla bu yazı dizisinde: https://t.co/EO0F0njHBC
Allah aşkına, bu yazı dizilerini açıp, zaman ayırıp okuyun. Bunlar, paha biçilemez değerde ve karşılığında hiçbir maddi ya da dünyalık paye beklentisine girilmeden yazıldı.
Tek beklenti sizlerin ve çocuklarınızın sağlığı...
Tek beklenti Türk Milletinin esenliği ve geleceği...
2- BAKTERİLER, MANTARLAR VS. MİKROPLAR VE PARAZİTLER ASLA HASTALIK NEDENİ DEĞİLDİR VE BİLAKİS BİZİ SAĞLIKLI ÇİZGİDE TUTAN ORGANİZMALARDIR!
Tek bir bakterinin dahi canlı & sağlıklı dokuya saldırabileceğini/enfeksiyona sebep olabileceğini gösteren tek bir bilimsel kanıt yoktur.
İnsan ve hayvan vücudunun içinde ve dışında yer alan trilyonlarca bakterinin tekinin dahi, altta hiçbir toksisite maruziyetinin yatmadığını göstererek sadece bu organizmanın hastalığa doğrudan sebep olduğunun mevcutta tek bir kanıtı yoktur.
Mikropların tek görevi, miadı dolmuş ve ölmekte olan ve ölmüş hücrelerden vücudu arındırmaktır.
Dokularda biriken, hücreleri çevreleyen toksin yapılarıyla da baş etmeye çalışırlar. Onları parçalar, çözer ve enzimleriyle dönüştürüp biyoyararlanıma kazandırırlar, tıpkı doğada yaptıkları gibi.
Parazitler ise kan hücrelerinin ve mikropların toksik ortamın şiddetine göre, "pleomorfizm"e uyarak, form değiştirmiş hâlleridir. Parazitler, canlı dokuya saldırmadan ağır metalleri, güçlü toksin yapılarını bünyelerinde toplar, onları bakterilerden daha güçlü enzimleriyle biyoremediasyon yetenekleriyle zararsız ve hatta yararlı yapılara dönüştürür.
Parazitolojinin anlattığı gibi dışarıdan gelmezler, kendi bakterilerimizin ve kan hücrelerimizin dönüşmüş halleridir. Yine parazitolojinin anlattığı gibi "konağa" zarar vermezler; bilakis dokuların ağır metalleri absorbe etmesini engelleyerek "konağa" fayda sağlarlar.
Özetle;
Hastalıkların mikroorganizmalarla nedensel hiçbir ilgisi yoktur! Hastalıkların tek sebebi çeşitli şekillerde toksisite maruziyetine uğramaktır.
Doğrudan kan dolaşımına sokularak, solunarak, yenilip - içilerek, cilt üzerinden ve elektromanyetik alana maruz kalınarak vs. vücuda giren yahut vücutta ortaya çıkan toksinlere/meydana gelen toksisite ortamına karşı hücreler, mikroplar ve parazitler mücadele içine girer.
Ve aslında, hastalık dediğimiz durum, tüm bu mücadele sürecinin ta kendisidir.
Burada da "mikrop teorisi" şarlatanlığını özetledim. Tüm detaylar, muazzam kanıtlarla bu yazı dizisinde: https://t.co/E0MGjtg7Wx
Yukarıda söylediklerim bu yazı dizisi için de geçerli elbette. 35 sayfalık, elinizin her daim altında bulunması gereken bir kitapçık gibi...
İşte, böyle zamanlar için yazıldılar.
Öngördüm, öngördük...
Birileri çıkıp "aşılar zorunlu olmalı" diye meclise "kanun teklifi" sunduğunda ve kötü senaryoda bu tarihi kötülüğü uygulamaya kalktıklarında, bu bilgilere sahip olmak/çıkmak, en güçlü savunmanız, en çetin zırhınız olacaktır.
Tek yapmanız gereken vakit ayırıp okumak.
3- AŞILAR SON DERECE TOKSİK/ZEHİRLİ MALZEMELERLE FORMÜLE EDİLİR!
Aşılar alüminyum, formaldehit, polisorbat80, monosodyum glutamat, setiltrimetilamonyum bromür, glutaraldehit, cıva, neomisin sülfat, gentamisin sülfat, filtrelenmemiş insan ve hayvan hücre parçaları gibi nörotoksik ve kanserojen içeriklerle doludur.
(Örn: HPV aşılarında (Gardasil) 0.5ml doz başına 500mcg alüminyum, 70mcg sodyum borat ve 100mcg polisorbat 80 yer alır.
https://t.co/Itwtg1m2oI)
Bu bilinen bir gerçek, bunu açıklamakta da bir beis görmezler fakat aşı içeriklerindeki toksik malzemeleri bildirirken çeşitli dezenformasyonda bulunurlar. Örn. "Bir armuttaki formaldehit aşıdakinden 50x fazla" derler.
Aslında bu, insanları tam anlamıyla aptal yerine koyduklarının göstergesidir.
Oral (ağız yoluyla) ve parenteral (kas içi, damar içi vs.) farkını bilenler için, bu dezenformasyonların hiçbir hükmü yoktur zira oral olarak belli bir dozda alınan zehir başta mide enzimlerinden geçer ardından da bağırsak koruyucu bariyerine uğrar, bağırsaklardaki bakteriler bunları büyük oranda parçalayıp dönüştürür ve sonuç olarak zehrin çok önemli bölümü böylece nötralize edilebilirken, parenteral olarak alınan zehir çok düşük dozda olsa bile bu, kan dolaşımını zehirlemeye yetebilir.
Üstelik bazı aşılarda, açıklanmayan bazı maddelerin bulunduğu da oluyor. Örneğin, 2014'te Kenya'da UNICEF-DSÖ ortaklaşa, hamile kadınlara uyguladığı tetanoz aşılarının “hCG yani hamilelik hormonu” ile kontamine edildiği ortaya çıkmıştı. Aşılamadan bir süre sonra düşük şikayetlerinin hızla artması üzerine bağımsız laboratuvarlarda incelenen tetanoz aşı numunelerinin önemli çoğunluğunda hCG tespit edilmişti: https://t.co/h07026VTq5
(Sadece Kenya'da bunu yaptıklarını düşünmemek gerek.
Tetanoz aşısından sonra yaşanan düşükleri bir de bu açıdan değerlendirin.)
Hamilelikte kan dolaşımına enjekte edilen hCG’nin düşüklere sebep olması çok yüksek olasılıktır zira bu hormon sentetik formuyla, doğal olmayan yollarla kan dolaşımına girdiğinde antijen olarak algılanıp vücut savunması gerçekleşecek ve embriyonun yerleşimi ve gelişimi için yeterli hCG’nin gerekli olduğu böyle bir dönemde, vücudun hCG’yi doğal üretimi ya azalacak ya da tamamen kesilecektir.
Hamileleri hedef alan bir aşıda hCG’nin ne işi olabilir? Şans eseri bu aşılara eklenmediği doğal hamilelik sürecini sabote etmesinden bellidir.
Bir diğer örnek; Covid aşılarının açıklanan içerik listesinde yer almayan fakat Dr. Robert Young’un elektron mikroskobu altında, Almeria Üniversitesi'nden Dr. Pablo Campra’nın ise “micro-RAMAN” tekniği ile incelediği Pfizer-Biontech, Moderna, Astrazeneca ve J&J aşı flakonlarında yer aldığı görülen bir yapı vardı: Grafen.
İki çalışmaya da bu linklerden ulaşabilirsiniz:
https://t.co/MoXBVyA60e
https://t.co/O3FD3EVGUl
Covid aşılama programı ile birlikte başta kanser, tromboz vakalarının olağanüstü bir şekilde artmasına, yine önceki senelere oranla muazzam bir artışın görüldüğü kalp krizlerine, kan pıhtılarına, Avrupa Konseyi’nde dahi tartışmaya açılmak zorunda kalınan, aşı propaganda çevresinin sorumlu olarak Covid aşıları hariç her şeyi gösterdiği ani ölümlere vs. neden olan ne? Bu madde, grafen, Covid aşılarını diğer aşılardan daha ölümcül yapan “şey”dir.
https://t.co/2ppOLwtIol
Sonuç olarak aşı içeriklerinin bilinen toksik malzemeler haricinde, bilinmeyen toksik içeriklere de sahip olabileceği bu tecrübelerden bellidir.
Yani daha açık bir ifadeyle, aşı üreticileri aşıların içerisine çok güçlü bir zehir ekleyebilir ve bu bilgiyi gizli tutabilir.
4-AŞILAR, İLAÇ ŞİRKETLERİNDEN TAMAMEN BAĞIMSIZ BİR KURUM TARAFINDAN DENETLENMEZ!
İlaç şirketlerinin aşıları, ilaç şirketlerinden bağımsız tek bir laboratuvar testinden geçmez.
Dolayısıyla aşıların gerçek bir güvenlik testi mevcut değildir.
Aşıların testlerini yine ilaç şirketleri yapar. Aşılar yalnızca üreticileri tarafından test edilirler ve güvenli olup olmadıkları saha deneyleri sonuçlarından hiçbir zaman gerektiği gibi yargılanmaz. FDA ve EMA gibi kurumlar sadece ilaç şirketlerinin kendilerine sunduğu testleri inceler ve buna göre onay sağlar.
https://t.co/DSf87Nvvwc
5- AŞILANMIŞ VE AŞILANMAMIŞLAR ARASINDA BİR SAĞLIK DURUMU KIYASLAMASI İÇİN "KONTROL GRUBU" ÇALIŞMASI GERÇEKLEŞTİRİLMEZ!
Oysa belli bir aşı için -misal olarak kızamık aşısı olsun bu- aşılanmış ve aşılanmamış insanlar arasında, belli bir süre için düzenli olarak sağlık durumu kontrolü yapılmalı ve sonuçlar rapor edilmeliydi. İnkar edilemez bir şekilde aşılanmamış insanların daha sağlıklı olduğu istatistiği ile karşılaşılırsa, aşılamayı terk etmek gerekliydi.
Pek nadir olarak kontrol grubu çalışmaları yürütürler, sonuçlarla ne yaptıkları ise bilinmez.
Bu nadir çalışmalardan biri: "Doğum sonrası aşılara, doğum öncesi aşılara ve K vit. enjeksiyonuna sıfır maruz kalanlar için, tüm CGS'deki (kontrol grubundakiler) toplam otizm oranı %0'dır."
https://t.co/YEYB1hkPI3
Bu, "neden yaygın bir şekilde kontrol grubu çalışması yapmazlar?" sorusunun da cevabıdır.
6- İLAÇ ŞİRKETLERİ, AŞI OLDUKTAN SONRA KISA VE UZUN VADEDE BİR AŞI HASARI YAŞANMAYACAĞINA TEMİNAT SUNMAZ VE EĞER AŞI HASARI YAŞANIRSA YASAL OLARAK SORUMLU TUTULMAZ!
İlaç şirketleri, aşıları, sözde enfeksiyonlara karşılık vücudun verdiği tepkinin bir benzerini alabilmek için vücutta bir dizi olumsuz reaksiyonu tetikleyecek şekilde -teorik olarak, “biyolojik patojenin” sebep olduğuna inanılan zararı ya tekrarlamak ya da önceye çekmek adına- çeşitli toksik malzemelerle imal eder.
Misal, birtakım hastalıklara sebep olduğunu varsaydıkları "virüslerin" bilimsel yöntemlerle izole edilmiş gerçek fiziksel varlığını ortaya koyamazken, koca bir varsayım üzerinden içeriğine nice toksik malzeme doldurdukları aşıların zarar vermeyeceğine de elbette teminat sunamazlar.
Çünkü aşılar zaten hasar bırakmak, zarar vermek için tasarlanır. Üstelik hangi toksik içeriğin hangi organda birikeceği, orada ne kadar sürede ne tür sorunlar çıkaracağını kendileri dahi kestiremez.
İşte, tam olarak bu sebeple ürettikleri ürünün sebep olduğu/olacağı sağlık yıkımlarından sorumlu tutulmak istemezler ve aşıları sattıkları hükümetlerden yasal dokunulmazlık talep ederler.
1970’lerden beri dünya hükümetlerinin çok önemli çoğunluğu bu talepleri yerine getiriyor. Bir örnekle; ilaç şirketlerine yasal dokunulmazlık verildiğini, ABD’de 1976 domuz gribi sahtekârlığında -bunu söylüyorum zira ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri yetkilisi Richard Krause 1976 dönemi için “yanlış alarmdı, aslında bir salgın hiç yaşanmadı” demiştir- düzenlenen aşılama kampanyasında verilen 40 milyon domuz gribi aşısından kaynaklanan yan etki, ölüm ve diğer zararlar için açılan binlerce davayı ABD hükümetinin üstlenmesinden biliyoruz: https://t.co/I5QbpOref1
https://t.co/bB6hXEN0dp
Bugün ilaç şirketlerine hükümetlerinin yasal dokunulmazlık sağladığı ülkelerde insanların önüne “onam formu” uzatılıyor. Onam formunu imzaladığınız takdirde ise artık tüm sorumluluğu size yıkmış oluyorlar.
7- ÖNCESİNDE SAĞLIKLI İNSANLARIN AŞI OLDUKTAN SONRA RAHATSIZLANIP ÖLMELERİ DURUMUNDA BU İNSANLARA OTOPSİ UYGULANMAZ, ÖLÜMLERİN "AŞI KAYNAKLI ÖLÜM" OLDUĞU AYYUKA ÇIKSIN İSTENMEZ!
Bunun pek az örneği mevcuttur, yankı uyandırmasına izin verilmemiş ve belki de sessizce üzeri örtülen…
Tıbbiye, ilaç şirketlerine göbekten bağlıdır. Hâliyle, aşılara gelecek halel, sisteme hakaret sayılabilir.
Sağlıkçıların önemli çoğunluğu aşıları savunmak üzere eğitilir ve bilerek ya da bilmeyerek gerçekte aşı ölümü olan bu ölümleri aldıkları bu eğitim üzerinden değerlendirirler.
Toparlayayım:
- Bilimsel yöntemlerle gerçekten izole edilebilmiş virüsler yoktur.
- Mikroplar vücuda düşman değil, dosttur.
- Aşılar apaçık bir şekilde saf kan dolaşımını zehirlemek için tasarlanıyor, açıklanan içeriklerin neredeyse tamamı son derece toksik malzemelerden oluşuyor. Üstelik bazı aşılarda içeriklerin biri yahut birkaçının gizlendiği anlaşılıyor.
- Aşıları denetleyici (denetleyici oldukları iddiasında bulunan) FDA, EMA gibi kurumların ilaç şirketlerinden tamamen bağımsız hareket etmediğine dair çok fazla kanıt var. Dolayısıyla aşıların gerçekten denetlendiğinden söz edilemez.
- Aşıların tek bir güvenlik testi yoktur.
- İlaç şirketleri aşılama sonrası kısa ve uzun vadede herhangi bir sağlık problemi yaşanmayacağına dair güvence vermiyor.
- İlaç ve aşı şirketleri “ceza ve sorumluluk muafiyeti”ne sahip.
- Aşılanmış ve aşılanmamışlar arasında bir sağlık durumu kıyaslaması için kontrol grubu çalışmaları neredeyse yapılmıyor.
- Aşı hasarları resmi olarak raporlanmıyor.
- Aşılanmadan önce sağlıklı insanların, aşılandıktan sonra sağlık durumlarının kötüye giderek ölmeleri durumunda bu insanlara otopsi uygulanmıyor ya da pek nadir uygulanıyor. “Aşı kaynaklı ölümler” resmi olarak raporlanmıyor.
"Neden aşı yapılmamalı, yaptırılmamalı?" sorusunun işte cevabını aldınız.
Aklı selim insanlar için bu cevaplar yeter de artar da...
Kendinizi ve çocuklarınızı neden aşılardan korumanız gerektiğini artık bilmeniz gerekir.
Şimdi, "aşılar zorunlu olsun" diye meclise "kanun teklifi" sunan mahlukatlara seslenelim:
Virüs diye bir biyolojik patojenin varlığı hiçbir zaman kontrol deneyi sağlanmış tek bir virüs izolasyon çalışması ile gösterilebilmiş değilken,
Tek bir mikrobun canlı & sağlıklı tek bir hücreye saldırdığı gösterilebilmiş değilken,
"Hastalık bulaşı" teorisi/iddiası hiçbir zaman bilimsel anlamda kanıtlanmamışken,
Aşıların içeriklerinin, neredeyse her birinin, sayısız bağımsız çalışmayla vücut içerisinde nasıl yıkımlara sebep olabileceği gösterilmiş, özellikle aşılarda adjuvan olarak kullanılan alüminyumun otizmden SMA'ya dek çeşitli nörodejeneratif hastalıkların başlıca müsebbibi olduğu anlaşılmışken,
Aşılamadan sonra kısa ve/veya uzun vadede bir sağlık sorunu yaşanmayacağına dair üretici firmadan aşıyı yapan/yaptıranına dek, hiçbir kurum ve hiç kimse garanti sunamazken,
Aşılamadan sonra kısa ve/veya uzun vadede bir sağlık sorunu yaşandığında, üretici firmadan aşıyı yapan/yaptıranına dek, hiçbir kurum ve hiç kimse sorumluluk almazken,
Üretici firma dava edilemezken,
Aşıyı yapan/yaptıran dava edilemezken,
Aşı kaynaklı ölüm gerçekleştiğinde, kişiye otopsi yapılmayıp, o durumda bile ısrarla fail gizlenecekken,
SİZ AŞILARIN ZORUNLU OLMASINI TEKLİF EDİYORSUNUZ!
Bir anneye - babaya, çocuğunun bedenini aşı zehirlerinden korumak istedi diye, yaptırım uygulanmasını istiyorsunuz!
ÇIKIN VE DOĞRUDAN "ÇOCUKLARINIZI SİSTEMLİ BİR ŞEKİLDE KATLETMEYİ MEVZUATA BAĞLAMAYI İSTİYORUZ" DEYİVERİN, bu çok daha dürüstçe olur!
Ama zaten zorunlu aşılama teklifinizi, ben öyle okuyorum.
Biz öyle okuyoruz.
Bu Millet öyle okuyor.
Ne tür ve ne şekillerde maskeler takarsanız takın, sizi olduğunuz gibi görüyoruz.
İpler, kimlere ve nereye bağlı görüyoruz.
Covid sahtekarlığının başında bir avuç kadar lanse ettiğiniz aşı karşıtları, aslında pek çoktu ve şimdi emin olabilirsiniz ki milyonlar oldu.
Aşıları, en etkili soykırım silahları olarak kullandığınız gerçeğine uyanan milyonlar...
Ve teklifiniz kabul edilirse...
Bunu yapamayacaksınız, başaramayacaksınız.
Deniyor, şartları zorluyorsunuz.
Lakin ola ki bu büyük hataya düştünüz, karşınızda bulacağınız milyonlar!
Tekrar ediyorum ki, bu, esasta bedenlerin GERÇEK SAHİBİNE karşı açtığınız bir savaş olur.
Bu savaştan galip ayrılma şansınız yok.
Herhalukarda, ama yakında ama uzakta, durmayı tercih ettiğiniz tarafta, tüm sapkınlıklarınızla, talimatlarını uygulamaya kalktıklarınızla, sahte tanrılarınızla YENİLECEKSİNİZ!
Ve yeryüzünde bu sona engel olabilecek hiçbir güç yok.